El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Yezîd B. Muavîye Zamanında Vuku Bulan Harre Vaıcası

Yakub b. Süfyan,.ibrahim b. Münzir kanalı ile Eyyüb b. Beşir el-Meanrf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.) bir sefere çıkmış iken Zühre oğullarının Harre-sine uğradığında durdu ve : «înnâ iillâh ve …

Yakub b. Süfyan,.ibrahim b. Münzir kanalı ile Eyyüb b. Beşir el-Meanrf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.) bir sefere çıkmış iken Zühre oğullarının Harre-sine uğradığında durdu ve : «înnâ iillâh ve innâ ileyhi râciun.» dedi. Böyle yapması, yanındaki sahabeleri üzdü. Bu yolculukta nahoş bir hal ile karşılaşacaklarını zannettiler. Ömer b. Hattab:

- Ya Rasulallah ne gördün? diye sorunca, Rasûlullah (s.a.v.):

- Hayır, bu yolculuğunuzda bir şeyle karşılaşacak değilsiniz", diye cevap verdi.

Sahabeler:

- Ya ne var ya Rasulallah? diye sorunca, o şöyle cevap verdi:

- Şu Harre'de ashabımdan sonra ümmetimin seçkinleri öldürülecektir?"

Bu, mürsel bir rivayettir.

Yakub b. Süfyan, Ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense, hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı." (ei-Ahz&b, 14.)

îbn Abbas, bu ayetin tevilinin, hicretin altmışıncı yılının başında geldiğini söyledi. Yani Şamlı Harise oğullan Medine'ye, etrafından gelip saldırdılar ve fitne çıkardılar."

Bu rivayetin senedi, Ibn Abbas'a uzanmaktadır ki sahihtir. Ibn Abbas gibi bir sahabenin tefsiri de âlimlerin çoğuna göre merfu hadis hükmündedir.

«Ritâbü'l-Fiten ve'1-Melahim» adlı eserde Nuaym b. Hammad, Ebu Zerr*in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "RasûluUah (s.a.v.) bana dedi ki:

- Ey Ebu Zerr! insanlar zeyt taşları kana bulanmcaya kadar öldü-rülürse sen ne yapacaksın?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

- Ö zaman sen evine gir.

- Ya üzerime gelirlerse ne yapayım?

- Senin kendisinden olduğun kimse senin üzerine gelir. (Yani senin üzerine gelen de senin gibi bir Müslümandır.)

- Ona silah çekeyim mi?

- O zaman, sen de onun suçuna ortak olursun.

- Ya ne yapayım ya Rasulallah?

- Kılıcın parıltılarının seni şaşırtmasından korkarsan, o zaman abanın bir tarafinı yüzüne ört, senin üzerine gelen kişi, hem senin günahını alarak, hem de kendisi günahkâr olarak geri dönsün."

Ben derim ki: Harre vak'asmın sebebi şuydu: Medinelüerden bir heyet, Yezid b. Muaviye'nin yanma, Şam'a gittiler. Yezid, onlara ikramda bulundu ve güzel ödüller verdi. Heyetin emin Abdullah b. Hamele bl AntiYe de 100.000'e yakın dirhemi mükafat olarak verdi. Bunlar, Medine'ye dönüşlerinde içki içerek kötülükler işleyen Yezid'in fena fiillerini, buna bağlı olarak da sarhoşluğu nedeniyle başta en büyük günah olan namazı vaktinde kılmayışını ve benzeri günahlarını anlattılar. Bunun üzerine Medineliler, onu halifelikten hal' etmeye karar verdiler. Peygamber (s.a.v.)'in minberi yanında onu hal' ettiklerini açıkladılar. Yezid bu haberi alınca, Medinelilerin üzerine bir seriyye gönderdi. Seriyyenin başında da Müslim b. Ukbe adında biri vardı. Selef uleması ona, Müsrif b. Ukbe adını takmışlardı. Bu kişi, askerleriyle birlikte Medine'ye geldiğinde, orayı üç gün süreyle mubah saydı. Haramhğını hiçe saydı. O günler zarfında birçok adam Öldürdü. Hemen hemen hiç kimse onun elin-

den kurtulamadı. Bazı selef uleması, o üç günlük süre zarfinda 1000 kadar bakireyi de Öldürdüğünü söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.

Abdullah b. Vehb, İmam Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Harre gününde 700 kadar Kur'ân hafızı öldürüldü; aralarında Rasûlullah'ın sahabelerinden üç kişi de vardı. Bu hadise, Yezid'in hilafeti esnasında vuku buldu."

Yakub b. Süfyan dedi ki: Said b. Kesir b. Afir el-Ensârî'nin şöyle dediğini işittim: "Harre gününde Abdullah b. Yezid b. el-Mazinî, Makil b. Süleyman el-Eşcaî, Muaz b. Haris el-Karî ve Abdullah b. Hanzale b. Ebi Amir öldürüldü."

Yakub b. Süfyan, Yahya b. Abdullah b. Bükeyr tarikiyle Leys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Harre vak'ası hicretin altmışüçüncü senesinin zilhicce ayının bitimine üç gün kala bîr çarşamba günü vuku buldu. Sonra seriyye komutanı Müsrif b. Ukbe, Abdullah b. Zübeyr'i öldürmek için Mekke'ye gitti. Çünkü Abdullah, Yezid'e bey'at etmekten kaçmıştı. O esnada Yezid b. Muaviye ölmüştü. Abdullah b. Zübeyr de bu vesileyle Hicaz'da halifeliğini ilan etmiş ve yönetimi yalnız başına ele geçirmişti. Sonra Irak ve Mısır'ı elde etmişti. Yezid'den sonra ise oğlu Muaviye b. Yezid'e bey'at edilmişti. Muaviye salih bir adamdı, ama emirliği uzun sürmedi. Kırk gün kaldı. Bazıları ise yirmi gün süreyle emirlik yaptığını, sonra vefat ettiğim söylemişlerdir. Onun vefatından sonra Mervan b. Hakem Şam tahtına geçmiş ve orayı ele geçirmişti. O da dokuz ay süreyle hüküm sürmüş, sonra vefat etmişti. Ardı sıra oğlu Abdullah, tahtı ele geçirmek için ayaklanmış, ama tahtı ona kaptırmamak için Muaviye ve Yezid ile Mervan zamanında Medine valiliği yapan Amr b. Said b. Eşdak onunla çe-kişmişti. Mervan ölünce, Amr b. Said b. Eşdak, onun kendisinden sonra oğlu Abdülmelik'in emir olmasını vasiyet ettiğini sanmıştı. Fakat bu kişi, Abdülmelik'i sıkıntıya düşürmüştü. Abdülmelik de Şam'da hakimiyeti tam olarak ele geçirinceye kadar onunla mücadele etmiş, nihayet hicretin altmış dokuzuncu senesinde (başka bir rivayete göre ise yetmişinci senesinde) onu öldürmüştü."

Abdülmelik'in hakimiyeti devam etti. Bu hakimiyeti esnasında îbn Zübeyr'i mağlub etmiş ve hicretin yetmişüçüncü senesinde emir vererek Mekke'de onu Haccac b. Yusuf es-Sakafî vasıtasıyla öldürmüştü. Haccac, uzun bir kuşatmadan sonra Abdullah b. Zübeyr'i öldürmüştü. Onu yakalamak için mancınık kurmuş ve KaTae'yi taşlamıştı. Zübeyr'in Harem'e sığındığını anladığı için böyle bir yola başvurmuştu. Kuşatmayı devam ettirmiş ve nihayet Ibn Zübeyr'i öldürmüştü. Abdühnelik, kendi vefatından sonra dört oğlunu, Velid'i, Süleyman'ı, Yezid'i ve Hişam'ı veliahd tayin etmişti."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Hicretin yetmişinci yılının başından ve çocukların emirlik yapmalarından Allah'a sığının. Alçak oğlu alçak zuhur edinceye kadar dünya gitmeyecek (yok olmayacak)tır."

Tirmizî, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

"Ümmetimin ömrü altmış seneden yetmiş seneye kadardır."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ümeyye oğullarının zorbalarından bir zorba, şu minberimin üzerinde bağırıp çağıracak ve azarlayacaktır. Burnundan kan gelinceye kadar azarlamasını sürdürecektir."

Ravi diyor ki: Amr b. Said b. As'ı gören biri bana dedi ki: "O, Peygamber (s.a.v.)'in minberi üzerinde burnundan kan gelinceye kadar bağırıp çağırdı."

Ben derim ki: Bu hadisin rivayet senedinde adı geçen Ali b. Yezid b. Cüd'ân'm rivayetinde gariplik ve münkerlik vardır. Onda Şiîlik de vardır. Şu Amr b. Said'e "Eşdak" denirdi ki, Müslümanların önde gelenlerinden ve dünya hususunda eşrafından idi. Bir sahabe cemaatinden rivayette bulunmuştur. Mesela «Sahih-i Müslim»de abdest bölümünde Hz. Osman'dan rivayette bulunmuştur. Muaviye'nin ve Muaviye'den sonra oğlu Yezid'in Medine valiliğini yapmıştır. Sonra idarede mevkii güçlenmiş, öyle ki Abdülmelik b. Mervan'a karşı hücuma kalkmıştır. Sonra Abdülmelik, onu bir fırsatını yakalayarak ele geçirmiş ve hicretin altmışdokuzuncu ya da yetmişinci senesinde öldürmüştür, doğrusunu Allah bilir.

Amr b. Said'in güzel ahlakına dair birçok rivayetler nakledilmiştir. Bunların en güzeli şudur:

"Vefat edeceği esnada üç oğluna; Amr, Ümeyye ve Musa'ya şöyle demişti:

- Borcumu kim öder? Oğlu Amr, ileriye atılıp:

- Ben öderim ey babacığım, borcun ne kadar? diye sordu.

- 30.000 dinardır.

- Tamam, öderim.

- Kızkardeşlerine gelince, onlara arpa ekmekleri de yedirecek olsalar mutlaka onları denkleri olan erkeklerle evlendir..

- Tamam, öyle yaparım.

- Benden sonra arkadaşlarım her ne kadar benim yüzümü göre-mezlerse de iyiliklerimi ve güzel şeylerini kaybetmesinler, hatırlasınlar.

- Tamam, Öyle yapsınlar.

- Sen böyle diyorsun. Sen daha beşikte iken böyle bir adam olacağını, yüzünün çizgilerinden anlamıştım."

Beyhakî, Muhammed b. Yezid b. Ebi Ziyad es-Sakafî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Kays b. Hareşe ile Ka'b arkadaşlık ettiler. Nihayet Sıffin'e ulaştılar. O esnada Ka'bu'l-Ahbar durdu ve Sıffin'de Müslümanların kanlarının akacağını ve bu hususu Tevrat'ta okumuş olduğunu söyledi. Anlatıldığına göre Kays b. Hareşe de Rasûluîlah (s.a.v. )'a, her zaman gerçeği söylemek üzere be^at etmiş, Rasûlulîah ona şöyle demiştir:

- Ey Kays b. Hareşe! Belki zaman sana işkence yapar ve benden sonra sana zahmetler çektirir. Altından kalkamayacağın zorluklarla karşılaşırsın, ama mutlaka insanlara hakkı söyle.

- Allah'a yemin ederim ki, sana verdiğim sözü mutlaka yerine getiririm ve bey'at esnasında taahhüd ettiğim şeylere bağlı kalırım.

- Böyle yaparsan hiçbir insan sana zarar veremez! Kays b. Hareşe, Abdullah b. Ziyad b. Süfyan'm zamanına kadar yaşadı. Ubeydullah b. Ziyad, bir meseleden ötürü ona öfkelenmiş ve huzuruna çağırmıştı. Ona şöyle demişti:

- Hiçbir insanın kendisine zarar veremeyeceğini iddia eden kişi sen misin?

- Evet.

- Öyleyse yalan söylemiş olduğunu bugün anlayacaksın. Ubeydullah b. Ziyad, Kays'a böyle dedikten sonra maiyyetindeki

adamlara da:

- Bana celladı çağırın, diye emir verdi. O esnada Kays, cellad gelmeden düşüp vefat etti.