Peygamber (s.a.v.), birkaç yerde sütü çoğaltıp içine bereket katmıştır.
imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Allah'a yemin ederim ki ben, yeryüzünde açlıktan ötürü ciğerime güvenirim (açlığa çok dayanıklıyım) ama açlıktan ötürü karnıma taş bağlamıştım. Bir gün sahabelerin geçmekte oldukları bir yola gidip oturdum. Ebu Bekir geldi. Ona Allah'ın kitabından bir ayet sordum. Amacım, beni peşine takıp götürmesi (bana birşeyler yedirmesi) idi. Ama yapmadı. Biraz sonra Ömer (r.a.) geçti, ona da Allah'ın kitabından bir ayet sordum. Amacım, beni peşine takıp götürmesi (bana birşeyler yedirmesi) idi. Ama yapmadı. Biraz sonra Ebu'l-Kasım (s.a.v.) oradan geçti. Yüzümdeki ve ruhumdaki hali anlayıp bana şöyle dedi:
- Ebu Hüreyre!
- Buyur ya Rasulallah.
- Peşime takıl!
Peşine takılıp evine gittim. Kapıya vardığımızda içeriye girmek için izin istedim. Bana giriş izni verildi, içeride bir bardakta süt gördüm. Rasûlullah (s.a.v.), evdekilere sordu:
- Bu sütü nereden getirdiniz?
- Bunu, falan adam (ya da falan aile) bize hediye etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle seslendi:
- Ebu Hüreyre!
- Buyur ya Rasulallah.
- Suffa ehline git, onları yanıma çağır.
Suffa ehli, Müslümanların misafirleriydiler. Aileleri ve malları yoktu. Rasûlullah (s.a.v.)'a bir hediye gelince, bunu onlara verirdi. Bir sadaka gelince de o sadakayı onlara gönderirdi. Kendine birşey ayırmazdı. Rasûlullah'm bu emri beni üzdü. Çünkü o günüme ve geceme yetecek kadar güç bulmak için o sütü ben kendim içmek ümidindeydim. Suffa ehline giden elçi benim. Onlar gelince de bu sütü onlara dağıtacak olan da ben olacaktım, bana ise hiçbir şey kalmayacak, dedim. Ama Allah ve rasûlünün emrine itaat etmek de gerekliydi. Dışarı çıktım. Yanlarına gittim. Onları Rasûîullah'm evine davet ettim. Onlar da kapıya geldiler, içeri girmek için izin istediler. Onlara gerekli izin verilince içeri girdiler. Yerlerine oturdular. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle dedi:
- Ebu Hüreyre! Sütü al, bunlara dağıt!
Ben de bardağı aldım. Onlara dağıtmaya başladım. Gelen misafirler sırasıyla bardağı alıyor, kana kana içiyor, doyduktan sonra bardağı geriVeriyordu. Böylece sonuncu adama kadar gittim. Ona da verdim, o da içti. Bardağı bana geri verdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'a verdim. Bardağı eline aldı. içinde bir miktar süt kalmıştı. Sonra başını kaldırıp bana baktı ve gülümsedi, şöyle dedi:
- Ebu Hüreyre!
- Buyur ya Rasulallah.
- Ben ve sen kaldık, öyle değil mi?
- Doğru söyledin ya Rasulallah.
- Otur da iç.
Oturdum, içtim. Sonra bana:
- îç, dedi. Ben yine içtim. Yine iç dedi, yine içtim. Nihayet dedim ki:
- Hayır, seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, içimde sütün girebileceği bir yer kalmadı.
- Öyleyse bardağı bana ver.
Bardağı ona verdim. Kalan sütü kendisi içti.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekr b. Ayyaş kanalı ile İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben, Ukbe b. Ebu Muayt'm koyunlarını güden bir çobandım. Hz. Peygamber (s.a.v.) ile Ebu Bekir bana uğradılar. Rasûlullah, bana şöyle dedi:
- Ey delikanlı, yanında süt var mı?
- Evet, ama ben emanetçi biriyim.
- Üzerine koç sıçramamış koyun var mı?
Ben de öyle bir koyun getirdim. Rasûlullah memesini sıvazladı, memesi süt doldu. Sütü bir kaba sağdı. Kendisi içti, Ebu Bekir'e içirdi, sonra da koyunun memesine: "Büzül bakalım." dedi. Meme büzüldü. Süt kesildi. Aradan bir zaman geçtikten sonra yanına gittim ve şöyle dedim:
- Ya Rasulallah, bana şu sözü öğret. Elini başıma sürdü ve şöyle dedi:
- Ey delikanlı, Allah sana rahmet etsin. Sen, bilen ve öğreten birisin.
Başka bir rivayete göre ise Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle demiştir:
- Sen öğretici bir delikanlısın.
Ben de ondan yetmiş sûre öğrendim ki, hiçbir beşer bu hususta benimle tartışmadı.»
Hicret bahsinde de anlatıldığı gibi Ümmü Ma'bed'in alız koyununu Rasûlullah sağmıştı. Cılız olan bu koyun, daha önce süt vermez iken Rasûlullah memesinden süt sağmış; hem kendisi içmiş, hem de ashabına içinnişti. Sonra Ümmü Ma'bed'e büyük bir kapta süt bırakmıştı. Nihayet kocası da gelip durumu görmüştü.
Köleleri dışında Rasûlullah (s.a.v.)'a hizmet eden sahabeler babında da anlatıldığı gibi Mikdad b. Esved, Rasûlullah (s.a.v.)'a getirilen sütü içmiş, sonra geceleyin kalkarak Rasûlullah'a yedirmek amacıyla bir koyun kesmek istemişse de çok miktarda sütü hayvanın memesinde görünce kesmekten vazgeçerek sadece sütünü sağarak büyük bir kabı doldurmuştu.
Ebu Davud et-Tayalisî, Ebu İshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Habbab'm kızı, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bir koyun getirmişti. Rasûlullah, o koyunu bağlamış, sonra da:
- Bana en büyük kabınızı getirin, demişti. Ona büyük hamur teknesini getirmişler; dolduruncaya kadar içine süt sağmıştı. Daha sonra da:
- Siz ve komşularınız için, demişti.» Beyhakî, Nafi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir yolculukta Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. 400 kadar adamdık. Susuz bir yere inip konakladık. Bu da ashaba ağır geldi. Ama:
- Rasûlullah bizden daha iyi bilir, dediler. O esnada iki boynuzlu bir koyun geldi. Rasûlullah'ın karşısında durdu. Rasûlullah, onu sağıp sütünü içti. Doyduktan sonra ashabına da içirdi. Onlar da doydular. Sonra şöyle dedi:
- Ey Nafi! Bu hayvanı bu gece yanında tut, ama tutabileceğini sanmıyorum.
Ben hayvancağızı alıp bir kazık çaktıktan sonra o kazığa bir iple bağladım. Sonra geceleyin uykudan uyanınca onu göremedim, ama boynundaki ipin yere atılmış olduğunu gördüm. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gittim. O bana sormadan durumu ona anlattım. Bana dedi ki:
- Ey Nafi! Onu getiren, götürdü de.»
Beyhakî, Ebu Bekir'in azadlısı Sa'd'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) bana:
- Benim için bir keçi sağ, dedi.
Oralarda bildiğime göre keçi yoktu. Gidip baktım. Keçi sürüsü gördüm. Birini yakalayıp sağdım. Keçiyi de yanımda tuttum, arkadaşlarıma da, ona göz kulak olmalarını tenbihledim. Göç hazırlıklarını yaparken keçiyi kaybettik.
- Ya Rasulallah, keçiyi kaybettim, dedim. O da şöyle buyurdu:
- Onun sahibi vardır.»
Bu, garip bir hadistir. Senedinde bilinmeyen kimseler vardır. Hayvanlarla ilgili mucizeler bölümünde de bir ceylanla ilgili hadisi nakledeceğiz.

