El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Medine de büyük sahabelerden bir topluluk bulunduğu halde Hz. Osman nasıl öldürüldü? diye sorulacak olursa buna birkaç yönden cevap vermek mümkündür: 1- Sahabelerin çoğu hatta büyük çoğunluğu veya tamamı işin bu noktaya …

Medine de büyük sahabelerden bir topluluk bulunduğu halde Hz. Osman nasıl öldürüldü? diye sorulacak olursa buna birkaç yönden cevap vermek mümkündür:

1- Sahabelerin çoğu hatta büyük çoğunluğu veya tamamı işin bu noktaya varacağını tahmin etmiyordu. Çünkü asi gruplar, bizzat Hz. Osman'ı öldürmeye kasdetmiyorlar, aksine ondan üç şeyden birini yapmasını istiyorlardı.

a- Halifelikten vazgeçmek.

b- Mervan b. Hakem'i kendilerine teslim etmek. c— Veya onu öldürmek.

İnsanlar, Hz. Osman'ın Mervan'ı onlara teslim edeceğini ümid ediyorlardı. Yahut halifelikten vazgeçer ve bu büyük sıkıntıdan kurtulur, diyorlardı. Fakat Öldürüleceğini hiç kimse tahmin etmiyordu. Zaten asîler de işi bu dereceye vardırıp onu öldürme cesaretini gösteremiyor-lardı. Ama nihayet olanlar oldu. Doğrusunu Allah bilir.

2- Sahabeler, Hz. Osman'ı kuvvetle savundular ama isyan şiddetlenince Hz. Osman, sahabelerin asilerle savaşmamalarını, kılıçlarını kınlarına sokmalarını emretti. Onlar da bu emri yerine getirdiler. Bundan sonra asiler, amaçlarına ulaşma imkanı buldular. Bununla birlikte yine hiç kimse, Hz. Osman'ın Öldürüleceğini sanmamıştı.

3- Medinelilerin çoğu hac dolayısıyla Mekke'ye gittiklerinden ve Medine'de nüfus azaldığından asiler bu fırsatı ganimet bildiler. Diğer şehirlerden de Hz. Osman için gönderilen takviye birlikler henüz Medine'ye ulaşmamışlardı. Fakat gelmeleri yakındı. Asiler —Allah onları kahretsin— fırsatı ganimet bilip Hz. Osman'ı öldürdüler.

4- Asiler, 2000 kişi kadardılar. Belki de Medineliler de bu sayıda savaşçı yoktu. Çünkü insanların çoğu, diğer şehirlere ve sınırlara gitmişlerdi. Yine de sahabelerin büyük bir çoğunluğu bu fitne dışında kalmış ve evlerine kapanmışlardı. Mescide gelen sahabeler de ancak kılıçlarını yanlarına alarak ve bellerine bağlayarak mescide geliyorlardı. Asiler, Hz. Osman'ın evini çembere almışlardı. Sahabeler bu asileri oradan uzaklaştırmak isteselerdi bile bunu yapamazlardı. Sahabelerin büyükleri, oğullarım Hz. Osman'ın evine gönderip onu savunmuşlardı ki diğer şehirlerdeki takviye birlikleri o esnada Medine'ye ulaşsınlar. Fakat beklenmedik bir anda asiler, Hz. Osman'ın evine girme imkanını buldular. Kapısını yaktılar, duvardan tırmanarak evinin içine girdiler ve onu Öldürdüler.

Bazı kimselerin anlattıkları gibi sahabelerin bir kısmının Hz. Osman'ı asilere teslim etmiş oldukları ve onun öldürülmesine razı oldukları haberi asılsızdır. Herhangi bir sahabenin, Hz. Osman'ın öldürülmesine rıza gösterdiğine dair haber sahih değildir. Aksine hepsi de bu hadiseden dolayı öfkelenmişler ve katillere sövmüşlerdi. Ancak Ammar b. Yasir, Muhammed b. Ebu Bekir, Amr b. Hamk gibi bazı sahabeler, Hz. Osman'ın halifelikten vazgeçmesini arzulamışlardı.

İbn Asakir'in rivayetine göre Ömer b. Abdülaziz, Hz. Osman'ın gaileli zamanında evinin yanında bulunan Sehm b. Haneş el-Ezdî'yi Deyr-i Sem'an'a çağırmış ve ona Hz. Osman'ın öldürülüşünü sormuş, o da özetle şöyle demiştir: Abdullah b. Sebe'nin taraftarlarından olan Mısır heyeti, Hz. Osman'ın yanına gelmişti. Hz. Osman, onlara çeşitli armağanlar vererek gönüllerini almış, onlar da geri dönmüşlerdi. Sonra aniden Medine'ye hücum etmişler, Hz. Osman'ın sabah ya da öğle namazına gitmek için evinden çıktığını görünce çakıl taşları ile ona saldırmışlardı. O da evine geri dönmüştü. Beraberinde Ebu Hüreyre, Zübeyr'in oğlu Abdullah, Talha, Mervan ve Muğire b. Ahnes'ten oluşan bir heyet vardı. Bu Mısırlı grup, Hz. Osman'ın evinin etrafında dolaşmaya başlamışlardı. Hz. Osman, ne yapacağım yanındaki heyete sormuş, heyettekilerden Abdullah b. Zübeyr, ona şu teklifte bulunmuştu:

"Ey mü'minlerin emin! Şu üç şeyden birini yapmanı teklif ediyorum:

a- Ya umre için ihrama girersin. Böylece kanımız onlara haram olur.

b- Ya da seninle birlikte Muaviye'nin yanına Şam'a gideriz.

c- Veya bu asi gruba karşı çıkar ve Cenâb-ı Allah'a bizimle onların arasında hükmünü verinceye kadar kılıçla savaşırız. Biz hak yoldayız, onlarsa batıl yoldadırlar."

Abdullah b. Zübeyr'in bu teklifine karşı Hz. Osman, şu cevabı verdi: "Bahsettiğin umre ihramına girsek bile bu asiler şimdi de ihram halinde de, ihramdan sonra da bizi sapık kimseler olarak görmektedirler ki, bunun bize bir faydası olmaz. Şam'a gitmemizi söylüyorsun. Oysa ben bu asiler arasından korkak bir kimse olarak çıkıp Şam'a gitmekten utanırım. Şamlılar, beni bu halde görmesinler. Kafirler de böyle yaptığımızı işitmesinler. Savaşmaya gelince, ben, Cenâb-ı Allah'ın karşısına benim sebebimle bir fincan kan akıtılmış olmaksızın çıkmayı istiyorum."

Sehl b. Haneş el-Ezdî, sözüne devamla şöyle diyor:

"Sonra Hz. Osman'la birlikte o gün sabah namazını kıldık. Namazı tamamladıktan sonra Osman, cemaata dönüp şöyle dedi:

«Ben bu gece Ebu Bekir'le Ömer'in yanıma gelip bana şöyle dediklerini gördüm: "Ey Osman, oruç tut, yarın bizim yanımızda iftarını açacaksın." Şahid olun ben bugün oruç tuttum. Allah'a, ahiret gününe iman eden kimselerin, yanımdan salimen çıkmalarını ve kimseye ilişmemelerini rica ediyorum."

Biz de dedik ki:

- Ey mü'minlerin emiri! Eğer senin yanından çıkarsak onların bize saldırmayacaklarından emin değiliz. İzin ver de senin yanında bulunalım. Seni ve aileni bu asilere karşı koruyalım." Bundan sonra Osman emir verdi. Evin kapıları açıldı. Mushaf-ı şerifin getirilmesini istedi. Getirilen mushafin üzerine kapandı. Yanında da zevceleri Naile binti Ferafîse ile Şeybenin kızı vardı. Yanına ilk giren kişi, Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed oldu. Muhammed, onun sakalını tutup çekti. Hz. Osman, ona hitaben şöyle dedi:

"Ey kardeşimin oğlu, sakalımı bırak. Allah'a yemin ederim ki, baban bundan daha küçük bir haraketi bile bana yapmaktan çekinirdi."

Bunun üzerine Muhammed utandı. Evden çıkıp gitti. Asilere: "Osman'ı sizin için uyardım." dedi. Hz. Osman da sakalından çekilen telleri toplayıp zevcelerinden birine verdi. Sonra Rumman b. Sevdan isminde kısa boylu siyahi bir adam içeri girdi. Elinde sivri bir demir vardı. Hz. Osman'a yönelip şöyle dedi:

- Ey bunak ihtiyar! Sen hangi dindensin?

- Ben bunak ihtiyar değilim. Aksine Affan oğlu Osman'ım. İbrahim'in dinindenim, hanif dinine mensub bir Müslümanım, müşriklerden değilim.

- Yalan söylüyorsun.

Böyle dedikten sonra Rumman, elindeki sivri uçlu demir çubukla Hz. Osman'ın sağ yanağına vurdu, Hz. Osman da yere düştü ve Öldü. îri cüsseli olan zevcesi Naile gelip Osman'ı elbisesinin içine aldı. Üzerine kapandı, diğer zevcesi binti Şeyhe gelip Hz. Osman'ın açıkta kalan cesedinin üzerine kapandı. O esnada yalın kılıç bir Mısırlı içeri girip şöyle dedi:"

Vallahi Osman'ın burnunu keseceğim. «Hz. Osman'ın zevcesi ona karşı koydu. Onunla çarpıştı. Nihayet Mısırlı adam, Hz. Osman'ın zevcesinin gömleğini arkadan yırttı. Sırtına baktı. Bu durumda Hz. Osman'ı ele geçiremeyince kılıcım, zevcesinin kulağının arkasına ve omu-zuna vurdu. Kadın, kılıcı eliyle tutunca parmakları kesildi. Hemen Hz. Osman'ın siyahi kölesine hitaben:

- Ey Rebah! Beni şu adama karşı koru, diye bağırdı.

Rebahta gelip Mısırlı saldırganı vurup Öldürdü. Aile efradı ortaya çıkıp kendilerini savunmak için asilerle savaştılar. Muğire b. Ahnes öldürüldü. Mervan yaralandı. Akşam olunca dedik ki: "Eğer Osman'ı bu halde sabaha kadar yalnız başına bırakırsak asiler gelip ona işkence ederler. Vücudunun organlarım keserler."

Böyle dedikten sonra gece cenazeyi alıp Baki-i Garkad'a götürdük. Gece karanlığı bizi asilere karşı korudu. Asilerden korkmuştuk. Neredeyse onlardan ötürü korkup dağılacaktık. Fakat o esnada asiler tarafından biri bize şöyle seslendi: "Korkmayın. İşinize devam edin. Biz, Osman'ın cenazesinde sizinle birlikte hazır bulunmak için geldik." Ebu Hubeyş'in ifadesine göre bu gelenler Allah'ın melekleriydiler. Hz. Osman'ı defnettikten sonra aynı gece Şam'a doğru yola koyulup kaçtık. VâdîlKurâ'da Habib b. Mesleme komutasında Hz. Osman'a yardıma gelen askeri birlikle karşılaştık. Hz. Osman'ın öldürüldüğünü ve defnedildiğini onlara bildirdik.»

Ebu Ömer b. Abdi'1-Ber dedi ki: "Hz. Osman'ı Haşş-ı Kevkeb denen yere defnettiler, Hz. Osman, o araziyi satın almış ve Baki mezarlığına eklemişti. Seleften birine Hz. Osman'ın durumunu sormuşlar, o da güzel bir cevap vermişti: "Hz. Osman, iyilik severlerin emiridir. Facirler tarafından öldürülmüştür. Yardımsız bırakanlar tarafından yardımsız kalmıştır. Destekleyenlerin de yardımına mazhar olmuştur."

Şeyhimiz Ebu Adillah ez-Zehebî, Hz. Osman'ın biyografisini ve faziletlerini anlatırken şöyle demiştir: "Onu öldürenler veya asileri ona karşı kışkırtanlar, onu öldürterek kendisini Allah'ın affına ve rahmetine mazhar kılmışlardır. Onu yardımsız bırakanlara gelince, onlar da yardımsız kalıp terk edildiler. Ve sıkıntılı bir geçimle karşılaştılar. Hz. Osman'dan sonra yönetim onun naibi olan Muaviye ile oğullarına geçti. Sonra da veziri Mervan'a ve onun sekiz çocuğuna intikal etti. Faziletli ve İslâm'a ilk girenlerden biri olmasına rağmen onun hayatım uzun görüp ondan usandılar. Amcazadelerinden olanlar, onlara seksen küsur sene hükmettiler. Aslında hüküm yüce ve büyük olan Allah'ındır."