Üsame ordusu dinlendikten sonra Hz. Ebu Bekir, Müslüman askerlerle birlikte kılıcını çekerek Medine'den Zi'1-Kassa'ya gitti. Zi'1-Kassa, Medine'ye bir konaklık mesafede bulunan bir yerin adıdır. Ali b. Ebi Ta-lib de Hz. Ebu Bekir'in bineğim güdüyordu. Allah ikisinden de razı olsun. Hz. AİHÎe diğer bazı sahabeler, Medine'ye dönmesi ve bedevilerle savaşmak üzere başka bahadırlardan birini göndermesi için Hz. Ebu Bekir'e ısrar ettiler. O da onların bu ısrarlarına dayanamayıp isteklerini kabul etti. On bir komutan tayin etti. Bunların her birine bir sancak verdi. Nitekim bunu ileride detaylı bir şekilde anlatacağız. Darekutnî, Ibn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ebu Bekir, Zi'1-Kassa'ya gittiğinde bineği üzerinde doğrulup durduğu zaman Ali, onun bineğinin yularını tuttu ve şöyle dedi:
- Ey Rasûlullah'm halifesi, nereye gidiyorsun? Ben sana, Uhud gününde Rasûlullah'm söylediği şu sözü söylüyorum: "Kılıcım kınına sok ve kendini feda ederek başımıza musibet getirme. Medine'ye dön. Allah'a yemin ederim ki, eğer seni kaybetme musibetine maruz kalırsak, artık ebediyyen islâm'ın nizam ve düzeni kalmaz."
Ali'nin böyle demesi üzerine Ebu Bekir, Medine'ye döndü." Bu, garip bir hadistir.
Zekeriyya es-Sacî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Babam bineği üzerine atlayıp kılıcını çekerek Zi'1-Kassa vadisine gitti. Ebu Talib oğlu Ali gelip onun bineğinin yularım tuttu ve şöyle dedi:
- Ey Rasûlullah'm halifesi, nereye gidiyorsun? Ben sana, Uhud gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m söylediği şu sözü söylüyorum: "Küıcmı kınına sok ve kendini feda ederek başımıza musibet getirme. Allah'a yemin ederim ki, eğer seni kaybetme musibetine maruz kalırsak, senden sonra islâm'ın nizamı kalmaz."
Ali'nin böyle demesi üzerine Ebu Bekir, Medine'ye geri döndü ve ordu yoluna devam etti."
Seyf b. Ömer, Kasım b. Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Üsame ve askerleri istirahat ettiklerinde kendilerinden artacak kadar bol miktarda sadakalar geldi. Hz. Ebu Bekir de heyetleri kesti. Dışarıya seriyye göndermedi. On bir sancak hazırladı. Bunlardan birini Halid b. Velid'e verdi. Halid'e, Tuleyha b. Hüveylid üzerine gitmesini emretti. Bu işi tamamladıktan sonra da Malik b. Nüveyre'nin üzerine Bitah'a gitme talimatım verdi. Sancaklardan birini îkrime b. Ebu Ce-hil'e verdi. Ona da Müseyleme üzerine gitmesi emrini verdi. Ikrime'nin ardı sıra Şurahbil b. Hasene'yi de Müseylemetü'l-Kezzab üzerine gönderdi. Şurahbil'in bu işi tamamladıktan sonra Kudaa oğulları üzerine
gitmesini emretti.
Sancaklardan birini Muhacirlere verdi. Bunların başında Ebu Ümeyye vardı. Ebu Ümeyye'ye, Esved el-Ansfnin ordusuyla çarpışmasını emretti. Sonra da Esved'in askerlerine karşı Kaye b. Mekşuh'a yardım etme talimatını verdi."
Ben derim ki: Kays b. Mekşuh'a yardım için Ebu Ümeyye'yi göndermişti. Çünkü Kays, Esved elAnsf ye itaat etmeyeceğini ilan etmişti. Bununla ilgili açıklama ileride gelecektir.
Sancaklardan birini de Halid b. Said b. As'a verdi. Onun da Şam'ın üst taraflarına gitmesini emretti. Sancaklardan birini Amr b. As'a verdi. Onun Kudaa, Vedia ve Haris kabileleri üzerine gitmesini emretti.
Sancaklardan birini Hüzeyfe b. Muhsin el-Gatafanf ye verdi. Onun Dübâ, Arfece, Herseme ve çevre mıntıkaları üzerine gitmesini emretti. Sancaklardan birini Tarfe b. Hacib'e verdi. Onun da Beni Süleym ve müttefikleri olan Hevazinliler üzerine gitmesini emretti.
Sancaklardan birini Süveyd b. Mukrin'e verdi. Onun Yemen'deki Tihame mıntıkasına gitmesini emretti.
Sancaklardan birini de Alâ b. Hadremfye verdi. Onun da Bahreyn'e gitmesini emretti. Allah onlardan razı olsun.
Bu komutanlardan her birine ayrı ayrı birer mektup yazıp verdi. Komutanlardan her biri, kendisine bağlı askerleri alıp Zi'1-Kassa'dan görevli oldukları yere gittiler. Ebu Bekir es-Sıddık da Medine'ye döndü. Ebu Bekir es-Sıddık, komutanlarla birlikte bir mektubu Rabaza'ya göndermişti ki, mektupta şunlar yazılıydı:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Rasûlullah'm halifesi Ebu Bekir'den bu mektubu duyacak olan ge-' nel ve özel herkese. Sözüm, İslâmiyet'te sebat eden veya İslâm'dan dönüp mürted olan herkesedir. Selam, hidayete tabi olanlara olsun. Hidayetten ayrılıp sapıklığa ve hevanın peşine düşenlere olmasın. Ben, kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a hamd ederim. Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in, O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim. Muhammed'in getirdiği ahkama inanırız. Onun dinini inkar edenlere karşı cihad ederiz ve böylelerinin kafir olduklarını söyleriz. İmdi Cenâb-ı Allah, Hz. Muhammed'i kendi katından hak peygamber olarak yaratıklarına müjdeci, uyarıcı ve Allah'ın izniyle dinine davet edici, aydınlatıcı bir kandil olarak göndermiştir ki, diri olan herkesi uyarıp korkutsun ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.
Cenâb-ı Allah, kendi davetine icabet eden kimseleri hak yola iletip hidayete erdirdi. Rasûlullah (s.a.v.), kendisinden yüz çevirenleri vurdu. Nihayet gönüllü veya gönülsüz olarak İslâm'a döndüler. Sonra Cenâb-ı Allah, Rasûlünü vefat ettirdi. Ama Rasûlullah, Allah'ın emrini yerine getirdi, ümmetine nasihat etti. Sonra da Cenâb-ı Allah, onu bu fani dünyadan aldı. Vefat edeceğini ona ve Müslümanlara, indirmiş olduğu kitapta beyan etmişti: "Ey Muhammedi Şüphesiz sen de Öleceksin, onlar da ölecekler." (ez-Zümer, 30.) "Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?" (ei-Enbiyâ, 34) Yüce Allah, mü'minlere hitaben de şöyle buyurmuştur:
"Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez, Allah şükredenlerin mükafatını verecektir." (Âl-i Imrân, 114.)
Muhammed'e tapan kimse bilsin ki, Muhammed ölmüştür. Allah'a tapan kimse de bilsin ki, Allah diridir, ölümsüzdür. O'nu uyku ve uyuklama tutmaz. O, işinin başındadır. Düşmanlarından intikam alıcıdır. Ben Allah'a karşı takvalı olmanızı, dindeki payınızı almanızı ve Peygamberiniz (s.a.v. )'in size getirdiği ilahi ahkama uymanızı, onun yolundan gitmenizi, Allah'ın dinine sımsıkı sarılmanızı size tavsiye ediyorum. Çünkü Allah'ın hidayet vermediği kimse sapıklıktadır. Allah'ın kendisine yardım etmediği kimse de yardımsız kalır. Kendisine Allah'tan başkasının yol gösterdiği kimse sapıklıktadır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırır-sa artık ona, doğru yola götürecek bir rehber bulamazsınız." (el-Kehf, 17.)
Böyle bir kimsenin dünyada işlediği amel kabul edilmez. Ahirette de onun farz ile nafile namazları, kendini kurtarmak için vereceği fidyesi de kabul edilmez. Bana ulaşan habere göre sizden bazı kimseler, İslâmiyet'i ikrar edip İslâm ahkamıyla amel ettikten sonra Allah'a karşı aldanıp onun hükmünü bilemediği ve şeytana icabet ettiği için dininden dönmüştür. Yüce Allah, kutsal kitabında buyuruyor ki:
"Meleklere: "Adem'e secde edin." demiştik. İblis'ten başka tamamı secde etmişti. O, cinlerdendi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Ey insano-ğulları! Siz beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir!" (el-Kehf, 50.)
Başka bir ayet-i kerimede de yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Şeytan şüphesiz sizin düşmanmızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli Cehennem yaranı olmaya çağırır." (elFâtır, 6.)
Ben size Muhacir ve Ensâr'dan ve güzellikle bunlara uyan tabiilerden oluşan bir ordu gönderdim. Bu ordu komutanım da, insanlardan hiçbirinden Allah'a iman dışında hiçbir şeyi kabul etmemesini ve insanları Aziz ve Celil olan Allah'a davet etmedikçe onlarla savaşmamasını emrettim. Eğer çağrısına icabet edilir, iman ve ikrarda bulunulup salih amel işlenirse, iman ve ikrar sahiplerinin, salih amel sahiplerinin iman, ikrar ve salih amelleri kabul edilir. Kendisine de bu hususta yardım edilir. Ama iman çağrısına icabet edilmezse, komutan onunla -Allah'ın emrine dönünceye ve onlardan güç sahibi hiçbir kimse kalmayıncaya kadar- savaşacaktır ve böylelerini ateşle yakmasını, çeşit çeşit ölümlerle öldürmesini, kadınlarını ve çocuklarını esir almasını ve hiç kimseden İslâm'dan başka birşeyi kabul etmemesini emrettim. Her kim bu hususta komutana tabi olursa, kendisi için hayırlı olur. Her kim de komutanın bu çağrısına uyup itaat etmezse, bilsin ki Allah'ı asla aciz bırakamayacaktır. Elçime, mektubunu topluluğunuz arasında okumasını emrettim. İslâm'a çağrı sembolü ezandır. Ezan okudukları zaman onlara ilişmeyin. Ezan okumazlarsa, yükümlülüklerini yerine getirmelerini onlardan isteyin. Eğer bu isteğinize cevap vermezlerse, hemen onlarla savaşın. Eğer ikrar ederlerse, üzerlerine düşeni yapacaklar demektir.»

