Mü'minlerin emiridir. Ebu Talib oğlu Ali'dir. Babası Ebu Talib'in asıl adı, Abdumenaf b. Âbdülmuttalib'tir. Abdülmuttalib'in asıl adı ise, Şeybe b. Haşim'dir. Haşim'in asıl adı, Amr b. Abdumenaf tır. Abdume-nafın asıl adı Muğire b. Kusa/dır. Kusay'ın asıl adı, Zeyd b. Kilab b. Mürre b. KaT? b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinane b. Hü-zeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Maad b. Adnan'dır. Hasan ile Hüseyn'in babasıdır. Ebu Türab künyesi ile çağrılırdı. Ebul-Ka-sem el-Haşimi künyesiyle de çağrıldığı vakidir. Rasûlullah (s.a.v.)'in amcasının oğlu ve damadıdır. Kızı Fatimatü'z-Zehra ile evlenmiştir. Anasının adı, Fatıma binti Esed b. Haşim b. Abdumenaf b. Kusay idi. Anlatıldığına göre anası Fatıma, Haşimi sülalesinden doğan ilk Haşimi kadındır. Hz. Ali'nin Talib, Ukayl, Cafer adında üç erkek kardeşi vardı ki, bunlar yaşça kendisinden daha büyük idiler. Bu kardeşlerden her biri arasında on senelik yaş farkı vardı. Hz. Ali'nin, Ümmü Hani ve Cüma-ne adında iki kızkardeşi de vardı ki, bütün kardeşlerinin anneleri, Fatıma binti Esed idi. Fatıma, Müslüman olmuş, hicret etmişti.
Hz. Ali, Cennet'le müjdelenen on sahabeden ve Hz. Ömer'in vefatım müteakip halife seçimi için teşkil edilen altı kişilik şura meclisi üyelerinden biri idi. Rasûlullah (s.a.v.)'ın kendilerinden razı olarak vefat ettiği kimselerden ve dört halifeden biridir. Esmer tenli, iri gözlü, göbekli ve saçları dökük bir kimseydi. Boyu kısaydı. Sakalı gürdü. Sakalı, göğsünü ve omuzlarının arasını doldurmuştu. Beyazdı. Göğsünde ve omuzlarında çok kıl vardı. Güzel yüzlüydü. Güler yüzlü olduğu için dişleri hep görünürdü. Yürürken hafif bir yürüyüşü vardı. Müslümanlığın doğuşunun ilk günlerinde İslâm'a girdi. Yedi yaşındaydı. Sekiz, dokuz, on, on-bir, oniki, onüç, ondört, onbeş, onaltı yaşlarında iken Müslüman olduğuna dair muhtelif rivayetler vardır. Onun ilk Müslüman kişi olduğu söylenir. Ama sahih kavle göre o, çocuklardan İslâm'a ilk girendir. Nitekim Hz. Hatice de İslâm'a giren kadınların ilkidir. Zeyd b. Harise ise kölelerden İslâm'a ilk giren kişidir. Ebu Bekir esSıddık da hür erkeklerden İslama giren ilk kişidir. Hz. Ali'nin İslâm'a giriş sebebi şöyledir:
O, küçük yaşlarda Rasûlullah (s.a.v.)'ın velayeti altında idi. Rasûlullah onu beslerdi. Kıtlığa maruz kalmışlardı. Açlıkla yüz yüze idiler. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v.), onu babasından almış, yanma götürüp beslemeye başlamıştı. Cenâb-ı Allah, Rasûlullah'ı hak peygamber olarak gönderince Hz. Hatice ve aile efradı ona iman ettiler. Bunlar arasında Ali de Rasûlullah'a iman etmişti. îmanı kendisine fayda veren, başkalarına da yarar sağlayan iman, Ebu Bekir es-Sıddık'm imanıydı. Allah ondan razı olsun.
Hz. Ali'den gelen bir rivayete göre güya kendisi ilk Müslüman olan kişidir. Ama bu rivayetin senedi sahih yollarla Hz. Ali'ye ulaşmamaktadır. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî dedi ki: "Kadınlardan ilk iman eden, Hatice'dir. Erkeklerden de ilk iman edenler, Ebu Bekir ile Ali'dir. Ancak Ebu Bekir imanını açığa vuruyordu. Ali ise gizliyordu. Yani Ali, babasından korktuğu için imanım gizliyordu. Sonra babası, amcası oğluna yani Rasûlullah'a uymasını ve ona yardımcı olmasını emretti. Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'m Mekke'den çıkışından sonra hicret etti. Rasûlullah (s.a.v.), ona, Mekke'de kalıp borçlarını ödemesini, yanındaki emanetleri sahiplerine iade etmesini, sonra arkadan gelip kendisine yetişmesini emretmiş, o da Rasûlullah'ın bu emrini yerine getirdikten sonra hicret etmişti.
Rasûlullah (s.a.v.), onu Sehl b. Hanif ile kardeş ilan etmişti. îbn İs-hak ile diğer siyer ve megazi âlimlerinin ifadelerine göre Rasûlullah (s.a.v.), onu kendisiyle kardeş ilan etmiştir. Bu hususta birçok hadis nakledilmiştir ki, senedleri zayıf olduğundan sahih sayılmamaktadır. Bazılarının metinlerinde karışıklık ve rekaket vardır. Bu hadislerden birinde şöyle denmektedir: "Ey Ali! Sen benim kardeşim, mirasçım ve halifemsin. Benden sonra emredenlerin de en hayırlısısm." Bu, uydurma bir hadistir. Buharî ve Müslim'in sahihleri ile diğer hadis kitaplarındaki ifadelere muhaliftir. Doğrusunu Allah bilir.
Hz. Ali, Bedir gazvesine katılmış, bu savaşta çok yararlılıkları görülmüştür. Bu savaşta düşmanla tek tek mübareze, yani düello yapmış, onları yenmiş, gücünü ortaya koymuştur. Şu aşağıda nakledeceğimiz ayet-i kerime, Hz. Ali, amcası Hz. Hamza, amcası oğlu Ubeyde b. Haris ve bunların hasımları olan Utbe Şeybe ve Velid hakkında nazil olmuştur.
"İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf..." (el-Hacc, 19.)
Hakem ve diğerleri, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Peygamber (s.a.v.), Bedir gününde bayrağı yirmi yaşındaki Ali'ye teslim etti."
Hasen b. Arefe, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bedir savaşı yapıldığında semadan bir ses geldi. Bu sesin sahibine Rıdvan deniyordu. Rıdvan şöyls seslendi: Zülfikardan başka kılıç, Ali'den başka bahadır yoktur."
İbn Asakir, bunun mürsel bir rivayet olduğunu söylemiştir. Ancak Rasûlullah (s.a.v.), Bedir gününde kılıcı zülfikarı Ali'ye emanet olarak vermiş, daha sonra bu kılıcını ona hibe etmiştir.
Yunus b. Bükeyr, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bedir gününde bana ve Ebu Bekir'e denildi ki: Birinizin yanında Cebrail, diğerinizin yanında da Mikail vardır. İsrafil, büyük bir melektir. Savaşlara katılır. Savaşmaz ama saf arasında durur."
Hz. Ali, Uhud gazvesine katıldı. Sağ cenahta savaştı. Mus'ab b. Umeyr şehid edildikten sonra bayrağı o aldı. Sol cenahta da Münzir b. Amr el-Ensarî vardı. Ordunun merkezinde de Abdülmuttalib oğlu Hamza vardı. Piyadelerin başında Zübeyr b. Avvam vardı. Piyadelerin başında Mikdad b. Esved'in komutan olarak bulunduğunu söyleyenler de vardır. Hz. Ali, Uhud savaşında şiddetlice savaştı. Müşriklerden çok adam öldürdü. Hz. Peygamber'in yüzü yaralanıp dişi kırıldığı zaman, kanayan mübarek yüzünü Ali yıkadı.
Ali, Hendek savaşına da katıldı. O savaşta Arapların meşhur ve namlı yiğitlerinden Amr b. Abdud el-Amirî'yi öldürdü.
O, Hudeybiye ve Rıdvan bey'atlarına katıldı. Hayber savaşında da çarpıştı. Bu savaşta büyük yararlılıkları görüldü. Öyle ki, bir gün Rasûlullah (s.a.v.), şöyle dedi: 'Yarın bayrağı Allah ve Rasûlün kendisine sevdikleri ve kendisinin de Allah ve Rasûlünü sevdiği bir adama vereceğim." Rasûlullah böyle dedikten sonra insanlar geceleyin konuşmaya başladılar. Bayrağın yarın kime verileceğini kendi aralarında tartıştılar. Ertesi gün Rasûlullah (s.a.v.), gözleri ağrımakta olan Ali'yi çağırdı. Ona dua etti. Gözlerine üfledi ve gözleri iyileşti, artık hiç ağrımadı. Bayrağı ona teslim etti. Cenâb-ı Allah da bayrak onun elindeyken fethi müyesser kıldı. Hz. Ali, Yahudi komutan Merhab'ı öldürdü.
Muhammed b. îshak'm, Ebu Rafi'den yaptığı rivayete göre bir Yahudi, Hz. Ali'ye bir darbe vurmuş ve elindeki kalkanı fırlatmıştı. Bunun üzerine Hz. Ali, kalenin kapısını sökmüş, onu kalkan olarak kullanmaya başlamıştı. Onun vasıtasıyla Cenâb-ı Allah, fethi nasib edinceye kadar bu kapı Hz. Ali'nin elinde kalkan olarak kalmış, fetihten sonra kapıyı yere atmıştı. Ebu Rafi dedi ki: Ben ve yedi kişi birlikte bu kapıyı ters çevirmeye çalıştık, ama bir türlü kımıldatamadık.
Leys, Ebu Cafer tarikiyle Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali, Hayber'deki kapıyı alıp sırtına koydu. Müslümanlar da bu kapıyı bir köprü olarak kullandılar. Kaleye geçip fethettiler. Bu kapıyı ancak kırk kişi taşıyabilirdi."
Hz. Ali'nin Hayber savaşında gösterdiği üstün kahramanlıklardan biri de şudur: O, Yahudilerin namlı yiğidi ve kahramanlarının komutanı Merhab'ı öldürmüştü.
Hz. Ali Umretü'1-Kaza da da hazır bulundu. Bu umre esnasında Peygamber (s.a.v.), ona şöyle demişti: "Sen bendensin, ben de sendenim." Cühfe'ye yakın bir kuyu olan Zatü'1-Alem kuyusunda Hz. Ali'nin cinlerle savaştığına dair kıssacılann anlattıkları hikayelere gelince, bunun aslı yoktur. Ve bu, bazı cahil hağercilerûı uydurmasıdır. Buna aldanmamak gerekir.
O, Mekke fethinde, Hüneyn ve Taif gazvelerinde de hazır bulundu. Bu savaşlarda çokça çarpışıp yararlılıklar gösterdi.
Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Cirâne umresini de yaptı. Rasûlullah (s.a.v.), Tebük gazvesine giderken yerine Medine'de vekil olarak onu bıraktı. Hz. Ali, ona:
- Ya Rasûlullah, beni burada kadınlar ve çocuklarla beraber mi bırakıyorsun? deyince Rasûlullah (s.a.v.), ona şu karşılığı verdi:
- Sen, benim nazarımda Harun'un Musa nezdindeki mevkiine sahipsin. Ancak benden sonra peygamber yoktur."
Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'yi Yemen'e vali ve hakim olarak gönderdi. Yanma Halid b. Velid'i de kattı. Hz. Ali, Veda haccı zamanında gelirken kurbanlık hayvanlarını da önüne katıp getirmiş, Peygamber (s.a.v.) gibi ihrama girmiş ve onun kurbanına ortak olmuştu. Onunla birlikte ihramlık halini devam ettirmiş, ikisi de ibadetlerini tamamladıktan sonra kurbanlarını kesmişlerdi. Nitekim bunu önceki kısımlarda da anlatmıştık. Rasûlullah (s.a.v.), hastalandığı zaman Hz. Abbas, Hz. Ali'ye dedi ki:
- Rasûlullah (s.a.v.)'a sor bakalım, kendisinden sonra yönetim kimin elinde olacak?
Bu sorusu üzerine Hz. Ali, Hz. Abbas'a şöyle cevap verdi:
- Vallahi ben bunu Rasûlullah'a sormam. Eğer o yönetimi bize vermezse ondan sonra artık, insanlar yönetimi ebediyyen bize vermezler. Sahih ve sarih hadisler, Rasûlullah (s.a.v.)'ın ne Hz. Ali'ye ne de başkalarına halifeliği vasiyet etmediğini ispatlamaktadırlar. Yalnız Hz. Ebu Bekir'den bahsederek halifeliğin ona verilmesi yolunda bir işarette bulunmuştur. Nitekim bunu da önceki sayfalarda anlatmıştık. Allah'a hamd olsun.
Bazı cahil Şiilerin ve geri zekalı kıssacılann iddialarına göre Peygamber (s.a.v.), güya Hz. Ali'nin halife olmasını vasiyet etmiştir ki, bu yalandır, iftiradır ve büyük bir hataya yol açar. Böyle olursa ashab hıyanette bulunmuş ve Hz. Peygamber'in vasiyetini yerine getirmemiş olup halifeliği onun vasiyet ettiği kimseye değil de başkasına sebepsiz yere vermiş olurlar ki, bunun aslı yoktur. Allah ve Rasûlüne iman edip İslâm dininin gerçek ve hak dini olduğuna şahadet eden herkes, bu iftiranın asılsız birşey olduğunu bilir. Çünkü sahabeler, peygamberlerden sonra yaratıkların en hayırlısıdırlar. Ve onlar bu ümmetin en hayırlı neslidirler. Bu ümmet, Kur'ân'da ifade edildiği gibi ümmetlerin en şereflisidir. Selef ve halef uleması bu hususta icma etmişlerdir. Evet, Muhammed ümmeti, dünyada da ahirette de diğer ümmetlerin en faziletlisidir. Al-. lah'a hamd olsun.
Avam tabakasından ve diğerlerinden bazı kıssacılarm pazar yerlerinde, sokaklarda ve diğer mahallerde anlattıkları bazı asılsız hikayeler vardır. Güya Peygamber (s.a.v.), davranış, yeme, içme, giyinme gibi hususlarda Hz. Ali'ye şöyle bir vasiyette bulunmuştur:
"Ey Ali, otururken başına sarık sarma, ey Ali, ayakta iken şalvarım giyme. Ey Ali, aynı anda kapının iki tarafım tutma. Ve eşikte oturma, elbisem üzerindeyken dikme."
Rasûlullah (s.a.v.), vefat ettiğinde Hz. Ali, onu yıkayıp kefenleyen-lerdeü ve mezara defnedenlerden biri idi. Nitekim bu hususu da önceki kısımlarda detaylı olarak anlatmıştık. Hamd ve minnet Allah'adır.
Hz. Ali'nin faziletleri bahsinde de anlatılacağı gibi Rasûlullah (s.a.v.), Bedir gazvesinden sonra onu, kızı Fatıma ile evlendirmiş, ve bu evlilikten Hasan, Hüseyin ve Muhsin adında üç çocukları doğmuştu. Bu hususta sahih olmayan hatta çoğu Rafizilerle kıssacılar tarafından uydurulan hadisler nakledilmiştir. Saide oğullan gölgeliğinde konuşulup Mescid-i Nebevî'de Hz. Ebu Bekir'e bey'at edildiği zaman ona bey'at edenler arasında Hz. Ali de vardı. O da diğer sahabeler gibi Hz. Ebu Bekir'in huzurunda durup bey'at etmiş, ona itaat etmenin kendisi için farz olduğunu kabul etmiş ve ona bey'atı çok hoş karşılamıştı. Zevcesi Hz. Fatıma, bu be/attan altı ay sonra vefat edince Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir'e olan bey'atım yenilemişti. Hz. Fatıma, babasından kalan mirasa sahip olamadığından Hz. Ebu Bekir'e biraz kırılmıştı. Peygamberlere mirasçı olunamayacağına dair nassı görememişti. Fakat peygamberlere mirasçı olunamayacağına dair hadisten haberdar olunca Hz. Ebu Bekir'e müracaatta bulunarak bu miras değil de sadaka olarak kalan babasının terekesinin idaresini Ali'ye bırakmasını istemiş, Hz. Ebu Bekir, onun bu isteğini kabul etmeyince Hz. Fatıma ona biraz darılmıştı. Hz. Ali de durumu idare etme gereğini duymuştu.
Hz. Fatıma vefat edince Hz. Ali, Ebu Bekir'e olan bey'atım yenilemişti. Hz. Ebu Bekir vefat edince Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in vasiyeti üzerine halifeliği zamanında Hz. Ali'den kadılık yapmasını istemişti. Ve onu kadı olarak atamıştı. Hz. Ali de Hz. Ömer'in refakatmdaki diğer önde gelen sahabelerle birlikte Şam'a gelmiş ve Hz. Ömer'in Cabiye'de irad ettiği hutbeyi dinlemişti. Hz. Ömer vurulduğu zaman kendisinden sonraki halifenin seçim işini, teşkil ettiği altı kişilik şura meclisine bırakmıştı. Bu şura meclisinin üyelerinden biri de Ali idi. Sonra bu altı kişi, yetkilerini Hz. Osman'la Ali'ye bıraktılar ve neticede Hz. Osman, Hz. Ali'ye tercih edildi. Halife seçildi. Hz. Ali'de ona itaat edip emrini dinledi. Hicretin otuzbeşinci senesinde zilhicce ayının onsekizinci gününde cuma günü Hz. Osman öldürülünce insanlar, Hz. Ali'ye gidip bey'at etmek istediler. Hz. Osman, henüz defn edilmemişti. Bazıları ise onun defh edilmiş olduğunu söylediler. Ne var ki Hz. Ali, halifeliği kabul etmek istemedi, toplumun bey'at isteğine icabet etmedi. Önlerinden kaçıp beni Amr b. Mebdul'ün bahçesine girdi, kapıyı üzerine kilitledi. İnsanlar gelip kapıyı vurdular. Zorla içeri girdiler. Beraberlerinde Talha ile Zübeyr'i de Hz. Ali'nin yanma getirmişlerdi. Ona: "Yönetim, halifesiz devam edemez." dediler. Halifeliği kabul etmesini ısrarla istediler, nihayet o da kabul etti.

