Daha önce belirtildiği gibi Ebu Tufeyl, Peygamber (s.a.v.)'in güzel yüzlü olduğunu; Enes ise parlak renkli olduğunu söylemişti. Bera b.
Azib'e de:
- Parlaklık bakımından Rasûlullah (s.a.v.)'ın yüzü kılıç gibi miydi? diye sorulduğunda, o şu cevabı vermişti:
- Hayır, ay gibi idi.»
Cabir b. Semüre'ye de buna benzer bir soru sorulduğunda o, şöyle cevap vermişti:
«Hayır, bilakis güneş ve ay gibi yuvarlak idi.»
Rebi binti Muavviz de şöyle demiştir:
«Eğer Rasûlullah'ı görseydin güneş doğmuş derdin.»
Ebu Ishak es-Sebiî de, Rasûlullah'la birlikte haccetmiş olan Heme-danlı bir kadından, Rasûlullah'm evsafını sorduğunda kadın şöyle cevap vermişti: «Bedir gecesindeki ay gibi idi. Ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim.»
Ebu Hüreyre de şöyle demişti: «Sanki güneş, onun yüzünde hareket ediyordu.»
îmanı Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Ali'nin, babasından naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.) büyük başlı, iri gözlü, uzun kirpikli, gözlerinin beyazı kırmızı renkle karışık, sakalı sık, rengi parlak, elleri ve ayakları iri idi. Yürürken sanki yokuş aşağı yürürdü. Bir kimseye dönüp bakarken, vücudunun tamamı ile dönerdi.»
Ebu Ya'lâ, kendisinden Hz. Peygamber'in özellikleri sorulduğunda Ibn Hanefiye'nin, Ali'den naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), ne uzun ne de kısa idi. Saçı güzel taranmıştı. Yüzü kırmızılıkla karışık beyaz renkte idi. Mafsalları iriydi. Topuk kemikleri ve ayaklan büyük, başı da iri idi. Göğsünden göbeğine kadar bir çizgi gibi kıllar uzanırdı. Ondan önce ondan sonra onun gibisini görmedim. Yürürken sanki yokuştan aşağı iniyormuş gibi hafifçe öne doğru meylederdi."
Muhammed b. Sa'd, Vakidî kanalı ile Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemen'e gönderdi. Bir gün halka hutbe irad ediyordum. Yahudi âlimlerinden biri de orada duruyordu. Elindeki bir tomar kağıda bakıyordu. Beni görünce:
- Bize Ebu Kasım'ı anlat, dedi. Ben de kendisine şöyle cevap verdim:
- Rasûlullah (s.a.v.)* ne çok uzun ne de kısadır. Saçı, ne çok kıvırcık ne de düzdür. İkisi arasında dalgalıdır. Saçı siyah, başı iridir. Renginde beyazla kırmızı karışımı vardır. Mafsalları iridir. Elleri ve ayaklan bü-yükçedir. Göğsünden göbeğine kadar kıllar, çizgi gibi uzanmıştır. Kirpikleri uzun, kaşları bitişik, alnı düz, omuzlarının arası geniştir. Yürürken yokuş aşağı yürürcesine hafifçe öne doğru meyleder. Ondan önce benzerini görmediğim gibi, ondan sonra da benzerini görmedim.
Hz. Ali'nin bu konuşması karşısında Yahudi âlimi sustu, sonra Hz. Ali'ye sordu:
- Bu anlattıkların nedir?
- Benim bildiğim bu kadardır.
- Onun gözlerinde kırmızılık da vardır. Sakalı güzeldir, ağzı güzeldir, kulakları tamdır. Bir kimseye dönüp bakarken bütün vücudu ile dönüp bakar. Arkasını dönerken de vücudunun tamamı ile döner. - Evet, vallahi bu Rasûlullah'm evsafindandır.
- Bu nedir?
- Sen neyi soruyorsun?
- Onda şu evsaf da vardır. Öyle değil mi?
- İşte sana dediğim gibi o, sanki yokuş aşağı inercesine yürür.
- Ben bu evsafı atalarımın bana bıraktığı tomarda (kitapta) görmekteyim. Yine bu tomarlarda okuduğumuza göre, Cenâb-ı Allah onu, kendi Harem'inde ve emin yerinde beytinin mekanında peygamberlikle görevlendirecek, sonra o, kendisinin saygın kılacağı bir hareme (Medine'ye) hicret edecektir. Orası da Allah'ın Mekke gibi saygın kıldığı bir belde olacaktır. Onun kendilerine hicret ettiği Ensâr'ı, Ömer b. Amir ev-ladmdandır. Oralarda hurmalıklar vardır. Onlardan önce o arazilerde Yahudiler yaşardı.
- Evet öyledir. Sözünü ettiğin kişi Rasûlullah'tır.
- Ben onun peygamber olduğuna, onun, bütün insanlara Allah ta-rafindan gönderilmiş bir elçi olduğuna şahadet ederim. Bu şahadetim üzerine yaşar, bu şahadetim üzerine ölür, bu şahadetim üzerine haşro-lunurum inşaallah, dedi.»
O Yahudi âlimi Müslüman olduktan sonra Hz. Ali'nin yanına gelirdi. Hz. Ali de ona Kur'ân'ı öğretir ve İslâm ahlakını belletirdi. Sonra Ali ile birlikte Yemen'den çıkıp geldiler. O zat, Rasûlullah'a iman etmiş, onu tasdik etmiş olarak Hz. Ebu Bekir'in hilafeti döneminde vefat etti.
Yakub b. Süfyan, Said b. Mansur kanalı ile Ömer b. Ali b. Ebi Talib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Hz. Ali'ye Rasûlullah'm evsafi sorulduğunda, şöyle cevap vermişti:
«Rasûlullah (s.a.v.), beyaz tenli idi. Beyazlığına kırmızılık karışmıştı. Gözlerinin yuvarlağı siyahtı. Uzun kirpikli idi.»
Yakub b. Süfyan, Abdullah b. Seleme kanalıyla Rasûlullah (s.a.v.)'-ın evsafım anlatan Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah'm yüzü yuvarlaktı. Beyaz tenli idi. Gözleri iri ve siyah kısmı da simsiyahtı. Uzun kirpikli idi.»
Ebu Davud et-Tayalisî, Şu'be kanalı ile Cabir b. Semüre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m gözlerinin siyahına kırmızı renk karışmıştı. Topukları etsizdi, ağzı genişti.»
Ebu Ubeyd dedi ki: Gözlerinin beyazına kırmızılık karışması meşhur rivayetlerle nakledilmiştir. Sahih olan da budur ki, bu da onun, güçlü ve şecaatli bir kimse olduğunu isbatlar. Doğrusunu Allah bilir.
Yakub b. Süfyan^ Peygamber (s.a.v.)'in evsafını anlatan Ebu Hürey-re'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), geniş alınlı, uzun kirpikli idi."
Yakub b. Süfyan, Hasan b. Ali'nin dayısından naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), geniş alınlı, ince kaşlı idi, kaşları ince ve kavisli idi. Kızdığı zaman iki kaşı arasında bir damar kabarırdı. Burnunun kaşlarına yakın kısmında hafif bir yükseklik vardı. Mübarek burnunda yükseklik meydana getiren bir nur vardı. Onu ilk gören, burnuna dikkatle bakmadıkça karga burunlu zannederdi. Fakat burnu öyle değildi. Ağzı biraz büyükçe idi. Mübarek ön dişleri arasında boşluk vardı.»
Yakub b. Süfyan, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m ön dişleri aralıklı idi. Konuştuğunda dişleri arasında nur görünürdü.»
Yakub b. Süfyan, Semüre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'a baktığımda, gözleri sürmeli, derdim. Ama gözlerine sürme sürmüş değildi. Bacaklarında biraz incelik vardı. Kahkahayla değil tebessüm ederek gülerdi.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Vekf kanalı ile Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v), ne kısa ne de uzundu. Başı büyük, sakalı gür, elleri ve ayakları ile mafsalları iri idi. Yüzünün beyazlığına kırmızılık karışmıştı, gerdanından göbeğine kadar bir kıl çizgisi uzanmıştı. Yürürken sanki bir kayalıktan yuvarlanırcasma hafifçe öne doğru meyleder-di. Ondan önce, ondan sonra onun gibisini görmedim.»
îbn Asakir, Abdullah b. Davud el-Hüreybî kanalı ile Ensâr'dan biradanım şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Küfe mescidinde kılıcına yaslanmış olarak duran Ebu Talib oğlu Ali'ye, Rasûlullah (s.a.v.)'m evsafım sordum. Bana şöyle dedi:
«Teni beyazdı. Beyazlığına kırmızılık karışmıştı. Gözleri iri ve siyahtı. Saçları düz idi. Gerdanından göbeğine doğru ince bir kıl çizgisi uzanmıştı. Yanakları yumuşak, sakalı gür idi. Boynu gümüşten bir ibriği andırıyordu. Gerdanından göbeğine kadar kıl vardı. Bu bir kırbacı andırıyordu. Karnında ve göğsünde bundan başka kıl yoktu. Elleri ve ayakları iri idi. Yürürken sanki yokuş aşağı yürüyormuş gibi idi. Döndüğü zaman bütün vücudu ile dönerdi. Ne uzun ne de kısa idi. Ne aciz ne de zorba ve şiddetli idi. Ter taneleri yüzünde incileri andırıyordu. Terinin kokusu en iyi miskten daha güzel idi. Ondan Önce ondan sonra onun gibisini görmedim.»
Yakub b. Süfyan, Yusuf b. Mazin el-Mazinî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Adamın biri, Hz. Ali'ye şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri, bize Rasûlullah'ın özelliklerini anlat. Hz. Ali de ona şöyle cevap verdi:
- Beyaz tenli idi. Beyazlığına kırmızılık karışmıştı (pembe idi). Başı iri, parlak ve beyaz idi. Kirpikleri uzundu.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Esved b. Amir kanalı ile Ali b. Ebi Talibin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), iri başlı idi. Renginin beyazlığına kırmızılık karışmıştı. Elleri ve ayakları büyüktü, sakalı gürdü, gerdanından göbeğine doğru uzun bir kıl çizgisi uzanmıştı. Mafsalları iriydi. Yokuş aşağı inercesine yürür, yürürken de hafifçe öne doğru meylederdi. Ne uzun ne de kısa idi. Ondan önce ondan sonra onun gibisini görmedim.»
Vakidî, Bükeyr b. Mismar kanalı ile Ziyad b. Sa'd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sa'd b. Ebi Vakkas'a sordum:
- Rasûlullah (s.a.v.) saçına hiç kına sürdü mü?
- Hayır, ne kendisi saçma sürdü, ne de başkaları onun saçına sürdüler. Alt dudağıyla çenesi arasında ve perçeminde beyaz kıllar vardı. Ama bunlar az oldukları için isteseydim sayabilirdim.
- Rasûlullah'ın evsafı nasıldı?
- Ne uzun ne de kısa idi. Kireç gibi beyaz da değildi. Esmer de denemezdi, saçı ne düz, ne de kıvırcık idi. ikisinin arasında dalgalı idi. Sakalı güzel, alnı genişti. Renginin beyazlığına kırmızılık karışmıştı, parmakları iriydi. Saçı ve sakalı simsiyahtı.»
Hafız Ebu Nuaym el-İsbahanî, Ebu Muhammed Abdullah b. Cafer kanalı ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'dan öğrendiğim ilk şey şudur: Amcalarımla birlikte Mekke'ye geldik. Bizi Abbas b. Abdülmuttalib'e gönderdiler. Yanına vardığımızda o, Zemzem kuyusunun yanında oturmakta idi. Biz de varıp yanma oturduk. Yanında iken Safa kapısından beyaz tenli bir adam yanımıza geldi. Beyazlığına kırmızılık karışmıştı. Gür saçları vardı. Bu kıvırcık saçları, kulaklarının yarısı hizasına kadar uzanıyordu. Burnunun ucu biraz kalkıktı. On dişleri parlıyordu. Gözleri iri ve siyahtı. Sakalı gür olup gerdanından göbeğine doğru ince bir kıl çizgisi uzanıyordu. Elleri ve ayakları iriydi. Üzerinde iki beyaz elbise vardı. Dolunay gecesindeki ayı andırıyordu.»
Abdullah b. Mesud, bu hadisin tamamım anlattıktan sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m Hatice ve Ali b. Ebi Talib ile birlikte Ka'be'yi tavaf edişini ve kendisini Abbas'a sorduklarını, Hz. Abbas'ın da şu cevabı verdiğini naklediyor: «Bu benim kardeşim oğlu Muhammed b. Abdullah'tır. Allah tarafından insanlara elçi olarak gönderildiğini iddia ediyor.»
imam Ahmed b. Hanbel, Yezid el-Farisî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ibn Abbas'm zamanında Rasûlullah (s.a.v.)i rüyamda gördüm (ra-vi Yezid, mushafları yazan bir kimse idi). Ibn Abbas'a: "Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyamda gördüm." dedim. O da bana şöyle dedi:
- Rasûlullah (s.a.v.) şöyle derdi: "Doğrusu şeytan, benim kılığıma bürünerek rüyada kimseye görünemez. Her kim beni rüyada görürse gerçek görmüştür." Şimdi sen bize rüyada gördüğün adamın evsafim anlatabilir misin?
- Evet. iki kişinin arasında bulunan bir adam gördüm. Bedeni ve eti esmer olup beyaza yakın idi. Güzel bir gülümsemesi vardı. Gözleri sürmeli idi. Yüzü yuvarlak ve güzeldi. Sakalı yüzünün iki tarafını doldurmuştu. Gerdanına kadar uzanıyordu.
- Sen Rasûlullah'ı uyanık iken gözlerinle görmüş olsaydın, bu kadar iyi anlatamazdın.»
Muhammed b. Yahya ez-Zühlî, Rasûlullah'm evsafına dair soruya muhatap olan Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«En güzel evsafa sahip idi. Orta boylu olup uzuna yakındı. Omuzlarının arası genişti. Yanakları yumuşaktı. Saçları simsiyahtı, gözleri sürmeliydi. Kirpikleri uzundu, yere basarken ayağının tamamı ile basardı. Ayağının tabanında çukur yoktu. Abasını omuzuna koyarken omuzu bir gümüş kalıbını andırıyordu. Gülerken de dişlerinin parlaklığı neredeyse duvarlara yansıyordu. Ondan önce ondan sonra onun gibisini görmedim.»
Zührî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m kalıbı, âdeta gümüşten dökülmüş idi. Saçı öuz, karnı geniş, omuzlarının arası uzun idi. Basarken ayağının tamahı ile basardı. Bir tarafa dönerken de bütün vücudu ile dönerdi. Yönelişi de aynı şekilde vücudunun tümü ile olurdu.»
Vakidî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'ın elleri ve ayakları iriydi. Bacakları kalın, pa-zuları iri, omuzlarının arası ile göğsü geniş, başı büyük, kirpikleri uzun, ağzı ve sakalı güzel, kulakları tam, kendisi de orta boylu idi. Ne uzun ne de kısa idi. İnsanların en güzel renklisi idi. Yönelirken vücudunun tamamı ile yönelir, dönerken de yine vücudunun tamamı ile dönerdi. Onun gibisini görmedim. Onun gibisini işitmedim.»
Hafız Ebu Bekr el-Beyhakî, Rabbine ibadet eden bir adamın şöyle dediğini rivayet etmişti: "Dedem bana dedi ki: "Ben Medine'ye gittim. Rasûlullah'ı görmek istiyordum. Bir de baktım ki o, güzel vücudlu, iri başlı, ince burunlu, ince kaşlı bir adamdır. Gerdanından göbeğine doğru uzatılmış bir çizgi gibi kıl çizgisi vardı. Bana yaklaştı ve; "esselamü aley-ke" dedi."

