Hz. Osman'ın büyük menkıbelerinden ve muazzam iyiliklerinden biri, onun Kur'ân'ı tek kıraat üzere toplaması ve mushafı -hayatının son iki senesinde- Cebrail'in Rasûhıllah'a ders verdiği şekilde yazmasıdır. Bunun sebebi de şuydu: Savaşlardan birinde samlılarla Iraklılar bir arada savaşmışlardı. Şamlılar, Kur'ân-ı Kerim'i Mikdad b. Esved'le Ebu Derda'm kıraatına göre okuyorlardı. Iraklılar ise Abdullah b. Me-sud'la Ebu Musa'nın kıraatına göre okuyorlardı. Kur'ân'ın, yedi kıraata göre okunmasının caiz olduğunu bilmeyenler, kendi kıraatlarmı başkalarının kıraatlenna üstün görmeye, başkalarının kıraatim hatalı saymaya, hatta onları tekfir etmeye başladılar. Bu da aralarında şiddetli bir anlaşmazlığa ve insanlar arasında kötü sözlerin teatisine yol açtı. Bunun üzerine Hüzeyfe kalkıp Hz. Osman'ın yanma giderek şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri! Yahudilerle Hristiyanlann kendi kitapları üzerinde anlaşmazlığa düştükleri gibi bu ümmet de kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeden tedbir al.
Böyle dedikten sonra Hüzeyfe, insanların Kur'an kıraati hususundaki anlaşmazlıklarına örnekler verdi. Hz. Osman da sahabeleri toplayıp onlarla istişare yaptı. Kur'ân'ın tek kıraate göre yazılmasını ve diğer beldelerdeki müslümanların bu kıraata göre Kur'ân'ı okumalarını uygun gördü. Böylece çekişme ve anlaşmazlıkların sona ereceğine kanaat getirdi. Hz. Ebu Bekir'in emri üzerine Zeyd b. Sabit tarafından toplanan Kur'ân ayetlerinden oluşan mushafm getirilmesini istedi. Bu mushaf, hayatı boyunca Hz. Ebu Bekir'in yanında, ondan sonra da Hz. Ömer'in yanında kalmıştı. Hz. Ömer'in vefatı üzerine bu mushaf mü'minlerin annesi Hafsa'nm eline geçmişti. Hz. Osman, bu mushafin getirilmesini istedi. Zeyd b. Sabit el-Ensârfye bunun aynısını yazmasını ve Said b. As elÜmevî'nin de bu mushâfı Zeyd'e okuyup dikte ettirmesini emretti. Yazdırma ve yazma esnasında Abdullah b. Zübeyr el-Esedî ile Abdur-rahman b. Haris b. Hişam el-Mahzunıfnin hazır bulunmalarını buyurdu. Herhangi bir kelimede anlaşmazlığa düşecek olurlarsa o kelimeyi Kureyş lehçesiyle yazmalarım tenbihledi.
Neticede Şamlılar için bir mushaf, Mısırlılar için de ikinci bir mushaf yazıldı. Basra'ya bir mushaf, Kûfe'ye bir mushaf, Mekke'ye bir mushaf, Yemen'e de bir mushaf gönderdi. Medine'de bir mushaf bıraktı. Bu mushaflara imam mushafı (yani ana mushaf) denildi. Bunların hepsi hatta hiç birisi Osman'ın hattı ile değildi. Aksine bunlar Zeyd b. Sabit'in hattıyla yazılmışlardı. Hz. Osman'ın zamanında, halifeliği esnasında ve onun emri üzerine yazıldıkları için Osmanî mushaf adım aldılar. Nitekim Heraklıyus'un zamanında ve devletinde basıldıkları için Bizans'ın o dönemdeki dinarlarına da Heraklius dinarı denilmiştir. Vakidî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Osman (r.a), mushafları istinsah ettirdiği zaman yanma gidip kendisine şöyle dedim:
- İsabet ettin, doğru olanı yaptın. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğuna şahid oldum: "Ümmetim arasmda en çok sevdiğim kimseler onlardır ki, benden sonra gelecekler, beni görmedikleri halde bana iman edecekler ve muallak kağıtta yazılı olana uyup amel edeceklerdir." Ben, peygamberin kastettiği kağıtların neler olduğunu mushafı görmeden anlamamıştım. Nihayet mushafı görünce peygamberin bunu kasdettiğini anladım.
Hz. Osman, benim bu sözümden memnun oldu. Ve bana 10.000 dinar verilmesini emretti. Sonra da: - Allah'a yemin ederim ki, peygamberin hadisini bizden asla saklamadığını biliyorum, dedi.
Sonra kendisinin yazdırdığı mushafa aykırı şekilde yazılan ve halkın elinde bulunan diğer mushafları toplatıp yaktı ki, Müslümanlar arasında Kur'ân okuma hususunda herhangi bir anlaşmazlık ve ihtilaf meydana gelmesin."
Ebu Bekir b. Ebi Davud, mushafların yazılmasıyla ilgili olarak Sü-veyd b. Gafle'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Osman, mushafları yaktığı zaman Hz. Ali bana dedi ki: "Eğer Osman böyle yapmasaydı, ben yapardım."
Beyhakî ile diğerleri, Süveyd b. Gafle'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Hz. Ali dedi ki:
- Ey insanlar! Osman hakkında ileri gitmekten sakının Siz, onun mushafları yaktığını söylüyorsunuz. Allah'a yemin ederim ki o, mushafları Muhammed'in ashabından oluşan bir topluluğun huzurunda yakmıştır. Eğer onun uhdesine tevdi edilen halifelik bana tevdi edilmiş olsaydı, ben de onun yaptığı gibi yapardım."
Rivayet olunduğuna göre İbn Mesud, mushafı kendisinden alınıp yakıldığı için bunu yapanları kınamış ve mushafları yazan Zeyd b. Sa-bit'ten önce kendisinin Müslüman olduğunu söylemiş, arkadaşlarına da ellerinde bulunan mushafları saklamalarını emretmiş ve şu ayeti okumuştu. "Ganimetten kim gizlice çalarsa kıyamet günü, çaldığı o şey
İle gelir." (Âl-ilmrân, 161.)
Bunun üzerine Hz. Osman, bir mektup yazarak onu, sahabelere ic-maları hususunda tabi olmaya, söz birliği etmeye, anlaşmazlık çıkarmamaya davet etti. O da bu davete icabet etti. Sahabelerin icmaına uydu. Muhalefeti terketti. Allah, onlardan razı olsun.
Ebu İshak, Abdurrahman b. Yezid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Mesud, Mina mescidine girdi ve:
- Mü'minlerin emiri öğle namazını kaç rekat olarak kıldı? diye sordu.
Orada hazır bulunanlar:
- Dört rekat olarak kıldı, dediler.
Bunun üzerine İbn Mesud da orada öğle namazını dört rekat olarak kıldı. Yanında bulunanlar kendisine:
- Sen bize Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir ve Ömer'in ikişer rekat olarak kıldıklarım söylemiyor muydun? diye sorunca o, şöyle cevap verdi:
- Evet, şimdi de söylüyorum ama ihtilaf çıkarmaktan hoşlanmıyorum."
Sahih bir rivayette anlatıldığına göre îbn Mesud, bu hususta şöyle demiştir: "Keşke dört rekat yerine kabul edilmiş iki rekat kılsaydım."
A'meş dedi ki: Vasıfta bulunan Muaviye b. Kurre, üstadlarmm şöyle dediklerini bana nakletti: Osman, Mina'da öğle namazını dört rekat olarak kıldı. Bunu duyan İbn Mesud onu kınadı. Sonra arkadaşlarıyla birlikte yolculuğunda ikindi namazını dört rekat olarak kıldı. Kendisine denildi ki:
- Osman'ı kınadın ama sen de dört rekat olarak kıldın. Niçin yaptın?
îbn Mesud şu cevabı verdi:
- Ben, muhalefetten hoşlanmıyorum." Başka bir rivayette ise
onun: "Muhalefet kötüdür." dediği nakledilmektedir.
îbn Mesud'un, Osman'a bu detayda uyduğu sabit olduğuna göre nasıl olur da o, Kur'ân'm aslı hususunda Hz. Osman'a uymaz? İnsanların başka değil sadece kendisinin mushafı yazdırdığı kıraata göre Kur'ân okumalarını emretmesi hususunda Hz. Osman'a nasıl uymaz.
Zührî'den ve başkalarından nakledildiğine göre Osman, bedevilerin namazın farzının iki rekat olduğuna inanmalarından korktuğu için dört rekat kılmıştır. Başka bir kavle göre ise o, Mekk'de evlendiği için mukim sayıldığından Mina'da namazı dört rekat olarak kılmıştır.
Ya'lâ ve diğerlerinden rivayet olunduğuna göre Hz. Osman, Mina'da cemaata namazı dört rekat kıldırmış, sonra dönüp onlara şöyle
demiştir:
- Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim: "Bir adam, bir beldede evlenirse, o beldenin halkından sayılır." Ben de geldiğimden beri burada evlendiğim için namazı tamam kıldım." Bu sahih olmayan bir hadistir. Zira Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'l-Kazada Meymune binti Haris'le evlendiği halde namazı orada tam kılmamıştır. Denilir ki, Hz. Osman, her nerede olursa olsun kendisi müminlerin emiri olarak bunu tevil etmiştir. Hz. Aişe de böyle tevil ederek namazı tam kılmıştır. Ancak bu tevilde tartışma götürür taraflar vardır. Zira Hz. Peygamber de her nerede olursa olsun Allah Rasûlüydü. Bununla birlikte o seferlerde namazı tam kılmamış, dört rekatlı namazları iki rekat olarak kılmıştır.
Hz. Osman, her sene hac mevsiminde valilerininde hacca gelmelerini emrederdi. Reayaya da mektup göndererek şöyle derdi: "Herkim haksızlığa uğramışsa hacca gelsin de ben onun hakkını valisinden alayım." Osman, büyük sahabelerin çoğunun diledikleri beldelere gitmelerine izin vermişti. OysaHz. Ömer, savaşta dahi sahabelerin diledikleri yerlere gitmelerine müsaade etmez ve: "Korkarım ki dünyayı görürsünüz. Dünyanın çocukları da sizi görürler." derdi. Sahabeler, Hz. Osman'ın zamanında Medine dışına çeşitli beldelere çıkıp gittiklerinde halk onların etrafında toplandı. Ve her beldenin ahalisi kendi beldelerindeki sahabenin Hz. Osman'dan sonra halifeliğe geçmesini istedi. Ve bu beldelerin halkları Hz. Osman'ın bir an önce ölmesini istediler ki, kendi adamları halifeliğe geçsin. Hz. Osman'ın hayatının uzunsürdüğünü görüp usandılar. Bazı beldelerin ahalisi tarafından bir takım hadiseler ortaya konuldu. Bunu önceki sayfalarda da anlatmıştık. Doğrusu biz, Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz. Güç ve hikmet sahibi yüce Allah'ın güç ve kuvvetinden başka güç ve kuvvet yoktur. O, yüce ve uludur.

