Burada anlatılması uzun sürecek karşılıklı mektuplaşmalardan ve müracaatlardan sonra iki taraf hakem tayin etme hususun da pazarlığa başladılar. Buna göre Muaviye ile Ali'den her biri, kendi taraflarından birini hakem olarak tayin edecek ve sonra bu iki hakem, Müslümanların yararına olan bir kararda birleşeceklerdi. Muaviye, Amr b.As'ı vekil tayin etti. Ali de Abdullah b. Abbas'ı vekil tayin etmek istedi, keşke tayin etseydi- Ama kurralar, Abdullah b. Abbas'ı vekil tayin etmesine engel olup şöyle dediler: Biz, Ebu Musa el-Eş'arî'den başkasının vekil te-yin edilmesine razı olmayız. Heysem b. Adiy'nin, Haricilerle ilgili kitabında anlatıldığına göre hakem olarak Ebu Musa elEş'arfyi teklif eden ilk kişi, Eş'as b. Kays olmuş, sonra Yemenliler de ona uyarak Ebu Musa'nın insanları fitneden ve savaştan men eden bir kişi olduğunu söylemişlerdi. Ebu Musa ise, Hicaz diyarında uzlete çekilmişti. Hz. Ali: «Ben Eşteki hakem yapacağım.» deyince asiler: «Savaşı kızıştıran ve memleketi askersiz bırakan Eş-ter'den başkası mıdır?» diye direttiler. Bunun üzerine Hz. Ali:«O halde dilediğinizi yapın.» dedi. Ahnef de Hz. Ali'ye şöyle dedi:
«Vallahi sen bir taş attın. Bu kavim ancak kendilerinden biri olan bîr adam barıştırır, onlara yaklaşır, öyle ki avuçlarına girer, sonra onlardan uzaklaşır, öyle ki yıldızlar kadar yükselir. Eğer beni hakem tayin etmek istemiyorsan, bari beni ikinci ya da üçüncü hakem yap. Çünkü bu anlaşmada herhangi bir düğüm atılırsa, ben o düğümü mutlaka çözerim. Benim attığım düğüm çözülecek olursa önceki gibi, senin lehin -de veya daha sağlam başka bir düğüm atarım.»
Asiler, Ebu Musa el-Eş'arî'den başkasının hakem tayin edilmesini kabul etmediler.Bunun üzerine Hz. Ali'nin elçileri uzlete çekilmiş olan Ebu Musa el-Eş'ârfye gittiler. Kendisine tarafların barıştıkları söylenince: «Allah'a hamd olsun» dedi. Kendisinin hakem tayin edildiği söylenince de: «Innâ lillah ve innâ ileyhi raciun» dedi. Sonra onu alıp Hz. Ali'nin huzuruna getirdiler. Sonra taraftar arasında şöyle bir metin hazırlanıp yazıldı:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, mü'minlerin emirinin vardığı bir karardır.» Ancak bu arada Amr b. As itiraz ederek:«Onun adını ve babasının adını yazınız. O sizin emiriniz olabilir, ama bizim emirimiz değildir.» dedi. Hz. Ali de şöyle dedi: «Mü'minlerin emiri unvanım silin. Ve: «Bu, Ebu Talib oğlu Ali'nin vardığı bir karardır.» diye yazın.»
Böyle dedikten sonra Hz. Ali, Hudeybiye kıssasını örnek verdi. O zaman Mekkeliler, Peygamber Efendimiz'in: «Bu, Allah Rasûlü Muahm-med'in vardığı bir karardır.» diye yazdırılmasına itiraz etmişler ve onun Allah Rasûlü olduğunu kabul etmeyip şöyle demişlerdi: «Bu, Abdullah oğlu Muhammed'in vardığı bir karardır, diye yaz.» Bunun üzerine katip de: «Bu, Ebu Talib oğlu Ali ile Ebu Süfyan oğlu Muaviye'nin ortaklaşa verdikleri bir karardır.» diye yazdı. Hz. Ali, Iraklılar ve beraberindeki taraftarı olan Müslümanlar adına hüküm verdi. Muaviye de Şamlılar ve taraftarları olan Müslümanlar adına hüküm verdi. İkisi de Allah'ın hükmüne ve kitabına göre hareket edeceklerini, Allah'ın dirilttiği şeyi dirilteceklerini, onun öldürdüğü şeyi öldüreceklerini taahhüd ettiler. Ebu Musa el-Eş'arî ile Amr b. As da Allah'ın kitabında buldukları hükme uyacaklarını, onun kitabında bulamadıkları hükümlere gelince bu hususta bölücü olmayan toparlayıcı ve adil sünnete uyacaklarını taahhüd ettiler.
Bu iki hakem, Hz. Ali ile Muaviye'den ve onların askerlerinden söz ve teminat alarak aile fertlerinin emanda olduklarına ve verecekleri hükme itiraz edecek kimseye karşı bütün ümmetin kendilerine yardımcı olacaklarına dair söz aldılar. Kararlarını ramazan ayında vereceklerini beyan ettiler. Eğer isterlerse iki tarafın rızasıyla daha da erteleye-bileceklerini söylediler, iki taraf arasında yazılan bu ahitname, hicri otuzyedinci senenin safer ayının onüçüncü çarşamba günü yazılmış ve bu metinde Hz.Ali ile Muaviye'nin, ramazan ayında bu iki hakemin Du-metül-Cendel ya da Ezruh'ta verecekleri hükme uyacakları konusunda karar verilmişti. Kararın tebliği esnasında taraflar, kendi adamlarından 400"er kişiyle birlikte hakemlerin yanma gideceklerdi. Eğer belirtilen tarihte toplanmazlarsa, ertesi sene Ezruh'ta bir araya geleceklerine karar verildi.
Heysem'in, Haricilerle ilgili kitabında anlatıldığına göre Eş'aş b.Kays, bu antlaşma metnini Muaviye'ye götürdüğünde o, metni alıp bakmış, metinde şunlann yazılı olduğunu görmüştü. "Bu, Allah'ın kulu ve mü'minlerin emiri Ali ile Ebu Süfyan oğlu Muaviye'nin üzerinde ant-laştıkları bir metindir.» Bu yazıyı görünce Muaviye, şöyle dedi: «Eğer Ali, mü'minlerin emiri olsaydı kendisiyle savaşmazdım. Ama o sadece adım yazsın ve adını da benim adımdan önce yazsın. Çünkü o, daha faziletlidir. Ve benden önce İslâm'a girmiştir.» Eş'as dönüp Hz. Ali'nin yanına gitmiş ve Muaviye'nin dediği şekilde yazmıştı. Şamlılar, Hz. Ali'nin adının Muaviye'nin adından önce yazılmasını ve Iraklıların kendilerinden önce zikredilmesini kabul etmemişlerdir. Bunun üzerine antlaşma metni iki şekilde yazılmış. Bunlardan biri, Şamlılara mahsustu ki, bu metinde Muaviye'nin adı, Hz. Ali'nin adından önce yazılmıştı. Iraklılara mahsus yazılan metinde ise Hz. Ali'nin adı, Muaviye'nin adından Önce yazılmış. Iraklılarda Şamlılardan Önce zikredilmişlerdi. Hakemlerin verdiği kararın yazılışında Hz. Ali tarafindan şu zatlar şahit olarak hazır bulunmuşlardı. Abdullah b. Abbas, Eş'as b. Kays el-Kindî, Said Kays el-Hemedanî, Abdullah 1). Tufeyl el-Meafırî, Hicr b. Yezid el-Kindî, Ver-ka b.Semi el-İclî, Abdullah b. Bilal el-îdî, Ukbe b. Ziyad el-Ensârî,Yezid b. Cuhfe et-Temimî ve Malik b. Ka*b el-Hemedanî. Bu şahitler on kişidi-ler.
Şamlılardan da şahid olarak şu on kişi hazır bulunmuştu: Ebu Aver es-Sülemî, Habib b. Mesleme, Abdurrahman b. Halid b. Velid, Muharik b. Haris ez-Zebidî, Vail b. Alkame el-Adevî, Alkame b.Yezîd el-Hadremî, Hamza b. Malik el-Hemedanî, Sübey b. Yezid el-Hadremî, Utbe b. Ebi Süfyan (bu zat, Muaviye'nin kadeşidir) ve Yezid b. Hürr el-Absî.
Eş'as b. Kays, bu antlaşma metnini iki taraf arasında dolaştırıp okudu. Sonra insanlar, ölülerini defnetmeye başladılar.
Zührî dedi ki: Duyduğuma göre bir mezara elli kişi defnediliyor-muş,.
Hz. AH, Şamlılardan bir grubu esir almıştı. Sıffîn'den ayrılacağı zaman bu esirleri serbest bırakmıştı. Muaviye'nin elinde de Hz. Ali taraftarlarından bir o kadar veya o kadara yakın esir vardı. Muaviye» kendi esirlerinin öldürüldüğünü zannederek elindeki esirleri öldürmeye karar verdi.Ancak kendi taraftarlannm serbest bırakıldığını duyunca kendi elindeki esirleri serbest bıraktı. Anlatıldığına göre Ezd kabilesinden Amra b. Evs adındaki bir esir, öldüreceği esnada Muaviye'ye şöyle demişti:
- Bana lütfet. Çünkü sen benim dayımsın.
- Haydi be! Nereden dayın oluyor muşum?
- Rasûlullah (s.a.v.)'m zevcesi Ünımü Habibe, bütün mü'minlerin annesidir. Böyle olunca demek ki, ben onun oğluyum.Sen de Ümmü Ha-bibe'nin kardeşi olduğuna göre dayım oluyorsun.
- Muaviye, onun bu cevabını beğenmiş ve serbest bırakmıştı.
Abdurrahman b. Ziyad b. En'um, Sıfnnlilerinden bahsederken şöyle demiştir: «Bu savaşa katılanlar Araptüar. Cahiliye döneminde birbirlerini tanırlardı. İslâmiyet döneminde de İslâm'ın sünneti ve hakimiyeti üzere birbirleriyle karşılaştılar; savaştılar, birbirlerine dayandılar. Cepheden kaçmaktan utandılar. Savaşmaya ara yerdiklerinde iki taraf da birbirlerinin garnizonuna girip çıkıyorlardı. Ölülerini alıp defnediyorlardı.»
Şa*bî dedi ki:«Bunlar Cennetliktirler. Birbirleriyle savaştıkları halde birbirlerinden kaçıp firar etmediler.»

