Bu mucizelerin bir kısmı, cansız varlıklarla ilgili olup bir kısmı da canlı varlıklarla ilgilidir. Cansız varlıklarla ilgili mucizesine örnek olarak birçok yerde ve çeşitli şekillerde suyu çoğaltmasını gösterebiliriz. Bu hadiseleri senedleriyle nakledeceğiz. Önce bundan işe başladık, çünkü bu daha münasiptir. Zira daha önce.Rasûlullah'ın yağmur duası yaptığını ve Cenâb-ı Allah'ın da onun bu duasına icabet ettiğini söylediğimiz için şimdi de bunu, o mucizesinin peşi sıra zikretmemiz gerekiyor.
Buharı, Abdullah b. Mesleme tariki ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüm. İkindi namazının vakti gelmişti. İnsanlar abdest almak için su aradılar. Ama bulamadılar. Rasûlullah (s.a.v.)'a bir su kabı getirildi, elini o kabın içine koydu. İnsanların o kaptan su almalarını emretti. Parmaklarının altından su fışkırdığını gördüm. İnsanlar abdest almaya başladılar, son nefeslerine kadar hepsi o kaptan abdest aldılar."
Bunu Müslim, Tirmizî ve Neseî, çeşitli yollarla Malik'ten rivayet etmişlerdir; Tirmizî, bunun hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Yunus b. Muhammed kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), bir gün ashabından birkaç kişiyle birlikte bir yere gitti. Yolda gitmekte iken namaz vakti geldi. Abdest alacak su bulamadılar ve:
- Ya Rasulallah, abdest alacak su bulamadık, dediler.
Rasûlullah da ashabının yüzüne bakarak bu durumdan hoşlanmadıklarım gördü. Topluluktan bir adam gidip bir bardak getirdi. Bardağın içinde azıcık su vardı. Allah'ın peygamberi, o suyu alıp abdest aldı. Sonra dört parmağını bardağın üzerine uzatarak şöyle dedi:
- Gelin abdest alın.
Yanındaki topluluk gelip o bardaktan akan su ile abdest aldılar.
Hasan dedi ki: Enes'e, o topluluğun kaç kişi oldukları soruldu, o da yetmiş veya seksen kişi olduklarını ifade etti.»
İmam Ahmed b. Hanbel, îbn Ebi Adiy tarikiyle Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Namaz için ezan okundu. Evi mescide /akın olanlar kalkıp evlerine giderek abdest aldılar. Evleri mescide uzak olanlar da mescitte kaldılar. Rasûlullah (s.a.v.)'a taştan yapılma küçücük bir su kabı getirildi. Küçük olduğu için ellerini açarak kabın içine sokamadı. Bunun üzerine yumarak ellerini kabın içine koyup su aldı ve abdest aldı. Kendisinden sonra oradaki cemaat da o küçücük kaptaki su ile abdestlerini aldılar.
Hümeyd dedi ki: Oradaki cemaatın kaç kişi oldukları Enes'e sorulunca; o, cemaatın seksen veya daha fazla kişi olduklarını ifade etti.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), Zevrâ'da idi. Ona, içinde su bulunan bir kap getirildi. Parmakları o kabın üstünü kapatamıyordu. Ashabına o kaptaki su ile abdest almalarını emretti. Kendisi de avucunu suyun içine koydu. Su, parmak aralarından ve uçlarından fışkırmaya başladı. Nihayet oradaki cemaatın tamamı o su ile abdest aldı.
Katade diyor ki: Ben, Enes'e şöyle bir soru sordum:
- Orada bulunan sizler kaç kişiydiniz?
- Biz 300 kişiydik.»
Buharı, Malik b. İsmail tariki ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Hudeybiye gününde 1400 kişiydik. Hudeybiye bir kuyudur ki, ondan su çektik. Öyle ki, içinde bir tek damla bile su bırakmadık. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) gelip kuyunun yanı başına oturdu. Biraz su getirilmesini emretti. Getirilen suyu ağzına alıp çalkaladı. Sonra kuyuya boşalttı. Çok beklemeden kuyudan su çekmeye başladık. Kana kana su içtik, bineklerimiz de suya kandılar.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan ve Haşim kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber idik. Yolda suyu az bir kuyuya geldik. Sonuncuları ben olan altı kişi, su çıkarmak için o kuyuya indik. Üst taraftan bize bir kova sarkıtıldı. Kovayı sarkıtan adam:
- Rasûlullah, kuyunun yanı başındadır, dedi. O kovaya yarıya, ya da üçte ikisine kadar su koyduk ve Râsûlullah'a gönderdik. Ben de boğazıma biraz su akıtabilmek için kabımı dibe daldırdım, ama birşey bulamadım. Kabı, Râsûlullah'a gönderdik. İçine elini daldırdı. Birşeyler söyledi. Sonra kovayı tekrar bize gönderdi. Kuyudan sular fışkırmaya başladı. Öyle ki içimizden birinin kuyunun içinde elbiselerini çıkardığını gördüm. Sonra o kuyu taşarak nehir gibi akmaya başladı.»
Bunun senedi, sağlam ve kuvvetlidir. Öyle anlaşılıyor ki bu, Hudeybiye gününde vuku bulan hadiseden başka bir kıssadır. Doğrusunu Allah bilir.
İmam Ahmed b'. Hanbel, Sinan b. Hatim kanalı ile Cabir b. Abdullah el-Ensârf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah'm sahabeleri, susuzluklarını dile getirip şikayette bulundular. Rasûlullah da büyük bir su tası getirilmesini emretti. Getirilen su tasma biraz su döktü, elini de tasın içine koydu ve:
- Haydi gelin de su alın, dedi. İnsanlar gelip su almaya başladılar. Rasûlullah'm parmakları arasından, pınardan fışkırır gibi su fışkırmakta olduğunu gördüm.»
Müslim, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah. (s.a.v.)la birlikte bir yolculuğa çıktık. Geniş bir vadiye indik. Orada mola verdik. Rasûlullah (s.a.v.), def-i hacete gitti. Peşi sıra bir ibrik su götürdüm. Etrafına bakındı. Kendini örtecek bir şey göremedi. Vadinin yamacında iki ağaç gördü. Onlardan birine doğru gidip dallarından birini tuttu ve: "Allah'ın izniyle bana itaat et." dedi. Ağacın dalı da güdücüsüne itaat eden, burnu tahtayla bağlanmış yularlı deve gibi itaat etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), diğer ağaca gidip dallarından birini tuttu ve: "Allah'ın izniyle bana itaat et." dedi. Ağacın dalı da ona itaat etti. Rasûlullah (s.a.v.), iki ağaç arasındaki orta yere gelince, dalları birbirine yaklaştırdı ve: "Allah'ın izniyle birbirinize kaynayın." dedi. Her iki ağacın dallan da birbirine kaynadılar. Rasûlullah'm, yakınında olduğumu hissetmesinden ve bu sebeple oradan uzaklaşmasından korktuğum için bîr kenara çekilip kendi kendime konuşmaya başladım. Aniden yan taranma bakınca Rasûlullah'm orada durduğunu gördüm ve ağaçların birbirlerinden ayrıldıklarım fark ettim. Ağaçlardan her biri diğerinden kopup kendi gövdesi üzerinde doğruldu. Rasûlullah (s.a.v.) da durdu ve ağaçlara başıyla sağa ve sola doğru işaret etti. Sonra yanıma gelip durdu ve şöyle dedi:
- Ey Cabir! Sen benim nerede durduğumu gördün mü?
- Evet, ya Rasulallah.
- Öyleyse şu iki ağaca git ve herbirinden birer dal kopar. Buraya gel, durduğum yerde durduktan sonra dallardan birini sağma, birini de soluna koyarak yere dik.
Ben de kalkıp bir taşı elime aldım, ucunu kırıp keskinledim. Bunu rahatlıkla yaptım. Bıçak gibi yaptıktan sonra iki ağaca gittim. Her birinden bir dal kopardım. Dalları alıp Rasûlullah'm durduğu yere geldim. Dallardan birini sağımdaki, diğerini de solumdaki yere diktim. Sonra Rasûlullah'm yanma giderek:
- Emrini yerine getirdim ya Rasulallah, dedim ve:
- Peki ama bunu yapmamı niçin bana emrettin? diye sordum. Bana şöyle cevap verdi:
- îki mezara uğradım. Mezardaki adamların azab çekmekte olduklarım gördüm. Bu iki taze daim mezarları üzerinde durduğu sürece şefaatim sayesinde üzerlerinden azabın kaldırılmasını istedim.
Ordugaha geldik. Rasûlullah (s.a.v.), bana şu buyruğu verdi:
- Ey Cabir, abdest almaları için insanlara çağrıda bulun. Ben de şöyle çağrıda bulundum:
- Haydi abdest alın, haydi abdest alın, haydi abdest alın. Abdest almayacak mısınız?
Ben de Rasûlullah'a şöyle dedim:
- Kervanda bir damla dahi su göremedim,
Ensâr'dan bir adam, Rasûlullah (s.a.v.) için üç ayaklı bir sehpada kab içinde suyu serinletiyordu. Rasûlullah bana dedi ki:
- Falan Ensârf nin yanma git. Onun su serinletme kabında su bulunup bulunmadığına bak.
Ben de o adamın yanına gittim. Kabına baktım. Kabındaki çatlak yerde sadece bir damla su vardı. Eğer onu da boşaltsaydım kuru yerler onu içerdi. Rasûlullah'a gelip şöyle dedim:
- Ya Rasulallah, o adamın kabında sadece bir tek damla su gördüm. Eğer onu da oynatsaydım kuru yere geçen o damla su kaybolurdu.
- Git, onu bana getir.
Gittim, o kabı getirdim. Rasûlullah, içinde tek damla su bulunan kabı eline aldı. Birşeyler söylemeye başladı, ama neler dediğini anlayamadım. Eliyle beni iteledi. Sonra kabı bana verdi ve şöyle dedi:
- Ey Cabir, büyük bir kazan getirmeleri için insanlara çağrıda bulun.
Ben de şöyle seslendim:
- Ey kervandaki adamlar, büyük kazanı getirin!
Cemaat, o büyük kazam alıp getirdi. Rasûlullah'm önüne koyduk. Rasûlullah da elini kazana şöylece koyup yaydı, parmaklarını açtı ve sonra kazanın dibine yerleştirdi ve şöyle dedi:
- Ey Cabir, Bismillah diyerek kabı al, elimin üzerine dök. Ben de Bismillah diyerek kabı alıp elinin üzerine döktüm. Parmakları arasından suyun fışkırmakta olduğunu gördüm. Sonra kazan taştı. Rasûlullah bana şöyle dedi:
- Ey Cabir, suya ihtiyacı olan varsa gelsin, diye ünle. İnsanlar geldiler, su içtiler. İhtiyaçlarını temin ettiler. Nihayet suya kandılar. Ben de:
- Suya ihtiyacı olan kimse kaldı mı? diye sordum. Ses çıkaran olmayınca da Rasûlullah (s.a.v.), elini dolu kazandan çıkardı.
Yine bir defasında insanlar açlıklarını dile getirip Rasûlullah'a şikayette bulundular. Rasûlullah da onlara:
- Umulur ki Allah, size yemek yedirecektir, dedi.
Nihayet Sif el-Bahr denen yere vardık. Deniz dalgalandı ve büyük bir balığı kıyıya attı. Ateş yaktık, etini pişirdik. Doyasıya yedik. Ben ve arkadaşlarımdan dört kişi (Cabir bunların adlarını birer birer saymaktadır.) balığın göz çukuruna girip saklandık, hiç kimse bizi göremedi.
Sonra çıkıp kaburga kemiklerinden birini aldık. Kavis yaparak yere koyduk. Sonra kervandaki en büyük devenin getirilmesini, yüklü olan bu deveye en uzun boylu adamın bindirilmesini ve böylece kemer şekline soktuğumuz balığın kaburga kemiğinin altından geçmesini söyledik. Adam geçti, başını bile eğmedi.»
Buharı, Musa b. İsmail kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hudeybiye gününde insanlar susadılar. Peygamber (s.a.v.)'in önünde de küçük bir su kabı vardı. Oradan abdest alıyordu. İnsanlar o suya saldıracak gibi oldular. Peygamber (s.aw.) onlara:
- Sizin neyiniz var? diye sorunca, onlar da:
- Yanımızda abdest almak ve içmek için su yok. Sadece senin önündeki şu su var, dediler. Onların böyle söylemeleri üzerine Peygamber (s.a.v.), elini o küçük kaba daldırdı. Parmaklan arasından pınar gibi sular fışkırmaya başladı. Biz de o suları içtik ve abdest aldık.
Hadisin ravilerinden Salim b. Ebi Ca'd diyor ki: Ben Cabir'e şöyle sordum:
- Siz o gün kaç kişiydiniz?
- Biz 100.000 Mşi de olsaydık o gün o su bize yeterdi, ama biz 1500 kişiydik.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Günün birinde Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte gazaya gittik (veya sefere çıktık). O gün 1200 küsur kişi idik. Namaz vakti geldi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Yanınızda su var mı? diye sordu. Adamın biri koşarak içinde azıcık su bulunan bir ibrik getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), ibrikteki suyu bardağa koydu ve o suyla abdest aldı. Abdestini mükemmel bir şekilde tamamladı. Abdestini tamamladıktan sonra bardağı yerinde bıraktı, insanlar gelip bardağın yanında toplanarak, "Mesnedin, mesnedin." dediler. Rasûlullah (s.a.v.), onların böyle dediklerini işitince:
- Yavaş olun, kendinize gelin bakalım, dedi. Elini de suya daldırdı, sonra Bismillah diyerek:
- Abdestinizi eksiksiz olarak alın, diye emretti.
Cabir diyor ki: Gözlerimi elimden alarak beni imtihan eden Allah'a yemin ederim ki, o gün Rasûlullah'm parmakları arasından pınar gibi su fışkırdığını gördüm. Oradaki cemaatın tamamı abdestlerini almadan o, elini su kabından çekmedi.»
Ahmed b. Hanbel, Hüseyin el-Aşkar kanalı ile îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) sabahladığında ordugahta su yoktu. Adamın biri gelip:
- Ya Rasulallah, ordugahta askerlerin yanında su yok, dedi. Rasûlullah da ona şöyle sordu:
- Senin yanında hiç su var mı?
- Evet, var.
- Öyleyse o suyu bana getir.
Adam, içinde azıcık su bulunan bir kabı Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdi. O da parmaklarım su kabının içine koydu ve kapta parmaklarım açtı. Sonra parmaklarının arasından pınardan fişkırırcasma sular fışkırmaya başladı. Bundan sonra BilaTe şu emri verdi:
- İnsanlara duyur ki, gelsinler de şu mübarek abdesti alsınlar.»
Buharî, Muhammed b. Müsenna tariki ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Biz, ayetleri bereket için sayardık. Siz ise korkutmak için sayıyorsunuz. Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber idik. Su azaldı.
- Fazla su isteyin, dedi. Yanma, içinde azıcık su bulunan bir kap
getirdiler. Elini kaba koydu. Sonra şöyle dedi:
- Mübarek, temizleyici suya gelin. Yüce Allah'ın bereketine gelin. Rasûlullah'm parmaklan arasından su fışkırmakta olduğunu gördüm. Yenmekte olan yemeğin teşbihini duyardık.»
Bunu, Tirmizî, Bündar vasıtasıyla îbn Ahmed'den rivayet etmiş olup hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.
Buharî, Ebu'l-Velid kanalı ile İmran b. Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikteydik. Gece karanlığı basınca uykuya daldık. Sabah olunca da uyanamadık. Uyku gözlerimize galib geldi. Güneş yükseldikten sonra uyanabildik. İlk olarak Ebu Bekir uyanmıştı. Rasûlullah'ı uyandırmak istemiyordu. Rasûlullah'm kendiliğinden uyanmasını bekliyordu. O esnada Ömer uyanmıştı. Ebu Bekir onun yanı başında oturmuş, tekbir getirmeye başlamış, sesini yükseltmiş, nihayet Rasûlullah (s.a.v.) da uyanmış idi. Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca yanımıza gelip bize sabah namazını (kaza olarak) kıldırdı. Ancak arkadaşlarımızdan biri yanımızdan uzaklaştı. Bizimle beraber sabah namazını kılmadı. Rasûlullah (s.a.v.) ona:
- Ey falan! Bizimle beraber namaz kılmana engel olan şey neydi? diye sorunca, adam:
- Cünüb oldum, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), temiz toprakla teyemmüm etmesini emretti. Adam teyemmüm etti, sonra namaz kıldı.
Rasûlullah (s.a.v.), beni önündeki bir bineğe bindirdi. Çok susamıştık. O sırada yan taraflarında su dolu iki tulum bulunan bir hayvana binmiş, ayaklarını sallaya sallaya gelen bir kadına rastladık. Ona:
- Su nerede? diye sorduk.
- Buralarda su yok, dedi.
- Suyun yeri çok mu uzak? dedik.
- Bir gün bir gecelik mesafededir, dedi.
- Haydi, Allah'ın peygamberinin yanına gidelim, dedik.
- Allah'ın peygamberi ne demektir? dedi.
Onu daha fazla konuşturmadan Rasûlullah'm yanına götürdük. Kadın bize ne söylediyse Efendimize de onu söyledi. Ancak ona fazla olarak:
- Kocam öldü, çocuklarım yetimdir, dedi.
Allah'ın rasûlü, tulumların indirilmesini emretti ve aşağıdaki ağızlarına elini sürdü. Kırk kişi kadardık. Hepimiz hem içtik, hem de kırba ve mataralarımızı doldurduk. Ancak hiçbir deveye su vermedik. Tulumlar olduğu gibi dolu duruyordu. Eksilme olmuyordu. Rasûlullah (s.a.v.) bize:
- Kadına yardım edin, dedi.
Aramızda birçok ekmek parçası ve kuru hurma topladık. Kadın, bunları alıp götürdükten sonra kavmine:
- İnsanların en büyücüsüne rastladım veyahut onların dedikleri gibi adam gerçekten peygamberdir, deyip olanları anlattı. Bunun üzerine hem kendisi, hem de kavmi Müslüman oldular.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Harun tariki ile Ebu Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir yolculukta Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Bize şöyle dedi:
- Yarın suya ulaşamazsanız susarsınız. Susuz kalırsınız. Bunun üzerine insanlar suya ulaşmak için hızlı yürümeye başladılar. Ben, Rasûlullah'm yanından ayrılmadım. Bineğinin üzerinde iken Rasûlullah uyuklamaya başladı. Bineği de onu eğip yere düşürecek gibi oldu. Ben de hemen ona destek olup doğrulttum. Tekrar yana eğildi. Neredeyse düşecek gibi oldu. Yine onu doğrultmak istedim. Bu defa uyandı ve sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Ebu Katade'yim.
- Ne zamandan beri benimle beraber yoldasın?
- Geceden beri.
- Rasûlünü koruduğun gibi Allah da seni korusun. Şimdi biraz istirahat etsek iyi olur.
Böyle dedikten sonra bir ağaca doğru gitti. Ağacın altına inip uzandı ve:
- Bak bakalım hele kimseyi görebiliyor musunuz? diye sordu. - Ben de:
- İşte bir süvari, işte iki süvari, dedim ve süvarilerin sayısı yediyi bulunca, Rasûlullah (s.a.v.) onlara şöyle dedi:
- Namaz vakti bizi uyandırın.
Uykuya daldık. Sabah namazına uyanamadık. Güneş doğduktan sonra güneşin sıcaklığı bizi uykudan uyandırdı. Uyandık, Rasûlullah (s.a.v.) bineğine bindi. Biz de bindik. Biraz gittikten sonra sonra Rasûlullah bineğinden indi ve:
- Yanınızda su var mı? diye sordu. Ben de şöyle cevap verdim:
- Evet, yanımda içinde azıcık su bulunan bir ibrik var.
- Onu bana getir.
İbriği getirdim. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Elinizi bu su kabına sürün. Bu su kabına sürün. Cemaat o suyla abdest aldı. Geride de bir miktar su kaldı. Bundan sonra Rasûlullah, bana şöyle dedi:
- Ey Ebu Katade, bu hadise ile sevin, ferahlan, çünkü bunun önemli bir haberi olacaktır.
Bundan sonra Bilal ezan okudu. Sabah namazının farzından önce iki rekat (sünnet) namaz kıldılar, sonra da iki rekat (farz) namaz kıldılar. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) bineğine bindi, biz de bindik. Cemaatteki-lerden bazıları diğerlerine:
- Kusur işledik, namazımızı vaktinde kılamadık, deyince Hz, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Siz ne diyorsunuz? Eğer dünyanızla ilgili bir iş olsaydı bunu siz bilirdiniz. Ama dininizle ilgili bir iş olursa bunun hükmünü söylemek bana aittir.
Biz de dedik ki:
- Ya Rasulallah, biz kusur işleyip namazımızı vaktinde kılmadık.
- Uyku halinde kusur yoktur. Kusur, ancak uyanıklık halindedir. Böyle bir hal vuku bulursa (uykuda kalırsanız) gün doğduktan sonra ertesi gün kılın. Ertesi günde de vakti vardır.
- Ya Rasulallah, sen dün şöyle demiştin: "Eğer suya yarın ulaşamazsanız susuz kalırsınız", "İşte insanlar suya geldiler." Ravi diyor ki: Sabah olduğunda insanlar peygamberlerini bulamadılar. Birbirlerine dediler ki:
- Rasûlullah sudadır. Cemaat arasında Ebu Bekir'le Ömer de vardı. Onlar şöyle dediler:
- Ey insanlar, Rasûlullah (s.a.v.) sizi geride bırakıp suya gitmiş değildir. Eğer siz bize uyarsanız, peşimizden gelirseniz, doğru yolu bulursunuz.
Öğle vakti sıcaklar bastırınca, Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüler ve şöyle dediler:
- Ya Rasulallah, susuzluktan helak olduk, boyunlarımız koptu.
- Helak olmayacaksınız. Ey Ebu Katade, ibriği getir. Ben de ibriği ona getirdim. Bana:
- Şunun kapağını aç, dedi. Ben de kapağı açıp kendisine verdim. İbrik* en kapağa su koyarak onunla insanlara içirdi. Kalabalık bastırınca, Rasûlullah (s.a.v.) onlara şöyle dedi:
- Ey insanlar, cemaate iyi davranın (izdiham meydana getirmeyin), hepiniz suya kanıp gidecektir.
Oradaki herkes su içti. Benden ve Rasûlullah (s.a.v. )'tan başka içmeyen kalmadı. Rasûlullah (s.a.v.) bana:
- Al, sen de iç, dedi. Ben de:
- Ya Rasulallah, siz için, dedim.
- Suculuk yapan en sonra içer, buyurdu.
Bu söz üzerine elinden ibriği alıp içtim. Benden sonra kendileri içti.
Sonra ibriğe baktım, içinde yine eskisi kadar su vardı. O gün ashab 300 kişi idi.
Bu hadisin ravilerinden Abdullah b. Rebah diyor ki:
Ben bu hadisi, büyük camide okumakta iken îmran b. Husayn beni
dinledi ve şöyle dedi:
- Kim bu adam?
- Ben Abdullah b. Rebah el-Ensârf yim dedim.
- Kavim, hadislerini senden daha iyi bilirler. Bak bakalım hele o geceki yedi kişiden biri ben değil miyim?
Ben bu hadisi tamamladıktan sonra îmran şöyle dedi:
- Bu hadisi, benden başka kimsenin ezberlemiş olacağına sanmıyordum.»
Hammad b. Seleme, Hümeyd et-Tavil kanalı ile Ebu Katade el-Musılfnin rivayetinde aynı şeyleri söylediğini ve rivayetine şu cümleleri eklediğini ifade etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), geceleyin istirahate çekilip uyurken sağ tarafına uzanırdı. Sabahleyin istirahat ederken de sağ dirseğini diker ve başını sağ elinin içine yaslardı."
Beyhakî, Hafız Ebu Ya'lâ el-Musılî kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), aralarında Ebu Bekir'in de bulunduğu bir orduyu müşriklerin üzerine göndermek üzere yola çıkardı. Onlara şu talimatı verdi:
- Çabuk yürüyün. Çünkü sizinle müşrikler arasında bir su vardır. Müşrikler, sizden önce o suya ulaşırlarsa susuzluk size çok zahmet verir. Şiddetli bir susuzluğa maruz kalırsınız. Binekleriniz de susuz kalırlar.
Rasûlullah (s.a.v.)'m kendisi de sekiz kişiyle beraber geride kaldı. Yavaş yavaş yürüyecekti. O sekiz kişinin dokuzuncusu da bendim. Arkadaşlara şöyle dedi:
- Var mısınız biraz istirahat etmeye. Sonra kalkar, öndekilere ulasırız. Onlar da şöyle dediler:
- Evet ya Rasulallah.
Uykuya daldılar, ama sabah namazına uyanamadılar. Ancak güneş doğduktan sonra güneşin sıcaklığı onları uyandırdı. Rasûlullah (s.a.v.) uyanınca, arkadaşlarını da uyandırdı, onlara şöyle dedi: - Haydi ilerleyip ihtiyacınızı giderin.
Onlar da emri yerine getirdiler. Sonra Rasûlullah'm yanına döndüler. Rasûlullah, onlara şöyle sordu: - Sizin yanınızda su var mı? Topluluktan biri şu karşılığı verdi:
- Ya Rasulallah, yanımda, içinde biraz su bulunan bir ibrik var.
- Onu bana getir.
Adam ibriği getirdi. Rasûlullah ibriği eline aldı. Avucuyla onu sıvazladı. Bereket duası okudu. Sonra da ashabına:
- Gelin de abdest alın, dedi. Onlar da yanma geldiler. Rasûlullah (s.a.v.), onlara su vermeye başladı. Tamamı abdest aldı. Onlardan biri ezan okudu. Rasûlullah kalkıp sabah namazını kıldırdı ve ibrik sahibine de şöyle dedi:
- İbriğinle sevin, çünkü onun çok önemli bir durumu olacaktır. Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), diğerlerinden önce bineğine bindi ve arkadaşlarına şöyle dedi:
- Öndekiler ne yaptılar dersiniz?
- Allah ve rasûlü daha iyi bilirler.
- Onların arasında Ebu Bekir ve Ömer var. Onlar, insanlara Önderlik edip doğru yolu gösterirler.
Önden giden topluluk menzile ulaşmıştı, ama müşrikler onlardan önce su başını tutmuşlardı. Bu da çok zorlarına gitti. Hem kendileri, hem de binekleri şiddetli bir susuzluğa maruz kaldılar. Bu durumu gören Rasûlullah (s.a.v.) şöyle sordu:
- İbriğin sahibi nerede?
- Şuradadır ya Rasulallah.
- İbriğini bana getir.
Adam ibriği getirdi. İçinde azıcık su vardı. Rasûlullah (s.a.v.) onlara:
- Gelin için, dedi. Onlara birer birer su verdi. Nihayet tamamı içtikleri gibi bineklerine ve hayvanlarına içirdiler. Yanlarındaki tulumları, kırbaları, kabları doldurdular. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı, müşriklere hücum ettiler. O esnada Cenâb-ı Allah, bir fırtına gönderip müşriklerin yüzlerine çarptı. Yardımım Müslümanlara indirdi. Müşriklerin diyarlarını Müslümanların ellerine geçirdi. Çok sayıda müşrik Öldürdüler. Çok sayıda da esir aldılar. Çok miktarda davarlarını önlerine katıp götürdüler. Rasûlullah (s.a.v.) ile Müslümanlar, bol miktarda ganimet ve çok sayıda esir ile huzur içinde geri döndüler.»
Cabir'den de buna benzer bir rivayet daha önceki sayfalarda "Sa-hih-i Müslim" kaynaklı olarak nakledilmiştir.
Müslim'in, Muaz b. Cebel'den yaptığı Tebük gazvesiyle ilgili rivayeti de önceki sayfalarda nakletmiştik. Bu rivayette anlatıldığına göre Rasülullah (s.a.v.), Tebük gazvesine giderken sahabelere şöyle demiştir:
«Yarın inşallah Tebük pınarına varacaksınız. Ancak kuşluk vakti oraya ulaşabilirsiniz. Oraya ulaşan kimse, ben gelmeden suya elini dokundurmasın.
Oraya vardığımızda bizden önce iki kişi su başına varmıştı. Pınardan ayakkabı ipi inceliğinde az bir su akıyordu. Rasülullah (s.a.v.) onlara:
- Pınarın suyuna el vurdunuz mu? diye sorunca, onlar:
- Evet, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasülullah (s.a.v.), onlara çok ağır sözler söyledi. Sonra pınardan azar azar avuçladılar ve bu su, bir kaba aktarıldı. Sonra Rasülullah (s.a.v.), yüzünü ve ellerini o su ile yıkadı. Tekrar o suyu pınara dökünce, pınardan bol miktarda sular akmaya başladık İnsanlar da o sudan kana kana içtiler. Sonra Ra-sûluîlah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Ey Muaz, eğer ömrün vefa ederse yakın bir zamanda şuraların insanlarla dolup taşacağını göreceksin.
Rasûlullah'a gelen heyetler babında Ziyad b. Haris es-Südaî'nin şöyle dediğini nakletmiştik:
Daha sonra biz:
- Ya Rasulallah, bizim bir kuyumuz var. Kış mevsiminde suyu bize bol bol yetiyor. Etrafında toplanabiliyoruz. Yaz mevsiminde suyu azalıyor. Biz de orayı bırakıyor, çevremizdeki diğer suların başlarına gidiyoruz. Artık biz Müslüman olduk. Çevremizdeki herkes düşmanımızda*. Dua et de Allah kuyumuzda bize yetecek kadar su var etsin. Böylece biz de kuyumuzun çevresinde yaşayalım. Dağılıp başka yerlere gitmeyelim.
Rasülullah (s.a.v.), yedi çakıl tanesi getirilmesini emretti. Getirilen çakıl tanelerini ellerinde ovaladı. Üzerlerine dua okudu. Sonra şöyle buyurdu:
- Şu çakıl tanelerini alıp götürün. Kuyunun başına vardığınızda birer birer içine atın. Aziz ve Celil olan Allah'ı anın.
Biz de Rasûlullah'm emrini yerine getirdik. Çakıl tanelerini içine attıktan sonra kuyunun suyu o kfldar bollaştı ki, artık dibini göremiyor-duk.»

