Bu senede Muaviye, çok sayıda askeri teçhiz ederek Hz.Ali'ye bağlı vilayetlere gönderdi. Zira Muaviye, Amr b. As'm, Ebu Musa el-Eş'arî ile birlikte Hz. Ali'yi halifelikten azletme hususunda ittifak ettikten sonra kendisini halifeliğe nasb etmesinden dolayı halifeliğinin kritik aşamaya girdiğini gördü. İnancına göre itaat edilmesi gereken halife kendisiydi. Ayrıca Iraklılardan teşekkül eden bazı orduların ve askeri birliklerin birçok hususta kendisine itaat etmediklerini, emrine uymadıklarım da gördü. Durum bu merkezde iken amacı olan halifelik ve otoriteyi elde edemiyeceğini düşündü. Oysa halifeliğe kendisinin daha layık olduğu iddiasmdaydı. Bu senede Muaviye'nin gönderdiği komutanlardan biri Numan b. Beşir'di. Bunu 2000 süvariyle birlikte Aynu'tTemr'e gönderdi. Burada Hz. Ali'ye bağlı 1000 süvarinin komutanı Malik b.
Ka*b el-Er-habi bulunuyordu. Bunlar, Şamlıların gelmekte olduklarını duyunca dağıldılar. Malik b. KaVm etrannda sadece 100 kişi kaldı. Malik, bu durumu Hz. Ali'ye bildiren bir mektup gönderdi. Hz. Ali de insanlara, Malik b. KaTo'ın etrafında toplanmaları çağrısında bulundu. Ancak onlar, bu çağrıya icabet etmekte ağır davrandılar. Malik'in yanma gitmek için yapılan çağrıya kulak asmadılar. Bunun üzerine Hz.AH, kalkıp onlara şöyle bir nutuk irad etti. «Ey Küfe halkı! Şamlıların müfrezelerinden her bir müfrezenin üzerinize gelmekte olduğunu duyunca evlerinize kapanıp kapılarınızı üzerinize kilitliyorsunuz. Tıpkı kelerin deliğine; sırtlanın da inine girip kapanması gibi evlerinize kapanıyorsunuz. Alda-nan kişi, vallahi sizin aldat ti ğınızdır. Sizden ayrılan kimse, aslan payını kazanır ve zafer bulur.
Çağrı esnasında hürlerden söz edilmez. Kurtuluş anında da güvenilir kardeşler yoktur. İnnâ lillah ve innâ ileyhi ra-ciun. (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve biz ona dönücüleriz.) Sizden neyi görebildim ki? Görmeyen körler, konuşmayan dilsizler, işitmeyen sağırlar! înnâ lillah ve innâ ileyhi raciun!»
Numan b. Beşir, onlara karşı saldırıya geçti, şiddetli bir şekilde savaştılar.Malik b.Ka'b'ın yanında 100 adam vardı. Kılıçlarının kınlarını kırıp savaşmaya başlamışlardı. Onlar, bu halde iken Mihnef b. Süleym tarafından kendilerine elli kişilik bir takviye kuvveti geldi. Bu takviye kuvvetin komutanı Mihnefin oğlu Abdurrahman'dı. Şamlılar, bu takviye birliğinin geldiğini görünce büyük bir takviye birliğinin geldiğini sanarak kaçıp gittiler. Malik b. Ka'b da onları kovalamaya başladı ve onlardan üç kişiyi öldürdü. Diğerleri yollarına devam edip gittiler ve amaçlarına eremediler.
Yine bu senede Muaviye, Süfyan b. Avfı 6.000 kişilik bir birliğin başında Heyt şehrine baskın yapmak üzere yola çıkardı. Heyt şehrinin işini tamamladıktan sonra Enbar'a ve Medain'e gitmesini tenbihledi. Süfyan b. Avf yola çıktı. Heyt şehrine varınca orada kimseyi göremedi. Sonra Enbar'a gitti. Orada Hz. Ali'ye bağlı 500 kişilik silahlı bir birlik vardı. Bunlar dağılıp gittiler. Geride sadece 100 kişi kaldı.Bunlar sayıca az olmakla birlikte yine de Süfyan b. Avf la savaştılar. Sabredip dayandılar. Nihayet komutanları Eşres b. Hassan el-Belevî öldürüldü. Öldürülürken yanında otuz kadar arkadaşı vardı. Süfyan b. Avf m askerleri, En-bar'da ele geçirdikleri malları alıp Şam'a döndüler. Hz. Ali, bu durumdan haberdar olunca bizzat yola çıktı. Nahile'ye gelip konakladı. Oradakiler kendisine şöyle dediler: «Ey mü'minlerin emiri, bu işi senin yerine biz yapalım.»
Hz.Ali: «Vallahi siz ne benim işimi görebilirsiniz ne de kendi işinizi görebilirsiniz.» dedi ve Şamlıların (Süfyan b. Avf birliğinin) peşine Sa'd b. Kays'ı gönderdi. Bu zat yola çıktı, onları takibe başladı. Nihayet Heyt'e vardığı halde onları yakalayamadı, geri döndü.
Bu senede Muaviye, Abdullah b-. Mes'ad'a el-Fezarî'yi 1700 kişilik askeri bir birlikle Teyma'ya gönderdi. Toplayacağı zekatları çöldeki be-devilere dağıtmasını, sonra Medine, Mekke ve Hicaz'a gelmesini emretti. Abdullah b. Mes'ada da bu emir üzerine Teyma'ya gitti. Etrannda çok sayıda adam toplandı. Hz. Ali, bu durumdan haberdar olunca Müseyyeb b. Necibe el-Fezarî'yi 2000 kişilik bir askeri birlikle oraya göndendi. Bu iki birlik Teyma'da karşılaştılar. Güneşin zevali esnasında şiddetli bir şekilde savaştılar. Müseyyeb b. Necibe, İbn Mes'ada'ya saldırdı. Ona üç darbe vurdu. Onu öldürmek istemiyordu. Aksine ona: «Kurtulmaya bak, kurtulmaya bak!» diyordu. İbn Mes'ada da kendi kavminden bir grupla oradaki bir kaleye sığındı. Geride kalan askerleri de kaçıp Şam'a gittiler. Bedeviler de Müseyyeb b. Necibe'nin topladığı zekat develerini yağmalayıp götürdüler .Müseyyeb b. Necibe, onları üç gün süreyle kuşatma altında tuttu. Sonra kapıya odun atıp ateşe verdi. Kaledekiler ölmek üzere olduklarını hissedince burçlardan aşağıya eğilip seslendiler. Kendilerinin de Müseyyeb'in kavminden olduklarım söylediler. Bunun üzerine Müseyyeb, onlara acıyarak ateşi söndürdü. Gece olunca da kale kapısını açtı, onlar da korkudan kaçıp Şam'a gittiler.
Abdurrahman b. Şebib, Müseyyeb b. Necibe'ye: «Yola revan ol, onları yakala.» dedi. Ancak Müseyyeb, «Hayır, bu olmaz» deyince Abdurrahman :«Mü'minlerin emirine hile yaptın, bunlarla antlaşma yaptın.» dedi.
Bu senede Muaviye, Dahhak b. Kays'ı 3.000 kişi ile yola çıkardı. Hz. Ali'nin askerlerinin bulunduğu yere saldırmasını emretti. Hz. Ali de buna karşılık olarak Hicr b. Adiy'yi 4.000 kişilik bir askeri birlikle yola çıkardı. Kendilerine masraf olarak kişi başına elli dirhem harçlık verdi. Bu iki askeri birlik, Tedmür'de karşılaştılar. Dahhak'ın adamlarından oridokuz kişi, Hicr b. Adi/nin adamlarından da iki kişi öldürüldü. Gece karanlığı çökünce bunlar dağılıp gittiler. Dahhak da arkadaşlarıyla birlikte kaçıp Şam'a doğru gitti.
Bu senede Muaviye, büyük bir ordunun başında yola çıktı. Dicle'ye kadar gitti. Sonra geri döndü.
Bu sene Ebu Talib oğlu Ali (r.a.), Ziyad b. Ebihi'yi Fars diyarına vali olarak atadı. Farslılar, haraç vermeye ve Hz. Ali'nin emrine itaata yanaşmamışlardı. Bunun sebebi de İbn Hadremî ve arkadaşlarının Cariye b. Kudame tarafından bulundukları evde yakılmalarıydı. Bu yüzden Farslılar, haraç vermemiş ve itaat dışına çıkmışlardı. Nitekim bunu önceki sayfalarda da anlatmıştık.
Cariye b. Kudame'nin İbn Hadremî ile arkadaşlarını bulundukları evde yakması hadisesi ülkede duyulunca birçok kimsenin kalplerinde Hz. Ali'ye karşı bir şüphe meydana geldi. Ona karşı muhalefet saflarında yer aldılar ve bu beldelerin ahalisinin çoğu da haraç vermeye yanaşmadılar. Özellikle Farslılar inatlaşarak valileri Sehl b. Hanif i aralarından çıkarıp kovdular. Hz. Ali de Farslılann başına kimi vali olarak atayacağı hususunda etrafındakilere danıştı. İbn Abbas ile Cariye b. Kudame, Farsılarm başına vali olarak Ziyad b. Ebihi'yi atamasını tavsiye ettiler. Onun sağlam görüşlü ve siyasetten anlayan bir kimse olduğunu söylemeleri üzerine Hz. Ali: «Öyleyse Ziyad, Farslılann valisi olsun.» dedi ve onu Fars ve Kirman şehirlerinin valiliğine atadı. Onu 4.000 süvari ile oraya gönderdi. O da bu senede Fars ve Kirman vilayetlerine giderek ahaliyi itaat altına aldı. Haraçlarını ve üzerlerindeki hakları ödediler. Tekrar itaat altına girip buyrukları dinlemeye başladılar. Ziyad b. Ebihi de onları adalet ve emanetle idare etti. Öyle ki, o beldelerin ahalisi: «Yumuşaklık ve idarecilikle geleceğe dair ileri görüşlülük hususunda bu Arap (Ziyad) kadar Enuşirvan Kisra'ya benzer başka birini göremedik.» demişlerdi. Onun adaleti, ilim ve keskin görüşü sayesinde o bel-delerdeki huzursuzluklar giderildi. Düzen sağlandı. Beytü'1-mal için sağlam bir kale edinildi. Orası Ziyad kalesi olarak biliniyordu. Daha sonra Mansur Elişkeri oraya ordugah kurunca "Mansur kalesi" denmeye başlandı.
Vakidî dedi ki: Bu senede Ebu Talib oğlu Ali, Abdulllah b. Abbas'ı hac için Mekke'ye gönderdi. Muaviye de Yezid b. Sahbere er-Ruhavf yi insanlara haccettirmesi için Mekke'ye gönderdi. Bu ikisi Mekke'de karşılaştıklarında çekiştiler. Her biri diğerinin hac emirliği yapmasına nza göstermedi. Neticede Şeybe b. Osman b. Ebu Talha el-Hacibfnin hac emirliği yapması hususunda anlaşmaya vardılar. O da bu anlaşma üzerine insanlara haccettirdi ve hac mevsimi boyunca onlara namaz kıldırdı.
Ebu Hasan el-Medainî dedi ki; Hz. Ali'nin halifeliği süresince Abdullah b. Abbas, hac mevsiminde Mekke'de hazır bulunmadı. Aslında Yezid b. Sahbere'nin hac emirliği hususunda kendisiyle çekiştiği kişi Kuşem b. Abbas'tır. Bunlar, sonunda Şeybe b. Osman'ın hac emirliği yapması hususunda anlaşmaya varmışlardı.
îbn Cerir dedi ki: Hicretin otuzdokuzuncu senesinde Hz. Ali'nin şehirlerdeki valileri, otuz sekizinci senedeki valileri idiler. Yalnız Ibn Abbas Basra'dan Kûfe'ye gitmiş, yerine Basra'da Ziyad b. Ebihi'yi vekil bırakmıştı. Sonra Ziyad da hicretin otuzdokuzuncu senesinde Fars ve Kirman valiliklerine atanmıştı ki, bunu Önceki kısımlarda da nakletmiştik.

