Böyle bir başlık koyduk. Çünkü Ahnef b. Kays, Müslümanların Ace-mistanda fetihler yaparak toprak genişletmelerini Hz. Ömer'e teklif etmişti ki, böylelikle Kisrâ Yezdücürd'ün yerini daraltsınlar. Çünkü Kis-ra Yezdücürd, Müslümanlarla savaşmaları için Farslıları ve askerleri kışkırtıyordu. Bunun üzerine Hz. Ömer, Ahnef in bu görüşüne uyarak Müslümanların Acem ülkesinde fetihler yapmalarına izin verdi ve oralarda fetihlere girişecek orduların başına da Ahnef b. Kays'ı komutan yaptı. Ahnef e Horasan illerine gazaya gitmesi emrini verdi. Ahnef de ordusuyla birlikte Horasan'a yöneldi ve Yezdücürd'le savaşmaya karar verdi. Horasan'a girdi. Herat'ı zor kullanarak fethetti. Oraya kendi adına komutan olarak Sahhar b. Fulan el-Abdî'yi bıraktı. Kendisi Mervi-şahcan'a doğru yola çıktı. Orada Yezdücürd bulunuyordu.
Ahnef, kendisinden Önce Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şahir'i Nisabur'a; Haris b. Hassan'ı Sarahsa gönderdi. Kendisi Mervişahcan'a yaklaştığında orada bulunan Yezdücürd kalkıp Merviruz'a göçtü. Ahnef, Mervişehcan'ı fethedip oraya yerleşti. Merviruz'a yerleştiği zaman Yezdicürd; Türk hakanına Sugd hükümdarına ve Çin hükümdarına mektuplar göndererek bunlardan yardım istedi. Ahnef b. Kays da Mervişahcan da kendine vekil olarak Harise b. Numan'ı bırakıp Merviruz üzerine gitti. O esnada dört komutanın komutası altında Kûfelilerden takviye birlikleri de Ahnef e ulaşmışlardı. Ahnef in Merviruz'a doğru yola koyulduğu haberini alan Yezdücürd, oradan kalkıp Belh'e göçtü. Ahnef, Belh şehrinde Yezdücüd'le karşılaştı. Aziz ve Celil olan Allah, Yezdücürd'ü hezimete uğrattı. O ve beraberinde kalan askerleri oradan kaçtılar.
Nehri aşıp karşı tarafa geçtiler. Horasan meliki de Ahnef b. Kays'm hükmü altına girdi. Ahnef, her şehirde bir emiri halef olarak bıraktı. Kendisi de Merviruz'a geçip yerleşti. Horasan illerinin tamamının fethedildiklerine dair müjde mektubunu Hz. Ömer'e gönderdi. Bu mektubu alan Hz. Ömer, şöyle dedi:
- Horasan'la aramızda ateşten bir deniz bulunmasını çok isterdim.
Hz. Ali ona sordu:
- Niçin ey mü'minlerin emiri?
- Çünkü Horasanlılar ahidlerini üç kez bozacaklar, üçüncüde helak olacaklardır.
- Ey mü'minlerin emiri! Müslümanların başına böyle bir durum gelmektense, onların başına böyle bir durumun gelmesi daha çok hoşuma gider.
Hz.Ömer, Ahnef b. Kays'a mektup göndererek Ceyhun nehrinin illerini muhafaza et, dedi. Yezdücürd'ün elçisi, kendilerinden yardım istediği iki hükümdarın yanına vardığında o hükümdarlar, Yezdücürd'ün talebine kulak asmadılar. Ancak Yezdücürd, nehri geçip onların ülkelerine girince hükümdarlık âdeti gereği ona yardım etmekten başka çıkar yol bulunmadığını gördüler. Bunun üzerine Türk Hükümdarı Büyük Hakan, onunla birlikte harekete geçti. Böylece Yezdücürd büyük bir orduyla Tatar melikini de yanına alarak Belh şehrine ulaştı. Şehri Müslümanlardan geri aldı. Ahnef in oradaki valisi de kaçıp Ahnef in bulunduğu Merviruz'a gitti. Müşrikler, Belh şehrine geldiler. Ahnef de beraberindeki Basralı ve Kûfelilerden oluşan 20 000 kişilik ordusuyla karşılarına çıktı. O sırada bir adamın bir başkasına şöyle dediğini işitti:
"Eğer komutanınız görüş sahibi ise, şu dağın gerisinde durur. Dağı arkasına alır. Bu nehir de onun çevresinde bir hendek görevi görür. Böylece düşman ona ancak bir yönden gelebilir."
Sabah olunca Ahnef, Müslümanlara emir verdi ve onları aynı şekilde tabiye edip yerleştirdi. Bu da zafer ve doğru yolun işareti oldu. Türkler ve Farslar, çok büyük bir orduyla Müslümanların üzerine geldiler., Ahnef b. Kays, kalkıp mücahitlere hitaben şöyle dedi:
- Sizin sayınız azdır, düşmanınız çoktur, ama bu sizi korkutmasın. "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle- üstün gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (ei-Bakara, 249.)
Türkler, gündüz savaşıyorlardı. Geceleyin ise nereye gittiklerini Ahnef bilemiyordu. Bir gece keşifçilerden bir arkadaşıyla birlikte hakanın ordusunun bulunduğu yere gitti. Sabaha yakın Türk ordusundan bir süvari ve keşifçi çıkageldi. Boynunda tasma, elinde de bir kös vardı. Ahnef ,ona yaklaştı. İkisi birbirlerini mızrakladılar. Ahnef ,onu öldürdü. Öldürürken de şu şiiri söyledi:
"Her reisin yükseklere çıkması hakür.
Aksi takdirde hezimete uğrar.
Onun birşeyhi vardır ki, onunla karşılaşır.
Ebu Hafs'm kılıcıyla ki, o kalıcıdır."
Ahnef, daha sonra o Türk askerinin boynundaki halka, üzerindeki eşyaları ganimet olarak aldı. Yerinde durdu. Başka bir Türk askeri daha geldi. Onunda boynunda halka elinde kös vardı. Kösü vurmaya başladı. Ahnef, onu da .vurdu. Eşyasını aldı. Yerinde durdu. Üçüncü bir Türk askeri de geldi. Ahnef, onu da öldürdü. Tasmasını aldı. Sonra Ahnef, hızla kendi askerlerinin bulunduğu yere döndü. Türklerden hiçbiri, bu durumdan haberdar olmamıştı. Türklerin âdetine göre bunlardan birincisi, ikincisi, üçüncüsü köslerini vurmadıkça, gençleri savaş alanına gitmezlerdi. Üçüncü yaşlı adamları da kösü vurduktan sonra gençler savaş alanına çıkarlardı. Ama o gece üçüncü Mşi de öldürülünce, kös ça-hnmadığı için gençler savaş alanına çıkmadılar. Daha yaşlı süvarilerinin öldürülmüş olduklarını gelip gördüler. Hakan, bunu uğursuz bir olay saydı ve askerlerine şöyle dedi: "Burada kalışımız uzadı. Bu kavim daha önce misli görülmemiş bir şekilde bu mekanda vuruldu. Şu Müslümanlarla savaşmamızda bizim için bir hayır yoktur. Artık geri dönelim."
Türkler beldelerine döndüler, Müslümanlar o gün onları beklediler ki, bulundukları boğazdan çıkıp karşılarına gelsinler, ama Türklerden hiçbir kimseyi göremediler. Hakan, Ahnef b. Kays ve savaşçılarıyla karş karşıya dururken Yezdücürd, Harise b. Numan'm idaresinde bulunan Mervişahcan'a gitti. Orayıkuşattı. Orada gömülü ol an hazinesini çıkanp aldı. Sonra geri döndü. Dönüşüne kadar hakan onu Belhşehrinde bekledi.
Müslümanlar, Ahnef e sordular:
- Bunları kovalamaya ne dersin?
- Yerinizde durun, onları bırakın.
Ahnef, bu görüşünde isabetliydi. Çünkü bir hadis-i şerifte Rasûlul-lah(s.a.v.): "Sizi bıraktıkları müddetçe Türkleri bırakın, onlara ilişmeyin" demişti. Zaten bir ayet-i kerimede de yüce Allah şöyle buyurmuştu:
"Allah, inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar; savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır." (ei-Ahzâb, 25.)
Kisra, alış verişinde kayba uğramış, zarar etmiş olarak döndü. Su-samışlığı gitmemiş ve bir kazanç elde etmemişti. Aksine yardımını um duğu kimse kendisinden vazgeçmiş ve kendisini yalnız başına bırakmıştı. Yanından uzaklaşmışlar ve ilgilerini tam onlara muhtaç olduğu zamanda kesmişlerdi. Kendisi de mütereddit halde kalmış, ne şuraya, ne buraya yönelebiliyordu.
"Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın." (en-Nisâ, 88.) Kisra, ne yapacağını, nereye gideceğini bilmez halde şaşırmış vaziyette idi. "Çin ülkesine gideceğim veya beldesinde hakanla beraber olacağım" dediği zaman milletinden bazı akıllı kimseler, ona şu tavsiyede bulunmuşlardı.
"Bize kalif sa şu Müslümanlarla durumu idare etmeni, onlarla iyi geçinmeni uygun görüyoruz. Çünkü bunların bağlı oldukları bir dinleri ve zimmetleri vardır. Böylece sen, şu beldelerden birinde bulunursun. Onlar da bizimle komşu olurlar. Bu müslümanlar, bizim için başkalarından daha hayırlıdırlar."
Ancak Kisra, onların bu tekliflerini kabule yanaşmadı. Sonra Çin hükümdarı da Kisra'nın gönderdiği elçiye beldeleri fetheden ve kulları esir alan Müslümanların niteliklerini sordu. Elçi de ona, Müslümanların niteliklerini, ata, deveye nasıl bindiklerini, neler yapüklarun, nasıl namaz kıldıklarını anlattı. Bunun üzerine Çin hükümdarı, bir mektup yazarak bu elçi ile Yezdücürd'e gönderdi. Mektubunda şunları yazıyordu:
"Sana ta MerVden Çin'e uzayıp gidecek ordular gönderebilirim. Bazı bilgileri elde etmemiş olsaydım bu gerçekleşirdi. Ancak elçinin anlattığı bu kavim, eğer bu halleriyle dağlar üzerine hücum etseler, dağları devirirler. Sana yardım için gelecek ol sam onlar, -elçinin anlatmış olduğu niteliklerini sürdürmekte iseler, beni de yok ederler, hükümdarlığımı yıkarlar, lyisimi sen onlarla barış yapve barış akdi ile onları memnun et."
Bunun üzerine Kisra ve ailesi, kahra uğramış vaziyette bazı beldelerde kaldılar. Hz. Osman'ın hilafeti zamanında yani bu hadisenin vukuundan iki sene sonra öldürülünceye kadar menkub bir vaziyette hayatını sürdürdü.
Ahnef, fetih müjdesini içeren mektubu ve Cenâb-ı Allah'ın Türklerin ve onların beraberindeki Farsların mallarından kendilerine nasib ettiği ganimetin beşte birini, düşmandan çok fazla sayıda adam öldürdüklerine dair haberi kendisine gönderince Hz Ömer, minbere çıkıp mektubu cemaata okudu. Sonra da şöyle dedi:
- Doğrusu Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'i hidayetle gönderdi, ona tabi olacak kimselere dünyada ve ahirette sevap ve mükafatını vereceğini vaadetti ve şöyle buyurdu:
"Puta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır." (et-
Tevbe, 33.)
Sözünü yerine getiren, ordusuna yardım eden Allah'a hamda olsun. Dikkat edin. Kuşkusuz yüce Allah, Mecusiliğin hakimiyetini yok etti, topluluklarını dağıttı. Onlar artık bir Müslümana zarar verecek şekilde kendi ülkelerinden bir karışlık yere dahi sahip olamayacaklardır. Dikkat edin. Cenâb-ı Allah, sizi onların arazilerine, yurtlarına, mallarına, çoluk çocuklarına mirasçı kıldı ki, nasıl amel ettiğinizi görsün. Siz de Allah'a karşı korkulu olarak emrini yerine getirin ki, oda size verdiği sözü yerine getirsin, vaadini gerçekleştirsin. Ona verdiğiniz sözü yerine ge-tirmemezlik yapmayın. Aksi takdirde O da sizin yerinize başka bir milleti getirir. Sizin tarafınızdan olmadıkça, sizin kendi kabahatiniz olmadıkça bu ümmete bir zarar gelmesinden korkmuyorum.
Hocamız Ebu Abdullah ez-Zehebi el-Hafiz'in ifadesine göre hicretin yirmiikinci senesinde Muğire b. Şube tarafından Azerbeycan fethedilmiştir, îbn îshak da böyle demiştir. Anlatıldığına göre Muğire b. Şube, Azerbeycanlılarla 800.000 dirhem vermeleri şartıyla barış antlaşması yapmıştır.
Ebu Ubeyde dedi ki:Azerbeycan'ı Habib b. Seleme el-Fihrî, Şamlılardan oluşan ordusuyla zor kullanarak fethetmiştir. Ordusunda, aralarında Hüzeyfe'nin de bulunduğu Küfe halkı da vardı. Şiddetli bir çarpışmadan sonra Azerbeycan'ı fethetti. Doğrusunu Allah bilir.
Yine hicretin yirmiikinci senesinde Hüzeyfe, Dinever'i zor kullanarak fethetti. Aslında Dinever şehrini daha önce Sa'd fethetmiş, oranın halkıyla barış antlaşması yapmış, fakat halk bu antlaşmanın hükümlerini hiçe saymıştı.
Yine bu senede Hüzeyfe, zor kullanarak Mah Sindan şehrini fethetti. Daha önce Sa'd, buranın halkıyla barış antlaşması yapmış, ancak halk bu antlaşmanın hükümlerini çiğnemişti. Burayı fetheden Hüzeyfe ile beraber Basralılar da vardı. Sonradan Kûfeliler gelip bunlara katılmışlar ve ganimet hususunda çekişmişlerdi. Bunun üzerine Hüzeyfe, durumu Hz. Ömer'e bildirmiş, Hz. Ömer de gönderdiği mektupta: "Ganimet, savaşta hazır bulunanlaradır."demişti.
Ebu Ubeyde dedi ki: Sonra Hüzeyfe, Hemedan üzerine gidip gaza yapü ve orayı zor kullanarak fethetti. Hemedan daha önce fethedilmiş değildi. Hüzeyfe'nin fetihleri Hemedan'a kadar uzandı. Anlatıldığına göre Hemedan'ı Muğire'nin emri üzerine Cerir b. Abdullah fethetmiştir. Hicretin yirmidördüncü senesinde Muğire'nin Hemedan'ı fethettiği de söylenir. Bu senede Cürcan şehri fethedildi.
Halife dedi ki: Bu senede yani hicretin yirmiikinci senesinde Amr b. As, Trablus el-Mağribî fethetti. Burayı hicretin yirmiüçüncü senesinde fethettiği de söylenir.
Şeyhimiz dedi ki: Hicretin yirmiikinci senesinde Übey b. KaT> vefat etti. Bunun hicri ondokuzuncu senede vefat ettiğine dair bir rivayet de önceki sayfalarda geçmiştir. Yine bu senede Ma'did b. Yezid eş-Şeybanî vefat etmiştir. Bu zat, Azerbeycan savaşında şehid edildi. Ama sahabe değildi.

