Kadisiye savaşı, büyük bir savaştı. Irak'ta ondan daha hayret verici bir savaş olmamıştı. Çünkü iki tarafın askerleri karşı karşıya geldiklerinde Sa'd (r.a.)'m ayak damarı ağrımaya başlamıştı. Vücudunda çıbanlar çıkmıştı. Artık binek üzerinde oturamıyordu. Köşkünde göğsünü bir yastığa dayamış vaziyette orduyu seyrediyor ve taktikler verip, planlar yapıyordu. Savaşın komutasını Halid b. Arfete'ye vermişti. Sağ cenaha Cerir b. Abudullah el-Becelî'yi, sol cenaha Kays b. Mekşuh'u komutan olarak tayin etmişti. Kays ile Muğire b. Şube, Şam'da bulunan Ebu Ubeyde ordusunun Yermük savaşım yapmalarından sonra Sa'd'm yanma takviye birliklerinin başında gelmişlerdi.
îbn İshak'm anlattığına göre Kadisiye savaşına katılan Müslüman ordusunun asker sayısı 7000-8000 arasındaydı. Rüstem'in ordusuysa 60 000 askerden oluşmaktaydı. Sa'd, askerlere öğle namazını kıldırıp bir nutuk irad ederek vaz ü nasihatta bulundu. Onları savaşa teşvik edip şu ayeti okudu:
"Andolsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzünde ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık. "(el-Enbiyâ, 105.)
Kurralar da cihad sûre ve ayetlerini okudular. Sonra Sa'd, dört kez tekbir aldı. Dördüncü tekbirden sonra Müslümanlar düşmana saldırdılar. Geceye kadar devam eden çarpışmadan sonra iki taraf savaşa ara verdi. İki tarafdan da çok sayıda asker öldürülmüştü. Sabahleyin tekrar savaş yerlerine geçtiler. O gün ve o gece de savaştılar. Üçüncü günde de akşama kadar savaştılar. Konuşmayıp nsüdaştıklan için o geceye "He-rir" gecesi adını verdiler. Dördüncü günde de şiddetli bir şekilde savaştılar. Müslümanlar, Arap atlarından çok fillerden zorluk gördüler. Sahabeler, fili ve üzerindeki askerleri öldürdüler, gözlerini oydular. O savaşta Tüleyha el-Esedî, Amr b. Madikerib, Kakab. Amr, Cerir b. Abdullah el-Becelî Dırar b. Hattab, Halid b. Arfete ve benzeri kahramanlar çok yararlıklar gösterdiler. Savaşın dördüncü günü zeval vaktine kadar çarpışma devam etti. O güne Kadisiye günü denildi. Savaşın sona erdiği gün, hicri ondördüncü senenin muharrem ayının pazartesi günüydü. Seyf b. Ömer et-Temimî böyle demiştir. O günde şiddetli bir firtma esti. Farslarm çadırları yerlerinden söküldü. Rüstem için kurulan taht yerinden yuvarlandı. O da koşarak katırına binerek kaçtı. Müslümanlar onu kovalayıp yakaladılar. Onu ve Kadisiye keşif birliğinin komutanı Calinos'u Öldürdüler. Farslılar böylece hezimete uğradılar. Hamd ve minnet Allah'adır.
Müslüman askerler, kaçan Farslı askerleri kovaladılar. Yakalanıp öldürdükleri Farslı askerlerin sayısı 30 000'i buldu. Savaş alanında da 10 000 kişileri öldürmüşlerdi. Daha önce de buna yakın sayıda Farslı asker öldürülmüştü. Kadisiye savaşında Müslümanlardan toplam 2500 kişi şehid edilmişti. Allah, onlara rahmet etsin. Müslüman askerler, kaçan düşman ordusunun yenik askerlerini kovaladılar. Onların peşi sıra, Kisra'nın sarayının bulunduğu Medain şehrine girdiler. Bu savaşta Müslümanlar, sayılamayacak ve evsafı belirtilemiyecek derecede mal ve silahı ganimet olarak ele geçirdiler. Düşman askerlerinin üzerindeki eşyaları yağmalandıktan ve bunlar yerli yerine sarfedildikten sonra ka-
dan Kadisiye savaşının durumunu soruyordu. Medine'den Irak yoluna çıkıyor ve haberler arıyordu. Bir gün yine haber beklemekteyken uzaktan bir süvarinin göründüğünü gördü. Onu karşıladı, ondan haberler sordu. Süvari de ona şu müjdeyi vedi:
- Allah, Kadisiye'de Müslümanlara fetih nasib etti. Çok miktarda "ganimet ele geçirdiler.
Süvari, kendisinden haber soran kişinin rlz. Ömer olduğunu bilmi-- yor ve durumu ona anlatmaya devam ediyordu. Hz. Ömer ise, süvarinin
bineğinin yanı sıra yaya olarak yürümekte idi.Medine'ye yaklaştıklarında halk, Hz. Ömer'e, 'ta emire'l-mü'minin" diye selam verdi. Bundan sonra o süvari kendisiyle konuşmakta olduğu zatın Hz. Ömer olduğunu anladı ve ona şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri! Allah sana rahmet etsin, halife olduğunu niçin bana bildirmedin?
- Kendini sıkıntıya sokma, kardeşim. Bunda senin bir sorumluluğun yok.
Önceki sahifelerde de anlatıldığı gibi bu savaşta komutan Sa'd'm _ ayak damarı ağrımakta idi ve vücudunda yaralar vardı. Bu mazereti sebebiyle savaş alanında duramıyordu, ama köşkünün balkonunda oturmuş, askerlerin durumunu seyrediyor ve taktikler veriyordu. Yiğit bir adam olduğundan köşkün kapılarını kilitletmiyordu. Eğer askerler cepheden kaçacak olsalardı Farslılar, onları elleriyle yakalayabilecek durumdaydılar. Sa'dın yanında daha önce Müsenna b. Harise'nin zevcesi olan karısı Selma binti Hafs bulunuyordu. O gün bazı süvariler cepheden kaçınca Selma paniğe kapılıp:
- Vah benim Müsenna'ma! Ama bu gün benim Müsennam yok, demiş. Sa'd da buna kızarak karısı Selma'nm yüzüne bir tokat vurmuştu. Tokadı yiyen Selma:
- Kıskandın da mı beni vuruyorsun? demiş ve savaş gününde cephede bulunmayıpta köşkünde oturduğundan dolayı Sa'd'ı ayıplamıştı. Bunu da inadından ötürü söylemişti. Çünkü o, Sa'd'm mazeretini ve cepheye gitmesine engel olan yarayı biliyordu, mazeretinden haberliydi. Sa'd'm yanında köşkte tutuklu bir adam vardı, içki içtiğinden defalarca hadde tabi tutulmuştu. Yedi kez cezalandırıldığı söyleniyordu. Sa'd, emir vermiş, içki içen o adam zincire vurulmuş ve köşkteki nezarethaneye konmuştu. Köşkün çevresinde atların dolaşmakta olduğunu gören ve namlı yiğitlerden olan bu adam şöyle bir şiir söylemişti:
"Yeter artık, atlar mızraklılarla giderken,
Benim bağlı durmamın üzüntüsü,
Ayağa kalkarsam demirler çökertiyor beni,
Bağıranı sağır eden kapılarsa kapanıyor yüzüme.
Çok severdim ve çok kardeşim vardı,
Şimdi bırakıp gittiler, hiçbiri yok."
Bu şiiri okuduktan sonra Sa'd'm Ümmü veledi Zebra'dan, kendisini bağlı bulunduğu zincirlerden kurtarmasını ve Sa'd'm atmı da emanet olarak kendisine vermesini istedi.Savaştıktan sonra akşama doğru tekrar nezarethaneye döneceğine yemin etti. Zebra da onu bağlı bulunduğu bağlardan kurtardı. Adam, Sa'dın atma binip dışarı çıktı. Cepheye
gitti. Şiddetlice çarpıştı. Öte yandan köşkün balkonunda bulunan Sa'd, cephedeki atma baktı, tanıdı. Ama bir türlü inanamadı. Atın üzerindeki süvariyi Ebu Mihcen'e benzetti, ama Ebu Mihcen'in de köşkün nezarethanesin de zincirlere vurulmuş olduğunu bildiğinden şüphelendi. Akşama doğru Ebu Mihcen adındaki tutuklu tekrar köşkteki nezarethaneye döndü. Bizzat kendini zincire vurup bağladı. Sa'd, balkondan inip ahıra gitti. Atının terli olduğunu gördü ve :
- Bu niye böyle olmuş? diye sordu. Oradaki görevliler de tutuklu Ebu Mihcen'in yaptığı işleri anlattılar. Sa'd, ondan memnun oldu ve onu serbest bıraktı. Allah, ikisinden de razı olsun. Müslümanlardan birisi, Sa'd hakkında kmayıcı şu şiiri söylemişti:
"Allah zafer verinceye kadar savaşırız. Sa'd ise Kadisiye kapısında koruma altında. Bizler geri dönerken pek çok kadın, dul kaldı, Sa'd'm kadınları arasında ise dul kalan yok."
Anlattığına göre Sa'd, halkın arasına inmiş, vücudunda, baldırlarında ve kaba etlerindeki çıbanları, yaralan onlara gösterip özrünü beyan etmişti. Onlar da onun bu mazeretini kabul etmişlerdi. Yine anlatıldığına göre Sa'd, kendisinin aleyhinde yukarıdaki şiiri söyleyen adama beddua ederek şöyle demişti:
"Allah'ım, eğer o adam yalan söylemiş veya söylediği sözleri; riyakarlık, başkalarına şöhretini duyurma veya yalan beyanda bulunmak niyetiyle söylemişse onun dilini ve elini kes."
Bu şiiri söyleyen şair, iki saf arasında durduğu bir sırada bir ok gelip diline isabet etmiş ve dilini varmıştı. Adam ölünceye kadar konuşa-mamıştı.
Seyf b. Ömer, Cerir b. Abdullah el-Becelî1 nin şöyle bir şiir söylediğini nakletmiş tir:
"Ben Cerir'im, künyem Ebu Amr'dır.
Sa'd köşkünde iken Cenâb-ı Allah, fethi nasib etti.*
Bu şiiri duyan Sa'd, köşkünün balkonundan aşağıya eğilerek şöyle cevabi bir şiir söylemişti:
"Büceyle'den birşey ümid etmiyorum, yalnız onun sevabının hesap gününde verileceğini umuyorum. Atları öyle atlarla karşılaştılar ki, Süvariler bir çarpışmaya maruz kaldılar. Atlar onların meydanlarında küçük adımlarla yavaş yavaş ilerlediler.
Uyuz develer kadar azdılar.
Eğer Ka'ka b. Amrm topluluğu ve Himmal olmasaydı, onlar süvariler arasında şaşkınca dolaşıp duracaklardı.
Eğer bu olmasaydı siz bayağı insanlara dönüşecektiniz. Ki topluluğunuz kara sinekler gibi akıp gidecekti."
Muhammed b. îshak, Kadisiye savaşma katılmış olan Kays b. Ebi Hazim el-Becelî'nin şöyle dediğini rivayet etmişti:
"Aramızda Sakif kabilesinden bir adam vardı. îrtidad ederek Fars ordusunun saflarına katıldı. Ordumuzun ağırlık noktasını Büceyle kabilesinin bulunduğu tarafin teşkil ettiğini onlara haber verdi. Biz, ordunun dörtte birini teşkil ediyorduk. Bunun üzerine Farshlar üzerimize onaltı fili saldılar. Atlarımızın ayaklarına batması için demir çiviler attılar. Bizi ok yağmuruna tuttular. Kaçmasınlar diye atlarını birbirlerine yaklaştırdılar. O esnada Amr b. Madikerib ez-Zebidî yanımıza gelip şöyle dedi:
- Ey Muhacirler topluluğu! Arslanlar gibi savaşın. Zira Farshlar ancak teke gibidirler.
Fars askerleri bileklerine madeni şeyler geçirmişlerdi. O madeni kaplamalara ok tesir etmiyordu. Amr b. Madikerib'e dedik ki:
- Ey Ebu Sevr! Şu kolu kaplamalı olan süvariyi karşımızdan uzaklaştır. Çünkü ok onun eline isabet etmiyor. Amr, ona saldırdı. Bir ok fir-lattı. Kalkanına isabet etti. Sonrada üzerine saldırıp kucakladı. Boynunu kesip attı. Elindeki iki altın bileziği, belindeki altın kemeri ve ipek ceketini aldı. Bu savaşa katılan Müslüman askerlerin sayısı 6000 veya 7000 civarındaydı. Allah, Rüstem'i öldürttü. Onu, Hilal b. Alkame et-Temimî adındaki mücahid öldürdü. Rüstem, ona bir ok atmış, Hilal'in ayağına isabet etmiş,bumm üzerine Hilal üzerine atılıp silahıyla boynunu koparmıştı. Bunun üzerine Farshlar da dönüp kaçmaya başlamışlardı. Müslümanlarda onları kovalamış, yakaladıklarını öldürmüşlerdi. Bu kovalama esnasında bir yere varıp konaklamışlar, dinlenmeye başlamışlardı. Onlar dinlenme esnasında içki içip sarhoş olmuş, oyun oynamaya başlamışlardı. O sırada Müslümanlar üzerlerine hücum edip askerlerinin yarıdan çoğunu öldürmüşlerdi. O esnada Zühre b. Ha-viyye et-Temimî de Calinos'u öldürmüştü. Sonra Müslümanlar, kaçan Farslıları takibe başladılar. îki taraf karşılaştıkça Cenâb-ı Allah, Rah-man'ın askerlerine yardım ediyor; şeytanın askerlerini ve ateş perestle-ri hezimete uğratıp yardımsız bırakıyordu. Müslümanlar, sayılamıya-cak kadar çok miktarda ganimete sahip oldular. Fırat nehrini geçerek Medain ve Celula şehirlerini fethettiler.
Seyf b. Ömer, Hemmam b. Haris en-Nehafnin zevcesi Ümmü Ke-
sir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Kocalarımızla birlikte Sa'd'm komutası aîtmda Kadisiye savaşma katıldık. Savaş sona erince eteklerimizi belimize bağlayıp değneklerimizi elimize aldık ve cesetlerin yarana geldik. Yerde yatmakta olan ağır yaralı Müslümanlara su içirip yerlerinden kaldırdık. Ağır yaralı müşrikleri öldürüp son nefeslerini verdirdik. Beraberimizde çocuklar da vardı. Müşrik Ölülerinin üzerlerindeki malları yağmalarken kötü yerlerini görmeyelim diye bu işe çocukları görevlendirdik."
Seyf b. Ömer, üstadlarının şöyle dediklerini rivayet etmiştir: Komutan Sa'd, Kadisiye fethinin müjdesini ve müşriklerle Müslümanlardan Öldürülenlerin sayısına dair malumatı içeren mektubu Hz. Ömer'e, Sa'd b. Ümeyle el-Fezzarî ile gönderdi. Mektubta şunları yazmıştı:
"Cenâb-ı Allah, Farslılar'a karşı bize zafer nasib etti. Onlardan önceki dindaşlarında olduğu gibi uzun savaştan,şiddetli sarsıntılardan sonra mallarını bize ganimet olarak verdi. Farshlar, daha Önce hiç kimsenin görmediği derecede şiddette Müslümanlara saldırdılar. Ama Allah, bundan onlara bir fayda vermedi. Aksine Müslümanlar, onların üzerlerindeki malları aldı. Müslümanlar da dağlar arasındaki yollardan onları kovaladılar. Bu savaşta Müslümanlardan Sa'd b. Ubeyd el-Karî ile falan ve falan kimseler öldüler. Aynca isimlerini Allah'tan başka kimsenin bilmediği başka Müslümanlar da Öldüler. Onları Allah bilir. Onlar gece karanlığı bastırınca Kur'ân okuyarak anlar gibi vızıltı çıkarırlardı. Gündüz de arslanlar gibiydiler. Arslanlar kahramanlıkta onlara benzeyemezdi. Onlardan ahirete irtihal edenler şehitlik mertebesi dışında, kalan gazilerden daha üstün değildirler.Ama onlar şehitlik mertebesini elde ederek gazilerden üstün oldular. Gazilere Allah şehitliği nasip etmedi."
Hz. Ömer Sa'd'm bu müjdesini minber üzerinde halka ulaştırarak cemaata şöyle dedi:
"Ben, gücünüz yettiği nisbette karşılanmadık hiçbir ihtiyaç bırakmamak tutkusuna sahibim. Eğer bunu yapamazsak geçimimiz zorlaşır. Kıt kanaat, geçinme hususunda birbirimizle eşit seviyede oluruz. Ama istiyorum ki, sizin için neler düşündüğümü hissedesiniz. Ben, size sözle akıl verecek değilim, ancak davranışlarımla size örnek olacağım. Allah'a yemin ederim ki, ben sizi kendime köle edecek bir hükümdar değilim. Ama ben, Allah'ın kuluyum. Bu emanet benim omuzlanma tevdi edilmiştir. Eğer bunun hakkını vermezsem size geri veririm. Ben size tabi olurum. Nihayet siz de evlerinizde yemeğe doyar ve suya kanarsınız. Böylece ben de sizlerle mutlu olurum. Ama bu emaneti yüklenirde sizi kendime tabi kılarsam, bu defa sizin yüzünden ben mutsuz olurum. Az sevinir, uzun müddet hüzünlenirim. Ve ne görevden istifa eder, ne de görevi size iade ederim Böylece ben kınanırım."
Seyf b. Ömer, üstadlarımn şöyle dediklerini nakletmiştir: Azib'ten Aden ebyen'e kadar bütün Araplar, Kadisiye savaşının sonuçlarını merakla beklemekteydi. Çünkü, hakimiyetlerinin devamını veya yıkılışını buna bağlı görüyorlardı. Her belde halkı, bu savaşın ne şekilde neticelendiğini görüp kendilerine bildirmesi için haberciler göndermişlerdi. Fetih, Müslümanlar lehine gerçekleşince insi elçilerden Önce cinni elçiler, en ücra memleketlere bu müjdeyi ulaştırdılar. Kadının birisi, San'a'da geceleyin dağ başında bir cinin şöyle dediğini duymuştu:
"Ey Halid'in kızı îkrime, yaşa. Hayırlı ve halis azık az değildir. Doğarken ey güneş, sen yaşa, Ey eşsiz ve benzersiz olan her taç, sen de yaşa. Muhammed'e iman eden güzel yüzlü Nahia kabilesinin topluluğu . siz de yaşayın.
Siz ki Kisra'ya karşı ayaklandınız. Ordusuyla keskin kılıçlarla savaştınız.
O esnada tslâm davetçiîeri tüysüz kara kedi gibi olan Ölümün yanı başına gelip geri döndüler."
Yemame halkı da Müctaz'ın şu beyitleri terennüm ettiğini işitmiş-lerdi:
"Savaş gününün sabahında Beni Temim kabilesinden faziletli olan kimselerin çoğunun piyade olduklarını gördük.
Onlar gecenin şiddetli karanlığında devekuşu gibi kimselere doğru yürüdüler.
O kimseler ki, Kisra'mn deniz misali, orman arslanlanm andıran askerleridirler. Onları dağlar gibi zannedersin.
Ama Beni Temim kabilesinin şerefli askerleri Kadisiye'de ve Hi-fin'de uzun günler boyunca onur ve övüç vesilesi şeyleri bıraktılar.
Düşman askerlerinin elleri ve tüysüz bacakları, kahraman askerlerle karşılaştıklarında koparıldı. "
Kadisiye savaşının Müslümanlar lehine sonuçlandığı diğer Arap beldelerinde de duyuldu. Halid b. Velid'in fethettiği Irak beldelerinin tamamı, Halid'e verdikleri sözleri ve onunla yaptıkları antlaşmaları bozdular. Sadece Bankıya, Barosama ve Ülleys halkı antlaşmalara sadık kaldılar. Verdikleri sözleri ve yaptıkları antlaşmaları bozan Iraklılar daha sonra tekrar sözlerini tutmaya ve önceden yaptıkları antlaşmalara bağlı kalmaya söz verdiler. Antlaşmayı bozmaya kendilerini İranlıların zorladıklarını, bu yüzden kendilerinden haraç aldıklarını iddia ettiler. Müslümalar da onların kalplerini İslâm'a ısındırmak için bu iddialarının doğruluğunu kabul ettiler. İnşaallah "Ahkamül-Kebir" isimli kitabımızda Irak savaşındaki halklarla ilgili hükmü ileride beyan edeceğiz, tbn îshak ile diğerlerinin görüşüne göre Kadisiye savaşı, hicretin onbeşind senesinde, Valridf nin görüşüne göre hicretin onaltm-cı senesinde , Seyf b. Ömer ile bir cemaatın görüşlerine göre ise hicretin ondördüncü senesinde yapılmıştır. Hicretin ondördüncü senesinde yapılmış olduğu görüşünü îbn Cerir de benimsemiştir. Doğrusunu Allah bilir.
îbn Cerir ile Vakidi dediler ki: Hicretin ondördüncü senesinin ramazan ayında Hz. Ömer, cemaata teravih namazını kıldırması için Übey b. KaVı görevlendirdi. Diğer beldelere de ramazan ayının gecelerinde teravih kılmaları için cemaatın toplanmaları gerektiğine dair emirname gönderdi. Yine bu senede Hz. Ömer, Utbe B. Gazvan'ı Basra'ya vali tayin etti- Utbe ve beraberindeki Müslümanların Basra'ya gidip yerleşmelerini emretti. Medainfnin görüşüne göre Farslıların, Medain ve çevresindeki kasabalarla alkalarını kesti.
Seyf b. Ömer'in iddiasına göre Basra, ancak onaltıcı senenin rebi-yul-evvel ayında vilayet yapıldı. Utbe b. Gazvan ise Sa'd'm, Celula ve Tikrit savaşlarını tamamlamasından sonra Medain'den çıkıp Basra'ya gitmişti. Onu, Hz. Ömer'in emriyle Sa'd oraya göndermişti. Allah onlardan razı olsun.
Ebu Mihnef, Şa'bî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ömer, Utbe b. Gazvan'ı 310 küsur adamla Basra'ya gönderdi. Diğer Araplardan da ona katılanlar oldu. Böylece adamlarının sayısı 500'ü buldu. Beraberindeki adamlarla hicri ondördüncü senenin rebi-yül-evvel ayında Basra'ya geldi. O zaman Basra'ya Hind diyarı deniyordu. Orada beyaz ve sert taşlar bulunuyordu. Adamları için bir yerleşim yeri ararken küçük köprünün çevresine vardı. Orada kamış ve kmdırga bitkileri de vardı. Oraya yerleştiler. Bu sırada İranlıların Fırat yöneticisi, 4000 süvari ile üzerlerine geldi. Güneş zevvale erdikten sonra Utbe, onlarla karşılaştı. Sahabelere emir verdi. Sahabeler, Fırat yöneticisinin adamlarına hücum ettiler. Farslan baştan sona kırıp geçirdiler. Fı-ratın yöneticisini esir aldılar. O esnada Utbe kalkıp askerlere şöyle bir nutuk irad etti:
"Dünya kopup gitmiş, sırtını dönüp hızla kaçıyor. Geriye yalnızca bir kap dolduracak kadar birşeyi kalmıştır. Haberiniz olsun, siz, buradan ebede kadar kalacağınız yere göçeceksiniz. O bakımdan elinizdeki en hayırlısıyla göçün. Bana anlatıldığına göre Cehennem vadisinin kenarından bir kaya parçası bırakılırsa, yetmiş yıl yuvarlanarak durur. Ve sizler bu vadiyi dolduracaksınız. Siz ise bundan hayrete düştünüz.
Oysa ki yine bana şu da anlatılmıştır: Cennet'in kapılarından ikisi arasındaki mesafe kırk yıldır. Bir gün gelecek Cehennem kesinlikle dolup taşacaktır, Yemin olsun, bir zamanlar Peygamber (s. a.v.) ile birlikte bulunan yedi kişiden biri bendim. Biz uzun süre semür ağacının yaprağından başka yiyecek birşey bulamıyorduk. Sonunda ağızlarımızın içi yaralarla dolmuştu. Bir gün elime bir elbise geçirmiştim. Bunu alıp Sa'd ile birlikte paylaşmıştık. Şimdi ise o yedi kişiden her birimiz mutlaka bir bölgenin valisiyiz. Bizden sonrada insanları deneyeceklerdir."
Ali b. Muhammed el-Medainî'nin rivayetine göre Hz. Ömer, Basra'ya gönderdiği zaman Utbe b. Gazvan'a şu mealde bir mektup yazmıştı:
**Ey Utbe! Ben, seni Hind topraklarından sayılan bir yere vali olarak görevlendiriyorum. Burası düşmanın savaş alanlarından bir yerdir. Orada bulunanlara karşı Allah'ın sana yeteceğini ve sana yardımcı olacağını ümit ederim.Alâ b. Hadremî'ye, sana Arfece b. Herseme'yi yardıma olarak göndermesini emrettim. Arfece yanına geldiğinde onunla istişare et. insanları Allah'ın dinine çağır. Senin bu çağrını kabul edenleri sen de kabul et. Çağrım kabul etmeyenlerden cizye vermelerini iste. Vermeyenin işini ise kılıçla hallet. Emrin altında bulunan kimseler hakkında Allah'tan kork. Nefsinin seni kibir tuzaklarına düşürerek ahiretini berbad etmesinden sakın. Rasûlullah'm sahabesi oldun. Alçaklıktan sonra onun sayesinde yüceldin. Zayıflıktan sonra güçlendin. Sonunda başkalarının başına dikilen bir komutan ve emirlerine boyun eğilen bir hükümdar oldun.
Söylediğin dinlenir, emirlerine uyulur, seni gerçek değerinden daha yukarıya çıkartmayacak ve senden aşağıdakilere karşı da azdırmayacak olursan bu, gerçekten büyük bir nimettir. Bununla birlikte günah işlemekten sakındığın gibi nimetin seni kötülüklere sürüklemesinden de kendini koru. Hatta bu nimetin derece derece artarak seni aldatıp sonunda Cehennem'e sürüklemesi, benim nazarımda senin için masiyetten de kötüdür. Allah, ikimizi de böyle bir durumdan korusun. İnsanlar, Allah'a hızlıca bağlandılar. Sonunda dünyada da onlara verilince bu sefer onu istemeye başladılar. Fakat sen Allah'ı iste. Dünyayı isteme . Zalimlerin yıkılıp ölmesi gibi bir akıbete uğramaktan kork."
Utbe, bu senenin receb veya şaban ayında Eble şehrini fethetti. Utbe b. Gazvan bu senede vefat edince Hz. Ömer, Basra'ya vali olarak Mu-ğire b. Şube'yi tayin etti. Muğire, oradaki valilik görevini iki yıl sürdürdü, iftiraya uğrayınca Hz. Ömer, onu bu görevinden alarak yerine Ebu Musa el-Eş'arî'yi vali olarak atadı. Allah onlardan razı olsun.
Bu senede Hz. Ömer, oğlu Ubeydullah'ı şarap suçu yüzünden hadde tabi tuttu. Bu cezayı tatbik ederken yanında bir toplulukta şahit olarak bulundu. Yine bu senede Ebu Mihcen es-Sakafi de şarap içme suçu sebe-
biyle yedi kez hadde tabi tutuldu. Onunla birlikte Rebia b. Ümeyye b. Halef de vuruldu. Bu senede Sa'd b. Ebi Vakkas, Kûfe'ye indi. Yine bu senede Hz. Ömer, insanlara hac ettirdi. Mekke'de Attab b. Üseyd, Şam'da Ebu Ubeyde, Bahreyn'de "Osman b. Ebi'l-As (başka bir rivayete göre Alâ b. Hadremî), Irak'ta Sa'd ve Umman'da da Hüzeyfe b. Mihsan vali olarak bulunuyorlardı.

