Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, îbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), def-i hacet için dışarı çıktı. Ben de onun için ab-dest suyu hazırlayıp bir yere koydum. Dönüp gelince, suyu gördü ve:
- Bunu kim yaptı? diye sordu. Sahabeler de:
- îbn Abbas yaptı, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- Allah'ım, onu dinde fakih kıl, diye dua etti." Beyhakî, tbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), elini omuzuma koydu, sonra:
- Allah'ım, onu dinde fakih lal ve ona tevili öğret, diye dua etti. Allah da Rasûlünün, amcası oğlu hakkında yapmış olduğu bu duaya icabet buyurdu."
îbn Abbas, fıkıhta imamdı. Onun yolundan gidilir. Onun hidayetiy-le hidayetlenilirdi. Onun çizdiği yoldan gidilir ve şeriat ilimlerinde onun izi takib edilirdi. Özellikle tevil ilmi dediğimiz tefsirde, o bir önderdi. Kendisinden önceki sahabelerin ilimleri ve kendisinin amcası oğlu Rasûlullah'tan dinlediği sözler, onun aklında yer ve iz yapmıştı. A'meş, Abdullah b. Mesud'un bu konuda şöyle dediğini rivayet etmiştir;
"Eğer îbn Abbas, bizim zamanımıza kadar yaşasaydı, bizden hiçbiri onunla geçinemezdi. Onlara şöyle derdi: "İbn Abbas, ne güzel bir Kur'ân tercümanıdır." îbn Abbas, Abdullah b. Mesud'dan otuz küsur sene sonra vefat etmiştir. Bu süre zarfında kim bilir daha ne kadar ilim tahsil etmiştir. Onun ashabından birinden rivayet ettiğimize göre îbn Abbas, arefe gününün akşamında arkadaşlarına elBakara sûresini (veya başka bir sûreyi) tefsir etmişti. Eğer onun bu tefsirini Rumlar, Türkler ve Deylemliler duysalardı, Müslüman olurlardı. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnut lalsın.
Sahih hadiste belirtildiğine göre Peygamber (s.a.v.), Enes b. Ma-lik'in mal ve evladının çok olması için dua etmiş ve bu duası gerçekleşmiştir.
Tirmizî, Ebu Halde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Ali'ye dedim ki:
- Enes, Peygamber (s.a.v.)'den hadis dinledi mi?
- Ona on sene süreyle hizmet etti. Rasûlullah da onun için dua etti.
Onun bir bahçesi vardı ki, senede iki kez ürün verirdi. Bahçesinde misk kokusu saçan fesleğenler vardı."
Sahih hadiste sabit olduğuna göre, bizim de rivayet ettiğimiz gibi Enes'in yüz küsur veya yüze yakın çocuğu olmuştur. Bir rivayete göre Peygamber (s.a.v.), onun için: "Allah'ım, onun Ömrünü uzat." diye dua etmiş. Bu dua bereketiyle Enes, yüz sene yaşamıştır. Rasûlullah (s.a.v.), evlendikleri ilk gecenin ertesi günü Ümmü Süleym ile Ebu Talha için dua etmiş, bu dua bereketiyle onların bir çocukları dünyaya gelmiş, Rasûlulîah da ona Abdullah adını vermişti. Onun dokuz çocuğu olmuş, hepsi de Kur'ân'ı ezberlemişlerdi. Bu husus, sahih hadiste sabittir.
«Sahih-i Müslim» de Ebu Kesir el-Anberf nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Ebu Hüreyre, Rasûlullah'tan annesi için dua etmesini ve bu dua bereketiyle Allah'ın ona hidayet nasib etmesini dilemişti. Rasûlullah da Ebu Hüreyre'nin annesine dua etmişti. Duadan sonra Ebu Hüreyre eve gitmiş, annesinin kapı arkasında boy abdesti aldığını görmüştü. Annesi abdestini tamamladıktan sonra:
- Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet ederim, demişti. Ebu Hüreyre de sevinçten ağlamaya başlamış, sonra gidip durumu Rasûlullah'a haber vermiş ve Allah'ın, kendisiyle annesini mü'minlere sevimli kılmasını temin etmek için kendilerine dua etmesini Rasûlullah'tan dilemiş, Rasûlullah da her ikisi için dua etmiş ve Allah, annesiyle Ebu Hüreyre'yi mü'minlere sevdirmişti. Bu hususta Ebu Hüreyre şöyle demiştir: "Mü'min erkek ve kadınların tamamı bizi seviyordu." Ebu Hüreyre bu konuda doğru söylemiştir. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın. Bu duanın müstecab oluşunu tamamlayan hususlardan biri de şudur ki; Cenâb-ı Allah, Ebu Hüreyre'yi, cuma gününde adını andırarak meşhur kılmıştır. Çünkü insanlar, cuma günü hutbeden önce onun rivayet ettiği hadisin okunmasıyla onu yad ederler. Bu da kaderin bir rabıtası ve manevi takdirdir.
Sahih hadiste belirtildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), hasta olan Sa'd b. Ebi Vakkas için dua etmiş ve o, bu dua bereketiyle afiyet bulmuştu. Yine Rasûlullah (s.a.v.), onun duasının müstecab olması için dua etmiş ve şöyle demişti: "Allah'ım, duasına icabet et. Attığını da hedefine ulaştır." Gerçekten böyle olmuştu. O, ne güzel bir seriyye ve ordu komutanıydı.
Rasûlullah (s.a.v.), yalan şahadette bulunduğu zaman Ebu Sa'de Usame b. Katade'ye beddua etmiş, ömrünün uzamasını, fakirliğinin çoğalmasını, fitnelere maruz kalmasını Allah'tan dilemişti ve bu husus da gerçekleşmişti. O adama bu husus sorulduğunda şöyle cevap verirdi:
"Yaşlı ve fitneye maruz kalmış bir ihtiyarım. Bana Sa'd'm bedduası isabet etti."
«Sahih-i Buharî»de ve diğer kitaplarda sabit olduğuna göre Ra-sûlullah (s.a.v.), Saib b. Yezid için dua etmiş, elini onun basma sürmüştü. Bunun üzerine Saib'in ömrü uzamış, doksan dört yaşına varmıştı. O yaşa vardığı halde vücudu dimdikti. Rasûlullah'm elinin değdiği yerde saçları ağarmamıştı. Duyulan ve kuvveti sağlamdı."
tmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Zeyd el-Ensârî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v) bana:
- Yanıma yaklaş, dedi ve elini başıma sürdü. Sonra: "Allah'ım, bunu güzel yap. Güzelliğini devamlı kıl." diye dua etti. Ebu Zeyd, yüz küsur sene yaşadı, sakalında birkaç kıldan başka beyaz kıl yoktu. Vefat edinceye kadar yüzü kırışmadı."
Beyhakî, buna benzer birçok rivayetlerde bulunmuştur ki, bu rivayetlerde sadra şifa verici, amacı gerçekleştirici ifadeler vardır.
îmam Ahmed b. Hanbel, Mutemir b. Süleyman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Babamın, Ebu Alâ'dan bahsederken şöyle dediğini işittim:
"Öldüğü yerde Katade b. Malhan'm yanındaydım. Evin arka kısmında bir adamla karşılaştım. Katade'ye çok benziyordu. Rasûlullah (s.a.v.), elini onun yüzüne sürmüştü. Daha önce onu her ne zaman görürsem yüzünde sanki yağ vardı."
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde sabit olduğuna göre Peygamber (s.a.v.), yeni evlendiği için üzerinde safran boyalı bir zırh gördüğü Ab-durrahman b. Avf için bereket duası yapmış, Cenâb-ı Allah da ra-sûlünün bu duasına icabet etmiş ve Abdurrahman'm ticaret yolu açılmış, birçok ganimetler elde etmiş, bol miktarda mal sahibi olmuştu. Öy-leki o vefat ettiği zaman dört karısından her biri kendi payına düşen sekizde birlik hissenin dörtte biri olarak seksen bin dinarı miras almıştı. Hadiste sabit olduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Urve b. Ebu Ca'd el-Mazinf ye -bir koyun satın alması için- bir dinar vermiş, o da bu parayla iki koyun satın almış, koyunlardan birini bir dinara satmış ve Rasûlullah (s.a.v.)'a bir dinar ve bir de koyun getirmişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ona:
- Yaptığın alış verişte Allah sana bereket versin, demişti.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), alış verişinde ona bereket duası yapmıştı. O da toprak satın alsa bile kazanç sağlardı.
Buharı, Ebu Ukayl'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Dedem Abdullah b. Hişam, beni pazara götürür, orada yiyecek maddeleri satın alırdı. İbn Zübeyr ile İbn Ömer, ona rastlayıp şöyle derlerdi: "Bizi ahş verişine ortak et. Zira Rasûlullah (s.a.v.), senin için bereket duası yapmıştır." Böyle demeleri üzerine o da onları alış verişine ortak ederdi. Bazen bir deve yükü mal kazanır, onu olduğu gibi eve gönderirdi."
Beyhakî, Bilal'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:
"Soğuk bir günde, sabah ezanını okudum. Peygamber (s.a.v.), evden çıkıp geldi, mescitte bir kişi dahi göremedi.
- İnsanlar nerede? diye sordu.
- Soğuk, mescide gelmelerini engelledi, dedim. .
- Allah'ım, soğuru onlardan gider, dedi.
-
Böyle
demesi
üzerine
cemaatın
mescide
gelmeye
başladıklarını
gördüm." .
Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hanz kanalı ile îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.) ile Hattab oğlu Ömer, beraberce yola çıktılar. Yolda giderlerken kendilerine bir kadın rastladı ve şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Ben, Müslüman ve iffetli bir kadınım. Evimde kocam var, ama o da kadın gibidir. Rasûlullah (s.a.v.) ona:
- Kocanı bana çağır, dedi. Kadın da gidip kocasını çağırdı. Kocası boncuk imalatçısıydı. Rasûlullah, ona sordu:
- Ey Allah'ın kulu, karın hakkında ne dersin?
- Seni yücelten Allah'a yemin ederim ki, onunla sık sık cinsel temasta bulunduğumdan ve gusül yaptığımdan saçım hiç kuramadı.
Adamın böyle demesi üzerine karısı:
- Ayda sadece bir kez yapıyor bu işi, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Sen kocana kızıyor musun? diye sorunca karısı:
- Evet, diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- Başlarınızı birbirinize yaklaştırın, dedi. Başlarını birbirlerine yaklaştırdılar. Rasûlullah, kadının alnını kocasının alnının üzerine koydu, sonra da:
- Allah'ım, bunları birbirine ısındır ve aralarına sevgi koy, diye dua etti. Sonra da Hattab oğlu Ömer'le birlikte sergiciler çarşısına uğradı. O kadın, başı üzerinde bir post bulunduğu halde Rasûlullah'm karşısına çıktı. Rasûlullah'ı görür görmez başındaki postu yere nrlattı ve gelip ayaklarını öpmeye başladı. Rasûlullah da:
- Kocanla aran nasıl? diye sordu. Kadın:
- Seni yücelten Allah'a yemin ederim ki, eski, yeni hiçbir şey bana onun kadar sevimli değildir, diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
- Ben, Allah Rasûlü olduğuma şahadet ederim, dedi. Ömer de:
- Ben de senin Allah Rasûlü olduğuna şahadet ederim, dedi." Ebul-Kasım el-Beğavî, Kamil b. Tarha kanalı ile Ebu Tufeyl'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Adamın birinin bir oğlu oldu. Onu alıp Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdi. Rasûlullah da o çocuğun bereketli ve uğurlu olması için dua etti. Alnını tuttu. Alnında at yejesi gibi saç bitiverdi. Nihayet çocuk gelişip delikanlı oldu. Haricîlerin görüşlerini benimseyince alnındaki saç düştü. Babası Haricîlere katılmasından korktuğu için onu bir yere hapsedip bağladı. Biz yanına gidip öğüt verdik ve kendisine şöyle dedik:
- Rasûlullah'm bereketinin vuku bulduğunu görmedin mi?
Kendisine öğüt vermeye devam ettik. Nihayet onu Haricîlerin görüşlerinden vazgeçirdik. Cenâb-ı Allah da alnındaki saçı -tevbe ettiği için- tekrar bitiriverdi."
Beni Leys kabilesinden Firas b. Ömer adındaki bir adam, şiddetli baş ağrısına yakalanmıştı. Babası onu alıp Rasûlullah (s.a.v.)'a götürdü ve önünde oturttu. Öyle ki, deri ezilip büzüldü, parmaklarının tuttuğu yerde bir tüy bitti. Bundan sonra o adamın baş ağrısı gitti. Artık başı hiç ağrımadı."
Hafız Ebu Bekr el-Bezzar, Nabiğa el-Ca'dfnin şöyle dediğim rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle bir şiir okudum:
"iffet ve saygınlık bakımından semalara ulaştık. Ama bundan daha üst bir mertebe ümid ediyoruz." Ben bu şiiri okuduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle bir soru sordu:
- Ey Ebu Leyla, daha yüksek mertebe nerede?
- Cennet'te.
- inşallah o da olur.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.):
- Bana şiir oku, dedi. Ben de ona, şu şiirimi okudum:
"Saflığını bulanıklığa karşı koruyan, öfke ve kızgınlığı olmayan bir yumuşak huylulukta hayır yoktur.
Verdiği yanlış karardan dönmesini bilmeyen, yumuşak huyluluğu olmayan cehalette de hayır yoktur."
- Ben bu şiiri tamamladıktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) bana:
- Güzel söyledin, Allah senin ağzını dağıtmasın, dedi."
Hanz el-Beyhakî, Ya'lâ b. Eşdak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Beni Ca'de kabilesinden Nabiğa'mn şöyle dediğini işittim:
Rasûlullah (s.a.v.)'a şu şiiri okudum. O da beğendi. Şöyle ki:
"Şeref ve asaletimizin yüceliği semaya ulaştı.
Biz bundan daha yüksek bir mertebeyi ümid ediyoruz."
Ben şiiri tamamladıktan sonra Rasûlullah, bana sordu:
- Ey Ebu Leyla! O yüksek mertebe nerede?
- Cennet'te.
- İnşallah öyle olur."
Sonra Rasûlullah'a şu şiirimi de okudum:
"Saflığını bulanıklığa karşı koruyan, kızgınlık ve öfkesi bulunmayan yumuşak huylulukta hayır yoktur.
Verdiği yanlış karardan dönmesini bilmeyen, yumuşak huyluluğu olmayan cehalette de hayır yoktur."
Ben şiirimi tamamladıktan sonra Rasûlullah (s.a.v.), bana:
- Güzel söyledin, Allah senin ağzını dağıtmasın, dedi. Ravi Ya'lâ dedi ki:
Nabiğa'yı, yaşı yüz küsur olduğu halde gördüm, bir tek dişi dahi düşmemişti."
Beyhakî, Nabiğa'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben şu şiirimi okurken Rasûlullah, beni dinledi:
"İffet ve saygınlık bakımından semalara ulaştık.
Ama biz bundan daha üstün bir mertebe ümid ediyoruz."
Ravi diyor ki: Ben Nabiğa'yı gördüğümde dişleri sanki dolu tanelerini ve su kaynağım andırıyordu. Bir tek dişi dahi düşmemiş ve yerinden oynamamıştı."
Hanz el-Beyhakî, Ebu Bekr el-Kadî kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Irak, Şam ve Yemen taraflarına baktı -ama ön ce hangisine baktığını bilemiyorum-, sonra şöyle dedi:
"Allah'ım, onların kalplerini taatine yönelt, günahlarını da düşür."
Ebu Davud et-Tayalisî, Zeyd b. Sabit'in şöyle drdiğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Yemen tarafına baktı ve:
- Allah'ım, onların kalplerini (taatine) yönelt dedi. Sonra Şam tarafına baktı ve:
- Allah'ım, onların kalplerim (taatine) yönelt, ölçeğimizde ve müd-dümüzde de bereket ihsan et."
Bu dua gerçekleşti. Yemenliler, Şamlılardan önce Müslüman oldular. Sonra Irak'tan önce Yemen'de hayır ve bereket görüldü. Şamlıların da zamanın sonuna kadar hidayet üzere olacakları ve dine yardımcı olacakları vaad edildi."
îmam Ahmed b. Hanbel, «Müsned» adlı eserinde şöyle bir rivayette bulunmuştur:
"Iraklıların iyi ve seçkin kimseleri Şam'a goçmedikçe, Şamlıların da şerli adamları Irak'a goçmedikçe kıyamet kopmayacaktır."

