Hakemler, Sıffîn'de karar verdikleri gibi ramazan ayında bir araya geldiler. Vakidf nin ifadesine göre hakemler, şaban ayında bir araya gelmişlerdir. Zira Hz. Ali, ramazanın yaklaşması münasebetiyle Şu-reyh b.Hani komutasında 400 süvariyi yola çıkardı. Beraberlerinde Ebu Musa ile Abdullah b. Abbas da vardı. İmamlığı Abdullah b. Abbas yapıyordu. Muaviye de Şamlılardan 400 süvariyi Amr b.As'la birlikte yola çıkardı. Bunların arasında Abdullah b. Ömer de vardı. İki taraf, Dume-tü'1-Cendel'in Ezruh mıntıkasında bir araya geldiler. Burası Şam ile Küfe şehirleri arasında orta bir yerdedir. Buradan Kûfe'ye ve Şam'a dokuzar konaklık yol vardır. Abdullah b.Ömer, Abdullah b. Zübeyr, Muği-re b. Şube, Abdurrahman b. Haris b. Hişam el-Mahzumî, Abdurrahman b. Abdi Yağus ez-Zührî, Ebu Cehm b. Hüzeyfe gibi önde gelen bazı şahsiyetler de bunların yanında hazır bulunmuştur. Bazılarının ifadelerine göre Sa'd b. Ebi Vakkas da Dumetü'l-Cendel'de hazır bulundu. Ancak başkaları, onun orada bulunmadığını söylemiştir.
Ibn Cerir'in anlattığına göre Ömer b. Sa'd, Badiye'de Beni Süleym kabilesinin suyunun yanında bir köşeye çekilip yaşamakta olan babasının yanına giderek şöyle demiş: «Babacığım! Sıffîn'de insanların başına neler geldiğini duydun, insanlar, Ebu Musa el-Eş'arî ile Amr b. As'ı hakem tayin ettiler. Şimdi Kureyşlilerden bir grup onların yanında şahid olarak bulunuyor, sen de git orada şahid olarak hazır bulun. Çünkü sen, Rasûiullah (s.a.v.)'ın sahabesi ve şura üyelerinden birisin. Bu ümmetin hoşlanmadığı bir şeye katılma. Orada hazır bulun. Çünkü sen, halifeliğe insanların en layıkısın.» Sa'd, oğluna şöyle dedi: Hayır, ben bunu yapmam, zira Rasûiullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim: «Bir fitne meydana gelecektir. O fitne esnasında insanların en hayırlısı, saklanan ve takvalı olan kimsedir.» Vallahi ben bu işe asla şahid olarak katılmayacağım.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Amir b. Sa'd'dan rivayet etti ki, kardeşi Ömer, Medine dışındaki koyun sürüsünün yanında duran babası Sa'd'ın yanına gitmiş. Babası Sa'd, onu görünce şöyle demiş: «Şu gelen süvarinin şerrinden Allah'a sığınırım.» Ömer, babası Sa'd'ın yanına gidince şöyle demiş: «Babacığım! İnsanlar halifelik konusunda Medine'de çekişmekte iken sen burada koyun sürüsünün yanında bir Arabi olarak kalmaya nasıl razı olursun?» Bunun üzerine Sa'd, oğlu Ömer'in göğsüne vurarak şöyle dedi: «Sus. Zira ben, Rasûiullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: «Kuşkusuz Allah, takvalı, zengin ve saklanan kulu sever.» Müslim de bu hadisi sahihinde rivayet etmiştir.
îmam Ahmed b. Hanbel, Ömer b. Sa'd'dan rivayet etti ki, oğlu Amir gidip SaM'a şöyle demiş: «Babacığım! Sen buradasın ama insanlar dünya hususun da birbirleriyle savaşıyorlar.»
Sa'd da oğlu Amir'e şöyle dedi: «Ey oğulcuğum! Fitnede baş olmamı mı bana emrediyorsun? Hayır vallahi, bana bir kılıç verilir de ben bu kılıçla bir mü'mini vurursam o, dinden uzaklaşır. Eğer bu kılıçla bir kafiri vururusam onu öldürmüş olurum. Oysa ben, Rasûiullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: «Kuşkusuz Allah, zengini, saklananı ve takvalı olanı sever.»
Bu ifade, önceki rivayete ters düşmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, Ömer b. Sa'd, kardeşi Amir'den yardım isteyerek babalarının hakem olayında hazır bulunmasını istemişlerdi ki, belki insanları Muaviye ile Ali'den soğuturlar. Kendisini halife tayin ederler. Ama Sa'd, bundan şiddetle kaçınmış ve içinde bulunduğu gizlilik ve yeter derecedeki nzık-la kanaat etmişti. Nitekim Sahih-i Müslim de de sabit olan bir hadiste Rasûiullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: «Müslüman olup kendisine yeter derecede nzık verilen ve Allah'ın kendisine ihsan ettiği şeyle kanaat eden kimse kurtuluşa ermiştir.» Ömer b. Sa'd, emirlik severdi. Emirlik tutkusu devam etti. Nihayet Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'i Öldüren müfrezenin komutanı oldu. Bu husus, yeri gelince anlatılacaktır. Eğer o, babası gibi kanaatkar biri olsaydı bu hadiseler meydana gelmezdi.
Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki, Sa'd; hakem olayında hazır bulunmadı. Bu işi istemedi ve bu işe niyetlenmedi. Hakem olayında önceki sayfada adlarını sıraladığımız kimseler hazır bulundular, iki hakem bir araya gelince Müslümanların çıkarma uygun olarak pazarlık yaptılar. Bazı hususları takdir etmeye baktılar. Sonra Muaviye ile Ali'yi azledip halifeliğin şura usulü ile tesbitinde karar kıldılar İd, hem kendileri hem de başkaları için uygun olan hüküm üzerinde ittifak etsinler. Ebu Musa el-Eş'arî, Abdullah b. Ömer el-Hattab'm halifeliğe nasbim tavsiye etti. Amr b. As ise ona: «Oğlum Abdullah'ı halifeliğe nas-bet. Çünkü o, ilim, amel ve zahidlik hususunda Abdullah b. Ömer b. Hattab'a yakın derecededir.» dedi. Ebu Musa da ona şöyle dedi: «Sen oğlunu kendinle birlikte fitneye hatırdın.» Mamafih Amfin oğlu Abdullah, doğru sözlü ve doğru özlü bir adamdı.
Ebu Mihnef, Amr b. As'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Halifeliğe ancak yeyip içen ve azı dişi olan bir adam layıktır.» Ibn Ömer'de biraz dalgınlık vardı. İbn Zübeyr, ona: «Zekavetli ol, uyanık ol.» deyince İbn Ömer, şu karşılığı verdi: «Hayır, vallahi bu iş için asla rüşvet vermem.» Sonra da şöyle dedi: «Ey İbn As! Doğrusu Araplar, kılıçlarla birbirine girip mızrakları birbirine fırlattıktan sonra haklarında karar vermek üzere seni görevlendirdiler. Sen onları önceki fitnenin benzeri ya da daha şiddetli bir fitneye sürükleme.»
Amr b. As, Sadece Muaviye'yi halife olarak kabul etmesi için Ebu Musa ile uğraştı ve onda ısrar etti. Ancak Ebu Musa, onun bu teklifim kabul etmedi. Sonra Amr b. As, oğlu Abdullah'ın halife olmasını kabul etmesi için Ebu Musa'ya ısrar etti. Ebu Musa, bu teklifi de kabul etmedi. Ebu Musa, Abdullah b. Ömer'i halifeliğe nasb etmeleri için Amr b. As'a teklif getirdi. Amr b.As, bu teklifi kabul etmedi. Sonra ikisi birlikte Muaviye ile Ali'yi azledip halifeliğin şura usulü ile tesbitinde anlaştılar ki, insanlar beğendikleri birini halife olarak seçsinler. Bu esasta anlaştıktan sonra hakemler, insanların toplu olarak bekledikleri yere geldiler. Amr b. As, Ebu Musa'nın önüne geçmezdi. Hatta bütün işlerde onu öne geçirirdi. Ona saygı ve tazim gösterirdi. Amr b. As, Ebu Musa'ya şöyle dedi: «Ey Ebu Musa, kalk da üzerinde anlaşmaya vardığımız şeyi insanlara duyur.»
Ebu Musa kalkıp insanlara konuşma yaptı. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra Rasûlullah'a salatü selam getirerek şöyle dedi: «Ey insanlar! Bizler, ümmetin hilafet işini gözden geçirdik. Ve bu ümmetin işlerinin salaha ermesi ve başlarına gelen her türlü felaketin savuşturulabilmesi için bir konuda anlaştık ve fikir birliğine vardık. Kararımız şudur: Ali'yi ve Muaviye'yi bu görevden uzaklaştırarak işi Müslümanların şurasına havale edelim. Onlar, arzu ettkileri birini başa geçirsinler. Ben şu anda Ali'yi ve Muaviye'yi görevden azlediyorum. Siz kendi işinizi yüklenin. Ve kendi aranızda ehil gördüğünüz birisini bu işe seçin.» Böyle dedikten sonra Ebu Musa, kenara çekilmişti. Arkasından Amr b. As, ayağa kalkarak şöyle demişti:
«Bu adamın söylediklerini işittiniz. O, kendi temsilcisi bulunduğu adamı (Ali'yi) görevinden azletmiştir.Ben de aynı şekilde onun adamını bu görevden azlediyor ve temsilcisi bulunduğum Muaviye'yi yerinde bırakıyorum. Çünkü o, Osman b. Affan'm dostu ve velisidir. O, Osman'ın makamına geçmeğe daha layık ve hak sahibi bir kimsedir.»
Amr b. As, Müslümanların halifesiz bırakılmasının bu durumda önceki ihtilaftan daha büyük bir ihtilafa ve mefsedete sebebiyet vereceğini düşünerek Muaviye'yi görevde bıraktı. Bunda fayda mülahaza etti. Onun bu yaptığı bir ictihaddır. îctihad bazen hatalı olabildiği gibi bazen isabetli olabilir. Anlatıldığına göre Ebu Musa, bu durumda Amr b. As'a ağır sözler sarf etmiş, Amr b. As da ona misliyle mukabelede bulunmuştur.»
îbn Cerir'in anlattığına göre Hz.Ali'nin öncü birliklerinin komutanı olan Şureyh b. Hani, bu hadise de Amr b. As'ın üzerine atılarak kırbaç-lamıştı. Amr'ın oğlu da kalkıp misillemede bulunarak Şureyh'i kırbaç-lamıştı. İnsanlar dağılmışlar. Herkes kendi beldesine çekip gitmiştir .Amr b. As ve arkadaşları ise, Muaviye'nin yanına giderek onu halifelik selamıyla selamlamışlar di .Ebu Musa'ya gelince o, Hz. Ali'den utanarak kalkıp Mekke'ye gitmişti. İbn Abbas ile Şureyh b. Hani, Hz. Ali'nin yanma gitmişler, Ebu Musa ile Amr'ın yaptıklarını ona anlatmışlar, Ebu Musa'nın görüşünün zayıf olduğunu söylemişler ve onun Amr b.As'a denk olamadığım anlatmışlardı.
Ebu Mihnefin, Ebu Habbab el-Kelbî'den naklen anlattığına göre Hz. Ali, Amr b. As'ın bu yaptıklarını duyunca namazında Muaviye, Amr b. As, Ebu'1-Aver es-Sülemî, Habib b. Mesleme, Dahhakb. Kays, Abdur-rahman b. Halid b. Velid ve Velid b. Utbe'ye lanet etmeye başlamıştı. Onun kendilerine lanet okuduğunu duyan Muaviye de namazında Ali, Hasan, Hüseyin, İbn Abbas, Ester en-Nehaî'ye lanet okumaya başladı. Fakat bu rivayet sahih değildir. Doğrusunu Allah bilir.
Beyhakf nin, "Delaü" adlı eserinde naklettiği hadise göre: Süveyd b. Gafle'den şöyle rivayet edilmiştir: Fırat kıyısında Ali ile beraber yürümekteydim. Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi:
«Doğrusu İsrail oğullan anlaşmazlığa düştüler. Anlaşmazlıkları devam etti. Nihayet iki hakem tayin ettiler. Bu hakemler sapıttılar ve başkalarını da saptırdılar. Doğrusu bu ümmet, anlaşmazlığa düşecektir. Anlaşmazlıkları devam edecektir. Nihayet iki hakem tayin edeceklerdir. Bu hakemler sapıtacaklar ve kendilerine uyanları da saptıra-caklardır.»
Bu münker bir hadistir, uydurmadır. Doğusunu Allah bilir. Çünkü bu hadis, Hz. Ali tarafindan bilinen bir hadis olsaydı, o hakemlerin tayinine muvafakat etmezdi ki, onlar insanların saptırılmasına sebebiyet vermesinler.

