İbn Cerir dedi ki:Hicretin onyedinci senesinde -Seyf b. Ömer'in ifadesine göre-Cezire bölgesi fethedildi. İbn îshak dedi ki: Cezire bölgesi, hicretin ondokuzuncu senesinde fethedilmiştir. Cezire'ye Ebu Musa el-Eş'arî ve Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas'la birlikte îyaz b. Ganem gitmişti. Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas, genç biri olduğu için komuta yetkisi yoktu. Beraberlerinde Osman b. Ebu'l-As da vardı. Bunlar Urfa'ya indiler. Cizye Ödemeleri şartıyla Urfalılarla barış antlaşması yaptılar. Harranlılar da aym şartlarla banş antlaşması yaptılar. Sanra Ebu Musa el-Eş'arî, îyaz b. Ganem tarafından Nusaybin'e gönderildi. Ömer b. Sa'd'da da Re'sü'l-Ayn'a gönderildi. îyaz b. Ganem'in kendisi ise Dara'ya gitti. Bu beldeler fethedildi. Osman b. Ebu'l-As, îyaz b. Ganem tarafından Er-meniye'ye gönderildi. Orada ufak çapta da olsa bir savaş yapıldı. Bu savaşta Savfan b. Muattal es-Sülemî şehid edildi. Sonra Osman b. Ebu'l-As, cizye ödemeleri şartıyla Ermeniye halkıyla barış antlaşması yaptı. Her ev halkı bir dinar verecekti.
Seyf b. Ömer, bir rivayetinde şöyle demiştir: Abdullah b. Abdullah b. Gassan yola çıkıp. Musul'a geldi. Sonra da yoluna devam ederek Nusaybin'e ulaştı. Nusaybinliler, Rakkalılarla yapılan barış antlaşmasındaki şartlar doğrultusunda onunla barış antlaşması yaptılar. O da Hris-tiyanların reislerini Hz. Ömer'e gönderdi. Cezire halkı Araplarmdan olan bu Hristiyan reisler, yanma vardıklarında Hz. Ömer, onlara: —Cizye ödeyin, dedi. Onlar da şu karşılığı verdiler:
- Bizi güven duyacağımız yerimize ulaştır. Allah'a yemin ederiz ki, eğer üzerimize cizye tarhedecek olursan biz Bizans topraklarına gire-riz.Vallahi eğer bizden cizye alacak olursan, Araplar arasında bizi rezil rüvay edersin.
- Siz kendi kendinizi rezil rüsvay ettiniz! Ümmetinize muhalefet ettiniz. Allah'a yemin ederim ki, küçülmüş ve alca im iş olarak cizye ödeyeceksiniz.Eğer Bizans topraklarına kaçarsanız, sizin hakkınızda bir yazı yazar, sonra da sizi esir alırım.
- Bizden birşeyler al, ama adını cizye koyma.
- Biz alacağımız şeye cizye deriz.Ama siz ona ne ad verirseniz verin.
Bu konuşmalara şahid olan Hz. Ali şöyle dedi:
- Sa'd, bunlardan sadakayı kat kat alsa daha iyi olmaz mı? Hz. Ömer de:
- Olur, dedi. Hz. Ali'nin bu tavsiyesini dinledi. Ve onlar hakkında ileri sürülen bu tavsiyeye memnuniyetle razı oldu.
İbn Cerir dedi ki: Hicretin onyedinci senesinde Hz. Ömer, Şam'a geldi. Muhammed b. İshak'm kavline göre Ser1 beldesine ulaşmıştı. Seyf b. Ömer ise, Cabiye'ye ulaştığım söylemiştir.
Ben derim ki: Meşhur kavle göre Hz. Ömer, bu gelişinde Ser' beldesine ulaşmıştır. Ordu komutanları Ebu Ubeyde,Yezid b. Ebi Süfyan ve Halid b. Velid, onu Ser' de karşılaşmışlardı. Bunlar, Ser' beldesinden çıkmak üzereydiler. Şam'da veba salgını görüldüğü haberini verdiler. Hz.Ömer de bu hususta Muhacir ve Ensâr'a danıştı. Onlar, farklı görüşler ileri sürdüler. Kimisi:
- Sen bir iş için geldin, geri dönme, dedi. Kimisi: —Rasûlullah'm önde gelen ashabıyla birlikte bu veba salgınının bulunduğu yere gelmeni uygun görmüyoruz, dediler.
Anlatıldığına göre Hz. Ömer de ertesi sabah halkın oradan geri dönmesini emretmişti. Ebu Ubeyde, ona:
- Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sorunca Hz. Ömer, şu cevabı vermişti:
- Evet, Allah'ın bir kaderinden başka bir kaderine kaçıyoruz. Sen iki yakalı bir vadiye insen, bir yakası yeşillikli ve otlak olsa, diğer yakası da kurak olsa sen atını otlak olan yerde otlatırsan Allah'ın kaderi ile otlatmış olursun. Kurak yerde otlatırsan da Allah'ın kaderiyle otlatmış olursun. Öyle değü mi? Ey Ebu Ubeyde! Keşke bu sözü senden başka biri söylemiş olsaydı."
İbn îshak, Sahih-i Buharî'de yer alan bir rivayetinde şöyle demiştir: Abdurrahman b. Avf, bazı işleriyle meşgul olduğu için o sırada ortada görünmüyordu. Gelince şöyle dedi: Bu hususta benim yanımda bir bilgi vardır. Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Bir kavmin toprağında veba olduğunu duyarsanız oraya gitmeyin. İçinde bulunduğunuz bir diyarda veba görülürse ondan kaçmak için o diyardan çıkıp gitmeyin." Bu hadis, kendisinin görüşüne uygun olduğu için Hz. Ömer Allah'a hamd etti ve yanındakilerle birlikte geri döndü. İmam Ahmed b. Hanbel, Sa'd b. Malik b. Ebi Vakkas, Hüzeyme b. Sabit ve Üsame b. Zeyd'in şöyle dediklerini rivayet etmiştir:
Rasûlulllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:"Şu veba pisliktir. Azab kahntısı-dır. Sizden önceki bir kavim bununla azaplandırıldı. Veba bir diyarda görülür de siz orada iseniz ondan kaçmak için o diyardan çıkıp gitmeyin. Eğer bir diyarda veba görüldüğünü duyarsanız oraya girmeyin."
Seyf b. Ömer dedi ki: "Hicretin onyedinci senesinin muharrem ayında Şam'da veba görüldü. Sonra bu hastalık ortadan kalktı." Seyf, bu vebanın Amvas taunu olduğuna inanmaktadır ki, o taun sebebiyle Müslümanların önde gelen şahsiyetleri ve komutanları ölmüşlerdi. Ama durum, onun iddia ettiği gibi değildir. Çünkü Amvas taunu inşaallah ileride de açıklayacağımız gibi -bir sene sonra, yani hicretin onsekizinci senesinde ortaya çıkmıştı.
Seyf b. Ömer'in anlattığına göre emirü'l-mü'minin Ömer, beldeleri dolaşmak, komutanları ve tercih ettikleri hayırlı işleri kontrol etmek amacıyla Medine'den çıkıp dolaşmaya karar verdi. Ancak sahabeler, ona karşı çeşitli görüşler ileri sürdüler. Kimi önce Irak'a gitmesini, kimi de Şam'a gitmesini söyledi.Hz. Ömer de, Amvas taunu yüzünden vefat eden Müslümanların miraslarını taksim etmek amacıyla Önce Şam'a gitmeye karar verdi. Çünkü ölen Müslümanların miraslarını taksim etmek, Şam'da problem haline gelmişti. Bunun için Şam'a gitmeye karar verdi. Bu da gösteriyor ki Hz. Ömer, Amvas taunundan yani bu hastalığın görüldüğü hicri onsekizinci seneden sonra Şam'a gitmiştir. Demek ki bu gidişi, Ser' beldesine gidişinden başka bir gidiştir.Doğrusunu Allah bilir.
Seyf b. Ömer, Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:"İnsanların Şam'daki mirası zayi oldu. Önce oraya gidecek ve mirasları taksim edeceğim. Uygun gördüğüm sürece orda kalacağım. Sonra dönüp b^aşka beldelerde dolaşacak ve emrimi oralara yerleştireceğim."
Dediler ki: Hz. Ömer, hicri onaltıncı senede iki defa, onyedinci senede de iki defa olmak üzere toplam dört defa Şam'a gelmiştir. Ancak hicri
onyedinci senesindeki iki seferinden birincisinde Şam'a girmemiştir. Bu da bizim Seyf ten naklettiğimize göre Amvas tuanunun hicretin onyedinci senesinde görüldüğünü zorunlu kılmaktadır. Ancak Muham-med b. îshak, Ebu Maşer ve başka birkaç tarihçi bu hususta ona muhalefet ederek Amvas taununun hicri onsekizinci senede görüldüğüne kail olmuşlardır. İnşaallah ilerde de detaylı olarak anlatılacağı gibi bu hastalık yüzünden Ebu Ubeyde, Muaz, Yezid b. Ebu Süfyan ve diğer önde gelen şahsiyetler vefat etmişlerdir.

