İmam Ahmed b. Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yağmur meleği, Peygamber (s.a.v.)'in yanına gelmek için izm istedi. Ona izin verildi. Peygamber (s.a.v.) de Ümmü Seleme'ye: - Kapıyı kapa. Yanımıza kimse gelmesin, dedi. Sonra Ali'nin oğlu
Hüseyin kapıya geldi. Sıçrayıp içeri girdi. Rasûlullah (s.a.v.)'m omuzlarına çıktı. Melek, Rasûlullah'a sordu:
- Bunu seviyor musun?
- Evet.
- Ama ümmetin onu öldürecektir. İstersen öldürüleceği mekanı
sana göstereyim.
Melek böyle dedikten sonra elini vurdu ve Rasûlullah'a kırmızı bir toprak gösterdi. Ümmü Seleme de o toprağı alıp elbisesinin bir ucuna koyup bağladı. Enes diyor ki: Biz, Hüseyin'in Kerbela'da öldürüleceğini
işittik."
Beyhakî, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), bir gün uzanıp uyudu, ama hayretler içerisinde uyandı. Sonra yine uzanıp uyudu, yine hayretler içinde uyandı. Ama bu defaki hayret ve şaşkınlığı öncekine nisbetle biraz daha azdı. Sonra yine uzanıp uyudu, tekrar uyandığında elinde biraz kırmızı toprak vardı. Toprağı evirip çeviriyordu. Ona sordum:
- Bu toprak da ne, ya Rasulallah?
- Cebrail, Hüseyin'in Irak'ta bu toprak üzerinde öldürüleceğini bana haber verdi.
Cebrail'e dedim ki:
- Ey Cebrail, Hüseyin'in öldürüleceği yerin toprağını bana göster.
- İşte bu, Hüseyin'in öldürüleceği yerdeki topraktır, dedi." Hafız Ebu Bekr el-Bezzar, «Müsned» adlı eserinde, Ibn Abbas'm
şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüseyin, Hz. Peygamber'in kucağında oturmaktaydı. Cebrail, ona sordu:
- Onu seviyor musun?
- Onu nasıl sevmiyeyim? O benim ciğerimin meyvesidir.
- Ama ümmetin onu öldürecektir. İstersen mezarının yerini sana göstereyim.
Böyle dedikten sonra Cebrail, bir avuç toprak getirdi. İşte bu, o kırmızı topraktır."
Beyhakî, Ebu Ammar Şeddad b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ümmü Fadl binti Haris, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidip şöyle dedi:
- Ya Rasulallah, bu gece, görülmemiş acayip bir rüya gördüm.
- Rüyan nasıldı?
- Senin vücudundan bir parçanın koparılıp kucağıma konulduğunu gördüm.
- Hayırlı bir rüya görmüşsün. Bunun yorumu şudur: Faüma inşa-allah bir erkek çocuk doğuracak ve o çocuk da senin kucağında olacaktır.
Gerçekten de Faüma, Hüseyin'i doğurdu. Rasûlullah (s.a.v.)'ın buyurduğu gibi o benim kucağımda oldu. Ben de alıp Rasûlullah'm kucağına bıraktım. Sonra Rasûlullah bana dönüp baktı. Gözlerinden yaş boşanmakta olduğunu gördüm. Dedim ki:
- Ey Allah'ın Peygamberi; anam babam sana feda olsun. Neyin var?
- Cebrail (a.s.), yanıma geldi ve ümmetimin şu oğlumu öldüreceklerini bana haber verdi.
- Şu çocuğu mu?
- Evet.
Cebrail böyle dedikten sonra, onun öldürüleceği yerin kırmızı toprağını bana getirdi."
îmam Ahmed b. Hanbel, Ümmü Fadl'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına gidip şöyle dedim:
- Rüyamda gördüm ki, evimde veya kucağımda senin vücudunun organlarından biri var.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Inşaallah Fatıma bir erkek çocuk doğuracak ve sen o çocuğun bakıcılığım yapacaksın.
Fatıma, Hüseyin'i doğurdu. Onu ban* verdi. Ben de onu emzirdim. Sonra bir gün ziyaret için Rasûlullah'm yarana giderken Hüseyin'i de beraberimde götürdüm. Rasûlullah, Hüseyin'i alıp kucağına koydu. Kucağında iken Hüseyin işedi. Sidiği Rasûlullah'ın eteğine bulaştı. Ben de elimle Hüseyin'in omuzuna vurdum. Rasûlullah bana dedi ki:
- Allah seni İslah etsin, oğlumu incittin.
- Ya Rasulallah, izarını ver de yıkayayım.
- Hayır, lazm sidiği yıkanır, ama erkek çocuğun sidiğinin üzerine su serpilir."
imam Ahmed b. Hanbel, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.)'i, kişinin gündüzün ortasında görüşü gibi rüyamda gördüm. Şöyle diyordu: Tozlu ve saçı başı dağınık, elinde bir şişe vardı. Şişede de kan vardı. Ona dedim ki:
- Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, bu nedir? Dedi M:
- Bu, Hüseyin ile arkadaşlarının kanıdır.
O günden beri Hüseyin'i hep göz altında tuttum ve o günü takib ettim. Gerçekten de o günde öldürüldüğünü gördük. Allah ondan razı olsun."
Katade dedi ki: Hüseyin, hicretin altmışbirinci senesinde cumaya denk gelen aşure gününde öldürüldü. O zaman kendisi, kırkbeş sene altı ay on beş günlük bir ömrü geride bırakmıştı.
Leys, Ebu Bekir b. lyaş el-Vakidî, Halife b. Hayyat, Ebu Maşer ve birçok tarihçi, onun, hicretin altmışbirinci senesinin aşure gününde öl* durulduğunu söylemişlerdir.
Bazıları da onun cumartesi günü öldürüldüğünü iddia etmişlerdir. Ama önceki görüş daha doğrudur. Onun öldürülmesi yüzünden birçok olayın cereyan ettiği anlatılmıştır. Mesela, o gün güneşin tutulmuş olduğunu söylerler. Bu, zayıf bir rivayettir. Semanın ufuklarının değiştiğini, kaldırılan her taşın altında kan görüldüğünü söylemişlerdir. Bazıları ise, sadece Kudüs'teki taşların altında kan görüldüğünü söylemişlerdir. Ayrıca o gün Alaçehre çiçeğinin küle dönüştüğünü, etin zehir gibi acı hale geldiğini ve içinden ateş çıktığını ifade etmişlerdir. Buna benzer daha görülmemiş haller vuku bulduğunu söylemişlerse de bunların bir kısmı kabul edilemeyecek derecede münkerdir. Bir kısmının ise vukuu muhtemeldir. Doğrusunu Allah bilir.
Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), dünyada ve ahirette Adem oğullarının" efendisi olduğu halde vefat ettiği zaman böyle şeyler görülmemişti. Ondan sonra Ebu Bekir es-Sıddık vefat etmiş, yine bu gibi haller görülmemişti. Sonra Hattab oğlu Ömer mihrapta sabah namazını kılarken şe-hid edilmişti, ama böyle hallere rastlanmamıştı. Hz. Osman da kendi evinde kuşatma altına alınıp şehid edildiği zaman yine bu gibi durumlarla karşılaşılmamıştı. Ebu Talib oğlu Ali, sabah namazından sonra şehid edilmiş, ama sözünü ettiğimiz olaylara benzer olaylar cereyan etmemişti. Doğrusunu Allah bilir.
Hammad b. Seleme, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Cinlerin, Ali oğlu Hüseyin için ağıt yaktıklarını işittim." Bu, sahih bîr rivayettir.
Şehr b. Havşeb dedi ki: Biz, Ümmü Seleme'nin yanmdaydık. Hz. Hüseyin'in öldürüldüğü haberi gelince düşüp bayıldı.
Hz. Hüseyin'in Öldürülme sebebini kısaca şöylece özetleyebiliriz:
Kendisine halife olarak bey'atlerini takdim etmeleri için Iraklılar, Hz. Hüseyin'e birçok mektup gönderdiler. Amcası oğlu Müslim b. Ukayl da bu hususta ona mektup yazmıştı. O sıralarda Yezid Ibn Muaviye'nin Irak valisi Ubeydullah b. Ziyad bu durumdan haberdar olunca, Müslim b. Ukayl'a adamlar gönderip boynunu vurdu ve kellesini, köşkünden halkın üzerine fırlattırdı. Bunun üzerine Müslim b. Ukayl'm etrafında toplanan adamlar dağıldılar. Birlikleri bozuldu. Öte yandan Hz. Hüseyin de Hicaz'da ordu hazırlayıp Irak'a doğru yola çıkü. Orada olup bitenlerden haberi yoktu. Ailesini ve kendisine itaat eden adamlarını da yanına aldı. 300'e yakın bir cemaat teşkil etmişti. Ancak sahabelerden bir topluluk, onu bu yolculuktan vazgeçirmeye çalıştı. Vazgeçirmeye çalışanlar arasında Ebu Said, Cabir, İbn Abbas ve İbn Ömer de yardı. Ne var ki Hüseyin, onların bu nasihatlarma kulak vermedi. îbn Ömer, onu bu yoldan geri döndürmek için güzel nasihatlarda bulunmuş, onun amacına ulaşamayacağını çeşitli delillerle ispatlamaya çalışmış, ancak Hüseyin bunları kabul etmemişti.
Hafiz ei-Beyhakî, Şa'bî'nm şöyle dediğim rivayet etmiştir: "îbn Ömer; Medine'ye geldi. Hz. Hüseyin'in Irak'a doğru yola çıktığını duydu. O da Medine'den çıkıp iki ya da üç gece yol gitti. Sonunda Hüseyin'i buldu. Ona nereye gitmekte olduğunu sordu. O da Iraklıların kendisini davet ettiklerini söyledi ve yanındaki bir yığın mektubu da gösterdi. İbn Ömer:
- Oraya gitme, dedi. Hüseyin de:
- îşte onların mektupları ve bana bey1 at edeceklerine dair vesikaları!., dedi. Mektupları ve vesikaları gösterdi. îbn Ömer de ona şöyle karşılık verdi:
- Doğrusu yüce Allah, peygamberini, dünya ve ahiretten birini tercih etme seçeneğine sahip kıldı. Peygamber (s.a.v.), dünyayı istemedi, ahireti tercih etti. Siz de onun vücudundan birer parçasınız. Allah'a yemin ederim ki, sizden hiçbiri dünyaya asla sahip olamayacaktır. Ahire-ti, sizden daha hayırlı birine vermeyecektir. Gelin bu dünya içindekiler-den vazgeçin. Irak'a gitme, geri dön.
Hz. Hüseyin, îbn Ömer'in teklifini kabul etmedi ve:
- îşte Iraklıların mektupları ve be/at edeceklerini bildiren vesikaları!., dedi.
Bunun üzerine îbn Ömer, onu kucakladı ve:
- Seni öldürülmekten koruması için Allah'a emanet ediyorum, de-<ü.
Abdullah b. Ömer'in anladığı kadarıyla Hz. Hüseyin öldürülecekti ve onun tahmini de gerçekleşti. Yine o, Ehl-i Beytten hiç kimsenin müstakil olarak halifeliği ele geçiremeyeceğini ve idareye yalnız başına sahip olamayacağım belirtmişti. Osman b. Affan ile Ali b. Ebu Talib de Ehl-i Beytten herhangi bir kimsenin asla idareye tek başına sahip olamayacağını söylemişlerdi. Onların böyle dediklerim Ebu Salih Halil b. Ahmed b. îsa b. Şeyh, «el-Fiten ve'1-Melahim» adlı eserinde rivayet etmiştir.
Ben derim ki: Mısır'daki Fatımî halifelerine gelince, âlimlerin çoğu bunların, Ehl-i Beytin asıl üyeleri değil de evlatlıkları oldukları görüşündedir. Ali b. Ebu Talib de Ehl-i Beytten değildi. Bununla birlikte yine de önceki üç halife gibi müstakil bir halife olamadı. îslâm diyarının
tümüne hakim olamadı. Sonra da onun zamanında idare bozuldu. Oğlu Hasan'a gelince o, ordusuyla birlikte gelip te Şamlılarla karşı karşıya olduğu zaman menfâat ve maslahatın halifeliği bırakmakta olacağını anladı. Bu sebeple Allah rızası için ve Müslümanların kanlarının akmasını önlemek için halifeliği bıraktı. Allah onun sevabını versin ve ondan razı olsun.
Hz. Hüseyin'e gelince, îbn Ömer, onun Irak'a gitmemesini tavsiye etmiş, ama o, îbn Ömer'in tavsiyesine uymamıştı. Bunun üzerine îbn Ömer, vedalaşarak onu kucaklamış ve:
- Seni ölümden koruması için Allah'a emanet ediyorum, demişti ve onun feraset yoluyla tahmin ettiği tatsız hadise de vuku bulmuştu. Hz. Hüseyin, Irak'a doğru gidince, Ubeydullah b. Ziyad, 4000 kişilik bir birliği ona karşı çıkardı. Başlarında Amr b, Sa'd b. Ebi Vakkas vardı. Amr, vazifeden affinı dilemiş, ama bu dileğini yerine getirmemişlerdi. Nihayet iki ordu Kerbeta'da karşı karşıya gelmişlerdi. Hz. Hüseyin ile arkadaşları kamışlığa sırt vermiş ve orduyla yüzyüze gelmişlerdi. Hz. Hüseyin, onlardan üç şeyden birini kabul etmeleri talebinde bulunmuştu:
- Ya kendisini bırakacaklar ve geldiği yoldan geri dönecekti.
- Ya sınır boylarından birine gidecek, orada savaşacaktı.
- Ya da kendisine yol verecekler ve gidip Yezid b. Muaviye ile el ele verecek, Yezid'in dilediği şekilde hüküm vermesine razı olacaktı.
Fakat onlar, bu üç tekliften birini dahi kabul etmediler ve şöyle dediler:
- Mutlaka Ubeydullah b. Ziyad'm yanma geleceksin, senin hakkında o karar verecektir.
Hz. Hüseyin de Ubeydullah'ın yanma gitmeyi kabul etmedi ve onlarla savaştı. Onlar da onu öldürdüler. Allah ona rahmet etsin. Başını alıp Ubeydullah b. Ziyad'a götürdüler, önüne koydular. Ubeydullah da elindeki bir kırbaçla Hz. Hüseyin'in kesik başının dişlerine vurdu. Sağa sola döndürüp tahkir etti. O esnada yanmda Enes b. Malik de oturmaktaydı. Ubeydullah'a şu uyanda bulundu:
- Ey adam, şu kırbacını kaldır bakalım! Çünkü ben çoğu kez Rasûlullah (s.a.v.)'ın bu dişleri öptüğünü gördüm! Sonra Ubeydullah b. Ziyad, Hz. Hüseyin'in ailesi ile beraberindeki adamlarının Şam'a, Yezid b. Muaviye'ye götürülmesini emretti. Denilir ki: Ubeydullah b. Ziyad, onlarla beraber Hz. Hüseyin'in kesik başını da Yezid'e gönderdi. Kesik baş, Yezid'in önüne konulunca, Yezid şu şiiri söyledi:
"Bize karşı güçlü olan adamların kafalarını gövdelerinden ayırırız. Onlar, daha zalim ve anneleriyle babalarına karşı daha kötü davranırlardı."
Bundan sonra Yezid, Hz. Hüseyin'in ailesinin Medine'ye gönderilmesini emretti. Bunların Medine'ye girişlerinde Abdülmuttalib'in kızlarından biri saçını başım yolup elini de başına koyup ağlamaya başladı ve şu şiiri okudu:
"Eğer Peygamber, size dese ki: Siz ümmetlerin en sonuncusu olduğunuz halde benim vefatımdan sonra yakınlarıma ve Ehl-i Beytime ne yaptınız? Onların bir kısmı esir düşmüş, bir kısmı öldürülüp kana boyanmış! Benden sonra akrabalarıma kötü davranmamanızı size Öğütle-miş olduğuma göre sizden beklediğim bu değildi.
Evet, size böyle derse ne cevap vereceksiniz?"
Biz, yeri geldiğinde bu konuyu detaylı bir şekilde anlatacağız. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.
Hz. Hüseyin'in öldürülmesi yüzünden birçok insan kendisine defalarca ağıt yakmıştı. Ama bunların en güzeli, Hakim Ebu Abdullah en-Nisaburfninlddir:
"Ey Muhammed'in kızının oğlu! Senin başını kana bulanmış olarak getirdiler.
Ey Muhammed'in kızının oğlu! Seni öldürmekle onlar sanki kasıtlı olarak ve aşikar bir surette peygamberi öldürdüler.
Susamış olduğun halde seni öldürdüler. Temiz ve tevili gözetmeksizin seni vurdular.
Senin öldürülmenle onlar tekbir getirdiler. Aslında onlar, seni öldürmekle tekbir ve tehlili yok ettiler."

