Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Hz. Ali, Sıfîîn vak'asmdan sonra Şam dönüşünde Kûfe'ye gitti. Kûfe'ye girerken askerlerinden bir grup ondan ayrıldı. Bu grubtaki askerlerin sayısının 12.000 veya 16.000 olduğu söylenir. Sayılarının daha az olduğu şeklinde rivayetler de vardır. Bu grub, ona muhalefet edip baş kaldırdı. Yaptığı bazı işleri protesto etti. Hz. Ali de onlara Abdullah b. Abbas'ı gönderdi. Abdullah, onlarla tartıştı. Evhamlarının asılsız olduğunu söyleyerek itirazlarım reddetti. Şüphelerini gidermeye çalıştı. İddia ettikleri şeyin vehimden ibaret olup gerçekle ilgisi olmadığını ifade etti. Bunun üzerine bazıları isyanlarından vazgeçtiler. Bazıları ise sapıklıklarını sürdürdüler. İleriki sayfalarda da anlatacağımız gibi bazı uygunsuz hareketlerde bulundular.
Anlatıldığına göre Hz. Ali, bizzat kendisi Haricilere gidip kendisine karşı yaptıkları isyana sebep olan hususlarda tartışmış ve sergiledikleri yanlış tavırlardan vazgeçmelerini sağlamıştı. Bunun üzerine onlar da kendisiyle birlikte Kûfe'ye girmişlerdi. Fakat onlar söz vermişler, ama sözlerini bozmuşlardı. Kendi aralarında iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevini yapma hususunda anlaşmışlar, sonra Nehre-van'a çekilmişlerdi. Hz. Ali, ileriki sayfalarda da anlatılacağı gibi gidip Nehrevan'da kendileriyle savaşmıştı.
İmam Ahmed b.Hanbel, Abdullah b. îyaz b.Amr el-Karî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Abdullah b. Şeddad gelip Hz. Aişe'nin yanma oturdu. Biz de onun, Hz. Ali'den önce Irak'tan dönüşünün birkaç gece sonrasında yanında oturmaktaydık. Abdullah gelip oturduğunda Hz. Aişe, ona şöyle dedi:
- Ey Abdullah b. Şeddad, sana soracağım sorulara doğru cevap verecek misin? Ali'nin kendileriyle savaştığı şu kavim hakkında bana haber ver.
- Sana niçin doğru cevap vermiyecek misim?
- Onların hikayelerini bana anlat.
- Ali, Muaviye ile yazışıp sulh antlaşmasını yazdırdığında, hakemler de kararlarını verdiklerinde, insanların kurralarından 8.000 kişi Ali'ye karşı baş kaldırdılar. Küfe yakınında bulunan Harura'ya gidip konakladılar. Ali'yi kınayarak şöyle dediler: «Allah'ın sana giydirdiği bir gömleği üzerinden çıkardın. Allah'ın sana verdiği bir ismi üzerinden çıkarıp attın. Sonra gidip Allah'ın dininde hakemlik yapıp hüküm verdin. Oysa hüküm vermek, sadece Allah'a mahsustur.»
Ali, onların bu kınamalarından ve kendisinden ayrılı şiarından haberdar olunca emir verdi. Bir ilancı şöyle duyuruda bulundu: «Mü'min-lerin emirinin yanına ancak Kur'ân hafızı kimseler girebilir.» Bu duyurunun yappılmasından sonra Ali'nin evi Kur'ân hanzlarıyla doldu. Evi hafızlarla dolunca büyük mushafm getirilmesini emretti. Getirilen mushafı önüne koyup eliyle vurarak şöyle diyordu: «Ey mushaf, insanlara anlat.» Orada bulunanlar, kendisine yüksek sesle şöyle dediler:
- Ey mü'minlerin emiri, sen şu mushafa ne soruyorsun? Bu aslmda kağıt üzerine yazılan bir mürekkebtir. Biz bu mushafta rivayet edilen şeyleri sana anlatıyoruz. Sen ne yapmak istiyorsun?
- Bana karşı başkaldıran ve benim yanımdan ayrılan arkadaşlarınız var ya, işte benimle onların arasında Allah'ın kitabı vardır. Bu kitab, hakemlik yapsın. Zira yüce Allah, kutsal kitabında bir erkekle bir kadın hakkında şöyle buyurmuştur:
«Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse Allah onların aralarını buldurur.» (enNisâ, 35.) Mu-hammed (s.a.v.)'m ümmeti ise bir kadın ve bir erkeğe nisbetle can ve saygınlık bakımından elbette ki daha büyüktür.»
Haricilerin önde gelen şahsiyetleri, Hz. Ali'yi Muaviye'yle aralarında yapılan antlaşma metninde: «Bu, Muaviye ile Ebu Talib oğlu Ali'nin üzerinde antlaştıkları bir namedir.» diye yazdırmasından ötürü kınadılar. Hz. Ali de buna karşı kendini şöyle savundu:
- Hudeybiye'de kavmi olan Kureyşlilerle barış yaparken biz de Rasûlullah (s.a.v)'m yanında bulunuyorduk.O, barış antlaşması metnini şöyle yazdırdı:«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.» Kureyşlile-rin temsilcisi olan Süheyl: «Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla yazmam» diye itiraz edince Rasûlullah (s.a.v.): «Ya nasıl yazarsın?» diye sordu. Süheyl de: «Allah'ım, senin adınla,» diye yazarım.» diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):«Öyle yaz bakalım.» dedi. Süheyl de: «Allah'ım senin adınla,» diye yazmaya başladı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.): «Bu, Allah Rasûlü Muhammed'in, üzerinde antlaşmaya vardığı bir karardır.» diye yaz, dedi. Süheyl ise, şu karşılığı ver-di:«Eğer senin Allah, Rasûlü olduğunu bilseydim sana muhalefet etmezdim.» Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): «Bu, Abdullah oğlu Muhammed'in Kureyşlilerle antlaşmaya vardığı bir namedir.» diye yazdırdı. Zira yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
«Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Rasûlullah en güzel örnektir.» (ei-Ahzâb, 21.)
Abdullah b. Şeddad, sözüne şöyle devam ediyor: «Hz. Ali, Haricilere Abdullah b. Abbas'ı gönderdi. Ben de onunla beraber gittim. Haricilerin ordugahlarının ortasına vardığımızda İbn Kevva, kalkıp insanlara bir nutuk irad ederek şöyle dedi:«Ey Kur'ân hafızları! îşte bu Abdullah b. Abbas'tır. Onu tanıyan yoksa ben tanıyorum. O, Allah'ın kitabı hususunda bilmeden tartı şanlardandır. O ve kavmi hakkında şu ayet nazil olmuştur:
«Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.» (ez-Zuhruf, 58.) Beni dinlerseniz bunu, arkadaşının (Ali'nin) yanına geri gönderin. Allah'ın kitabında bununla münazara yapmayın.»
Orada bulunanlardan bazıları şöyle dediler: «Vallahi kendisiyle münazara yapacağız. Eğer gerçeği ortaya koyarsa, kendisine uyarız. Eğer batıl şeyler ileri sürerse kendisini düşürürüz. Batılıyla birlikte yok ederiz.» Bundan sonra Hariciler, Abdullah b. Abbas'la Kur'ân-ı Kerim üzerinde üç gün süreyle tartıştılar. 4.000 kişi tevbe ederek sapıldıktan vazgeçti ki, aralarında Ibn Kevva da vardı. Abdullah b. Abbas, bunları alıp Kûfe'ye Hz. Ali'nini yanına getirdi.Hz. Ali, orada kalan ve sapıklıklarında devam edenlere haber göndererek şöyle dedi:
«Bizimle diğer insanlar arasında neler olduğunu gördünüz. Kan akıtmaksızın, yol kesmeksizin, haksızlık etmeksizin bekleyin. Nerede isterseniz orada kaim. Bu sabrınızı bizimle sizin aranızda Muhammed ümmeti hakemlik edinceye kadar devam ettirin.Aksi takdirde sizinle savaşırız. «Kuşkusuz Allah, hainleri sevmez.»
Hz.Aişe, Abdullah b. Şeddad'a dedi ki:
- Ey Şeddad'm oğlu, ama Ali onları Öldürdü, buna ne dersin?
- Vallahi onlar yol kesmedikçe, kan akıtmadıkça, zımmilerin kanlarını helal saymadıkça, Ali onlara birşey yapmadı.
- Allah için bu böyle midir?
- Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah için böyle oldu.
- Iraklılardan bir veya iki memeli bir adam hakkında bazı şeyler duydum.Bu husuta bilgin var mıdır?
—Ben, Ali'nin yanında iken ölüler arasında o adamı gördüm. Ali, insanları çağırıp: «Şunu tanıyor musunuz?» diye sordu. Yanma birçok adam geldi. Kimi: «Ben şu adamı falan kabilenin mescidinde gördüm.» dedi. Kimi de:«Ben bunu falanca kabilenin mescidinde namaz kılarken gördüm.» dedi. Kimliğini tesbit etmek için gelen herkes mutlaka o adamı tanıdı.
- Ali, o adamın cesedinin yanı başında durduğunda ne dedi? Çünkü Iraklıların bu hususta bazı iddiaları vardır.
- Ben, onun: «Allah ve Rasûlü doğru söylediler.» dediğini işittim. —Bundan başka birşey söylediğini işittin mi? - Allah için hayır.
- Evet, gerçekten de Allah ve Rasûlü doğru söylediler. Allah, Ali'ye rahmet esin. O, tuhaf bulduğu birşeyle karşılaşınca mutlaka: «Allah ve Rasûlü doğru söylediler.» der.»
Bu ifadelerden anlaşıldığına göre Hz.Ali'ye baş kaldıran Haricilerin sayısı8.000'dir. Ama bunlar kundalardandılar. Bunlara başkaları da muvafakat edip katılınca sayıları 12.000 veya 16.000'i buldu.İbn Abbas, kendileriyle tartışınca 4.000 kişi görüşlerinden vazgeçtiler. Geride kalanlar fikirlerinde ve düşüncelerinde sebat ettiler.
Yakup b. Süfyan'ın rivayetine göre İbn Abbas, bu kıssayı anlatmış ve Hz. Ali'nin hakem kararına uymasından, kendi emirlik unvanını antlaşma metninden silmesinden, Cemel gününde gaza yapmasından, dokunulmaz olması gereken canları öldürmesinden, malları ve esirleri taksim etmemesinden ötürü Ali'yi kınamışlardır. Ancak Ibn Abbas, bazı konularda tenkit yapmasına rağmen Hz. Ali'nin dokunulmaz demlen canları öldürmesinin, Cemel gününde gaza yapmasının gerekçelerini anlatarak savunma yapmıştı. Bu savunma, önceki kısımlarda nakledilmişti. Malları ve esirleri taksim etmeyişini de şu gerekçeye bağlamıştı: «Esirler arasında mü'minlerin annesi, yani Rasûlullah'm zevcesi de vardı. Eğer onun sizin anneniz olmadığını söyliyecekseniz demek ki kafirsiniz. Eğer annelerinizin esir olmasını helal sayıyorsanız, yine kafir olursunuz-. îşte Ali, bu sebeple esirleri taksim etmedi.» tbn Abbas'm böyle demesi üzerine 2.000 kişi daha Haricilerden ayrılıp sapıklıktan vazgeçtiler. Geride kalanlar, fikirlerine bağlı kalmakta devam ettiler ve savaştılar. Başkalarının anlattıklarına göre İbn Abbas, tartışmak için Haricilerin yanına gittiğinde süslü bir elbise giymişti. Bu elbiseyi giymesinden ötürü Hariciler onu eleştirmişler, o da bunun normal olduğuna dair bir delil olarak şu ayet-i kerimeyi okumuştu:
«Ey Muhammed de ki: «Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıklan haram kılan kimdir?» (ci-A'râf, 32.)
İbn Cerir'in anlattığına göre Hz. Ali, bizzat giderek Haricilerin sa-pıklaklarında devam edenleri ile tartışmaya başlamış, nihayet onları kendisiyle birlikte Kûfe'ye geri getirmişti.Ramazan bayramı ya da kurban bayramı gününde bu hadise cereyan etmişti (Ravi, bu hadisenin ramazan bayramında mı yoksa kurban bayramında mı olduğu hususunda şüphe etmiştir.). Bundan sonra Hariciler, Kûfe'de Hz. Ali'yi eleştirmeye başlamışlar, ona kötü sözler söylemişler, sövmüşler, hatta bunu ona duvurmuşlardı. Onun sözlerini tevil ediyorlar, başka manalara yorumluyorlardı. Merhum İmam Şafiî'nin ifadesine göre Haricilerden bir adam, namaz kılmakta olan Hz. Ali'ye hitaben şu ayeti okumuştu:
«And olsun,eğer Allah'a ortak koşarsan, işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun.» (ez-Zümer, 65.) Adamın bu ayeti okumasına karşılık olarak Hz. Ali de şu ayeti okumuştu: «Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafife almasınlar. (erRûm, 60.)
îbn Cerir'in anlattığına göre bu hadise, Hz. Ali'nin hutbe irad etmesi esnasında cereyan etmiştir. Yine İbn Cerir'in anlattığına göre Hz. Ali, bir gün hutbe irad etmekte iken Haricîlerden bir adam kalkıp ona: «Ey Ali, Allah'ın dinine adamları ortak ettin. Oysa hüküm vermek sadece Allah'a mahsustur.» demiş ve her taraftan: «Hüküm, ancak Allah'a mahsustur. Hüküm, ancak Allah'a mahsustur.» sesleri gelmeye başlamış, bunun üzerine Hz. Ali, şöyle demişti: «Bu, hak bir sözdür. Ancak batıl amaçla söyleniyor.»
Böyle dedikten sonra Hz. Ali, isyancılara hitaben şöyle demişti: «Bizimle birlik olduğunuz sürece ganimetlerden sizi mahrum etmemek ve sizi mescitlere girmekten men etmemek ve bize karşı savaşmadıkça size saldırmamak hususunda üzerimizde hakkınız vardır.»
Bundan sonra Hariciler, tamamen Küfe'den ayrılıp Nehrevan'a yerleştiler. Bu konuyu, hakemlerin hüküm vermesi bahsini anlattıktan sonra tekrar ele alacağız.

