El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ulleys Savaşı

Hicri onikinci senenin safer ayında Ulleys savaşı oldu. Bu savaşın sebebi şuydu: Velce savaşında Halid b. Velid, Farslıların yanında yer alan Hristiyan Araplardan Bekr b. Vail kabilesinden çok kimseleri öldürmüştü. …

Hicri onikinci senenin safer ayında Ulleys savaşı oldu. Bu savaşın sebebi şuydu: Velce savaşında Halid b. Velid, Farslıların yanında yer alan Hristiyan Araplardan Bekr b. Vail kabilesinden çok kimseleri öldürmüştü. Öldürülen bu Hristiyan Arapların aşiretleri toplanıp bu işi konuştular. Bunların en çok öfkeli olanları Abdülesved el-îclî idi. Onun oğlu öldürülmüştü. Bunlar Farslarla yazıştılar. Erdeşir, bunlara yardım için bir askeri birlik gönderdi. Bu askeri birlikle Hristiyan Arap aşiretleri, Ulleys mıntıkasında bir araya geldiler. Yemek için sofrayı kurdukları bir esnada Halid, askerleriyle ansızın üzerlerine baskın yaptı, onu görünce kendi aralarında yaptıkları müşavere neticesinde Halid'e aldırış etmeyip yemeklerini yeme kararım aldılar. Kisra'mn emiri ise:

- Hayır, Halid'e karşı harekete geçelim, dedi. Ancak onu dinlemediler. Halid gelince askerlerinin önünde durdu ve oradaki Hristiyan Arapların bahadırlarına olanca sesiyle:

- Falan nerede, falan nerede? diye sordu. Hepsi de ona karşı çıkmaktan geri durdular. Ancak Malik b. Kays adında Beni Cezre kabilesinden biri Halid'e karşı mübareze için ortaya çıktı. Halid, ona şöyle dedi:

- Ey kötü kadının oğlu! Bu kadar adam arasında bana karşı çıkma cüretini nereden buldun! Sende hiç vefa yok mudur?

Böyle dedikten sonra vurup onu öldürdü. Farslılar da sofradan kalkarak silahlarına koştular. Gerçekten şiddetli bir şekilde savaştılar. Hristiyan Araplar, Behme'nin, hükümdar tarafından takviye kuvvetiyle kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Gerçekten de savaşta onlar çok güçlü, şiddetli ve sabırlıydılar. Müslümanlar, o gün son derece dayanıklılık ve sabır gösterdiler. Halid b. Velid şöyle dedi:

- Allah'ım, şu düşmanlar arkalarını dönüp kaçacak olurlarsa, sana söz veriyorum ki; onlardan ele geçirdiğim her birini mutlaka öldürecek ve onların kanlarıyla nehri kan olarak akıtacağım.

Sonra Aziz ve Celil olan Allah, düşmanların arkalarını Müslümanlara çevirip kaçma fırsatını îslâm ordusuna nasib etti. Halid'in ünleyici-si de "Esir alın, esir alın, ancak esir olmaya yanaşmayanları öldürün." diye duyuruda bulundu. Süvariler, onları grup grup önlerine katıp götürüyorlardı. Boyunlarını vurup nehire atan adamlar görevlendirilmişti.

Halid, bir gün bir gece bunu böylece devam ettirdi. Ertesi gün ve bir sonraki gün de böyle yapmak istiyordu. Düşmandan her kimi ele geçirirse boynunu vurup nehire atıyordu. Nehir suyu başka bir tarafa akıyordu. Komutanlardan biri Halid'e şöyle dedi:

- Nehir onların kanını akıtmıyor. Ancak suyu kan üzerine salarsan o zaman nehirde kan akar ve yeminin yerine gelmiş olur.

Bunun üzerine Halid, suyu kanın bulunduğu tarafa saldı, böylece nehirden çığ gibi kan akmaya başladı. Bu nedenle bu nehire bugüne kadar da kan nehri denmektedir. Askerlere üç gün yetecek kadar değirmenler kanla karışık o suyla dönüp çalıştılar. Düşmandan 70.000 kişi öldürülmüştü. Halid, düşmen ordusunu hezimete uğratıp askerleriyle birlikte geri dönünce, düşmanın yemek için kurduğu sofraya geldi ve Müslümanlara:

- Bu ganimettir. înin de yeyin, dedi. Askerler inip orada akşam yemeğini yediler.

Farslar, yemek masasının üzerine çok miktarda yufka bırakmışlardı. Bunu gören bedeviler:

- Şu yamalar da neyin nesi? diye soruyorlar ve yufkaları bez parçası sanıyorlardı. Yufkayı tanıyan kasabalı ve kentliler de onlara:

- Siz refah içinde yaşamanın ne demek olduğunu duymadınız mı? diye soruyorlar, onlar da:

- Evet duyduk, deyince de bu defa kentli ve kasabalılar onlara:

- İşte refah içinde yaşamak budur, diye karşılık veriyorlardı. îşte o gün yufkalara, ince ekmek anlamına gelen rikak adını verdiler. Araplar daha önce yufkaya ud adını veriyorlardı.

Seyf b. Ömer, Halid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Hayber savaşında ekmek, kavun ve pişirilmiş et ile bostanı ganimet olarak ele geçirdi."

Ulleys savaşında öldürülenlerin tamamı, Emgişya beldesindendir-ler. Halid, savaşı tamamladıktan sonra Emgişya kasabasına yöneldi. Orada büyük miktarda ganimet ele geçirdiler. Halid, bu ganimetleri mücahitler arasında taksim etti. Önceki ganimetlerden ayrı olarak bu ganimette her mücahidin payına 1500 dirhemlik hisse düştü. Halid, bu müjdeyi ve fethi ayrıca ganimetlerin beşte biri ile Beni İcl kabilesinden esirleri olan Cendel adlı bir adamla birlikte Ebu Bekir es-Sıddık'a gönderdi. Cendel, keskin görüşlü bir kılavuzdu. Bu müjde ve mektup Ebu Bekir'e ulaşıp ta emanet yerine gelince Ebu Bekir, Halid b. Velid'i övdü ve ona esirlerden bir cariyeyi ödül olarak verdi, sonra da şöyle dedi:

- Ey Kureyş topluluğu! Sizin aslanınız, aslana saldırdı. Onun etlerini koparıp parçaladı. Kadınlar, Halid gibisini doğuramaz oldular.

Sonra birçok yerlerde Halid savaştı ki, onları burada dinlemek, okuyucuya ve dinleyiciye usanç verir. Bununla beraber Halid asla yılmıyor, usanmıyor, üzülmüyor ve gevşeklik göstermiyor, aksine her savaşta güçlü, kesin kararlı ve şehametli oluyordu. Böyle bir şahsiyeti Cenâb-ı Allah, ancak İslâm'ın ve Müslümanların onur bulması için yaratmış, kafirleri alçaltıp düzenlerini dağıtmak için dünyaya göndermişti.