Ummanlılar arasında Zu't-Tac Lakit b. Malik el-Ezdî adında bir adam ortaya çıkmıştı. Cahiliye döneminde buna Cülendî adı verilmişti. Bu da peygamberlik iddiasında bulunmuştu. Ummanlıların cahil insanları peşine takılmışlardı. Böylece Umman'a hakim olmuş, Cifer ve Abbad'ı hükmü altına almış, halkı dağlık ve deniz kıyıları olan ücra yerlere sürmüştü. Bunun üzerine Cifer, Hz. Ebu Bekir'e haber göndermiş, kendisine takviye olarak askerler göndermesini dilemişti. Hz. Ebu Bekir de Hüzeyfe b. Mihsan el-Himyerî ve Ezd kabilesinden Arfece el-Ba-rikfvi göndermişti, ikisinin bir araya gelip görüş birliği yaparak öncelikle işe Umman'dan başlamalarını ve Hüzeyfe'nin komutanlık yapmasını kendilerine emretmişti. Ama Mehre'ye vardıkları zaman orada komuta yetkisinin Arfece'ye devredilmesini buyurmuştu.
Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Hz. Ebu Bekir, İkrime b. Ebu Cehil'i Şurahbil b. Hasene ile birlikte Müseyleme ve adamlarının üzerine gönderirken İkrime acele etmiş ve yalnız başına zafer kazanmak için Şurahbil'in gelmesini beklemeden Müseyleme'ye saldırmış ve Müseyleme ile beraberindeki askerlerden darbe yemişti. Neticede geri dönerek Halid b. Velid'in gelişini beklemeye başlamıştı. Nihayet Halid gelip Müseyleme'yi mağlub etmişti. Bunu önceki kısımlarda da anlatmıştık. Bu olay yüzünden Hz. Ebu Bekir, İkrime'ye kınayıcı bir mektup göndermiş ve mektubunda şöyle demişti: "Seni hep beladan sonra görüyor ve işitiyorum."
Hz. Ebu Bekir, îkrime'ye gidip Umman'da Hüzeyfe ve Arfece'nin yanında yer almaşım emretmiş ve şöyle demişti: "Her biriniz kendi askerlerinin komutanıdır. Ama Umman'da bulunduğunuz sürece Hüzeyfe insanların emindir. Oradaki işinizi tamamladıktan sonra Mehre'ye gidin. Mehre'deki işinizi de tamamladıktan sonra sen Yemen'e ve Had-ramut'a git, Muhacir b. Ebi Ümeyye ile beraber ol. Umman'dan Hadra-mut'a ve Yemen'e giderken karşılaştığın mürtedlerin de cezasını ver."
ikrime, Hz. Ebu Bekir'in emrini yerine getirmek için yola çıktı. Umman'a varmadan önce Hüzeyfe ile Arfece'ye yetişti. Hz. Ebu Bekir de daha önce Hüzeyfe ile Arfece'ye, Umman'a giderken veya oraya yerleştikleri zaman îkrime'nin görüşüne uymalarını emreden bir mektup göndermişti. Bunlar yollarına devam ettiler. Umman'a yaklaştıklarında Cifer'le yazıştılar. Lakit b. Malik, islâm ordusunun oraya gelmekte olduğu haberini alınca, askerleriyle birlikte çıkıp Dübâ garnizonunda ordugah kurdu. Dübâ, o beldelerin başkenti ve büyük panayırı durumundaydı. Lakit b. Malik, çocukları ve malları askerlerinin arkasına yerleştirmişti ki; bu, savaş için onları daha da cesaretlendirsin. Cifer ile Ab-bad, Sahar mevkiinde toplanıp garnizon kurdular. Hz, Ebu Bekir'in komutanlanna haber saldılar. Hep birlikte Müslümanlarla bir araya geldiler, iki ordu orada karşılaştı.
Şiddetli bir şekilde savaştı. Müslümanlar, büyük bir mihnete maruz kaldılar, nerede ise dönüp kaçacaklardı. Ama Cenâb-ı Allah, onlara lütuf ve keremi ile ihsanda bulunup takviye gönderdi. Beni Naciye ve Abdü'1-Kays kabilelerinden savaşçılar o anda onlara takviye olarak katıldılar. Aralarında komutanları da vardı. Bu takviye kuvvetleri Müslümanlarla birleşince Müslümanlar fetih ve zafere nail oldular. Müşrikler dönüp kaçtılar. Müslümanlar, arkadan onları takibe başladılar. Müşriklerden 10.000 savaşçıyı öldürüp çoluk çocuklarını esir aldılar. Mallarım ve panayırdaki eşyalarını ganimet olarak ele geçirdiler. Ganimetlerin beşte birini Arfece adındaki komutanla Hz. Ebu Bekir'e gönderdiler. Arfece, daha sonra arkadaşlarının yanma döndü.
Mehre'ye gelince Müslümanlar, Umman'daki işlerini tamamladıktan sonra İkrime, askerleriyle birlikte Mehre beldelerine doğru yürüdü. Mehre beldelerine saldırdı. Orada iki askeri birlikle karşılaştı. Birliklerden birinin başında Beni Muharib kabilesinden Misbah adındaki bir komutan, diğerinin başında Şahrit adındaki bir komutan vardı. Ama bu ikisi birbirleriyle ihtilaf halindeydiler. Bu ihtilaf da mü'minler için bir rahmet oldu. ikrime, Şahrit'e haber saldı. Kendisine katılmasını tavsiye etti. Şahrit de îkrime'nin bu tavsiyesine uyup ona katıldı. Böylece Müslümanlar güçlendiler. Misbah'm gücü azaldı. İkrime ona haber saldı. Onu Allah'a imana ve kendisine de itaata davet etti. Ancak Misbah, beraberindeki askerlerin çokluğuna ve Şahrit'e olan muhalefetine alda-nıp taşkınlığım sürdürdü. Bunun üzerine İkrime, beraberindeki askerlerle onun üzerine yürüdü, iki ordu şiddetli bir şekilde savaştılar.
Bu savaş, Dübâ'da cereyan eden savaşa göre daha sert bir savaş oldu. Sonra Cenâb-ı Allah, Müslümanlara zafer ve nusret nasib etti. Müşrikler kaçtılar. Misbah da öldürüldü. Kavminden birçok asker de öldürüldü. Müslümanlar da onların mallarını ganimet olarak ele geçirdiler. Ganimet olarak ele geçirdikleri mallar arasında 1000 asil deve de vardı. İkrime, bu ganimetleri taksim edip beşte birini Şahrit'Ie beraber Hz. Ebu Bekir'e gönderdi ve Allah'ın kendilerine nasib ettiği fethi haber verdi. Bu müjdeyi de Saib adındaki Beni Abid kabilesinden ve Mahzumîlerden biriyle gönderdi. Alcum adındaki bir adam, bu zafer hakkında şöyle bir şiir söyledi: "Sağmal hayvanlar üzerimize geldiği zaman Cenâb-ı Allah, Şahrit'e ve Haşimilerden nesebi belirsiz kimselere mükafat verdi.
Öyle bir mükafat M, kötüye verilen bir mükafattır. O kötü, ahde vefa göstermedi. Taahhüd ettiği zimmete riayet etmedi. Akrabaların umduğu şeyi ummadı.
Ey îkrime! Eğer benim kavmimin topluluğu ve faaliyetleri olmasaydı, çölde yollarımız daralacaktı. Biz, kardeşlerine var gücüyle uyup riayet eden kimseler gibi olduk. Zamanlar içinde üzerimize felaketler çöktü."
Yemenlilere gelince, Önceki bölümlerde de anlattığımız gibi mel'un Esved el-Ansî Yemen'de zuhur ettiği zaman zayıf akıllı ve dini bütün olmayan birçok kimseleri saptırmıştı. Çünkü onlardan çoğunu dinden döndürmüş ve İslâm'dan uzaklastırmıştı. Kays b. Mekşuh, Firuz ed-Deylemî ve Dazeveyh adındaki üç komutan onu öldürmüşlerdi. Rasûlullah (s.a.v.)'ın vefat ettiği haberi kendilerine ulaştığı zaman Yemenlilerin bir kısmı, içinde bulundukları şaşkınlık ve şüpheyi daha da arttırmışlardı. Allah, bizi bundan korusun. O zaman Kays b. Mekşuh, Yemen'de emir olmaya tamahlanmış, bu iş için çaba sarfetmiş, islâm'dan irtidad etmiş ve Yemen halkının avam tabakası kendisine uymuştu. Hz. Ebu Bekir es-Sıddık da islâm ordusu kendilerine hızla ulaşıncaya kadar, Kays b. Mekşuh'a karşı Firuz'a ve beraberindeki arkadaşlarına yardımcı olmaları için Yemenli emir ve reislere mektup göndermişti. Kays b. Mekşuh, diğer iki emiri öldürmeye tutkulu idi. Ancak Dazeveyh'ten başkasını öldüremedi. Firuz ed-Deylemî, ondan saklanıp kendini korudu.
Kays, onları şöyle bir tuzağa düşürmüştü: Bir yemek yapmış, önce Dazeveyh'i davet etmişti. Dazeveyh yemeğe gelince, Kays acele davranıp onu Öldürmüştü. Sonra yemeğe geliresi için Firuz'a haber salmış, Firuz yolda gelirken bir kadının başka bir kadına şöyle dediğini işitmiş-ti: "Vallahi bu da arkadaşı gibi öldürülecektir." Firuz bu sözü duyunca, yarı yoldan geri dönmüş ve arkadaşlarına Dazeveyh'in öldürüldüğü haberini vermişti. Sonra da dayıları olan Holanhların yanına gitmiş, onların yanında kendini korumuştu. Ukayl da ona yardım etmişti. Ak ve Haklılar da yardımlarını ondan esirgememişlerdi. Kays, Firuz ile Dazeveyh'in çocuklarına ve Ebna'ya saldırıp onları Yemen'den sürdü. Bunların bir kısmını karaya, bir kısmını denize doğru sürgün etti. Firuz, buna karşı hiddetlendi ve kalabalık bir toplulukla ona karşı çıktı.
Kays ile Firuz ve taraftarları şiddetli bir şekilde savaştılar. Kays ve avam tabakasından oluşan askerleri hezimete uğradılar. Esved elAnsî'nin askerlerinin kalanları da bu savaşta yenik düştüler. Her biri bir tarafa kaçmaya çalıştı. Kays ile Amr b. Madikerb de esir düştüler. Amr da irdidad etmiş ve Esved el-Ansî'ye bey'at etmişti. Firuz, bunları Muhacir b. Ebu Ümeyye refakatmda esir olarak Hz. Ebu Bekir'e gönderdi. Hz. Ebu Bekir, bu ikisini azarlayıp kınadı, ondan özür dilediler. O da onların bu zahiri mazeretlerini kabul etti, ama kalplerindeki düşüncelerini yüce Allah'a havale etti. Onları serbest bırakıp kavimlerine gönderdi. Rasûlullah (s.a.v.)'m valileri, onun hayatında görev yaptıkları yerlere uzun savaşlardan sonra geri döndüler. Eğer bunları detaylı olarak anlatacak olursak burada büyük bir yer işgal edecektir.
Özetleyecek olursak deriz ki: Arap yarımadasının hemen hemen her tarafında bazı kimseler irtidad etmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, ordu ve komutanları irtidad hadiselerinin vuku bulduğu yerlerdeki mü'minlere yardıma olsunlar diye göndermişti. Müslümanlar, nerede mürtedlerle karşılaştılarsa mutlaka mürtedleri mağlup ettiler. Hamd ve minnet Allah'adır. Mürtedlerden büyük bir kısmım öldürdüler. Çok miktarda ganimetler ele geçirdiler. Bu ganimetler sayesinde o bölgelerdeki Müslümanlar güçlendiler. Ganimetlerin beşte birini, Hz. Ebu Bekir'e gönderdiler. O da bu beşte birlik kısmı halka dağıttı. Böylece onlar da güçlendiler ve kendileriyle savaşma niyetinde bulunan Acemlerle Rumlara karşı savaş hazırlığı yaptılar ki, bununla ilgili ayrıntıları ilerideki kısımlarda nakledeceğiz.
Durum böyle devam etti. Nihayet Arap yarımadasında Allah'a ve Rasûlüne itaat eden ve Necranlılarla onların statüsünde bulunan zim-milerden başka kimse kalmadı. Hepsi sürüldü ya da öldürüldü. Allah'a hamd olsun.
Mürtedlerle yapılan bu savaşların büyük bir kısmı, hicri onbirinci sene sonlarında ve onikinci sene başlarında* yapılmış ti.
Bu hadiseleri anlattıktan sonra hicri onbirinci senede vefat eden meşhur şahsiyetlerden bahsedeceğiz. Bu senede Muaz b. Cebel: Yemen'den dönmüştü. Hz. Ebu Bekir, Yemen'de Ömer b. Hattab'ı bırakmıştı.

