El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Yemeğin Bereketlenmesine Dair Diğer Bazı Hadîsler

Hafız İbn Asakir, İrbad'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hazarda ve seferde Rasûlullah'ın kapısından ayrılmazdım. Tebük'te iken gece bir iş için ayrılmıştım. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına döndüğümüzde akşam yemeğini …

Hafız İbn Asakir, İrbad'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hazarda ve seferde Rasûlullah'ın kapısından ayrılmazdım. Tebük'te iken gece bir iş için ayrılmıştım. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına döndüğümüzde akşam yemeğini yemişlerdi. Bana:

- Sen gece vakti neredeydin? diye sordu.

Ben de anlattım. O sırada Cual b. Süraka ile Abdullah b. Makil el-Müzenî çıkıp geldiler. Üçümüz de açtık. Rasûlullah, zevcesi Ümmü Seleme (r.a.)'nin yanına gidip yiyecek birşey olup olmadığını sordu. O da:

- Yok, dedi. Sonra Bilal'i çağırıp torbaları yoklamasını emretti. Bilal (r.a.)t torbaları silkeleyerek yedi tane hurma buldu. Allah'ın Rasûlü, bu hurmaları bir kaba boşalttıktan sonra elini üzerine koyup Besmele

çekti ve bize:

- Siz de Besmele çekerek yeyin, buyurdu.

Yemeğe başladık. Elimde elli dört tane hurma çekirdeği birikti. Sayarak yiyor ve çekirdekleri Öteki elime koyuyordum. Diğer iki arkadaşım da benim gibi yapıyorlardı. Her birimiz elli beşer tane hurma yedikten sonra çekildik. Bir de baktık ki, yedi hurma olduğu gibi duruyor. Rasûlullah (s.a.v.): - Bilal! Onları tekrar torbaya koy, dedi.

Ertesi gün tekrar çıkarıp kaba koydu. Bu sefer biz on kişi idik. Rasûlullah Efendimiz bize yine:

- Besmele çekerek yemeye başlayın, dedi.

Biz de Besmele çekerek yedik. Hurmaların sayısı, yine de yediden aşağı düşmedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

- Eğer Allah'tan utanmasaydım, Medine'ye dönünceye kadar hepimiz bu hurmalardan yerdik, buyurdu.

Medine'ye döndüğümüz zaman Medineli bir çocuk, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi de o hurmaları ona verdi. Çocuk da onları yemeye başladı.»

Buharî ve Müslim, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: «Rasûlullah (s.a.v.) vefat ettiği zaman yanımda bir canlının yiyebileceği birşey yoktu. Ancak bir rafin üzerinde yanm Ölçek arpa vardı. O arpayı uzun zaman yedikten sonra ölçtüm. Ondan sonra arpa azala aza-la nihayet bitti.»

Müslim, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Adamın biri, Peygamber (s.a.v.)'e gelip yiyecek birşeyler istedi. Peygamber (s.a.v.) de ona yarma yük arpa verdi. Adam, karısı ve misafirleri, o arpadan uzun bir süre yediler. Sonra bir gün ölçtüler. Miktarını belirlediler. Adam daha sonra gelip Peygamber (s.a.vje arpanın azaldığını söyledi.

Peygamber (s.a.v.) de ona:

- Eğer onu ölçmeseydin, ondan hep yerdin ve o da devamlı aynı

miktarda kalırdı, dedi.»

Müslim, Cabir'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:

«Ümmü Malik, Rasûlullah (s.a.v.)'a bir tulum yağ hediye etti. Yağı alan Rasûlullah, tulumun içinde kalan az miktardaki yağın üzerine bereket duası okudu. Yağ bereketlendi. Tulumu alıp evine götüren Ümmü Malik, uzun bir süre çocuklarıyla birlikte o tulumdaki yağı yedi. Günün birinde çocukları gelip yemek için katık istediklerinde yağdan başka birşey bulunmadığı için Ümmü Malik gidip tulumdan yağ çıkardı ve tulumu sıktı. Sonra yağ tükenince de durumu anlatmak için Rasûlullah'a gitti. Rasûlullah da ona:

- Sen tulumu sıktın mı? diye sordu. Evet, deyince de Rasûlullah

şöyle dedi:

- Eğer tulumu sıkmayıp öylece bıraksaydm, içinde hep yağ bulunacaktı.»

Beyhakî, Said b. Hars b. îkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Dedem Nevfel b. Hars b. Abdülmuttalib evlenmek için Hz. Pey-gamber'den yardım istedi. Rasûlullah da bir kadını ona nikahladı. Fakat kadına vermesi için mehir olarak birşeyler istedi. Ama dedem, me-hirlik birşey bulamadı. Bunun üzerine Rasûîullah (s.a.v.), zırhını Ebu Rafi ve Ebu Eyyüb ile birlikte pazara gönderdi. Zırhı bir Yahudi'nin yanına otuz ölçek arpa karşılığında rehin bıraktılar, tşte bu arpayı Rasûlullah ona mehir olarak verdi.

Nevfel diyor ki: Biz altı ay süreyle o arpayı yedik, sonra ölçtüğümüzde eski miktarında olduğunu gördük. Ben bunu Rasûlullah'a anlatınca, bana şöyle dedi:

- Eğer o arpayı ölçmeseydin, ömrün boyunca onu yiyecektin.» Hafız el-Beyhakî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Adamın biri, evine geldi. Ailesinin muhtaç olduğunu gördü. Çöle

çıktı. Karısı şöyle dedi:

- Allah'ım! Hamur yoğurmak ve ekmek yapmak için bize gerekli şeyi nasib et.

Bir de baktılar ki, tekneleri hamur dolu. Değirmenleri buğday öğütüyor! Tandırları da pişmiş ekmekle dolu! Kocası geldi ve:

- Hanım, yanınızda yiyecek birşey var mı? diye sordu. Karısı da:

- Evet, Allah bize rızkımızı verdi, dedi. Değirmeni kaldırıp çevresini silip süpürdü. Adam gidip bu durumu Peygamber (s.a.v.)'e anlattı. O da şöyle buyurdu:

- Eğer karın değirmeni olduğu gibi yerinde bıraksaydı, kıyamet gününe kadar dönecekti.»

Yine "Delâil" adlı eserde Hafız el-Beyhakî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ensâr'dan muhtaç bir adam vardı. Evinden çıkıp gitti. Karısı da kendi kendine şöyle dedi:

- Eğer değirmenimi döndürür ve tandırıma hurma dalı koyup yakarsam, komşularım, değirmenin sesini duyup ocaktan da duman çıktığını görürlerse, yanımızda yiyecek bulunduğunu ve hiçbir şeye muhtaç olmadığımızı zannederler.

Böyle deyip tandırına gitti, ateşi yaktı. Oturup değirmeni döndürmeye başladı. Sonra kocası geldi. Değirmen sesini duydu. Karısı ona kapıyı açmak üzere yerinden kalktı. Onu karşıladığında kocası: - Sen ne öğütüyorsun? diye sordu. Kadın da durumu anlattı. İkisi birlikte içeri girdiler, bir de ne görsünler. Değirmenleri kendiliğinden dönüyor ve oluktan un boşaltıyordu. Evdeki bütün kaplar doldu. Boş kap kalmadı. Sonra kadın tandıra gitti. İçinin ekmekle dolu olduğunu gördü. Kocası gidip durumu Peygamber (s.a.v.)'e anlattı. Peygamber (s.a.v.) de ona şöyle sordu:

- Değirmeni ne yaptın?

- Kaldırıp silkeledim ve temizledim.

- Onu öylece bir aks aydınız, hayatıma (veya hayatınıza) yemin ederim ki, o hep öyle dönecek ve oluktan un boşaltacaktı."

Bu hadisin, senedi de metni de gariptir.

İmam Malik, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'a kafir bir konuk geldi. Ona bir koyundan süt sağılmasını emretti. Koyunun sağılan sütünü içti. Bir diğer koyunun sağılmasını emretti, onun da sütünü içti. Sonra üçüncü koyunun sağılmasını emretti, onunkini de içti. Böylece kafir misafir, yedi koyunun sağılan sütünü içti. Sabah olunca da Müslüman olup Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma geldi. Rasûlullah (s.a.v.), bir koyunun sağılmasını emretti. Koyunun sağılan sütünü içti. Sonra bir diğer koyunun sütünün sağılmasını emretti, fakat o konuk, yedi tane koyunun sağılmasını tamamlatmadı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Doğrusu Müslüman, bir bağırsakla içer, kafir ise yedi bağırsakla içer.»

Hafız el-Beyhakî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bedevinin biri gelip Peygamber (s.a.v.)'e konuk oldu. Yiyecek bir şeyler istedi. Bulamadı. Sadece ışık penceresinde bir parça ekmek gördü. Onu ufaladı ve üzerine bereket duası okudu. Sonra da konuğuna:

- Ye, dedi. O da yedi ve ekmek arttı. Sonra da:

- Ya Muhammed, doğrusu sen iyi bir adamsın, dedi. Peygamber (s.a.v.), ona:

- Müslüman ol, dedi. Ama adam:

- Doğrusu sen iyi bir adamsın, dedi."

Hanz el-Beyhakî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'e bir konuk geldi. Yemek için zevcelerine haber saldı, ama hiçbirinin yanında birşey bulunmadı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle dua etti:

- Allah'ım! Senin lütfundan ve rahmetinden diliyorum. Buna ancak sen malik olabilirsin.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.)'e kızartılmış bir koyun hediye edildi. Kendisi de şöyle dedi:

- Bu, Allah'ın lütfundandır. Şimdi rahmeti bekliyoruz.» Beyhakî, Vaile b. Eska'nıh şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ramazan ayı geldi. Biz Suffa ehli arasındaydık. îftar vakti yaklaşınca bey'at ehlinden her bir adam, gelip bizden birini evine götürdü ve iftar yemeğini yedirdi. Ama bir gece hiç kimse gelip bizi götürmedi. Sabaha dek öylece kaldık. Ertesi gece yine kimse gelmedi. Kalkıp Rasûlullah'a gittik. Durumumuzu ona arzettik. O da zevcelerine haber gönderip yanlarında yiyecek bulunup bulunmadığım sordu. Hanımlarından her biri, Rasûlullah'a haber gönderip evlerinde bir canlının yiyeceği birşey bulunmadığına yemin etti. Rasûlullah (s.a.v.) onlara toplanın, dedi. Toplandılar. Dua etti ve şöyle dedi:

- Allah'ım! Senin lütfunu ve rahmetini istiyorum. Lütuf ve rahmet senin elindedir. Senden başkası ona sahip olamaz.

Hemen o esnada biri içeri girmek için izin istedi, içeri girince kızartılmış bir koyun ve ekmek getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), yemeğin önümüze konulmasını emretti. Yemeğe başladık, nihayet doyduk. Sonra da Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- Allah'tan lütuf ve rahmetini istemiştik, işte bu, O'nun lütfudur. Rahmetini de bizim için yanında alıkoymuştur.»,