El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Dımaşk (Şam)'in Fethi

Seyf b. Ömer dedi ki: Ebu Ubeyde, Yermük'ten hareket edip ordusuyla birlikte Mercü's-Sifr'e gelip konakladı. Şam'ı kuşatmaya karar vermişti. O esnada kendilerine Humus'tan takviye gönderildiği ayrıca büyük bir Bizans …

Seyf b. Ömer dedi ki: Ebu Ubeyde, Yermük'ten hareket edip ordusuyla birlikte Mercü's-Sifr'e gelip konakladı. Şam'ı kuşatmaya karar vermişti. O esnada kendilerine Humus'tan takviye gönderildiği ayrıca büyük bir Bizans birliğinin Filistin'deki Fihl mıntıkasında toplandığı haberini de aldı. Önce Şam'a mı yoksa Fihl'e mi gideceğine karar veremedi. Bunun üzerine Hz. Ömer'e mektup yazdı. Hz. Ömer, kendisine verdiği cevapta bölgenin sığınak kalesi ve yönetim merkezi olması bakımından Şam'ı fethetmekle işe başlamasını, Fihl'de bulunanları karşılarında durabilecek süvarilerle meşgul etmesini, Şam'ı fethettikten sonra Fihl'e yürümesini, Fihl de fehtedildikten sonra Halid'le birlikte Hu-mus'a yürümesini, Şurahbil b. Hasene ile Amr'ı Filistin'de bırakmasını emretti.

Ebu Ubeyde, Fihl'e on komutan gönderdi. Her komutanın emri altında beş emir vardı. Bu birliklerin tamamının başına da komutan olarak Ammara b. Mahşî adındaki Sahabeyi tayin etti. Bunlar Mercü's-Sifr'den hareket edip FihFe vardılar. Bizanslıların orada 80 000 kişi civarında olduklarını girdüler. Bizanslılar, onların çevresine su bırakmışlar, nihayet oradaki bütün arazi sular altında kalıp çamur haline gelmişti. Bu yüzden oraya çamurlu yer anlamına gelen redğa adını verdiler. Cenâb-ı Allah, buranın fethini Müslümanlara nasib etti. Burası ileridede detayh olarak anlatılacağı gibi Şam'ın fethinden önce fethi nasib olan ilk kale oldu.

Ebu Ubeyde, Şam ile Filistin arasında yerleşecek bir askeri birlik gönderdi. Zülkila'yı da Şam'la Humus arasında yerleşmek üzere askeri bir birlik başında gönderdi ki, bunlar Şamlılara Herakliyus tarafından gönderilecek olan takviye birlikleri geri çevirsinler. Sonra Ebu Ubeyde, Şam'a yönelerek Mercü's-Siir'den hareket etti. Halid b. Velid'i ordunun merkezine komutan yaptı. Kendisi ordunun bir cenahına, Amr b. As'ı da diğer cenahına komutan olarak tayin etti. Süvarilerin başında İyaz b. Ganem, piyadelerin başında ise Şurahbil b. Hasene vardı. Bunlar Şam'a geldiler. Şam'ın Bizanslı komutanı Nastas b. Nastos idi. Halid b. Velid, doğu kapısına indi. Keysan kapısına da o bakıyordu. Ebu Ubeyde, büyük Cabiye kapısının yanına indi. Yezid b. Ebu Süfyan da küçük Cabiye kapısının yanına indi. Amr b. As ile Şurahbil b. Hasene ise şehrin diğer kapılarım kontrolleri altına aldılar. Mancınık ve debbabeleri yerleştirdiler.

Ebu Ubeyde, kendisi için takviye olsun diye Ebu Derda'yı askeri bir birlikle Berze'ye gönderdi. Bu birlik aynı zamanda kendisi ile Humus arasında da olacaktı. Bunlar, Şam'ı şiddetli bir kuşatma altına aldılar. Bu kuşatma yetmiş gece sürdü. Bir rivayete göre dört ay, başka bir rivayete göre alü ay sürdü. Ondört ay sürdüğünde söylenir. Doğrusunu Allah bilir.

Şamlılar, kuşatmaya karşı kuvvetle direndiler. Hükümdarları He-rakliyus'a kendilerine yardım göndermesi için haber gönderdiler. O esnada Herakliyus, Humus'ta bulunuyordu. Ancak Herakliyus'un takviye göndermesi halinde bu takviyenin Şamlılara ulaşmasına Zülkila engel olacaktı. Ebu Ubeyde, Zülkila'yı Samla Humus araşma gözcü olarak yerleştirmişti. Zülkila'nın bulunduğu yer Şam'a ve Humus'a bir gecelik mesafede idi. Şamlılar, kendilerine takviye birliklerinin ulaşamayacağını anlayınca ümitlerim kesip şaşkına döndüler. Gevşediler, zayıfladılar. Müslümanlar güçlendiler. Kuşatmaları daha da şiddetlendi. Kış mevsimi gelmiş, havalar iyiden iyiye soğumuş, durum güçleşmiş, savaş zorlaşmıştı.

Büyük ve üstünlük sahibi olan yüce Allah'ın takdirine göre o gecelerde Şam komutanın bir çocuğu doğmuştu. Bizanslı komutan, çocuğunun doğumu şerefine maiyetindekilere bir ziyafet tertipledi. Yeyip içtiler, daha sonra uykuya daldılar. Nöbet yerlerim terkettiler. Savaş ustası Halid b. Velid ise uyumuyor, askerlerinden de herhangi birinin uyumasına nrsat vermiyordu. O, düşmanı gece ve gündüz gözetliyordu. Sa-bah-akşam savaş durumlarını kendisine bildiren gözcü ve casusları vardı. O gece ışıkların ve ateşlerin sönük olduğunu, surlar üzerinde hiç kimsenin savaşmadığım görünce daha önceden hazırlamış olduğu halattan merdivenleri, beraberindeki bahadır yiğitlerle surların yanına getirip bağladı. Beraberinde Ka'ka b. Amr ve Mez'ur b. Adiy gibi namlı yiğitler vardı. Askerlerini de kapının yanında durdurdu.

Onlara şöyle dedi: "Tekbir getirdiğimizi duyduğunuz zaman siz de surlara çıkıp yanımıza gelin." Sonra arkadaşlarıyla birlikte halat merdivenlere tırmanarak surlara çıktılar. Ok kuburlarını karınlarına bağlayarak, hendeği yüzüp geçtiler. Merdivenlere tırmanıp surların üstüne çıktıktan sonra yüksek sesle tekbir getirmeye başladılar. Müslüman askerler de gelip o halat merdivenlere tutunup surlara tırmanmaya başladılar. Halid ve. kahraman arkadaşları, surlardan inip kale içindeki kapıcılara saldırdılar. Onları öldürdüler. Halid ve arkadaşları, kapıların kilitlerini kılıçlarla kırıp kapıyı zorla açtılar. Halid'in askerleri doğu kapısından içeri girdiler. Şehir halkı tekbir seslerini duyunca ayaklandılar, her biri sur-lardaki yerlerine gittiler. Ne olup bittiğini bilmiyorlardı. Doğu kapısımn görevlilerinden her kim oraya gelirse Halid'in askerleri, onu öldürüyordu.

Böylece Halid, şehire zorla girmiş oldu. Orada bulmuş olduğu kimseleri öldürdü. Her kapı mıntıkasmdaki halk gelip kapı yanındaki komutanlarını sordular. Müslümanlar, onları durum hakkında münazaraya davet ettiler. Ancak onlar buna yanaşmadılar. Müslümanlar, onları tekrar buna davet edince olumlu cevap verdiler. Sahabelerden geride kalanları Halid'in yaptıklarından habersizdiler. Müslümanlar, her taraftan şehre girdiler.. Halid'in, bulduğu her adamı Öldürdüğünü gördüler.

Ona dediler ki:

- Biz bunlara eman vermiştik. Halid de:

- Ben şehre zorla girdim, diye cevap verdi. îslâm ordusunun diğer komutanları ile Halid ve arkadaşları, bugün Reyhan yolu diye bilinen yere yakın Mikaslat kilisesi yanında karşılaştılar.

Seyf b. Ömer'le diğerlerinin anlattıkları budur İd, meşhur kavle göre Halid b. Velid, Şam'ı zorla fethetmiştir.

Başkaları dediler ki: Şam'ı zorla fetheden komutan Ebu Ubeyde'dir. Şam'ı fetheden komutanın Yezid b. Ebi Süfyan olduğu da söylenmiştir. Halid b. Velid, Şamlılarla barış antlaşması yaptı. Böyle diyenler meşhur ve bilinen kavle muhalif beyanda bulunmuşlardır. Doğrusunu Allah bilir.

Sahabeler, bu konuda ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları, Şam'ın sulh yoluyla fethedildiğini yani Ebu Ubeyde'nin onlarla barış yaparak Şam'ı teslim aldığınız, diğerleri ise, Şam'ın savaş yoluyla zor kullanılarak fethedildiğini söylemişlerdir. Çünkü Halid -önceki sayfada da ifade ettiğimiz gibiorayı kılıçla fethetmiştir. Şamlılar, durumun farkına varınca, aralarında Ebu Ubeyde'nin de bulunduğu diğer komutanların yanma gidip barış yapmışlar ve Şam'ın yansını barış yoluyla, yarısını da şiddet yoluyla verme hususunda aralarında ittifak etmişlerdir. Yani bunun neticesinde Şamlılar, Şam'm yarısına sahip olacaklardı. Sahabeler de diğer yarısına sahip olacaklardı. Böylece aralarında ittifak edip anlaştılar. Seyf b. Ömer'in de anlattıkları bunu teyid etmektedir. Şöyle ki: Sahabeler, Şam'm yarısının kendilerine verilmesi için Şamlılara çağrıda bulunarak antlaşma ve barış yapmak istediler.

Ancak Şamlılar, bu antlaşmaya yanaşmadılar. Ümitlerini kestikleri zaman Sahabelerin çağrışma icabet ettiler. Sahabeler de onların bu icabetlerini kabul ettiler. Ancak Sahabeler, Halid'in Şamlılara neler yaptıklarından habersizdirler. Doğrusunu Allah bilir. Bu sebeple Sahabeler, Yuhanna kilisesi diye bilinen Şam'daki büyük kilisenin yansını aldılar. Doğu tarafinı mescit yaptılar, batı tarafını da kilise olarak bıraktılar. Bununla birlikte ondört kiliseyi daha Şamlılara bıraktılar. Yuhanna kilisesinin yansını mescid etmişlerdi ki, orası bugün Dımaşk camisi olarak ibadete açıktır. Halid, bu hususta Şamlılara bir yazı da yazdı. Ebu Ubeyde, Amr b. As, Yezid ve Şurahbil de bu yazıya şahid olarak imza attılar. Şamlılara bırakılan ondört kilise şunlardır:

1- Mikaslat kilisesi:

Sahabelerin komutanları bu kilise yanında toplanmışlardı. Bu kilise, Sabuncular çarşısmdaki köprüler, üzerinde kurulmuştur. Diğer köprüler, bu kilisenin alt tarafında bulunmaktadır. Ancak bu kilise zamanla harab olmuş ve taşları diğer binalarda kullanılmıştır.

2- Kureyşiler yolunun başındaki küçük kilise :

Hafız tbn Asakir, bu kilisenin bir kısmının bu güne kadar kaldığını ve darmadağın bir halde bulunduğunu söylemiştir.

3- Darü'l-Battih'teki eski kilise:

Ben derim ki: Bu kilise, köşk yakınında şehir içindedir. Zannederim ki orası, bu mezkur mekandan önceki bir mesciddir. Zamanla harab olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

4- Hıbalin ve Temimi yolları arasında bulunan Beni Nasr yolundaki kilise:

Hanz İbn Asakir, bununla ilgili olarak şöyle demiştir: "Ben, bu kilisenin bazı binalarını gördüm. Ancak çokları bu kiliseyi yıkmış ve bugün onun hiçbir izi kalmamıştır."

5- Pavlos kilisesi:

İbn Asakir, bununla ilgili olarak şöyle demiştir: "Bu kilise, Kasarîye el-Fahriye'nin batısmdadır. Ben bazı binaların temellerini gördüm."

6- Darü'l-Vekale kilisesi:

Bugün Kalansiyin kilisesi olarak bilinmektedir. Ben derim ki: Kalansiyin sözü, bugün Havahin olarak kullanılmaktadır.

7- Derbü's-Sekîl yolundaki kilise:

Bu, Hamid b. Derre kilisesi olarak bilinmektedir. Çünkü bu yol, Ha-mid b. Amr b. Müsahik elKureşi el-Amirî ile annesi Derre'ye ikta* olarak verilmişti. Anası Derre, Haşim b. Utbe b. Rebia'nm kızıdır. Der-re'nin babası Haşim, Muaviye'nin dayısıdır. Muaviye, bu yolu onun babasına ikta olarak vermişti. Bu yüzden bu kilise ona nisbet edilmiştir. O, Müslüman bir adamdı. Onların mülkleri olarak bugün bu kiliseden başka birşey kalmamıştır.

8- Yakubi kilisesi:

Bu kilise, Turna kapısı dahilindedir. Halid meydanı ile Talha.b. Amr b. Mürre el-Cühenî yolu arasındadır.

9- Diğer bir Yakubi kilisesi:

Bu da Televi yolu ile Suku Ali arasındadır. İbn Asakir dedi ki: "Bu kilisenin bazı binaları bugüne kadar kalmıştır, ancak çoğu zamanla yı-

kılmıştır."

10- Haçlı kilisesi:

Hanz İbn. Asakir, bununla ilgili olarak şöyle demiştir: "Bu kilise, bu güne kadar ayakta durmuştur. Doğu kapısı ile Turna kapısı arasındadır. Sur yanında Niptün yakınındadır. İnsanlar Niptün kelimesini Ni-ton şeklinde telâfuz ediyorlar. Ancak bu kilisenin de çoğu harab olmuş, yıkılmıştır." Bu kilise, Kudüs fatihi Selahaddin zamanında Hafız îbn Asakir'in vefatından sonra hicri seksenbeşinci senede yıkılmıştır.

11- Meryem kilisesi:

Bu, Doğu kapısı içindedir. Bununla ilgili olarak İbn Asakir: "Bu kilise, Şamlıların ellerinde kalan kiliselerin en büyüklerindendir." demiştir.

Ben derim ki: Bu kilise, Hafız İbn Asakir'in vefatından sonra Melik Zahir Rükneddin Baybarş elBundukdari zamanında yıkılmıştır.

12- Yahudi kilisesi:

Bu kilise, Cebr yakınındadır. İnsanlar bugün ona Bostanü'1-Kıtt adını vermektedirler.

13- Derbü'l-Belağa'daki Yahudi Kilisesi:

Yahudilerin Derbü'l-Belağa denen yerde bir kiliseleri daha vardı ki ancak bu, antlaşma metnine dahil edilmemişti. Bilahare yıkılmıştır. Yerine İbn Sühreverdi Mescidi diye bilinen mescid inşa edilmiştir. İnsanlar bugün oraya Cazurî yolu demektedirler.

14- Samira Kilisesi:

Ben derim ki: Tarih âlimlerinin, İbn Asakir'in ve diğerlerinin bahsetmedikleri başka bir kiliseleri daha vardır ki o da yıkılmıştır. O kilise 717 hicri senesi içinde yıkılmıştır. Hafız İbn Asakir Sâmira kilisesinden hiç bahsetmemiştir ve sonrada şöyle demiştir: Hrıstiyanlarm sonradan yaptıkları ve mimarı da Ebu Cafer el-Mensur Beni Katita olan başka bir kilise daha vardır ki, o da sahil kanalı yanındadır. Bilahare yıkılmış ve yerine Canik mescidi diye bilinen Ebu'1-Yümn mescidi inşa edilmiştir.

İbad kilisesi diye bilinen iki kilise daha yapmışlardır ki bunlardan biri İbn Maşelî'nin evi yanındadır ve bilahare mescide dönüştürülmüştür. Diğeri de Derbü'n-Nakkaşîn yolu başında olup yine mescide dönüştürülmüştür.