tbn îshak dedi ki: Yezdücürd, az bir toplulukla birlikte Kirman'dan kaçıp Merv şehrine gitti. Mervlilerden mal istedi. Ona vermediler. Ve kendilerine zarar vermesinden korktular. Ona karşı kendilerine yardım etmeleri için Türklere haber gönderip imdat dilediler. Türkler gelip Yezdücürd'ün arkadaşlarını öldürdüler. Kendisi de kaçıp deniz kıyısında değirmen taşı yapan bir adamın evine sığındı. Vakit geceydi. Uyuduktan sonra değirmen taşı imalatçısı olan adam onu Öldürdü.
Medainî dedi ki: Arkadaşlarının öldürülmesinden sonra Yezdücürd, başında tacı, belinde kemeri, elinde kılıcı olduğu halde yaya yürüyüp gitti. Değirmen taşı yontan adamın evine vardı. Eve girip oturdu. Ev sahibi bir fırsatım bulup onu öldürdü. Üzerindeki eşyayı aldı. Türkler, Yezdücürd'ü aramaya çıkmışlardı. Gelip cesedini değirmen taşı yapan adamın evinde buldular. Ne var ki ev sahibi onu öldürmüş ve üzerindeki eşyalarını almıştı. Türkler de ev sahibini ve aile efradını öldürüp Kisra'mn oradaki eşyasını aldılar. Kisrayı da bir tabuta koyup Is-tahr şehrine götürdüler.
Yezdücürd, öldürülmeden önce Mervli bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuş, kadın hamile kalmış ve Yezdücürd'ün ölümünden sonra eksik hilkath (organları eksik) bir çocuk doğurmuş ve o çocuğu eksik yaraühş-h anlamına gelen *Mahdic' adıyla adlandırmıştı. Onun, Horasan'da ev-lad ve zürriyeti vardır. Kuteybe b. Müslim, Horasan ve çevresinde savaşırken Yezdücürd'ün soyundan iki cariyeyi esir almıştır. Bunlardan birini Haccac'a göndermiş, Haccac da bu cariyeyi Velid b. Abdülmelik'e göndermişti. Cariye de Velid'e nakıs lakabıyla lakablanan Yezid'i doğurmuştu.
Üstadlarmdan naklettiği bir rivayette Medainî şöyle demiştir: Yezdücürd, arkadaşları hezimete uğradıktan sonra atını boğazladı. Kendisi yaya olarak yola çıkarak nehir kıyısındaki bir değirmene vardı. Oraya Mer'ab deniyordu. Orada iki gece kaldı. Düşman onu aramaktaydı. Ama nerede olduğunu bilmiyorlardı. Sonra değirmen sahibi geldi. Üzerinde elbisesi ve ziynetleri olduğu halde Kisrayı gördü. Ona sordu:
- Sen kimsin? Ins misin, cin misin?
- İnsim, cin değilim. Yanında yiyecek birşey varmı?
- Evet.
Böyle dedikten sonra değirmenci ona yemek getirdi. Kisra, ona şöyle dedi:
- Ben, gür sesli bir adamım. Çalıp şarkı söylemem için bana bir alet getir. Değirmenci de şehrin komutanlarından birine gitti. Ondan bir çalgı aleti istedi. Komutan, bu aleti ne yapacağını sorunca değirmenci:
- Yanımda daha önce benzerini görmediğim bir adam var. O, benden bu aleti istedi, dedi.
Komutan da değirmenciyi alıp Merv şehrinin valisi Babah oğlu Ma-heveyh'e gönderdi. Durumu ona anlattı. Vali Maheveyh değirmendeki adamın Yezdücürd olduğunu söyledi ve kendisine başım getirmesini emretti. Değirmenciyle birlikte komutan, değirmene gittiler. Değirmene yaklaştıklarında komutan ve beraberindekilerle değirmenci, Yezdücürd'ü öldürmekten kortular. Birbirlerini iteleyip öne sürdüler. Komutan ve adamları değirmenciye: "Sen içeri gir ve Yezdücürd'ü öldür." dediler. Değirmenci içeri girdiğinde Yezdücürd'ün uyumakta olduğunu gördü, bir taş alıp kafasına vurdu ve kafasını parçaladı. Sonra da kafasını koparıp komutana ve askerlerine teslim etti. Cesedini de nehire attı. Halk çıkıp değirmenciyi öldürdü. Bir papaz da gelip Yezdücürd'ün nehirdeki cesedini alarak bir tabuta ya da sandığa koyup Istahr şehrine gönderdi.
Başka bir rivayete göre Yezdücürd, o değirmencinin evinde yemek yemeksizin üç gün kalmış. Nihayet değirmenci ona acıyıp:
- Yazıklar olsun sana ey miskin adam! Sen yemek yemeyecek misin? demiş ve ona yemek getirmişti. Yezdücürd de:
- Ben, şarkı söylenmeden yemek yiyemem, demiş.
Değirmenci de: .
- Ye, ben sana şarkı söyliyeyim, diye karşılık vermişti.
Yezdücürd, değirmenciden bir çalgı aleti getirmesini istemiş, değirmenci de komutanlardan birinden bu aleti istemek üzere dışarı çıkmıştı. Komutan ve beraberindeki askerler, değirmencinin üzerinden mis kokusu saçıldığını görünce değirmencinin bu kokuyu sürünemeyeceğini bildiklerinden hayrete düşüp, sebebini sormuşlar, o da durumu kendilerine anlatıp :"Yanımda şu ve şu evsafta bir adam var, demişti. Komutan ve yanındaki adamlar, değirmendeki kişinin Yezdücürd olduğunu anlamışlardı.
Kalkıp değirmenciyle birlikte değirmene vardılar. Önce değirmenci içeri girdi. Yezdücürd'ü yakalamak istedi. Yezdücürd durumu farket-ti. Ona şöyle dedi:
- Yazıklar olsun sana! Yüzüğüm, kemerim ile bileğizim senin olsun. Bırak da şuradan gideyim .
- Hayır, bana dört dirhem ver kî, seni salıvereyim. Yezdücürd'ün yanında dört dirhem bulunmadığı için yüzüğüne, kemerine ve bileziğine ek olarak küpelerinden birini de vereceğini söyledi. Ne var ki, değirmenci dört dirhemi almadan onu bırakmayacağını ısrarla söyledi. Yezdücürd, durumun vehametini kavradı. Çünkü askerler onu kuşatmışlardı. Kuşattıklarında onu öldürmeye kastettiler. Yezdücürd, onlara şöyle dedi:
- Yazıklar olsun size! Beni öldürmeyin. Çünkü biz, kitaplarımızda okuduğumuza göre hükümdarları öldürmeye cüret edenleri Cenâb-ı Allah, dünyada ateşle yakıp azaplandıracaktır. Buna ek olarak ahirette de azaplandıracaktır. Beni öldürmeyin. Beni hükümdarınıza ya da Araplara götürün. Çünkü onlar hükümdarları öldürmekten çekinirler. Yezdücürd'ün bu teklifini kabul etmediler. Üzerindeki zinetleri yağmaladılar. Onu bir çuvala koyup kirişle boğdular ve nehire attılar. İçinde bulunduğu çuval kıyıdaki bir ağaca takılmıştı. Bir papaz gelip Yezdücürd'ün nehirdeki cesedini almıştı. Adı Üya idi. Yezdücürd'ün atalarını-nı kendi beldelerindeki Hristiyanlara yapmış oldukları iyiliklerden ötürü ona şefkat gösterdi. Onu bir tabuta ya da sandığa koyup defnetti. Üzerindeki zinetleri de mü'minlerin emiri Osman b.Affan'a gönderdi. Küpelerinden birini kaybetmiş, o beldenin valisine haber göndererek ödettirmişti. Yezdücürd'ün hükümdarlığı yirmi sene sürmüştü. Bu yir-
mi senenin dördü huzur ve sükûnet içinde geçmişti. Geri kalan süre zarfında şehirden şehire koşmuş Müslümanlardan ve îslâmi-yetten korkup kaçmıştı. O, dünyadaki Fars hükümdarlarının sonuncusuydu. Zira Rasûlullah (s.a.v.), bir hadisinde şöyle buyurmuştu:
"Kayser öldükten sonra başka bir Kayser gelmeyecektir. Kisra öldükten sonra başka bir Kisra gelmeyecektir. Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, siz bu ikisinin hazinelerini Allah yolunda sarf edeceksiniz." Bu hadisi, Buharı rivayet etmiştir. Sahih hadiste sabit olduğu gibi Peygamber (s.a.v.)'in mektubu kendisine geldiğinde Kisra Yezdücürd, onu parçalamıştı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), onun da paramparça olması için beddua etmiş ve bu bedduası tamamen gerçekleşmişti.
Hicretin otuzbirinci senesinde Ibn Amir, birçok fetihler yaptı. Daha Önce sulh yapan beldelerin halkları, sulh maddelerini ihlal etiklerinden Ibn Amir oraları yeniden fethetmişti. Barış yoluyla ele geçirdiği şehirlerden biri de Merv şehriydi. Yıllık 2.200.000 dirhem haraç almak şartıyla bura halkıyla sulh antlaşması yapmıştı. Başka bir rivayete göre ise 6.200.000 dirhem alma şartıyla bura halkıyla barış antlaşması yapmıştır. Yine bu senede Hz. Osman, insanlara haccettirmiştir. Allah, ondan razı olsun.

