El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Haricilerin Kûfe'den Çıkmaları Ve Hz. Ali İle Savaşmaları

Hz. Ali, Ebu Musa ve beraberindeki askerleri Dumetü'l-Cendel'e gönderince Hariciler, Hz. Ali'ye karşı protestoları yoğunlaştırdılar. Açıktan açığa kafir olduğunu söylediler. Onlardan iki kişi, Züra b.Bürc et -Taî ve …

Hz. Ali, Ebu Musa ve beraberindeki askerleri Dumetü'l-Cendel'e gönderince Hariciler, Hz. Ali'ye karşı protestoları yoğunlaştırdılar. Açıktan açığa kafir olduğunu söylediler. Onlardan iki kişi, Züra b.Bürc et -Taî ve Harkus b. Züheyr es-Sa'dî, Hz. Ali'ye gelip: «Hüküm vermek sadece Allah'a aittir.» dediler. Hz. Ali de : «Hüküm vermek, sadece Allah'a aittir.» dedi. Harkus, şöyle dedi:

- Ey Ali, işlediğin günahtan tevbe et. Bizimle birlikte düşmanlarımıza karşı gelde, onlarla Rabbimizin huzuruna varıncaya kadar savaşalım.

- Ben bunu daha önce sizden istemiştim, ama siz kabul etmemiştiniz. Artık düşmanlarınızla bizim aramızda barış antlaşması yapıldı. Savaşmamak hususunda onlarla sözleştik. Bir ayet-i kerimede yüce Allah, şöyle buyuruyor: «Ahitleştiğinizin zaman Allah'ın ahdini yerine getirin.» (en-Nahl, 91.) - Bu, tevbe etmen gereken bir günahtır.

- Hayır, bu günah değildir. Ancak bir görüş karşısında acze düşmektir. Ben, sizi bundan alıkoymuştum.

Züra b. Bürc de şöyle dedi:

- Ey Ali, Allah'a yemin ederim ki, eğer Allah'ın kitabı hususunda adamları hakem tayin etmekten vazgeçmezsen seninle savaşırım. Bunu yapmakla da Allah'ın rahmetini ve hoşnutluğunu taleb ediyorum.

- Kahrolasıca ne de bedbaht bir adamsın! Eğer benimle savaşacak olursan ben de seni öldürürüm ve üzerinden rüzgarlar esip geçer,

- Zaten ben de bunu istiyorum.

- Eğer sen hak yoldaysan bilesin ki, ölümde, dünyadan kurtuluş ve dünyaya karşı sabır vardır. Ama şeytan sizi pençesine almış.

Karşılıklı konuşmalardan sonra bu iki adam, Hz. Alinin yanından tartışarak ayrıldılar ve ona karşı isyanları Hariciler arasında yayıldı. Ona karşı protestolarını halk arasında açıkça ilan ettiler. Konuşmalarında Hz. Ali'ye laf attılar, sövdüler, hakaret ettiler. Kur'ân ayetlerini okuyarak ona tarizde bulundular. Hz. Ali, bir cuma gününde minbere çıkıp hutbe irad etmekte ve Haricilerin durumunu anlatmakta, onları ayıplayıp kınamakta iken onlardan bir grup ayağa kalktılar. Hep bir ağızdan: «Hüküm vermek sadece Allah'a aittir» dediler. Haricilerden bir adam kalkıp parmağım kulağına koyup yüksek sesle şu ayet-i kerımeyi okudu:

«Andolsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolun-muştur: «and olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan, işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun.» (cz-Zümer, 65.)

Minber üzerinde durmakta olan Hz. Ali, bu ayet-i kerimenin okunması karşısında ellerini evirip çevirerek Haricilere hitaben: «Allah'ın, sizin hakkınızda vereceği hükmü bekliyoruz.» dedi. Sonrada onlara hitaben sözünü şöyle sürdürdü: «Siz, bizimle savaşmadıkça aramızda dolaşmaktan sizleri men etmememiz, üzerimizdeki haklarınızdandır.»

Ebu Mihnefin, Ebu Harre'den naklen anlattığına göre Hz. Ali, hakemlik yapması için Ebu Musa'yı gönderdiği zaman Hariciler, Abdullah b. Vehb er-Rasibf nin evinde toplandılar. Abdullah, onlara beliğ bir konuşma yaptı. Dünyada zahidane yaşamalarını, ahirete ve Cennet'e rağbet etmelerini tavsiye etti. iyiliği emredip kötülükten sakmdırmalannı söyleyip bu görevi yapmaya onları teşvik ederek şöyle dedi:«Haydi hep birlikte şu halkı zalim olan beldeden çıkalımda şu civardaki dağ başlarına veya etrafdaki şehirlere varalım. Bu bid'atçi ve dalalet içinde bulunan kavimden kurtulmuş olalım. Şu zalimane uygulamaları protesto edelim.»

Sonra Harkus b. Züheyr, kalkıp Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: «Doğrusu, şu dünyadan ve nimetlerinden istifade etmek az birşey olduğu gibi, bu dünyayı bırakıp gitmekte son derece yakın bir andır. Onun için dünyanın güzellikleri ve nimetleri sizi burada sürejdi kalmak yolunda aldatmasın ve aynı şekilde bu dünya, sizleri hakkı emretmekten ve zulmü reddetmekten alıkoymasın. «Allah, şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.» (Nahl, 128.)

Sinan b. Hamza el-Esedî de şöyle bir konuşma yaptı: «Ey burada hazır bulunanlar, sizin bu anlayışınız, hak olan bir anlayıştır. Onun için kendi işlerinizi yürütecek ve başınıza geçecek birini seçin de işlerinizi yürütsün. Mutlaka üzerine dayanacağınız bir dayanağınız, bir lideriniz olmalıdır.» Sonra Zeyd b. Hısın et-Taf ye haber gönderdiler. Bu, onların reislerindendi. Emirliği ona teklif ettiler. Ancak o, bu teklifi kabul etmedi. Sonra emirliği Harkus b. Züheyre teklif ettiler. O da kabul etmedi. Hamza b. Sinan'a teklif ettiler. O da kabul etmedi. Abdullah b. Vehb er-Rasibî'ye teklif ettiklerinde o, emirliği kabul edip şöyle dedi:

«Vallahi ben, dünyaya rağbetimden ötürü bu teklifi kabul ediyor değilim ve ölümden korkarak emirliği kabul etmeyecek değilim.»

Bunlar, Zeyd b. Hısın et-Tai es-Senbesî'nin evinde de toplandılar. Zeyd, onlara bir nutuk irad etti. İyiliği emredip kötülükten sakındırmaları için onları teşvik etti ve onlara şu Kur'an ayetlerini okudu: «Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır.» (es-Sâd, 26.)

«Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.» (el-Mâide, 44.)

«Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.» (el-Mâide, 45.)

«Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır.»(el-Mâide, 47.)

Bu ayetleri okuduktan sonra Zeyd b. Hısın, onlara şöyle dedi:

«Ülküdaşlanmız ve kıble d aşlarımız a söylüyorum ki, karşıtlarınız heveslerine ve nevalarına uydular. Kitabın hükmünü bir tarafa attılar. Zalimane sözler söyleyip haksızca işler yaptılar. Bunlara karşı cihad et-mek,mü'minler üzerinde bir görevdir.» ,

Aralarından Abdullah b. Sahbere es-Sülemî adında biri kalkıp konuşmaya başladı, ağladı ve arkadaşlarım insanlardan ayrılıp bir tarafa çekilmeye teşvik etti. Sözlerini şöyle sürdürdü:

«Düşmanlarımızın yüzlerine ve alınlarına kılıçlarla vurun ki, Rahman ve Rahim olan Allah'a itaat edilsin. Eğer istediğiniz gibi zafere kavuşursanız, Allah size itaatkarların sevabını ve kendi emriyle amel edenlerin mükafatını verecektir. Eğer öldürülecek olursanız. Allah'ın hoşnutluğuna ve Cennet'ine gitmekten daha faziletli, daha üstün birşey var mıdır?»

Bu Hariciler, ademoğullarınm en garip türündendiler. Yaratıklarını kendi dilediği gibi çeşit çeşit var eden yüce Allah, noksanlıklardan münezehtir. Bu durum onun büyük kaderinde yazılmıştı. Selef âlimlerinden bazıları, Hariciler hakkında şöyle derken ne güzel demişlerdir: Haricilerden şu ayet-i kerimede söz edilmiştir:

«Ey Muhammedi Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?» de. Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar, güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlara değer vermeyeceğiz.» (ei-Kchf, 103-105.)

Kısaca demek istediğimiz şudur ki: Şu sapık cahiller, söz ve amelce kötü olan bu Hariciler, Müslümanların arasından ayrılıp bir tarafa çekilme hususunda görüş birliği yaptılar. Medain'i ele geçirip oraya sığınmak üzere yola çıkmaya karar verdiler. Kendi emsallerine ve ülküdaş-larına haber gönderdiler. Basra'da bulunan Haricilerin Medain'e gelip kendileriyle birleşmesini istediler. Zeyd b. Hısn et-Taî, onlara şöyle bir uyarıda bulundu:«Medain'i ele geçiremezsiniz. Çünkü orada karşı koyamayacağınız bir ordu vardır. Bu ordu, Medain'i size karşı savunacaktır, ancak kardeşlerinize Nehr-i Çuha köprüsünde buluşma randevusu verin ve sizlerde Kûfe'den cemaatlar halinde çıkmayın. Aksine birer birer çıkın ki, kimse sizden haberdar olmasın.»

Hariciler, kendi mezheb ve mesleklerinden olan Basralılara ve diğerlerine haber göndererek Çuha nehri köprüsü üzerinde buluşma randevusu verdiler ki, hep birlikte orada toplanıp başkalarına karşı yekvü-cud olsunlar. Nihayet babalarını, annelerini, dayılarını, teyzelerini ve diğer yakınlarını bırakıp Kûfe'den ayrıldılar. Bunlar, yakınlarının cahilliklerine, akıllı ve bilginlerinin kıt olduğuna inanıyorlardı. Kendi hareketlerinin ise, göklerin ve yerin Rabbini hoşnut kılacağını sanıyorlardı. Oysa bu yaptıklarının en büyük günahlardan ve tavsib edilemeyecek hatalardan olduğunu, lanetli ve göklerden kovulan şeytanın kendilerine hoşgösterdiği ama aslında yanlış bir hareket olduğunu bilmiyorlardı. Oysa şeytan ruhları, cesetlerinde dolaştığı sürece ademoğluna düşmanlık yapmayı yegane amaç edinmişti. Cenâb-ı Allah'tan dileriz ki, kendi gücü ve kuvvetiyle bizi şeytanın tuzaklarından korusun. Allah, duaları kabul buyurandır.

İnsanlardan bir topluluk, Haricilerle birlikte Kûfe'den kaçmaya çalışan oğullarını ve kardeşlerini yakalayıp geri çevirdiler, azarlayıp kınadılar. Bu yakalananlardan bazıları, doğru yola erdirler. Bazıları ise, bundan sonra kaçıp Haricelere katıldılar ve kıyamete kadar hüsrana maruz kaldılar. Diğerleri de Çuha nehri köprüsüne giderek ülküdaşla-rıyla birleştiler. Basralılarda oraya gelmişlerdi. Hep birlikte gidip Neh-revan'da toplandılar. Büyük bir güç oluşturdular. Başlı başına bir ordu meydana getidiler. Cesaretli ve yürekli idiler. Böyle yapmakla Allah'a yakın olacaklarım, Cehennem ateşinin kendilerini yakmayacağım, kendilerinden intikam almmacağını, Allah'tan yardım göreceklerini sanmışlardı.

Ebu Mihnef, Şa'bfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hz. Ali, Haricilerin Nehrevan'a gitmesinden ve Ebu Musa'nın da Mekke'ye kaçmasından sonra İbn Abbas'ı Basra'ya göndermiş; kendisi Küfe de kalkıp halka şöyle bir hutbe irad etmişti:

"Zaman bütün musibeti eriyle ve büyük olaylarıyla üzerimize gelmiş olsa da Allah'a hamdederim. Allah'tan başka ilah olmadığına, Mu-hammed'in de Allah'ın elçisi olduğuna şahadet ederim, isyan etmek, sonunda mutlaka pişmanlık getirir ve onu izleyen şey de pişmanlıktan başka birşey olamaz. Ben, bu iki hakem tayin edildiği ve hakemin görüşüne başvurmak istenildiği şurada sizi bundan alıkoymaya çalıştım. Fakat siz dinlememiş ve arzu ettiğinizi yapmak istemiştiniz. Benimle sizin durumunuz, Hevazin'in kardeşinin şu şiirinde ifade ettiği duruma benzemektedir:

«Ben kum tepesinin yamacında onlara öğütlerimi ve nasihatlannu saçarak verdim. Onlarsa ancak ertesi günün kuşluk vaktinde doğru yolu bulabildiler.»

Bundan sonra Hz. Ali, hakemlerin yaptıklarından bahsetti. Uygulamalarının yanlışlığını dile getirip onları kınadı. İnsanların Şamlılarla cihad etmeleri için çağrı yaptı. Yola çıkma günü olarak pazartesi gününü belirledi. Sonra İbn Abbas'a ve Basra'ya mektup göndererek Şamlılarla savaşmak üzere insanlara çağrı yapması emrini verdi. Haricilere de mektup yazarak hakemlerin uygulamalarıyla kendisinin ilgisinin bulunmadığını ve yaptıkları işin hakemlerce reddedildiğini, kendisi-ninse Şam'a gidip savaşmaya niyetli olduğunu; isterlerse Şamlılarla savaşmak üzere gelip kendisine katılmalarını söyledi. Hariciler ise, ona şu cevabî mektubu gönderdiler:

«îmdi sen Rabbinin rızası için gazaplanmış değilsin. Sen kendi nefsin için gazablanmışsm. Ama kafirliğini itiraf edip tevbe edersen, o zaman aramızdaki ilişkileri yeniden gözden geçirebiliriz. Aksi takdirde seninle de savaşırız. «Doğrusu Allah hainleri sevmez.» (el-Enfâl, 58.)

Hz. Ali, Haricilerin mektubunu okuyunca onlardan ümidini kesti ve savaşmak üzere Şamlıların üzerine gitmeye karar verdi. Kûfe'den 65.000 kişilik büyük bir orduyla çıkıp Nahile'ye gitti. İbn Abbas da Bas-ralılardan toplam 3200 süvari gönderdi. Bu süvarilerden 1500'ü Cariye b. Kudame'nin komutasında idi. Böylece Ali'nin ordusundaki askerlerin sayısı toplam olarak 68.000'e ulaştı. Bundan sonra mü'minlerin emi-ri Ali, kalkıp bir nutuk irad etti. Askerlerini cihada ve düşmanla karşılaştıkları zaman sabırlı olmaya teşvik etti. Kendisinin Şam'a gitmeye kararlı olduğunu söyledi. Hz.Ali, bu halde iken Haricilerin yeryüzünde fesat işlerine giriştiklerini, kanlar akıttıklarını, yollar kestiklerini, haramları hiçe saydıklarını haber aldı. Haricilerin öldürdüklerinden biri de Rasûlullah (s.a.v.)'m sahabelerinden Abdullah b. Habbab idi. Onu ve hamile karısını esir almışlardı. Abdullah'a:

- Sen kimsin? diye sormuşlar, o da şu cevabı vermişti:

- Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m sahabesi Abdullah b. Habbab'ım. Beni korkuttunuz.

- Sana bir zarar gelmeyecektir.Yalnız sen bize babandan duyduğunu söyle.

- Ben babamın şöyle dediğini işittim:«Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim: «Bir fitne meydana gelecektir.O fitne esnasında oturmakta olan kimse, ayakta durandan daha hayırlıdır. Ayakta duran da yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen de koşandan daha hayırlıdır.»

Bu konuşmadan sonra Abdullah b.Habbab'ın elinden tutup beraberlerinde götürdüler. Abdullah, onlarla beraber gitmekteyken onlardan biri, zımmilerden birine ait bir domuza rastladı. Domuzu vurup cildini yardı. Bir başkası böyle yapan adama:«Niçin böyle yaptın? Bu domuz bir zımmiye aittir.» dedi. Gidip domuzun sahibi olan zimmi ile helalleşip hoşnut kıldı. Gönlünü aldı. Onlar yollarına devam etmekte iken bir hurma ağacından bir hurma tanesi yere düştü. Onlardan biri, o hurmayı alıp ağzına attı. Bir başkası:«Sahibinden izin almaksızın, bedelini de ödemeksizin bü hurmayı ağzına nasıl atarsın?» diyerek Öfkelendi. Hurmayı ağzına atmış olan adam, hurmayı çıkarıp yere attı. Buna rağmen onlar, Abdullah b. Habbab'ı getirip boğazladılar. Karısının üzerine vardıklarında karısı:«Ben gebe bir kadınım. Allah'tan korkmaz mısınız?» dedi. Ama yine de onu boğazladılar; karnını yararak çocuğunu da dışarı attılar.

insanlar, bu durumdan haberdar olunca Şamlıların üzerine gittikleri takdirde onlarla savaşmakla meşgul iken bu Haricilerin arkadan gelip çoluk çocuklarına ve yurtlarına da bu şekilde zarar vereceklerini düşündüler. Bunların hainliklerinden korktular. Hz.Ali'ye Şamlılardan önce bu Haricilerle savaşmasını teklif ettiler. «Bunların işini bitirdikten sonra insanlar bunların şerlerinden emin olarak Şamlıların üzerine gidebilirler.» dediler. Neticede karar bu yolda kesinleşti. Bunda hem kendileri, hem de Şamlılar için büyük bir hayır vardı. Hz. Ali, Haricilere Harb b. Mürre el-Abdi'yi elçi olarak göndedi ve ona şu talimatı verdi:«Bana bunların haberlerini bildireceksin. Durumlarını mektupla yazacaksın ve açıkça anlatacaksın.» Harb b.Mürre de Haricilere gider gitmez bekletmeden onu öldürdüler. Hz. Ali, bunu duyunca Şamlılardan önce Haricilerin üzerine gitmeye karar verdi.