El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Rasûlullah'ın Avucunda Çakıl Taşlarının Tesbîh Edîşî

Hafiz Ebu Bekr el-Beyhakî, Süveyd b. Yezid es-Sülemf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Zerr'in şöyle dediğini işittim: Yaşadığım bir hadiseyi gördükten sonra Osman'ı, sadece hayırla anacağım. Ben, Rasûlullah …

Hafiz Ebu Bekr el-Beyhakî, Süveyd b. Yezid es-Sülemf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Zerr'in şöyle dediğini işittim:

Yaşadığım bir hadiseyi gördükten sonra Osman'ı, sadece hayırla anacağım. Ben, Rasûlullah

(s.a.v.)'in yalnız bulunduğu vakitleri araştıran bir adamdım. Bir gün onun yalnız başına oturmakta

olduğunu gördüm. Yalnızlığını firsat bilerek gidip yanma oturdum. O esnada Ebu Bekir gelip selam

verdi. Rasûlullah'm sağ tarafina oturdu. Sonra Ömer gelip selam verdi, Ebu Bekir'in sağ tarafina

oturdu. Sonra Osman gelip selam verdi, Ömer'in sağ tarafina oturdu. Rasûlullah (s.a.v.)'m önünde

de yedi (yahut dokuz) çakıl tanesi vardı. Onları avucuna aldı. Çakıl taneleri teşbih getirdiler. O

hurma dalının inleyişi gibi inlediklerini işittim. Sonra onları yere bıraktı. İnlemeleri kesildi. Tekrar

alıp Ebu Bekir'in avucuna bıraktı. O çakıl tanelerinin teşbih getirdiklerini ve hurma dalı gibi

inlediklerini işittim. Onları yere bırakınca sesleri kesildi. Tekrar onları alıp Ömer'in avucuna bıraktı.

Teşbih getirdiklerini ve hurma dalı gibi inlediklerini işittim. Yere bıraktı, sesleri kesildi. Sonra yine

alıp Osman'ın avucuna bıraktı. Teşbih getirdiklerim, hurma daimin inleyişi gibi inlediklerini işittim.

Sonra yere bıraktı ve sesleri kesildi. Rasûlullah (s.a.v.): "İşte bu, nübüvvetin hilafetidir." buyurdu."

Beyhakî, Şuayb'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Velid b. Süveyd, Beni Süleym kabilesinden Rabaza'da Ebu Zerrle görüşen yaşlı bir adamın şöyle dediğini nakletti:

"Bir gün Ebu Zerr'le beraber aynı mecliste bulunuyordum. O esnada Osman b. Affan'dan söz edildi. Kendisini Rabaza'da mecburi ikamete tabi tuttuğundan Ebu Zerr'in Osman'a kırgın olduğunu sanıyordum. Osman'dan söz edildiğinde bu konuyu bilenler lafa karıştılar, ama Osman'dan söz edildiğinde o, şöyle dedi:

- Osman hakkında iyilikten başka bir şey söyleme, çünkü ben asla unutamayacağım, ölünceye kadar aklımdan çıkmayacak olan bir manzara gördüm? Onun halini müşahede ettim. Ben kendisini dinliyeyim* kendisinden bilgiler edineyim, diye Peygamber (s.a.v.)'i yalnız bulmak isterdim. Onun yalnız olduğu zamanları gözetlerdim. Bir gün Peygamber (s.a.v.)'in evine gittim. Hizmetçiden onu sordum. Evde olduğunu söyledi, içeri girdim. Oturmaktaydı. Yanında hiç kimse yoktu. Öyle sanıyorum ki, o esnada kendisine vahiy gelmekteydi. Selam verdim, selamımı aldı. Sonra sordu:

- Niçin geldin?

- Allah ve Rasûlü beni buraya getirtti.

Bunun üzerine Rasûlullah, oturmamı emretti. Ben de yanı başında oturdum. Ona birşey sormuyordum. O da bana birşey anlatmıyordu. Biraz bekledikten sonra Ebu Bekir hızla yürüyerek geldi. Selam verdi, Rasûlullah selamını aldı. Sonra ona sordu:

- Niçin geldin?

- Allah ve Rasûlü beni buraya getirtti.

- Rasûlullah, oturması için eliyle ona işaret etti. O da Rasûlulîah'm karşısındaki tümseğe oturdu. Aralarında yol vardı. Ebu Bekir oturup yerleşince, Rasûlullah eliyle ona işaret etti. O da sağ yanıma gelip oturdu. Sonra Ömer geldi. O da aynı şeyi yaptı. Rasûlullah (s.a.v.), ona da aynı şeyleri söyledi. O da gelip o tümsekte Ebu Bekir'in yanma oturdu. Sonra Osman gelip selam verdi. Rasûlullah, onun da selamını aldı ve ona sordu:

- Niçin geldin?

- Beni Allah ve Rasûlü getirtti.

Rasûlullah (s.a.v.), eliyle ona işaret etti. O da o tümseğe oturdu. Sonra eliyle ona işaret etti. O da Ömer'in yanma oturdu. Rasûlullah (s.a.v.), birşey söyledi, ancak sözlerinin baş kısmını anlayamadım. Yalnız şöyle dedi:

- Az ama kesin değil.

Böyle dedikten sonra yedi, yahut dokuz veya buna yakın sayıda çakıl taşları aldı. Bu çakıl taşlan, onun elinde teşbih getirdiler. Elindey-ken hurma ağacının inleyişi gibi inlediklerini işittim. Sonra beni geçerek bu çakıl tanelerini Ebu Bekir'e verdi. Çakıllar, Ebu Bekir'in elinde de tıpkı Rasûlulîah'm elindeki gibi teşbih getirdiler. Rasûlullah, çakılları Ebu Beikr'in elinden alıp yere bıraktı. Teşbih sesleri kesildi. Yine normal çakıl tanelerine dönüştüler. Sonra Ömer, onları alıp elinde tuttu. Ebu Bekir'in elindeki gibi Ömer'in elinde de teşbih getirdiler. Sonra onları alıp yere bıraktı. Teşbih sesleri kesildi. Sonra Rasûlullah, o çakılları Osman'ın eline koydu. Onun elinde de tıpkı Ebu Bekir'le Ömer'in elindeki gibi teşbih getirdikleri duyuldu. Sonra onları alıp yere bıraktı, teşbih sesleri kesildi."

Önceki sayfalarda da geçtiği gibi Buharı, İbn Mesud (r.a.)'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Yenmekte olan yiyeceklerin teşbih seslerini işitirdik."

Hafiz el-Beyhakî, Ebu Üseyd es-Saidî'nin şöyie dediğini rivayet et-

miştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Abbas b. Abdülmuttalib'e şöyle dedi:

- Ey Ebu Fadl! Yann sen ve oğulların, ben size gelinceye kadar evinizden ayrılmayın. Benim sizinle görülecek bir işim var. Abbas, ertesi gün çocukları ile birlikte kuşluk vaktine kadar Rasûlullah'ı bekledi. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.) gelip onlara selam verdi:

- Esselamü aleyküm

- Ve aleykesselam ve rahmetullahi ve berakatuhu.

- Nasıl sabahladınız?

- Rahatça sabahladık. Allah'a hamd ederiz. Babamız ve anamız sana feda olsun. Ya sen nasıl sabahladın, ya Rasulallah?

- Rahatça sabahladım. Allah'a hamd ederim. Yaklaşın, yaklaşın,

birbirinize sokulun.

Emrini yerine getirip birbirine sokularak çember meydana getirdiklerinde Rasûlullah (s.a.v.), üzerlerini abasıyla örtüp şöyle dedi:

- Ya Rab, şu benim amcamdır. Babamla aynı ağacın dalıdır. Şunlar benim ehl-i beytimdir. Hepsini şu abamla örttüğüm gibi- Cehennem ateşinden muhafaza et." Rasûlulîah'm bu duasına kapının eşiği ve evin duvarları, hep birlikte amin, amin, amin, dediler."

İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Semüre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Doğrusu ben Mekke'de bir taş biliyorum. O benim bisetimden önce bana selam verirdi. Şimdi de o taşı biliyorum."

Tirmizî, Abbad b. Yakub el-Kûfî tariki ile Ali b. Ebi Talib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.)'le birlikte Mekke'deydim. Bir gün Mekke'nin bazı yerlerini dolaşmaya çıktık, karşılaştığı her dağ ve ağaç ona:

- Esselamü aleyke ya Rasulallah, diyordu." Bu, hasen ve garip bir hadistir.

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Bedir ve Hüneyn gazvelerinde Rasûlullah (s.a.v.), eline bir avuç toprak alıp düşmana savurmuş ve ashabına da yapacağı gerçek saldırıda kendisine tabi olmalarını emretmişti. Sonunda Allah'ın yardımı gelmiş, muzaffer olmuşlardı. Bedir gazvesiyle ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı." (el-Enfâi 17.)

Hüneyn gazvesiyle ilgili olarak bazı hadisleri sened ve lafızlanyla nakletmiştik. Onları burada tekrarlamaya gerek yok. Hamd ve minnet Allah'adır.

Mekke fethi bölümünde de anlattığımız gibi Rasûlullah (s.a.v.), Mescid-i Haram'a girdiğinde Ka'be'nm çevresindeki putlara rastlayınca onları elindeki bir sopayla vurmaya ve şöyle demeye başlamıştı: "Hak geldi, bâtıl zail oldu. Doğrusu bâtıl, zail olmaya mahkumdur."

De ki: "Hak geldi, artık bâtıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir." (es-Sebe, 49.)

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'nin çevresindeki putlardan hangisine işaret ediyorsa, mutlaka o put baş üstü yere düşüyordu.

Beyhakî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), yanıma geldi. Ben resimli bir örtüyü üzerime örtmüştüm. Onu alıp parçaladı. Sonra şöyle dedi:

- Doğrusu kıyamet gününde insanların en şiddetli azab görecek olanları, Allah'ın yaratığına benzer yaratık yaratmaya çalışanlardır.*

Evzaî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.)'a üzerinde kartal resmi bulunan bir kalkan getirildi. Elini o resmin üzerine koydu. Bunun üzerine yüce Allah o resmi giderdi."