Ebu Maşer'in ifadesine göre Savan savaşı bu senede yapılmıştır. Başkalarının doğru olan görüşüne göre bu savaş, önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi bu seneden önce yapılmıştır. Hz. Osman'a çoğu Kûfeli olan ve Abdurrahman b. Halid'in valilik yaptığı Humus'ta bulunup Kûfe'den sürgün edilmiş olan asiler, bu senede birbirleriyle yazışıp ha-berleştüer. Küfe emiri Said b. As'a karşı ayaklandılar. Ona saldırıda bulundular. Onu ve Hz. Osman'ı eleştirdiler. Hz. Osman'a haber göndererek yaptığı işlerden sahabeleri azledip yerlerine yakınları olan Emevi-leri yönetime ataması hususunda güvendiği bir kimseyi kendilerine gönderip tartışmasını istediler. Ağır sözler söylediler. Valilerini azledip yerlerine sahabeleri ve İslâm'a ilk gîren kimseleri atamasını talep ettiler. Onu çok zorladılar. Bunun üzerine o da ordu komutanlarını istişare için yanma çağırdı.
Şam valisi Muaviye b. Ebu Süfyan, Mısır valisi Amr b. As, Mağrib valisi Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, Küfe valisi Said b. As ve Basra valisi Abdullah b. Amir bu çağrıya icabet edip Hz. Osman'ın yanına geldiler. Hz. Osman, meydana gelen hadiseler ve ülkü birliğinin dağılması hususunda fikirlerini sordu. Abdullah b. Amir, şu teklifle bulundu: "Bunları gazaya gönderelim de kötülük yapmaya fırsat bulmasınlar. Sadece kendi canlarının derdine düşsünler. Bineklerinin ardısı-ra gidip kürklerindeki bitlerle uğraşsınlar. Çünkü insanlar boş kalınca kavgaya tutuşur, kendilerini ilgilendirmeyen işlerle uğraşır, nahoş sözler söylerler. Ama birbirlerinden kopup cihadla uğraştıklarında, hem kendilerine hem de başkalarına faydalı olurlar."
Said b. As ise, bu fesatçıların köklerinin kazılması tavsiyesinde bulundu. Muaviye ise, Hz. Osman'a valilerini kendi vilayetlerine geri göndermesini, bu asilere aldırış etmemesini ve giriştikleri kötü işleri önemsememesini tavsiye etti. Zira bunların sayılarının az olup askerlerinin zayıf olduğunu söyledi. Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh ise, mal vererek bunların gönüllerinin kazanılması, böylece kötülüklerinin önlenmesi, hıyanetlerinden emin olunması tavsiyesinde bulundu. Amr b. As ise, kalkıp şöyle dedi: "Ey Osman! Sen insanları hoşlanmadıkları bir yönetimle yönettin. Ya onların hoşlanmadıkları bu yönetimin başından uzaklaşırsın, ya da tam azim ve şiddetle bu işe sarılır, emirlerini infaz ettirirsin." Ayrıca Hz. Osman'a daha ağır sözler de söyledi. Sonra onunla başbaşa kalınca insanların bekleyip durduklarını biliyordu." Söyleyeceğim sözlerin onlara ulaşmasını arzu ettim. Onun için bu sözleri sırf sana hayırlı ve yararlı olsun ve senden her türlü kötülüğü ve şerri uzak-laştırsm diye söyledim." dedi.
Bunun üzerine Hz. Osman, valilerine görevlerini aynı anlayış ve tutumla devam etmelerini söyledi. Mal vererek o asillerin gönüllerini kazandı. Ayrıca onların gaza için sınırlara gönderilmelerini emretti. Böylece her iki tarafın yararına olacak bir karar vermiş oldu. Valiler vali-yetlerine döndükleri zaman Kûfeliler, valileri Said b. As'm Kûfe'ye girmesine engel oldular. Silaha sarıldılar. Onu şehre sokmamaya yemin ettiler. Hz. Osman'ın onu azledip yerine Ebu Musa el-Eş'arî'yi atamasını istediler. Cer'a denen yerde toplandılar. O esnada Ester en-Nehaî: "Allah'a yemin ederim ki, biz kılıçlan elimize aldığımız halde o şehre giremeyecektir." dedi. insanlar CerVda toplanıp beklediler. Said, onlarla savaşmadı. Onu şehire sokmamaya kesin karar vermişlerdi. O gün Küfe mescidinde Hüzeyfe ile Ebu Mesud Ukbe b. Amr da bulunuyordu. Ebu Mesud şöyle dedi: "Vallahi kan dökülmedikçe Said b. As geri dönmeyecektir."
Hüzeyfe de şöyle karşılık verdi: ''Vallahi o geri dönecektir ve bir fincan kan dahi akmayacaktır. Bugün bildiğim tek şey varsa o da Muham-med (s.a.v.)'m hayatta olmasıdır."
Kısaca diyeceğimiz şudur ki: Said b. As, Medine'ye geri döndü. Fitne kırıldı. Küfe halkı bundan memnun oldular. Hz. Osman'a kendilerine vali olarak Ebu Musa el-Eş'arî'yi atamasını istediklerine dair bir mektup yazdılar. Hz. Osman da şüphelerini gidermek, has taliki arının kökünü kazımak ve mazeret olarak ileri sürdükleri hususları ortadan kaldırmak için bu isteklerini yerine getirdi.
Seyf b. Ömer'in anlattığına göre bu nrkaların Hz. Osman'a ayaklanmalarının sebebi şu idi: Abdullah b. Sebe' adında Yahudi bir adam vardı. Müslüman olduğunu açıkladı. Mısır'a gitti. Bir grup Müslümana gidip onlarla görüştü. Onlara çeşitli telkinlerde bulundu. Kendi kafasından uydurduğu bazı sözler söyledi. Söyledikleri sözlerden biri, adamın birine yönelttiği şu soruydu:
- Meryem oğlu İsa'nın şu dünyaya geri döneceği sabit değil midir?
- Evet.
- Rasülullah (s.a.v.), Meryem oğlu İsa'dan daha üstündür. Şu halde Rasûlullah (s.a.v.)'ın dünyaya geri gelmesini niye inkar ediyorsun? Rasûlullah, Ebu Talib oğlu Ali'yi kendine vasi tayin etmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) peygamberlerin sonuncusudur. Ali de vasilerin sonuncusudur. Şu halde Ali, Osman'dan daha faziletli olup halifeliğe daha layıktır. Osman, hakkı olmadığı halde halifeliği zorla ele geçirmiştir. Onu dinleyenler protesto ettiler. Ama Mısırlıların bir çoğu da buna aldandı. Fitneye düştüler. Küfe ve Basra halkına mektuplar yazarak fitne çıkarmada iş birliği yaptılar. Hz. Osman'a karşı ayaklanmada el birliği yapmaya söz verdiler. Akrabalarını ve yakınlarını görevlere atayıp büyük sahabeleri görevden azletmesini kendisine hatırlatacak ve bu hususta kendisiyle tartışacak adamları Hz. Osman'a gönderdiler. Bu fitne, birçok insanın kalbine yerleşti. Bunun üzerine Hz. Osman'da vila-yetlerdeki valilerini topladı. Onlarla, istişare yaptı. Onlar, önceki sayfalarda naklettiğimiz tavsiyelerini kendisine arzettiler. Doğrusunu Allah bilir.
Vakidî, Abdullah'ın babası Muhammed'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hicretin otuzdördüncü senesinde insanlar Osman'a karşı eleştirilerde bulundular. Onun hakkında çok çirkin sözler söylediler. Hz. Ali'ye gidip Hz. Osman'la görüşmesini ve ona bu durumları anlatmasını istediler. Hz. Ali de gidip Hz. Osman'a şöyle dedi:
Müslümanlar bana gelip senin hakkında görüştüler. Beni sana gönderdiler. Kendileri de dışarıda bekleşip duruyorlar. Vallahi sana ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Senin de bilmediğin birşeyi biliyor değilim. Bilmediğin bir hususu sana iletecek ve onu sana bildirecek değilim. Benim bildiklerimi sen de biliyorsun. Herhangi bir bilgi senden gizli kalmış değildir ki onu sana bildirelim. Senden gizli tuttuğumuz birşey yoktur ki, onu sana iletelim. Senin dışmda herhangi bir konuda da bizim bir ayrıcalığımız ve özelliğimiz yok. Sen, Rasûlullah (s.a.v.)'ın sohbetinde bulunup ondan birçok şeyler işittin ve damadı oldun. Ebu Bekir, senden daha üstün bir amel işlemiş değildir. Ömer de senin işlediğin hayırlardan daha üstün hayırlar işlemiş bir kimse değildir. Sen hiç kimsenin erişemediği bir akrabalığa eriştin. Senden önceki iki halife seni hiçbir konuda geçmiş değildirdirler. Ey Osman, Allah'tan kork Allah'tan. Kendi nefsini Allah'tan sakındır. Vallahi senin gözlerin kapalı değildir ki, sana bazı şeyleri gösterelim. Sen, bilgisiz bir kimse de değilsin ki sana birşeyler öğretip duralım. Yol gayet açık ve bellidir. Dinin emirleri de açıkça ortadadır.
Ey Osman! Şunu çok iyi bil ki, Allah'ın kullarının en üstünü ve en faziletlisi adil bir halifedir. Öyle bir halife ki, kendisi hidayete erer, başkalarını da hidayet erdirir. Bilinen sünnetleri uygular, terkedilmiş sünnetleri de bütünüyle öldürür. Vallahi işte bütün bunlar, açık ve bellidir. İslâm'ın Ölçüleri dimdik ayaktadır. Ve belli ölçüleri vardır. Bid'atlar da bellidir. Onların da ölçüleri vardır. İnsanların Allah katında en şerli ve kötü olanları ise sapıklıkta olan ve insanları da sapıklığa sokan zalim devlet başkanlarıdır. Onlar bilinen sünnetleri öldürür. Terk edilmiş bid'atları uygularlar.
Ey Osman! Ben seni, Allah'ın darbelerinden ve intikamından sakındırıp fitneden uzak olmanı dilerim, Allah'ın azabı şiddetli ve elimdir.
Ey Osman! Seni bu ümmet içinde öldürmeye ve ölüm kapısını açıp kıyamet gününe kadar bu ölüm kapısının, açık kalmasına sebep olacak bir devlet başkanı olmandan sakınmanı dilerim. Böyle bir devlet başkanı, insanlara bu fitne elbisesini giydirir ve onları paramparça bir halde ter-keder. Onlar da batılın gözlerini kapatmasından dolayı hakkı göremez olurlar. Bu batıl içersinde dalgalar onları sürükleyip götürür. Onlar da bu batıl içerisinde yüzüp giderler."
Hz. Ali'nin bu sözleri üzerine Hz. Osman ona şöyle dedi:
"Vallahi senin bu söylediklerini söyleyen kimselerin kimler olduğunu anladım. Sen, benim yerimde olmuş olsaydın sana böyle serzenişte bulunmaz ve kınamaz ve seni böyle ayıplamazdım. And olsun sen bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacmı giderseydin ve Hattab oğlu Ömer'in yaptığı gibi zayıf bir kimseyi barındırmış olsaydın, kesinlikle sana gelip böyle kınamalarda bulunmazdım.
Muğire b. Şube'nin şu anda burda olmadığını biliyor musun? Hz. Ali: "Evet şu anda o burada değildir." dedi. Hz. Osman: "Ömer, onu görev başına getirmişti." deyince Ali: "Evet" dedi. Hz. Osman: "Ben akrabam ve yakınım olan Ibn Amir'i vali tayin ettim, diye beni niye kınıyorsun?" diye sorunca Hz. Ali şöyle dedi: "Ömer, tayin ettiği valilerin herhangi birisinin en ufak bir hatasını duyduğu anda onu en büyük cezaya çarptırır ve sürekli olarak kulağının dibinde ona baskı yapardı. Fakat sen bunu yapmıyorsun. Bu konuda da biraz zayıf düştün. Ve akrabalarına karşı yumuşak davrandın." Hz. Osman ona: "Onlar aynı şekilde senin de akrabalarındır" diye karşılık verince Hz. Ali şöyle dedi: "Onlar akraba olarak en yakınlarundır. Ancak fazilet ve hayır onlardan başkasmdadır." Bunun üzerine Hz. Osman şöyle sordu: "Muaviye'yi Hz. Ömer'in tayin ettiğini biliyor mu sun? Ben de onu görevinde bıraktım." Hz. Ali de buna karşılık şöyle dedi: "Allah'ını seversen Muaviye'nin, Ömer'in kölesi Yerfe'den daha çok Ömer'den korktuğunu bilmiyor musun sen?" Hz. Osman: "Evet biliyo rum." diye cevap verince Hz. Ali, sözünü şöyle sürdürdü. "Ama bugün Muaviye sana danışmadan bir sürü işler çeviriyor ve Osman böyle emretti, diye konuşup duruyorken sen bunu biliyorsun. Fakat onu alıkoymuyorsun."
Sonra Hz. Ali, yanından ayrıhp gidince Hz. Osman da onun arkasından çıkıp mescide gider ve minbere çıkıp insanlara bazı nasihatlarda bulunur, uyarıp korkutur, tehdid edip ceza vereceğini söyleyerek konuşmasına şöyle devam eder:
"Hattab oğlu Ömer'i kınamadığınız hususlarda beni ayıplayıp kınıyorsunuz. Böyle bir durumda ayağıyla size bir tekme vurur ve eliyle şamar atar veya lisanıyla size gerekeni söylerdi. Siz de ona sevdiğiniz veya . sevmediğiniz her hususta uyup sesinizi 'çıkarmamıştınız. Ben ise size karşı son derece yumuşak davrandım, omuzlarımı size destek yaptım.
Elimi ve dilimi sizden uzak tuttum. Bana karşı cesaretli olmanıza firsat verdim. Fakat Allah'a yemin ederim ki, taraflarımın sayısı sizden daha fazladır. Yardımcılarım daha yakındır. Sayıca daha fazladır. Yardımcılarım daha yakındır. Sayıca daha kalabalığım ve yardım görmeye de yakınım. Adamlarımı çağırırsam, bana toptan ve hemen gelirler. Ben size denk kimseler hazırlamışım. Size karşı gereğinden fazla iyilikte bulundum. Fakat size karşı dişlerimi gıcırdatmak zorunda kaldım. Daha Önceden yapamadaklarımı bana yaptırdınız. Ağzıma almadığım şeyleri söylettiniz. Artık bana dil uzatmayın. Beni ayıplamayın. Yöneticilerinizi ayıplamayın. Ben sizin başınıza öyle bir takım kimselerin geçmesine engel oldum ki, eğer sizinle benim konuştuğum bu şekilden başka türlü konuşsalardı, yine de öpüp başınıza koyardınız.
Sizin hangi haklarınız kaybolmuş? Allah'a yemin ederim ki benden öncekilerin ulaştıkları mesafeden geri kalmış değilim" Bundan sonra Hz. Osman akrabalarına verdiği malları kendi mülkünden vermiş olduğunu söyleyerek kendini savundu. Mervan b. Hakem de kalkarak cemaata hitaben şöyle dedi: "Eğer isterseniz bizimle sizin arasınıza kılıç girsin. Ve sizinle bir şairin dediği gibi olalım: "Biz size her şeyimizi feda ettik. Siz neye sahip oldu-nuzsa bu sayede sahip oldunuz." Hz. Osman Mervan'm bu sözleri üzerine ona: "Sus ey kör olasıca, bırak beni ve arkadaşlarımı, aramıza girme! Senin bu konuda laf söyleyecek hiç bir haklan yoktur. Ben sana daha önce bu konularda hiç konuşmayacaksın, dememiş miydim?" diye çıkışır. Bunun üzerine Mervan susar. Hz. Osman da minberden inip gider,
Seyf b. Ömer'le diğerlerinin anlattıklarına göre Şam'a gideceği esnada Hz. Osman'la vedalaşan Muaviye ona kendisiyle birlikte Şam'a gelmesini önerir. Orada taraflarının çok olduğunu ve komutanlarına emirlerine itaat ettiklerini söyler ancak Hz. Osman: "Rasûlullah'm yanında komşusu olarak bulunmayı başka yerlerde ikamet etmeye değişmem" der. Muaviye: "Şam'dan senin için askeri bir birlik göndereyim, yanında kalıp seni korusunlar" deyince Hz. Osman: "Gelecek olan askeri birliğin Rasûlullah beldesini Muhacir ve Ensar*dan olan sahabeler için daraltmasından korkarım." diye karşılık verir. Muaviye: "Allah'a yemin ederim ki ey mü'minlerin emiri, sana suikast tertiplenecektir" deyince Hz. Osman "Allah bana yeter o ne güzel vekildir" karşılığını verir. Muaviye, onun yanından çıkar, kılıcını ve yayım eline alıp Muhacirlerle Ensar topluluğunun bulunduğu meclise varır. Mecliste Ebu Talib oğlu Ali ile Talha ve Zübeyr de vardır. Muaviye yayına dayanıp onlara hitaben beliğ bir konuşma yapar. Hz. Osman'a göz kulak olmalarını onu düşmanlarına teslim etmekten sakınmalarını tavsiye eder, sonra çekip yoluna gider. Zübeyr dedi M: "O esnada Muaviye'yi o kadar heybetli gördüm ki bu haybeti gözlerinde müşahede ediyordum."
îbn Cerir'in anlattığına göre Muaviye, Medine'ye o defaki gelişinde durumun vehametini sezmişti. Hac mevsiminde o sene birisinin Recez Bahrinden şu şiiri okuduğunu işitmişti:
"Herkesin kalbinde beliren birşey vardır.
O da Osman'dan sonra Ali'nin emir olmasıdır.
Arkasından da Zübeyr'in halef olacağıdır.
Onun da ardından Talha'nın koruyucu ve onun veliahdı olacağıdır."
Muaviye, bu şiiri duyunca kalbine tesir etti ve bu tesir sürekli hissedildi. Ve sonra olanlar da oldu. Bunu, yeri gelince inşaallah detaylı olarak anlatacağız. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.
îbn Cerir dedi ki: Bu senede yani hicretin otuzdördüncü senesinde Ebu Abs b. Cübeyr, Medine'de vefat etti. Bu zat, Bedir gazvesine katılanlardandır. Yine bu senede Mistah b. Üsase ile Gafil b. Bükeyr de vefat ettiler. Hz. Osman, bu senede de insanlara haccettirdi. Allah ondan razı olsun.

