Sariye b. Zenim ed-Düelî, Fesa ve Dar-ı Ebcerd'e doğru yola çıkarak düşmanların karargahına yakın bir yere varıp kendi karargahını kurmuş ve onları Allah'ın yardımıyla kuşatmıştı. Düşman askerleri, her yandan yardımlar almış, toplayabildiği kadar çokça asker toplamış ve ayrıca İran Kürtleri de onlara katılıp büyük bir ordu meydana getirmişlerdi. Hz. Ömer, savaştan bir gece önce rüyasında gündüzün tam ortasında Müslüman askerlerinin İranlılarla savaşa tutuştuklarını ve o anda içinde bulundukları durumu görmüştü. Ertesi gün olunca aynı saatlere yakın bir anda müslümanları topluca namaza davet etmiş ve rüyasında gördüğü saati bekleyerek hutbe irad etmek üzere minbere çıkmıştı. Tam o esnada Sariye b. Zenim, yanmdakilerle birlikte düşman kuşatabilecekleri bir ovada toplanmışlardı. Ancak yanı başlarındaki dağın eteklerine sığınıpta oraya arkalarını dayadıklarında onlara karşı tek bir cepheden savaşılması mümkün olabilirdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, o sırada minbere çıkmış ve: "Ey insanlar! Ben bu İM ordunun karşılaştığını gördüm, onların hallerini size anlatayım." demiş ve tam o esnada: "Ey Sariye! el-Cebel, el-Cebel!w diye seslenmiş ve hutbesine şöyle devam etmişti: "Allah'ın nice askerleri vardır, umulur ki yüce Allah, onlara yapılan nidayı ulaştırsın."
Gerçekten o anda Sariye ve yanındaki Müslümanlar, Hz. Ömer'in bu sesini işitmiş ve dağın eteklerine sığınarak dağı arkalarına almışlardı. Bu şekilde savaş vaziyeti aldıktan sonra İranlılar, büyük bir yenilgiye uğramış v e yüce Allah, Müslümanların büyük ganimetler ele geçirmelerine imkan bahsetmişti. Ganimetler içinde içi mücevher dolu bir küfe bulmuşlardı. Sariye, onu askerlerden rica edip alarak fetih müjdesi ile birlikte bir adamla Hz. Ömer'e göndermişti. Ganimetlerin beşte biri ve bu mücevher küfesi kendisine ulaşan Hz.Ömer, değneği elinde ayakta durmuş, Müslümanlara sofra üzerinde yemeklerini yediriyor-du. Hz. Ömer, ganimetlerin beşte birini ve mücevheri getiren müjdeciyi görünce:
- Otur, dedi. Ama adamı tanımamıştı.
Adam oturdu. O da cemaatla birlikte yemek yemeye başladı. Sofradan kalkıldığında Hz. Ömer, evine gitti. O adam da onun peşine düştü. Eve vardıklarında içeri girmek için izin istedi. Hz. Ömer de ona izin verdi. İçeriye girildiğinde Hz. Ömer için sofra kurulmuş, sofrada ekmek, zeytinyağı ve tuz vardı. Adama:
- Buyur ye, dedi, adam oturdu yemeye başladı.
Hz. Ömer, karısına:
- Sen de gelip yemeğini yesene! demiş. Karısı:
- Senin yanında bir adamın sesini işitiyorum, deyince Hz. Ömer:
- Evet, dedi.
Karısı:
- Eğer erkeklerin karşısına çıkmamı istemiş olsaydın, bana bu elbisemden başka bir elbise satın alırdın, deyince Hz. Ömer ona şu karşılığı verdi:
- Sana, Ali'nin kızı ve Ömer'in karısı Ümmü Külsüm denmesine razı değil misin?
Karısı da:
- Bu benim ihtiyaçlarıma çok az cevap verir, dedi.
Sonra da Hz. Ömer, o adama:
- Buyur yaklaş ye eğer karım kendi halinden razı olsaydı gördüğünden daha hoş bir durumda olurdu, dedi.
Bundan sonra ikisi yemeye başladılar. Sofradan kalktıklarında Hz. Ömer'e gelen adam:
- Ben, Sariye b. Zenim'in elçisiyim ey mü'minlerin emiri, dedi.
Hz. Ömer ona hoş geldin, deyip yanına yaklaştırdı, dizdize oturdular. Sonra Hz. Ömer, ona cephedeki Müslümanların ve Sariye b. Zenim'in durumunu sordu. O da onlar hakkında kendisine haberler verdi ve getirdiği mücevherleri kabul etmesini arzetti. Ancak Hz. Ömer, kabul etmedi ve askerlere geri götürülmesini emretti. Medine halkı da Sa-riye'nin elçisine fethin durumunu sordular. O da onlara fetih hakkında haberler verdi. Ona savaş esnasında bir ses duyup duymadıklarını sorduklarında o şöyle cevap verdi:
- Evet görünmezlerden bir adamın: Ey Sariye, dağa sığının." dediğini işittik. O esnada mahvolmak üzereydik. Hemen dağa sığındık. Cenâb-ı Allah ta bize fethi müyesser kıldı.
Abdullah b. Vehb, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Ömer, bir orduyu yola çıkardı. Başlarına Sariye adında birini komutan yaptı. Bu ordu cepheye gitti.. Bir ara Hz. Ömer, hutbe irad ederken: "J3y Sariye, dağa doğru gidin. Ey Sariye, dağa doğru gidin."di-ye ünlemeye başladı. Ve bu ünleyişini üç kez tekrarladı. Sonra ordudan haberler getiren adam Medine'ye geldi. Hz. Ömer, ona cephedeki haberleri sordu. Adam şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri! Hezimete uğramak üzereydik. O esnada bir ünleyicinin: "Ey Sariye, dağa doğru gidin." diye üç kez bağırdığını işittik. Bunun üzerine gidip sırtımızı dağa dayadık ve Allah, düşmanları yenilgiye uğrattı. Ravi diyor ki: Hz. Ömer'e şöyle denildi: Sen bu çağrıyı yapıyordun." Vakidî, İbn Ömer'in azadhsı Nafin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Ömer, minber üzerinde:"Ey Sariye b. Zenim, dağa doğru gidin dedi. Cemaat onun niçin böyle dediğini anlamadı. Daha sonra Sariye b. Zenim'in kendisi Medine'ye Hz. Ömer'in yanına geldi ve cephedeki durumu anlatmaya başlayıp şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri! Biz düşmanı kuşatmıştık. Günlerce beklediğimiz halde düşman tarafından hiçbir kimse çıkıp yanımıza gelmiyordu. Biz alçak bir arazide idik. On-larsa yüksek bir kalede idiler. Bir ünleyicinin: "Ey Sariye b. Zenim! Dağa doğru gidin." dediğini duydum. Bunun üzerine arkadaşlarımı dağa doğru yükseklere götürdüm. Bir saat geçmeden Cenâb-ı Allah, bize fethi müyesser kıldı."
Vakidî bir rivayetinde şöyle demiştir: "Hattaboğlu Ömer, cuma günü namaz için mescide gidip minbere çıktı. Sonra şöyle ünledi: "Ey Sariye b. Zenim, dağa doğru gidin. Ey Sariye b. Zenim, dağa doğru gidin. Kurttan koyuna çobanlık yapmasını isteyen zulmetmiştir." Sonra Hz. Ömer, hutbesine devam etti ve tamamladı. Daha sonra Sariye'nin mektubu Hz.Ömer'e geldi, mektupta şunlar yazılıydı:
"Doğrusu Cenâb-ı Allah, cuma günü falan saatte bize fethi nasib etti (Fetih, Hz. Ömer'in minber üzerinde hutbe irad ettiği esnada olmuştu)."
Sariye dedi kî: Bana bir sesin: "Ey Sariye b. Zenim, dağa doğru gidin. Ey Sariye b. Zenim, dağa doğru gidin. Kurttan, koyuna çobanlık yapmasını isteyen zulmetmiştir." dediğini işittim. Bunun üzerine arkadaşlarımı alıp dağa doğru yüksek yerlere götürdüm. Daha önce biz vadinin içindeydik. Düşmanı kuşatmış vaziyetteydik. Cenâb-ı Allah, bize fethi nasib etti."
Hz. Ömer'e:
- Bu sözü nereden bulup söyledin? diye sorulduğunda o şu cevabı vermişti:
- Vallahi dilime geldi, ben de söyledim."
îbn Cerir, Kirman'm, Süheyl b. Adiy tarafindanfethedildiğini söjie-miştir. Onun bu kavlini Abdullah b. Abdullah b. Utban da tejd etmiştir. Kirman'm Abdullah b. Bedii b. Verka el-Hüzaî tarafından fethedildiğine dair bir rivayet te vardır. Yine îbn Cerir, Sicistan'ın Asım b. Amr tarafından şiddetli bir savaş sonrasında fethedildiğini söylemiştir. Kirman'ın geniş kentleri ve büyük kasabaları vardı. Bu şehir ve kasabalar, Sinal eyaleti ile Belh nehri arasında bulunuyorlardı. Müslümanlar, Kirman şehir ve kasabalarında Kandaharhlar ve Türklerle savaşıyorlardı.
îbn Cerir, Mekran şehrinin de Hakem b. Amr tarafindan fethedildi-ğini söylemiştir. Onun bu sözünü Şihab b. Muhank b. Şihab ve Süheyl b. Adiy ile Abdullah b. Abdullah da teyid etmişlerdir. Müslümanlar, Sind hükümdarlarıyla savaşıp Allah'ın yardımıyla bütün Sindlileri hezimete uğrattılar ve onlardan bol miktarda ganimet ele geçirdiler. Hakem b. Amr, fetih müjdesini ve ganimetlerin beşte birini Sahhar el-Abdî ile birlikte Hz. Ömer'e gönderdi. Hz. Ömer, yanına gelen Sahhar*a Mekran diyarının durumunu sordu, o da şöyle anlattı:
- Ey mü'minlerin emiri! Mekran diyarının ovaları dağdır. Suyu azdır, meyveleri kalitesizdir, düşmanları güçlüdür, hayrı azdır, şerri çoktur, çok şey orada azdır, az şey ise orada tamamen yoktur. Gerisinde ondan daha kötüsü ve şerlisi vardır.
- Sen seci yapan biri misin yoksa haber veren biri misin?
- Hayır, ben sadece haber veren biriyim.
Bunun üzerine Hz. Ömer, Hakem b. Amr'a bir mektup gönderek artık Mekranlılarla savasmamasım ve nehrin ilerisine geçmemesini, beri tarafında kalmakla yetinmesini emretti. Hakem b. Amr da bu hususta şöyle bir şiir söyledi:
"Övünmek için söylemiyorum ama benim elde ettiğim ve Mek-ran'dan kendilerine getirdiğim ganimetlerle dullar doydular.
Bu ganimetler, onlara açlık ve bitkinlikten sonra ulaştı.
O zamanlarda kış mevsimi dumandan âdeta sararmıştı.
Benim yaptıklarımı askerler yermezler, kıhamvedüim de yerilmez.
Yarın ben karışık ve sefil kimseleri geniş Sind şehrine ve Medain'e doğru kovalayacağım.
İstediğiniz yerler arasında Mehran da bizimdir, bize itaat eder.
Bu hususta bineğimizin yularını gevşetmeyiz.
Eğer emirim beni men etmeseydi, ben bu fetihleri putların bulunduğu yere kadar uzatırdım."

