El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicri Onaltıncı Sene

Bu sene başında Sa'd b. Ebi Vakkas, Nehreşir şehrine inip konaklamıştı. Burası, Kisra'nın Dicle'nin batı tarafındaki iki şehrinden biriydi. Sa'd, hicri onbeşinci senenin zilhicce ayında buraya gelmişti. Ancak onaltıncı …

Bu sene başında Sa'd b. Ebi Vakkas, Nehreşir şehrine inip konaklamıştı. Burası, Kisra'nın Dicle'nin batı tarafındaki iki şehrinden biriydi. Sa'd, hicri onbeşinci senenin zilhicce ayında buraya gelmişti. Ancak onaltıncı sene girdiği halde Sa'd burada ikametine devam etmekteydi. Her tarafa müfreze ve süvariler göndermişti. Ancak bunlar, hiçbir Fars askerini yakalayamamışlardı. Aksine bunlar 100 000 kadar çiftçi toplayarak hapsetmişlerdi. Sa'd da bu çiftçilere ne gibi bir muamele yapacağını sormak üzere Hz. Ömer'e mektup göndermişti. Hz. Ömer de Sa'd'a cevabi mektubunda şöyle yazmıştı:

"Eğer bu çiftçiler size karşı Farslılara yardım etmeyip kendi beldelerinde ikamet etmişlerse, bu onlar için bir emandır. Kaçanlar varsa, onları yakaladığınız zaman dilediğiniz gibi davranabilirsiniz!" Bu mektup üzerine Sa'd, çiftçileri İslâm'a davet etti. Fakat onlar bu daveti kabul etmediler. Cizye vermeyi kabullendiler. Bunun üzerine Sa'd, onları serbest bıraktı. Dicle'nin batı tarafından Arap diyarına kadar yaşayan çiftçilerin tamamı, böylece cizye ve haraç ödeme yükümlülüğü altına girdi. Nehreşir şehri, Sa'd'a karşı şiddetle direniyordu. Sa'd, onlara Sel-man-ı Farisfyi gönderdi. Selman, onları Aziz ve Celil olan Allah'a imana veya cizye ödemeye yahut savaşmaya davet etti. Onlar, savaşma ve isyan dışında hiçbir teklin kabul etmediler. Mancınık ve Debbabeler diktiler. Sa'd da mancınık yapılmasını emretti Bü emir üzerine yirmi mancınık yapıldı. Mancınıklar, Nehreşir şehrine karşı dikildiler. Kuşatma şiddetlendi. Nehreşir halkı çıkıp savaşıyor, çarpışıyor ve asla firar etmeyeceklerine yemin ediyorlardı. Ama Cenâb-ı Allah, onların bu yeminlerini boşa çıkarıp yalanladı. Zühre b. Haviyye, bir mızrak darbesine maruz kaldıktan sonra onları yenilgiye uğrattı. Kendisi mızrak darbesini aldıktan sonra Farslardan çok sayıda adam öldürdü. Onlar da onun Önünden kaçıp beldelerine sığındılar. Orada şiddetlice kuşatma altına alındılar. Şehir halkı mahsur kaldıklarından köpek ve kedi yemeye başlamışlardı. Onlardan birisi, surlardan Müslümanlara doğru eğilip şöyle seslenmişti:

- Hükümdar size diyor ki: Bizimle Dicle'nin bizim tarafımızda olan kısmından dağlık bölgelerimize kadar olan kısım bizim, tarafınızda olan dağlık bölgesi ise sizin olması karşılığında barış yapar mısınız? Hala doymadınız mı? Allah karınlarınızı doyurmasın."

Bunun üzerine Ebu Mukarrin el-Esved b. Kutbe'yi yüce Allah, hiç bilmediği ve beraberinde bulunmayan bir bilgi ile konuşturdu. Bunun üzerine gelmiş olan piyadeler geri dönerek Kisra'nın sarayının bulunduğu doğu Medain'e geçtiler. Ebu Mukarrin ile birlikte bulunanlar ona:

- Ey Ebu MüfezzizîSen bu elçiye ne söyledin? diye sorunca Ebu Mukarrin:

- Muhammed'i Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ne söylediğimi ben de bilmiyorum, hayırlı olan şeyleri söylemiş olduğumu umarım, diye cevap verdi.

Neler söylediği konusunda Sa'd ve diğer kimseler de kendisine soru sordularsa da Ebu Mukarrin, ne söylediğini bilemedi. Bunun üzerine Sa'd Müslümanlar emir verdi. Onlarda düşmanla çarpışmaya başladılar. Fakat şehirde hiç kimse görülmediği gibi eman isteyen bir adamdan başka dışarıya çıkan da olmadı. Eman verdikleri bu kimse onlara:

- Artık şehirde size karşı koyabilecek hiç kimse kalmadı, diye haber verdi. Gerçekten şehire girdiklerinde ne birşey buldular, ne de herhangi bir kimse ile karşılaştılar. Herkesin şehirden kaçtığım gördüler. Bu hadise, hicretin onaltmcı senesinin safer ayında vuku bulmuştu.Biz de eman isteyen adama ve yakalanan esirlerden bazısına şehir halkının niçin kaçmış olduğunu sorduk. Bize şöyle cevap verdiler:

- Kral size barış teklifinde bulunmak üzere elçi gönderdi. Fakat bu adamınız (yani Ebu Mukarrin) kendisine: "Efridun balı ile Kusa turuncunu birlikte yemedikçe aramızda barış olmayacaktır, "diye cevap verdi. Bunun üzerine kralımız:

- Vay halimize! Melekler bunların diliyle konuşuyor ve bunların adına bize cevap veriyor, dedi.

Müslüman askerlere daha sonra oradan Medain'e geçmeleri emredildi. Onlar da gemilere binerek Dicle nehrini geçtiler. Şehir oraya yakındı. Müslümanlar, Nehreşir'e girdikleri zaman Medain'in beyaz köşkü olan hükümdarlık makamı göründü. Zaten Rasûlullah (s.a.v.) da daha önce Allah'ın burayı ümmetine nasib edeceğini haber vermişti. Vakit sabaha yakındı. Orayı Müslümanlardan ilk gören kişi Dırar b. Hat-tab'dı.Görünce: "Allahu Ekber, Kisra'nın beyaz sarayı işte bu. Allah ve Rasûlünün bize vâd ettiği şeydir." dedi. insanlar da ona baktılar. Sabaha kadar sürekli tekbir getirdiler.