Bu senenin başında mü'minlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali ile Ebu Süfyan oğlu Muaviye ateşkes yapmış vaziyette beklemekteydiler. Bunlardan her biri, kendi askerleriyle birlikte Şam bölgesinin doğusunda Fırat yakınındaki Sıfîîn denen yerde beklemekteydiler. Bunlar, zilhicce ayı boyunca her gün çarpışıyorlardı. Hatta bazı günlerde bu çarpışma iki kez tekrarlanıyordu. Aralarında öyle çarpışmalar cereyan etmişti ki, bu çarpışmaların safahatım anlatmak burada geniş yer işgal edecektir.
Kısaca demek istediğimiz şudur ki, muharrem ayı girdiğinde aralarında barış antlaşmasıyla sona erecek bir ateşkes umuduyla iki taraf birbirleriyle çarpışmaya son verdiler.
îbn Cerir'in rivayetine göre Hz. Ali, Adiy b. Hatim, Yezid b. Kays el-Erhabî, Şebis b. Ribî ve Ziyad b. Hafsa'yı Muaviye'nin yanma gönderdi. Bunlar, Muaviye'nin yanma vardıklarında Amr b. As da Muaviye'nin yaranda oturmaktaydı. Adiy, Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra Muaviye'ye hitaben şöyle dedi:
- Ey Muaviye! Biz sana geldik ki, seni Allah'ın emrine davet edelim. Allah'ın emri birlik olmamızdır. Sözümüzün ve fikrimizin aynı olmasıdır. Aramızda barışın hakim olmasıdır. Amcan oğlu (Ali), Müslümanların efendisidir. İslâm'a ilk girenlerden faziletli bir kimsedir. İslâmiyet döneminde güzel bir hayat tarzı sergilemiştir. İnsanlar onun etrafında toplanmışlardır. Onlar, Hz. Ali'de gördükleri şeyle doğru yolu bulmuşlardır. Senden ve senin beraberindeki taraftarlarından başka Ali'ye bey'at etmeyen kimse kalmamıştır. Ey Muaviye, bu yaptıklarına son ver ki, Cemeî savaşında senin ve adamlarının basma gelen musibet tekrarlanın asm.
Muaviye, Adiy'e şu karşılığı verdi:.
- Ey Adiy! Sen sanki banş için değil, tehditte bulunmak için gelmişsin. Heyhat Allah'a yemin ederim ki ey Adiy, ben senin bu isteklerine asla muvafakat etmeyeceğim. Ben, savaşın oğluyum. Asılsız şeyler beni ürkütmez. Zamanın musibetlerine karşı da boyun eğmem. Sana gelince vallahi sen Osman'ın etrafında gürültü patırtı çıkaranlardan ve onu öldürenlerdensin. Ümid ederim ki, Osman'ın intikamı uğruna sende Allah tarafından öldürülecek olanlardan biri olursun. Şebis b. Ribi ile Ziyad b. Hafsa da konuştular. Hz. Ali'nin fazilet ve üstünlüklerini anlatarak şöyle dediler:
- Ey Muaviye, Allah'tan kork ve sakın muhalefet etme. Vallahi biz dünya hayatında Ali'den daha ileri derecede takva sahibi, zühde sarılmış ve her türlü hayır ile güzel vasıfları kendisinde bulunduran başka bir adama rastlamadık.
Muaviye de Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra sözüne şöyle başladı:
- Siz, beni cemaata ve itaata davet ediyorsunuz. Cemaat diyorsanız, cemaat bizim yanımızdadır. îtaata gelince ben, Osman'ın öldürülmesine yardımcı olan bir adama nasıl itaat ederim? Ama o, Osman'ı kendisinin öldürmemiş olduğunu iddia ediyor. Biz, onun bu iddiasını reddetmiyoruz. Onu, Osman'ı öldürmekle itham etmiyoruz. Ancak o, Osman'ın katillerini barındırmıştır. Katilleri bize versin ki öldürelim. Sonra sizin bu itaat ve cemaata katılma çağrınıza icabet edelim.
Şebis b. Rib'i ise şöyle dedi:
- Allah aşkına söyle bakalım ey Muaviye, eğer Ammar b. Yasir'i ele geçirecek olsaydın, Osman'ın kanma karşılık onu Öldürür muydun?
- Eğer onu ele geçirseydim, Osman'ın kanına karşılık olarak değil de Osman'ın kölesinin kanma karşılık olarak onu öldürürdüm.
- Yerin ve göğün ilahına yemin ederim ki, kelleler omuzlardan düşmedikçe ve yerin olanca genişliği daralmadıkça sen Ammar b. Yasir'i ele geçiremiyeceksin.
- Böyle olsaydı yeryüzü sana daha dar gelecekti.
Bu konuşmalardan sonra heyet, Muaviye'nin yanından çıkıp Hz. Ali'nin yanma döndü. Karşılıklı konuşmaları ve cereyan eden hadiseleri ona anlattılar. Muaviye de, Habib b. Mesleme el-Fihrî, Şurahbil b. Semt ve Maan b. Yezid b. Ahnes'i Hz. Ali'nin yanına gönderdi. Bunlar, Hz. Ali'nin yanma vardıklarında Habib, Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
- Osman b. Affan, hidayet yolundaki bir halifeydi. Allah'ın kitabıyla amel etti. Allah'ın emrine bağlı kaldı. Siz onun hayatım uzamış gördünüz. Vefatının geciktiğini düşündünüz. Ona saldırıp öldürdünüz. Eğer onu öldürmediğini iddia ediyorsan katillerini bize teslim et. Sonra insanlar, savaştan çekilip yöneticilerini şura ile seçsinler. Etrafında toplanacakları birini halife yapsınlar.
- Anan seni vitirsin ey Adam! Şu halife seçimi ve halifenin azli sana mı düştü. Sus, sen bu işe layık biri değilsin. Bundan söz etmeye hakkın yok,
- Öyleyse Allah'a yemin ederim ki, sen beni, hoşlanmadığın bir şekilde karşında bulacaksın.
- Süvari ve piyadalerinle karşıma çıkacak olsan bile bu işi beceremezsin. Hayatta kalacak olsan bile Allah, seni hayatta bırakmasın. Haydi çek git buradan. EliriÜen geleni arkana koyma.
Siyer âlimlerinin anlattığına göre bu heyetle Hz. Ali arasında uzun uzadıya konuşmalar cereyan etmiştir. Ancak bu konuşmaların sihhati hakkında ihtilaf vardır. Bu konuşmalar arasında Hz. Ali'nin, Muavi-ye'yi ve babasını eleştirdiğine dair sözler de vardır. Güya Hz. Ali, Muavi-ye ile babasının İslâm'a girdikten sonra İslâmiyet hususunda ve diğer konularda tereddüt ettiklerini ve bu tereddüdlerini sürdürdüklerini ifade etmiş, sözleri arasında şu cümleleri de sarfetmiştir: «Ben, Osman'ın mazlum ya da zalim olarak öldürülmüş olduğunu söylemiyorum.» Heyettekiler de:«Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü söyleme-yen kimselerden ilişkimizi koparmışız. BÖylelerinden uzaktayız.» demişler ve Hz. Ali'nin yanından çıkıp gitmişlerdi. Hz. Ali de şu ayet-i kerimeyi okumuştu:
«Sen, ölülere şüphesiz ki işttiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Körleri sapıklıklarından vazgeçilip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin.» (en-
Neml, 80-81.)
Bu ayeti okuduktan sonra Hz. Ali, dönüp kendi adamlarına şöyle dedi: «Bunlar, sizin haklı olduğunuz davada ve Rabbinize yaptığınız ita-atta kendi sapıklıkları yolunda sizden daha gayretkeş olmasınlar.» Bana göre Hz. Ali, böyle bir şey söylemiş değildir. Allah, ondan razı olsun.
İbn Dizü'in rivayetine göre Iraklıların kurralarıyla Şamlıların kur-raları 30 000'e yakın kişi olup bir tarafta ordugah kurmuşlardı. Irak kurralarından; aralarında Ubeyde es-Selmanî, Alkame b. Kays, Amir b. Abdi Kays, Abdullah b. Utbe b.Mesud ile diğerlerinin bulunduğu bir grup, Muaviye'nin yanma giderek ona şöyle demişlerdi:
- Sen ne istiyorsun?
- Osman'ın intikamını almak istiyorum.
- Sen bu intikamı kimden almak istiyorsun.
- Ali'den almak istiyorum.
- Osman'ı Ali mi öldürdü?
- Evet, o Öldürdü ve katillerini barındırdı.
Heyet, Muaviye'nin yanından ayrılıp Ali'nin yanma gitti ve Muaviye'nin söylediklerini ona aktardılar. Hz. Ali de şu cevabı verdi:
«Yalan söylüyor. Osman'ı ben öldümedim.Onu öldürmediğimi siz de biliyorsunuz.»
Bunun üzerine heyet, Muaviye'nin yanına dönüp durumu kendisine anlatır. Muaviyede:
«Eğer Osman'ı o öldürmemişse de bazılarına emir vererek öldürtmüştür.» dedi. Bunlar, tekrar kalkıp Hz. Ali'nin yanına döndüler. Hz. Ali, onlara:
«Allah'a yemin ederim ki Osman'ı ben öldürmedim. Öldürülmesini de emretmedim. Başkalarını da ona karşı kışkırtmadım." diye cevap verdi. Bunlar tekrar kalkıp Muaviye'nin yanına döndüler. Durumu ona anlattıklarında Muaviye, şöyle dedi:
«Ali doğru söylüyorsa, Osman'ın katillerinden bizim için intikam alsın. Onlara kısas tatbik etsin. Çünkü Osman'ın katilleri, Ali'nin askerleri arasındadırlar.»
Heyet tekrar kalkıp Hz. Ali'nin yanma vardı.Durumu ona anlattıklarında Hz. Ali, şöyle dedi:
«Asiler, fitne konusunda Kur'ân'ı Osman'a karşı tevil ettiler. Bu yüzden bölünme ve parçalanma meydana geldi. O, halife iken ve hakimiyeti elinde tutmakta iken onu öldürdüler. Benim onlara karşı yapabileceğim bir şey yoktur.»
Heyet kalkıp Muaviye'nin yanma döndü. Hz. Ali'nin söylediklerini ona aktardılar. Muaviye de şöyle dedi:
«Eğer durum Ali'nin dediği gibiyse ona ne olmuş? Yönetim bizim dışımızda, şura yapılmaksızın ne bizden ne de burada bulunanlardan herhangi birine verilmiş değildir. Yönetimi o eline geçirmiştir. Bu niye böyle olsun?»
Heyet tekrar kalkıp Hz. Ali'nin yanma döndü. Ali de onlara şöyle dedi:
«İnsanlar, Muhacir ve Ensâr'la birliktedir. Bunlar, insanların yönetim hususunda ve din işlerinde önde gelen şahsiyetleridir. Bunlar, benden hoşnud olmuş ve bana bey'at etmişlerdir. Ben, Muaviye gibi bu ümmete tahakküm eden, birliği bozan bir kimseye halifeliği devretmeyi helal saymam.»
Heyet, kalkıp Muaviye'nin yanma döndü. Muaviye, onlara şöyle dedi:
«Buradaki Muhacir ve Ensârî niye karıştınyar bu işe? Onlar, bu işe dahil olmamışlardır.»
Heyet kalkıp Hz.Ali'nin yanma döndü. Hz. Ali, onlara şöyle dedi:
«Bu iş, Bedir savaşma katılan kimselerin yetkisindedir. Başkalarının yetkesinde değildir. Yeryüzünde Bedir savaşma katılmış ne kadar adam varsa hepsi de benimle beraberdir. Bunlar bana bey'at etmişler ve benden hoşnut olmuşlardır. Dininiz ve nefisleriniz hususunda kimse sizi aldatmasın.»
Rebiyülahır, cemaziyelevvvel ve cemaziyelahir ayları boyunca iki taraf arasında karşılıklı haberleşme devam etti. Bu esnada peşpeşe kuralar çekildi. İki taraf birbirine saldırmaya teşebbüs ediyorsa da kurra-lar aralarına girip savaşı önlemeye çalışıyorlardı.
Böylece savaş cereyan etmedi. Bu üç ay zarfinda seksenbeş defa kuetti. Sancağı Abdurrahman b. Halid b.Velid'e verdi. Sağ cenaha Habib b. Mesleme'yi, piyadelerin başına Yezid b. Zahr elEnesî'yi, sol cenaha Abdullah b. Amr b. As'ı, piyadelerin başına Habis b.Sa'd et-Taf yi Şamh süvarilerin başına Dahhak b. Kays'ı, Şamlı piyadelerin başına Yezid b. Lebid b. Kürz el-Becelî'yi, Humuslu askerlerin başına Zilkila'yı, Filistinli askerlerin başına Mesleme b. Mahled'i komutan olarak tayin etti. Muaviye'nin kendisi de kalkıp askerlerine bir nutuk irad etti. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: «Ey insanlar! Allah'a yemin ederim ki, ben Şam'ı ancak itaatla ele geçirdim. Iraklılara karşı yaptığım savaşı da ancak sabırla kazandım. Hicaz halkana karşı lütuna muamele ettim. Siz şimdi savaşa hazırlandınız.
Harekete geçtiniz ki, Şam'ı koruyup Irak'ı ele geçiresiniz. Karşı tarafta Irak'ı korumak ve Şam'ı ele geçirmek için harekete geçmiştir. Hayatıma yemin ederim ki, Iraklı adamlar, ne Şam'ı ne de Samdaki malları ele geçiremiyecektir. Şamlıların tecrübe ve basireti Iraklılarda yoktur. Karşı tarafın askerleri kendi ülkelerinden ve teçhizatlarından uzaktadırlar. Sizinse sizden başka takviyeniz yoktur. Askerleriniz hep buradadır. Karşı tarafı mağlub edecek olursanız ancak dostluk ve yumuşak huylulukla mağlup edersiniz. Onlar, sizi mağlub edecek olurlarsa son nefesinize kadar hepinizi öldürdükten sonra mağlub edebilirler. Bunlar, Iraklıların hile ve tuzaklanyla karşınıza çıkacaklardır. Yemenlilerin yumuşak huylulu-ğu, Hicazlıların basireti ve Mısırlıların katılığı ile karşınıza çıkacaklardır. Bugün muzaffer olan yarın da muzaffer olacaktır.
«Musa, milletine: Allah'tan yardım dileyin ve sabredin, dedi.»
Hz. Ali de Muaviye'nin bu konuşmasını duyduğunda kalkıp taraftarlarına bir nutuk irad etti, onları cihada teşvik etti. Şamlılara nisbetle kendilerinin daha sabırlı ve cesaretli olduklarını söyleyerek onları methetti.
Cabir el-Cufî, Cafer el-Bakır ile Zeyd b. Enes ve diğerlerinin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: Ali, 150.000 Iraklı ile ilerledi. Muaviye de bir o kadar Şamlı ile ilerledi.
Ibn Dizil'in kendi kitabında anlattığına göre Hz. Ali, 100.000 veya daha fazla sayıda Irak askerleriyle birlikte ilerledi.Muaviye ise, 130.000 Şamlı askerler ile ilerledi. Şamlılardan bir grup asker, cepheden firar etmek üzere sözleştiler. Sarıklarla birbirlerine bağlandılar. Bunlar beş saftılar. Beraberinde altı saf daha vardı. Iraklılarda bu sekide on bir saf oluşturdular. Safer ayının ilk günü olan çarşamba gününde bu şekilde birbirlerine bağlı olarak karşı karşıya geldiler. O gün Iraklıların savaş komutam Ester en-Nehaî, Şamlıların savaş komutanı ise Habib b. Mesleme idi. O günde şiddetli bir şekilde çarpıştılar. Sonra akşama doğru geri döndüler. İki taraf birbirlerine denk kuvvetlerle çarpıştığı için berabere kalmışlardı.
Ertesi gün yani perşembe günü sabahladıklarında Iraklıların savaş komutanı Haşim b.Utbe, Şamlıların savaş komutanı ise Ebu Aver es-Sülemî idi. Bunlar, şiddetli bir şekilde çarpışmaya başladılar. Atlar atların üzerine, adamlar adamların üzerine, süvariler de süvarilerin üzerine saldırdılar. Sonra akşama doğru geri döndüler. Yine iki taraftan biri diğerini mağlub edememiş, berabere kalmışlardı.
Üçüncü günü yani cuma gününde Ammar b. Yasir, Iraklıların, Amr b. As da Şamlılar'm komutanlarıydı. Her iki tarafta şiddetli bir şekilde çarpışmaya başladılar. Ammar, Amr b.As'a karşı hücuma geçerek onu bulunduğu yerden gerilemek mecburiyetinde bıraktı. Ziyad b. Nadr el-Harisî ortaya çıktı. Ammar ile anne bir kardeştiler. Birbirlerini tanıyınca her biri kendi tarafına geri döndü. Akşama doğru iki taraf da silahlarını bıraktılar. Berabere kalmışlardı.
Savaşın dördüncü günü yani cumartesi gününde Muhammed b. Ali (İbn Hanefi'ye) büyük bir toplulukla ortaya çıktı. Karşısına Şamlılardan Ubeydullah b. Ömer çıktı. İki tarf şiddetli bir şekilde çarpışmaya başladılar. Ubeydullah b.Ömer, mübareze için ortaya çıktı. İbn Hanefi-ye'nin kendisiyle mübareze yapmak üzere ortaya çıkmasını istedi. Birbirlerine yaklaştıklarında Hz. Ali: «Mübareze yapacak olan kimdir? diye sorunca: «Oğlun Muhammed ile Ubeydullah mübareze yapacaklar.» dediler. Bunun üzeine Hz. Ali, bineğini harekete geçirdi ve oğlu Mu-hammed'e geri durmasını emretti. Kendisi, Ubeydullah'm karşısına çıkıp şöyle dedi:
- Bana doğru yaklaş.
- Seninle mübareze yapmaya ihtiyacım yok.
- Hayır ihtiyacın vardır
- Hayır.
Bunun üzerine Hz. Ali, geri çekildi. İki tarafta o gün birbirlerine ilişmediler.
Beşinci günde yani pazar gününde Iraklıların komutanı Abdullah b. Abbas'tı. Ebu Mihnef in anlatıldığına göre Şamlıların komutanı olan Velid, îbn Abbas'a laf atarak şöyle diyordu:
- Halifenizi öldürdünüz, ama maksadınıza eremediniz. Yemin ederim ki, size karşı Allah bizim yardımcımızdır.
- Yüreğin yetiyorsa karşıma çık da seninle başbaşa vuruşalım. Velid, İbn Abbas'm karşısına çıkmadı. Anlatıldığına göre İbn Abbas, o gün bizzat şiddetli bir şekilde savaşmıştır.
Altıncı günde yani pazartesi gününde Iraklıların komutanı Kays b. Sa'd, Şamlıların komutanı da İbn Zilkila' olarak iki taraf karşı karşıya geldiler. Şiddetice savaştılar. Birbirlerine denk kuvvetlerle savaştıkları için berabere kaldılar, sonra geri döndüler.
Yedinci günde yani salı gününde Iraklıların komutanı Ester en-Nehaî, Şamlıların komutanı da Habib b.Mesleme olarak iki taraf karşı karşıya geldiler. Yine şiddetlice çarpışmaya başladılar. Ancak bütün bu günler boyunca iki tarftan biri, diğerini yenemedi.
Ebu mihnef in rivayetine göre o gün Hz. Ali: «Bunlara topluca hücum etmekiçinne zamana kadar bekleyeceğiz?» demiş ve çarşamba günü akşamı ikindiden sonra kalkıp askerlerine hitaben şöyle bir konuşma yapmıştı:
«İstemediği bir iş yapılamayan, verdiği hüküm bozulamayan Allah'a hamd olsun. Allah dileseydi, mahlukatmdan iki kişi arasında bile anlaşmazlık çıkmaz, ümmet arasında ihtilaf olmaz, faziletleri az olanlar, kendilerinden daha faziletlilerin faziletini inkar etmezdi. Mukadderat bizi de bunları da bu işe sürüklemiş bulunuyor. Rabbimiz, bizi hem görüyor hem işitiyor. Dilerse intikamım çabuklaştırır, zalimin yalanını ortaya koyar, hak da nereye varacağını bilirdi. Ancak O, dünyayı amel yurdu, ahireti de ebedi kalınacak bir yer kılmıştır: «O, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırsın. Güzel davrananları da güzellikle mükafatlandırsın.» (en-Necm, 3i.)
Bilesiniz ki, siz yarın en güçlü bir kavim olacaksınız. Bu geceyi namaz kılarak, Kur'ân okuyarak ve Allah'tan yardım ve sabır ihsan etmesini dileyerek geçirin. Yarın onları ciddiyetle karşılayın. Bu amellerinizde de sadık ve samimi olun.»
Bunun üzerine Hz. Ali'nin askerleri, kılıçlarına, oklarına ve mızraklarına bakıyor ve şöyle diyorlardı:
«Ümmet acaip ve büyük bir işle sabahı karşılayacak. Yarın yönetim ve hükümranlık, galip gelenin eline geçecek. Ben gerçekten yalan olmayan doğru sözler söyledim. Yarın Arapların ileri gelenleri helak olacak.»
Sabah olunca Hz. Ali, askerlerini kendi uygun gördüğü şekilde tabiye etti. Muaviye de askerlerini dilediği şekilde mevzilendirdi. Hz. Ali, Iraklı her kabilenin, Şam'daki akrabası bulunan kabilelere karşı durmalarını, onlarla savaşmalarını emretti. Böylece iki taraf şiddetlice savaşmaya başladılar. Kimse kimseden kaçmıyor ama kimse de kimseyi mağlub edemiyordu. Akşama doğru iki taraf silahlan bırakarak geri çekildiler. Sabahleyin Hz. Ali, fecir namazını şafakın ilk anında kıldı ve erkenden savaş başladı. Sonra Şamlılar da ona karşı çıkıp savaşmaya başladılar. îbn Mihnef in, Zeyd b. Vehb'den yaptığı rivayete göre Hz. Ali, o esnada şöyle dua etmiştir:
«Ey korunmuş ve muhafaza edilmiş olan tavanın (semanın) Rabbi olan Allah'ım! Sen, semayı gündüz ve gece için bir tavan kıldın. Ve bu semada güneşin, ayın yörüngelerini yarattın. Yıldızların menzillerini var ettin ve semada bir melekler topluluğu yarattın ki, onlar ibadet etmekten usanmazlar. Ey mahlukat için, insanlar, haşereler ve hayvanlar için karargah kılman yerin Rabbi Allah'ım! Sen yeryüzünü gördüğümüz ve görmediğimiz, sayılamayacak derecedeki büyük yaratıkların için yerleşme zemini kıldın. Ey denizlerde insanların yararına olarak akıp giden gemilerin Rabbi olan Allah'ım! İnsanların emrine verilen sema ile yer arasındaki bulutların Rabbi olan Allah'ım! Dünyayı kuşatan kaynamış denizlerin Rabbi, yeryüzü için çivi, mahlukat için de yararlanılacak birşey olarak yarattığın dağların Rabbi olan Allah'ım!
Eğer bizi düşmanlarımıza karşı galip kılarsan, bizi taşkınlıktan, bozgunculuktan uzaklaştır ve hakka yönelt. Eğer düşmanlarımızı bize galib kılarsan şehidliği bana nasib et. Kalan arkadaşlarımı da fitneden uzak tut.»
Hz. Ali, bu duasından sonra ilerledi. Kendisi ordunun merkezindey-di. Medineliler arasındaydı. Sağ cenahta o gün Abdullah b. Büdeyl, sol cenahta Abdullah b. Abbas, kurralar üzerinde Ammar b.Yasir ile Kays b. Sa'd komutan olarak bulunuyorlardı. Her kabile, kendi bayrağınının altında ilerliyordu. Hz. Ali, bunları düşmana karşı ileri sürdü.
Muaviye de ilerledi. Şamlılar kendisine ölüm üzerine bey'at etmişlerdi. İki taraf korkunç bir ortamda ve büyük bir hadisede karşı karşıya gelmişlerdi. Hz. Ali, ordusunun sağ cenah komutanı Abdullah b. Büdeyl, Şamlıların Habib b.Mesleme komutasındaki sol cenahlarına saldırdı. Onu zor durumda bıraktı. Nihayet o da merkeze doğru geriledi. Merkezde Muaviye bulunuyordu. Abdullah b.Büdeyl, dikilip askerlerine bir nutuk irad etti. Onları çarpışmaya, sabır ve cihada teşvik etti. Mü'minlerin emiri Hz. Ali de askerlerini sabır, sebat ve cihada rağbet ettirip Şamlılarla savaşmaya teşvik etti. Her komutan kendi adamlarına nutuk irad ederek onları savaşa teşvik ediyor, Kur'ân-ı Kerim'in müteferrik yerlerinden savaş ayetlerini okuyorlardı. Bu ayetlerden biri de şuydu:
«Doğrusu Allah, kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi, sıra halinde savaşanları sever.»(es-Saff, 4.)
Ayrıca Hz.Ali, kendi taraftarlarına şu öğüdü vermişti:
«Aranızda zırhlı.olanları öne geçirin. Zırhsız ve miğfersiz olanları da arkaya çekin. Çarpışmalarda dişlerinizi sıkın. Böylece kılıç darbelerinin tepenize inmesini önlersiniz. Sağa sola yayılın. Böylece kendinizi mızraklardan daha iyi korursunuz. Savaşırken önünüze bakın. Çünkü böyle yapmak, kalplerin sükun bulması ve sebatı için daha etkilidir. Sakın bağırıp çağırmayasınız. Seslerinizi kesin. Çünkü bu, yenilgiyi daha çabuk uzaklaştırır. Böyle yapmak, inşam daha. ağır başlı kılar. Sancaklarınıza dikkat edin. Onları yana yatırmayın. Sakın elinizden bırakmayın ve yalnız cesur olanlarınızın eline verin.»
Tarih âlimlerinin ve diğerlerinin anlattıklarına göre Sıffîn savaşındâ Hz.Ali, bizzat savaş alanında çarpışmış, çok sayıda adam öldürmüştür. Bazılarının naklettiklerine göre o, bu savaşta 500 kişi öldürmüştü. Öldürdüğü adamlardan biri de Küreyb b.Sabbah'tı. Bu adam, Iraklılardan dört kişiyi öldürmüş, bunların cesetlerini ayaklarının altına aldıktan sonra: «Benimle vuruşacak kimse yok mu?» diye seslenmiş. Hz. Ali, onun karşısına çıkmış, ikisi bir saat savaş alanında vuruştuktan sonra Hz. Ali, ona bir darbe vurarak öldürmüş, sonra Hz. Ali: «Benimle vuruşacak kimse yok mu?» diye seslenmiş, karşısına Haris b. Vedaa el-Himyerî çıkmış. Hz. Ali, onu da öldürmüş, sonra Rüvvad b. Haris el-Kilaî onun karşısına çıkmış. Hz. Ali, onu da öldürmüştü. Bu defa karşısına Muta' b. Muttalib el-Kaysî çıkmış, Hz. Ali, onu da öldürdükten sonra şu ayet-i kerimeyi okumuştu: «Hürmetler karşılıklıdır.» (ei-Bakara, 194.)
Ruvvad'ı da öldürdükten sonra Hz. Ali, şöyle seslenmişti: «Ey Mua-viye, sen karşıma çık, Araplar benimle senin aranda yok olup gitmesinler, telef olmasınlar.» Hz. Ali'nin bu çağrısı üzerine Amr b. As, Muavi-ye'ye: «Haydi fırsatı değerlendir. Şu dört adamı öldürdüğü için Ali artık yorulmuştur.» deyince Muaviye, ona şu karşılığı verdi:
«Vallahi biliyorsun ki Ali, asla yenilmez. Sen benden sonra halifeliği ele geçirmek amacıyla öldürülmemi istiyorsun. Haydi çek git buradan. Benim gibi birini hiç kimse aldatamaz ve tuzağa düşüremez.» Anlatıldığına göre Sıffîn savaşı esnasında günlerden bir gün Hz. Ali, Amr b. As'a bir mızrak fırlatarak onu yere düşürmüş, Amr'm arkası açılınca Hz.Ali, onu bırakıp geri dönmüştü. Arkadaşları kendisine şöyle sormuşlardı:
- Ey müminlerin emin! Sana en oldu ki Amr'ı bırakıp geri döndün?
- Neler olduğunu biliyor musunuz?
- Hayır.
- Amr b.As, arkasını bana döndü. Arka tarafı açıldı ve akraba olduğumuzu, kendisine acımamı söyledi. Ben de kendisini bırakıp geri döndüm.»
Öte yandan Amr b.As, Muaviye'nin yanma döndüğünde Muaviye, ona şöyle dedi:
- Allah'a ve arkana dua et ki kurtuldun.
İbrahim b. Hüseyin b. Dizil, Nümeyr el-Ensârf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Allah'a yemin ederim ki, Sıöîn savaşında Ali'nin kendi arkadaşlarına şöyle dediğini işittim:
«Allah'ın gazabından korkmuyor musunuz? Bu savaş ne zamana kadar sürecek?» Böyle dedikten sonra kıbleye dönüp dua etmeye başla-dı.Allah'a yemin ederim ki, Sıffîn savaşındaki kadar Hz. Ali gibi bir başka komutanın savaştığını işitmedik.
İstatistikçilerin anlattıklarına göre bu savaşta Hz. Ali, 500'den fazla adam öldürmüştür. Savaş alanına çıkıp savaşıyor, kılıçla adam öldürüyor ve kılıcı eğrilinceye kadar çarpışmaya devam ediyordu. Sonra gelip: «Allah'tan ve sizden özür diliyorum. Ben eğilen bu kılıcımı atmak istedim. Ancak Rasûlullah (s.a.v.)'ın: «Zülfıkardan başka kılıç yoktur. Ali'den başka yiğit yoktur." dediğini işittiğim için bu kılıcı atamadım.» diyor ve kılıcını alıp düzelttikten sonra tekrar savaş alanına dönüyordu. Bu rivayetin senedi zayıftır ve burada anlatılanlar münkerdir. İbn Lüheya, Rebia b. Lakit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Sıffîn savaşında Ali ve Muaviye ile beraberdik. Semadan üzerimize taze kan yağdı. Öyle ki insanlar bu kam kaplara doldurdular. Kaplar dolup taştı. Biz de döküyorduk.»
Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Abdullah b. Büdeyl, Habib b. Mesleme komutasındaki Şam ordusunun sol cehanını dağıttı. Bu kısımdaki askerler, ordu merkezine doğru geri çekilmeye başladılar. Muaviye de bahadır ve kahramanlarına saldırı için Habib'e yardımcı olmalarını emr etti. Habib'e de haber göndererek Abdullah b. Büdeyl'e saldırması için emir verdi. Bunun üzerine Habib, beraberindeki yiğitlerle Irak ordusunun sağ cenahına saldırdı. Onları bulundukları yerden geri çekilmek mecburiyetinde bıraktı. Bu saldırı üzerine Iraklı askerler, emirlerinin etrafından çekilip uzaklaşmışlar ve emirlerinin yanında ancak 300 kadar asker kalmıştı. Diğer Iraklılar geri dönmüşlerdi. Hz. Ali'nin yanında bu kabilelerden sadece Mekkeliler kalmıştı M, onların başında da Sehl b. Hanif komutan olarak bulunuyordu. Rebia, Hz. Ali'nin yanında durup sebat etmişti.
Şamlılar Hz. Ali'ye yaklaşmışlar, öyleki okları ona yetişiyordu. Emevilerin kölelerinden biri, Hz. Ali'ye hücum ederek yaklaştı. Hz. Ali'nin kölelerinden biri ona karşı taarruza geçti. Ancak Emevilerin kölesi, Hz. Ali'nin kölesini öldürdü ve Hz. Ali'ye doğru ilerlemeye başladı. Onu öldürmek istiyordu. Yanına ulaşan köleyi Hz. Ali, eliyle tutup havaya kaldırdı, sonra yere fırlattı ve omuzu ile pazusunu kırdı. Sonra da Hz. Ali'nin oğulları Hüseyn ile Muhammed, kılıçlarını çekip bu köleyi öldürdüler. Hz. Ali, yambaşmda duran oğlu Hasan'a şöyle dedi:
- Sen de şu kardeşlerin gibi saldırsaydm ya.
- Ey mü'minlerin emin, onlar benim görevimi yaptılar. Benim saldırmama gerek kalmadı.
Şamlılar, Hz.AH'ye doğru hızla geliyorlardı. Hz. Ali ise, onlardan uzaklaşıyordu. Kaçmıyor, ama normal bir yürüyüşle gidiyordu. Oğlu Hasan, ona şöyle dedi:
- Babacığım, bir az daha hızlı yürüyemez misin?
- Ey oğulcuğum, senin babanın belli bir eceli vardır. O ecelin ötesine gidemez ve ecelinden önce de ölmez. Koşup gitmekle ecelimi erteleye-mem. Ağır yürümekle de ecelimi çabuklaştıramam. Yemin ederim ki baban, ölümün üzerine de düşse veya ölüm kendisinin üzerine düşse hiç önemsemez.
Sonra Hz.Ali, kendi askerlerinden kaçanları yakalayıp geri getirmesi için Ester en-Nehafye emir verdi.O da harekete geçti, hızla ilerleyip firar eden askerleri yakaladı.Onları azarlayıp kınadı. Kabileleri ve bahadır askerleri, Şamlıların üzerine hücum etmek için teşvik etti. Bir grup ona tabi oluyor, başka bir grup ise kaçmalarına devam ediyorlardı. Kaçan askerleri takibe ve onları savaşa teşvik etmeye devam etti. Nihayet etrafında büyük bir topluluk meydana geldi. Ester, hangi kabileyle karşılaşıyorsa mutlaka onu keşfediyor, hangi kaçan toplulukla karşılaşıyorsa onu tekrar cepheye geri çağırıyordu. Nihayet sağ cenah komutanı Abdullah b.BüdeyPin yanına vardı. Abdullah'ın çevresinde 300 kadar yerlerinde sebat etmiş asker vardı. Bunlar, emirü'1-mü'minin Ali'nin durumunu sordular ve dönüp etrafında toplandılar. Böylece Hz. Ali, onları cepheye sürdü. Vakit ikindiyle akşam arası idi.
Abdullah b. Büdeyl, Şamlılara karşı hücuma geçmek istedi. Ester, yerinde durmasını, yerinde durup sebat etmesinin daha hayırlı olacağını söyledi. Ancak Abdullah b. Büdeyl, onun bu tavsiyesine uymadı. Mu-aviye tarafina saldırdı. Muaviye'ye yaklaşınca onun, elinde iki kılıç olarak arkadaşlarının önünde durmakta olduğunu gördü. Etrafında da dağlar misali birlikler vardı. Abdullah b.Büdeyl, Muaviye'ye yaklaşınca Şamlılardan bir grup ona doğru ilerlediler. Yakalayıp öldürdüler. Abdullah'ın arkadaşları da yenik düşmüş ve çokları da yaralanmış olarak kaçıp geri döndüler. Abdullah'ın arkadaşları hezimete uğrayıp geri kaçınca Muaviye, kendi adamlarma:«Hele şunların komutanlarına bakın.» dedi. Onlar da gidip baktılar. Ancak Abdullah b. Büdeyl'i tanıyamadılar. Muaviye, oraya vardığında onun Abdullah b. Büdeyl olduğunu anlayınca şöyle dedi:
«Vallahi bu durum, tıpkı şair Hatem et-Taf nin anlattığına benziyor:
«Ey savaşın kardeşi! Eğer savaş onu ısınrsa o da savaşı ısırır.
Eğer savaş, bir gün ona karşı paçaları sıvarsa o da paçalarını sıvar.
Ölümle karşılaştığı zaman gayrete gelir.
Yavrulu aslan da başa geçtiğinde yavrularını korur.
Tıpkı Hezber aslanı gibi, o, ırzını korur.
Ölüm ona mızrağını fırlattı ve vücudundan kan damladı.»
Sonra Ester en-Nehaî, yanındaki firarilerle birlikte Şamlıların üzerine saldırdı. Kuvvetli bir saldırıda bulunarak cepheden asla kaçmama-ya söz vermiş olan Şamlı askerlerin beş safini yararak Muaviye'nin yanında duran beşinci safa ulaştı. Ester, o esnada korkunç bir manzara gördüğünü ve hemen hemen kaçmak üzere olduğunu, fakat cahiliye devri şairlerinden ve Ensar kabilesinden olan İbn Etnabe'nin şu sözü yüzünden yerinde sebat ettiğini ifade etmiştir:
«İffetim, belam, gayretli ve ciddiyetli yiğide karşı hücuma geçişim, malımı zorluklara karşı sarfedişim, kerem sahibi kişinin kafasına vuruşum ve yüreğim hopladığmda kendisinin de yüreği hopladığında benim şu sözüm cepheden kaçmama engel oldu:
«Yerinde dur. Ya övülürsün ya da (ölerek) rahatım bulursun.» İşte bu söz, o esnada cepheden kaçmama engel oldu. Orada sebat etmeme vesile oldu.
İbn Dizü'in kitabında rivayet ettiğine göre Iraklılar, hep birlikte aynı anda saldırıya geçmişler ve Şamlıların bir tek safını dahi ortada bırakmamışlardır. Nihayet Muaviye'ye yaklaşmışlardı ki, o da kaçıp kurtulmak için atının getirilmesini istemiştir. O esnadaki durumunu Muaviye, şöyle dile getirmiştir:
«Ayağımı atımın üzengisine koyduğum ve kaçmaya hazırlandığım esnada Amr b. Atnabe'nin şu beyitleri gözlerimin önüne geldi:
«İffetim, belam, bol paralar vererek Hanne'yi ele geçirişim, zorluklara karşı malımı verişim, gayretli ve tedbirli yiğidin başını vuruşum ve yüreğim her hopladığında şu sözüm bana engel oldu:«Yerinde dur. Ya övülürsün ya da (ölerek) rahatını bulursun.»
Muaviye, yerinde sebat etti ve Amr b. As'a bakıp şöyle dedi:
- Bu gün sabır, yarın da övünç vardır.
- Doğru söyledin.
- Ben, ahiretin hayır ve iyiliğini elde edeceğimi umuyordum. Ama dünyanın hayır ve iyiliğini elde ettim.
Muaviye, Hz. Ali'nin süvari komutanı Halid b. Mutemer'e:«Başmda bulunduğun birliğinle bana katıl. Sana Irak valiliğini vereyim.» şeklinde haber gönderdi. Halid, Irak valiliğine tamahlanarak Muaviye'ye tabi oldu. Muaviye, yönetimi ele geçirdiğinde Halid'i Irak'a vali olarak atadı. Ancak Halid, oraya ulaşamadı. Allah ona rahmet etsin.
Sonra Hz. Ali, sağ cenahtaki askerlerin toplandıklarını görünce diğerlerine dönerek bir kısmını kınadı, sonra da askerleri savaşa teşvik edip sebat etmelerini söyledi. Iraklılar daha sonra ricat ettiler, toparlandılar, tekrar savaşa başladılar. Şamlılara saldırdılar. Safları arasında saldırıya geçip vuruştular. Bahadır ve yiğitler karşı karşıya gelip vuruştular, îki tarafın da önde elen şahsiyetlerinden çok sayıda insan öldürüldü. İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciun.
O gün Şamlılar tarafında bulunup da öldürülenler arasında Hz.Ömer'in oğlu Ubeydullah da vardı. Onu Iraklılardan kimin öldürdüğü hususunda ihtilaf edilmiştir. Katili belli değildir.
İbrahim b. Hüseyin b. Dizil'in anlattığına göre Ubeydullah, o günde savaş komutanı olarak meydana çıktığında zevceleri Esma binti Utarit b. Hacib b. et-Temimî ile Bahriye binti Hani b.Kabise eşŞeybanî'yi de beraberinde getirmişti. Bunlar develeri üzerinde onun arkasında durmuşlar, onun kahramanlığım ve nasıl savaştığını görmek istemişlerdi.
Irak ordusundan Kûfeli Ziyad b. Hafsa et-Temimî komutasındaki Rebia kabilesi, hep birlikte ona saldırdılar. Adamları etrafından kaçtıktan sonra onu öldürdüler. Onu öldüren Rebia kabiseninin adamları da oraya inip komutanları Ziyad için çadır kurdular. İpin ucunu, öldürdükleri Ubeydullah'm ayağına bağladılar. Sonra Ubeydullah'm zevceleri gelip feryadü figan ettiler. Üzerinde durup ağladılar. Zevcelerinden Bahriye, komutan Ziyad'a gidip ricada bulundu. O da Ubeydullah'm zevcelerinin hatırına ölüyü kendilerine teslim etti. Ubeydullah'm cenazesini alıp mahfelerine koyarak beraberinde götürdüler. O gün Ubeydullahla birlikte Zülkila da öldürülmüştü. Şa'bî dedi ki: Hz. Ömer'in oğlu Ubeydullah'm öldürülmesiyle ilgili olarak Ka'b b. Ca'l et-Tağlibî şu şiiri söylemiştir:
«Bilesiniz ki gözler, Sıffîn savaşında kendisi dururken atı kaçıp giden bir süvariye ağlarlar.
Vail kabilesi, kılıçlarının adlarını değiştiriyor.
Eğer ölüm ona isabet etmeseydi o, namlı bir bahadır olacaktı.
Ölüm yere yatırdığı Ubeydullah'a meyletti.
Böylece onun kanı aktı, damarları kan fışkırttı.
Kan cereyanı ve fışkırması onun üzerine çöktü ve onu kapladı, her tarafı kan içinde kaldı.
Gömleğin yakasının sivri uçları gibi kanlar parlıyordu.
Muhammed'in amcası oğlunun etrafında Ölüm esnasında şerefli ve menkıbe sahibi kimseler sabrettiler.
Onun yanından ayrılmadılar. Nihayet Allah, onların sabrını gördü. Neticede eller üzerinde mushaflan görüldü. »
Başka birisi, bu şiire şu beyti eklemiştir:
«Ey Muaviye! Gerekçesiz olarak ayaklanma ve hücuma geçme. Bu günden sonra sen alçaklıkla tanınacaksın.»

