El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Celûla Savaşı

Kisra Yezdücürd b. Şehriyar, Medain'den kaçıp Hulvan'a giderken yolda asker ve yardımcı adamlar toplamaya başladı. Çevredeki belde- lerden çok miktarda asker ve süvari toplandı. Bunların başına Mehran'ı komutan yaptı. …

Kisra Yezdücürd b. Şehriyar, Medain'den kaçıp Hulvan'a giderken yolda asker ve yardımcı adamlar toplamaya başladı. Çevredeki belde-

lerden çok miktarda asker ve süvari toplandı. Bunların başına Mehran'ı komutan yaptı. Kendisi Hulvan'a doğru yoluna devam etti. Topladığı askerleri kendisiyle Müslümanlar arasına, Celûla mıntıkasına yerleştirdi. Bunlar çevrelerine derin hendekler kazdılar. Çok sayıda asker, bol miktarda teçhizat ve aletle burada kendilerini koruyarak ikamete başladılar. Sa'd da durumu Hz. Ömer'e bildirdi. Hz. Ömer, ona yazdığı cevabi mektubunda kendisinin Medain'de kalmasını, kardeşinin oğlu Ha-şim b. Utbe'yi ise Kisra üzerine göndereceği askeri birliğin başına komutan yapmasını, öncü kuvvetlerin başına Ka'ka b. Amr'ı, sağ cenaha Sa'd b. Malik'i, artçı kuvvetlerin başına da Amr b. Mürre el-Cuhenfyi komutan yapmasını emretti. Sa'd, bu emirleri yerine getirdi. Kardeşi oğluyla birlikte 12 000'e yakın askerden oluşan büyük bir orduyu gönderdi.

Hicretin onbeşinci senesinin safer ayında Medain savaşının tamamlanmasından sonra yola çıkarılan bu orduda Müslümanların liderleri, muhacirlerle Ensâr'ın Önde gelen şahsiyetleri ve Arap kabilelerinin reisleri vardı. Bunlar harekete geçtiler. Celûla'daki Mecusilerin yanma vardılar.Ancak Mecusiler, çevrelerine Hendek kazmışlardı. Ha-şim b. Utbe, onları kuşatma altına aldı. Onlar, beldelerinden her zaman savaş için çıkıyor, misli görülmemiş ve duyulmamış şiddette savaşıyorlardı. Kisra, onları takviye kuvvetleri olarak gönderiyordu. Sa'd da kardeşinin oğluna takviye kuvvetler gönderiyordu. Bu takviye birlikler peşpeşe gidiyorlardı.Savaş kızıştı. Muharebe alevi şiddetlendi. Haşim kalkıp askerlere defalarca nutuk irad etti. Onları savaşmaya ve Allah'a tevekkülde bulunmaya teşvik etti. Öte yandan Farslılar da Arapları baştan sona yok etmedikçe cepheden kaçmayacaklarına ateş üzerine yemin ettiler. Savaşın son gününde sabah cephe kurup şiddetli bir şekilde ve olanca güçleriyle savaştılar. Öyle ki iki tarafin da okları ve mızrakları tükendi.Kıhçları ve nacakları ellerine ahp savaşmaya başladılar. Öğle namazınınm vakti geldi. Müslümanlar, namazlarını imaen kıldılar. Bu arada Mecusilerin askeri birliği çekilip yerine bir başka birlik geldi. Ka'ka b. Amr da kalkıp Müslüman askerlere:

- Ey Müslümanlar, gördüğünüz manzara sizi korkuttu mu yoksa? diye sordu. Onlar da:

- Evet, biz aciz ve zayıf durumdayız. Onlarsa rahat içindedirler, dediler. Bunun üzerine Ka'ka, onlara şöyle dedi:

- Hayır, aksine biz onlara saldıracak ve onları ele geçirme gayreti içine gireceğiz ki, Allah aramızda hüküm versin. Şimdi siz tek bir adamın saldırısı gibi onların üzerine saldırın ki aralarına karışalım. Ka'ka, bu konuşmasından sonra İranlılara saldırdı, peşinden Müslüman askerler de onlara saldırdılar. Ka'ka, gerçekten kuvvetli bir saldırıda bulunmuş, Farslıların bahadır ve yiğitlerinin topluluklarının

arasına girmişti. Nihayet hendeğin kapısına ulaştı. Ancak gecenin karanlığı da bastırmıştı. Diğer bahadırlar, ortada dolaşmaya başlamışlardı. Karanlığın bastırması yüzünden savaşa ara vermek durumunda kalmışlardı. Bu bahadırlar yüzünden Tuleyha el-Esedî, Amr b. Madike-rib ez-Zehebî, Kays b. Mekşuh ve Hicr b. Adiy de vardı. Ancak bunlar gece karanlığında Ka'ka'nın neler yaptığını bilmiyorlardı. Farkında olmamışlardı. Yalnız bir ara Kaka'mn münadisi şöyle seslenmişti:

- Ey Müslümanlar, neredesiniz! İşte komutanınız Farslıların hendeğinin kapısında duruyor! Mecusiler bu sesi duyunca kaçmaya başladılar, yanına vardıklarında onun hendek kapısını, ele geçirmiş olduğunu gördüler. Farslılar da her bir yana kaçışmaya başladılar. Müslümanlarsa, onları yakalamaya ve her köşe başımda tutmaya başladılar. Orada Farslılardan 100 000 kişiyi öldürdüler. Öyleki her taraf onların ce-setleriyle dolmuştu. Cesetler yeri örtüp kaplamıştı. Bu nedenle bu savaşa (Kaplayıcı ve örtücü anlamına gelen) Celûla savaşı denildi. Müslümanlar da mal, silah, altın ve gümüşü ganimet olarak ele geçirdiler. Haşim b. Utbe, Ka'ka b. Amr'ı kaçan Farslı askerlerin ve Kisra'mn peşine taktı. Ka'ka, onları kovaladı ve öldürdü. Firuzan ise, kaçıp kurtuldu. Ka'ka, çok miktarda esir ele geçirdi. Bunları Haşim b. Utbe'ye gönderdi. Bu savaşta da Müslümanlar çok sayıda binek ele geçirdiler. Sonra Haşim, ganimetleri ve malları amcası Sa'd b. Ebi Vakkas'a yolladı. Sa'd, bu takviye birlikte çalışan askerlere ganimet verdi. Sonra da kalan ganimetleri mücahitlere taksim etti.

Sabi dedi ki: Celûla savaşında elde edilen mallar, 30 000 000 dinar değerindeydi. Bunların beşte biri, 6 000 000 dinar değerindeydi. Diğerleri dediler ki: Celûla savaşında her süvariye Medain savaşında elde edilen miktardaki ganimet kadar yani 12 000'er dinarlık pay düşmüştü. Her süvariye 9000 dinar ve dokuz binek pay düştüğünü söyleyenler de olmuştur. Bu savaşta elde edilen ganimetleri toplayıp Müslümanlara dağıtma işini Selman-ı Farisî (r.a.) üstlenmişti. Sonra Sa'd, mal köle ve bineklerden oluşan ganimetlerin beşte birlik kısmını Ziyad b. Ebi Süf-yan, Kudai b. Amr ve Ebu Mukrin el Esved'le gönderdi. Bunlar, Hz. Ömer'in yanma vardıklarında o, Ziyad b. Ebi Süfyan'dan savaşın ne şekilde cereyan etmiş olduğunu sordu.Fesahat sahibi olan Ziyad, savaşın keyfiyetini ona güzelce anlattı. Onun bu anlatımım Hz. Ömer, takdir etmiş ve beğenmişti. Bu anlatımını Müslümanların da dinlemesini arzu etmiş ve Ziyad'a şöyle demişti:

- Bana anlattığın gibi Müslümanlara da hitab ederek anlatabilir -misin?

- Evet, ey mü'minlerin emin, bunu yapabilirim. Çünkü yeryüzünde senin kadar kendisinden çekindiğim başka bir kimse yoktur. Sana anlattıktan sonra bunu başkalarına nasıl anlatamam?

Ziyad, böyle dedikten sonra kalkıp Müslüman topluluğa Celûla savasinin keyfiyetini, kaç kişi öldürdüklerini, ne kadar ganimet elde ettiklerini beliğ ifadelerle anlattı. Hz: Ömer de:

- Bu, gerçekten fesahat sahibi bir hatiptir, dedi.

Ziyad da:

- Askerlerimiz yaptıkları işlerle dilimizi çözdüler, diye karşılık verdi.Sonra Hz. Ömer, bunların getirmiş oldukları malların bir odaya kapatılmadan muhtaçlara dağıtılacağına yemin etti. Abdullah b. Er-kam ile Abdurrahman b. Avf, bu malları geceleyin beklediler. Sabah olunca Hz. Ömer, namazı kıldıktan ve güneş doğduktan sonra ganimetlerin bulunduğu yere geldi. Üzerlerindeki örtünün açılmasını emretti. Örtü açılınca yakutlara, zebercetlere, sarı altınlara, bembeyaz gümüşlere bakıp ağladı. Abdurrahman b. Avf, ona:

- Ey mü'minlerin emiri, niçin ağlıyorsun? Allah'a yemin ederim ki bu, şükredilmesi gereken bir durumdur, deyince Hz. Ömer şöyle karşılık verdi:

- Allah'a yemin ederim ki, ben bunun için ağlamadım. Yine Allah'a yeminederim ki, Allah, bu malları bir millete verirse o millet mutlaka birbirlerini çekememeye ve birbirlerine öfke duymaya başlarlar. Birbirlerini çekememeye başladılar mı Allah, azabını onların arasına mutlaka bırakır.

Böyle dedikten sonra Kadisiye ganimetlerini paylaştırdığı gibi bu ganimetleri de paylaştırdı.

Seyf b. Ömer, üstadlarımn şöyle dediklerini rivayet etmiştir:

"Celûla savaşı, hicri onaltmcı senenin zilkade ayında yapıldı. Bu savaşla Medain'in fethi arasında dokuz aylık bir zaman vardır. Haşim b. Utbe Celûla savaşıyla ilgili olarak şu şiiri söylemiştir:

"Celûla savaşı, Rüstem savaşı, Küfe savaşı, muharrem ayında yapılan savaş ve aralarında bazı zamanların fasıla olarak bulunduğu diğer savaşlar.

Şakaklarımı ağarttılar, işte yaşlandım.

Şakaklarım Mekke'nin beyaz çiçekleri gibi ağardılar."

Ebu Nüceyd'de Celûla savaşıyla ilgili olarak şu şiiri söylemiştir:

"Celûla savaşında birliklerimiz asık suratlı arslanlar gibiydiler. Farslılarm topluluklarını darmadağın ettim. Onları hezimete uğrattım. Murdar Mecusilerin cesetleri helak olsun. Firuzan onlara bir yudum içirerek kaçırdı.

Mehran da başların koparüdığı günde karşıma çıktı ki onu ele geçirmek istedim.

Onlar, ölüm için bir diyarda ikamet ettiler.

Rüzgarlar, mezar topraklarını üzerlerine saçtılar."

3.Bölüm