El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Alî'nin Fatımatü'z-Zehra (R.A.) İle Evlenmesi

Süfyan-ı Sevrî, Hz. Ali'nin Küfe minberi üzerinde şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'dan kızı Fatıma ile evlenme talebinde bulunmak istedim. Ancak herhagi bir mala sahip olmadığımı hatırladım. Sonra …

Süfyan-ı Sevrî, Hz. Ali'nin Küfe minberi üzerinde şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'dan kızı Fatıma ile evlenme talebinde bulunmak istedim. Ancak herhagi bir mala sahip olmadığımı hatırladım. Sonra akrabalık ilişkilerimizi düşünerek gidip Rasûlullah (s.a.v.)'a böyle bir talebte bulundum. Rasûlullah (s.a.v.), bana şöyle sordu:

- Yanında birşey var mı?

- Hayır.

- Falan günde sana vermiş olduğum Hutemi zırhın nerede?

- Yanımda.

- Onu bana ver.

Zırhı kendisine verdim ve beni kızıyla evlendirdi. Gerdek gecesi Fa-tıma'nın yanına gideceğim zaman bana: «Ben yanımza gelinceye kadar bir şey yapmayın.» dedi.

Yanımıza geldi. Üzerimizde bir kadife veya başka bir örtü vardı. Onu görünce acelece yerimizden kalkmak istedik. Bize:«Yerinizde durun» dedi. Sonra bir bardak su getirilmesini istedi. Getirilen suyun üzerine dua okudu. Sonra suyu benimle Fatıma'nın üzerine serpti. Ben ona şöyle bir soru sordum:

- Ya Rasûlallah, beni mi, yoksa Fatıma'yımı daha çok seviyorsun?

- Onu senden daha çok seviyorum. Ancak sen benim nazarımda ondan daha kıymetlisin.»

Neseî, Büreyde'nin bu hadiseyi daha detaylı bir şekilde anlattığını rivayet etmiştir. Bu rivayette anlatıldığına göre Hz. Ali, Sa'd'dan bir koç, Ensâr'dan birkaç kişiden de birkaç ölçek Mısır ödünç alarak Fatıma için düğün yemeği yapmıştır. Rasûlulîah (s.a.v.) da Fatıma ile Ali'nin üzerine su serptikten sonra ikisi için dua etmiş ve:«AUah'ım, bunların zifaflarını kendileri için mübarek kıl.» demiştir.

Muhammed b. Kesir, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ali, Fatıma'yı istediği zaman Rasûlullah (s.a.v.), kızma giderek şöyle demişti: «Kızım, amcan oğlu Ali seninle evlenmek istiyor. Buna ne dersin?»

"Babasının bu sorusu karşısında Fatıma ağlamış, sonra şöyle de-mişti:«Ey babacığım öyle görülüyor ki, sen beni Kureyş'in yoksuluna vererek küçültüyorsun. Öyle değil mi?» Fatıma'nın böyle demesi karşısında Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştu: «Beni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, göklerden bu hususta Allah bana izin verinceye kadar bu evlilik hakkında birşey söylemeyeceğim.»

Babasının böyle demesi üzerine Fatıma: «Allah ve Rasûİünün razı olduğu şeye ben de razı oldum.» demişti ve Fatıma'nın da kabul etmesinden sonra Rasûlullah (s.a.v.), oradan kalkıp gitmiş Müslümanlar da bu iş için toplanmışlar, Rasûlullah Ali'ye şöyle demişti: «Ey Ali! Evlenme talebine dair okunması gereken hutbeyi sen kendin oku.» Peygamber Efendimiz'in bu emri üzerine Ali kalkıp hutbeyi okumuştu: «Ölümsüz olan Allah'a hamd olsun. İşte Allah Rasûlü Muhammed, kızı Faü-ma'yı dört yüz dirhem tutarındaki mehir karşılığında benimle evlendir-miştir. Onun dediğini duyun ve şahid olun.»

Orada bulunan cemaat da şöyle sormuştu:

- Ya Rasûlallah, bu hususta ne buyuruyorsun? Rasûlullah da: «Şahid olun ki, kızımı Ali ile evlendirdim.» dedi.

Veki, Şâbfden rivayet etti ki, Hz. Ali, şöyle demiştir:

«Bizim bir koç postundan başka bir sergimiz yoktu.Bir tarafında uyurduk, bir tarafında da Fatıma hamur yoğururdu.»

Mücahid, Şâbî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«O koç postununun üzerinde gündüz devemize yem verirdik. Devemize ondan başka yem torbası yapacak bir şeyimiz yoktu.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Zeyd b. Erkam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah'ın birkaç sahabesinin Mescid-i Nebevfye açılan kapıları vardı. Bir gün Rasûlullah (s.a.v.): «Ali'nin kapısı dışındaki şu kapılan kapatın.» dedi. Ancak bazı kimseler, bu konuda dedikoduya başladılar. Rasûlullah (s.a.v.), bunun üzerine kalkıp Allah'a hamdü senada bulundu ve şöyle buyurdu:

«Ben, Ali'nin kapısının dışındaki diğer kapıların kapatılmasını emrettim. Bazılarınız bu hususta dedikodu yaptılar. Allah'a yemin ederim ki ben, bana verilen emir dışında bir kapı kapatmış veya bir kapı açmış değilim. Ancak bana bir emir verildi. Ben de o emre uydum.»

Sa'd b. Ebi Vakkas'tan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), mescidin içine açılan kapıların tamamım kapatmış, yalnız Ali'nin kapışım açık bırakmıştı. Bu yüzden bazı kimseler dedikodu yapınca kendisi şöyle buyurmuştu:

«O kapıyı ben açık bırakmadım. Ancak Allah açık bıraktı.»

Bu rivayet, Sahih-i Buharî'de yer alan şu rivayete ters düşmemektedir. Şöyle ki: Rasûlullah (s.a.v.), ölüm hastalığında iken caddeden Mescid-i Nebevfye'ye açılan kapıların tamamının kapatılmasını, yalnız Ebu Bekir es-Sıddık'ın kapısının açık bırakılmasını emretmişti. Daha önce de Rasûlullah (s.a.v.), hayatta iken önceki kapı meselesi husu-susda Ali'nin kapısının açık bırakılmasını emretmişti. Çünkü Fatı-ma'nın kendi evinden babasımn evine geçebilmesi için o kapıdan geçmeye ihtiyacı vardı. Rasûlullah (s.a.v.), ona acıdığından Ali'nin kapısının açık bırakılmasını emretmişti. Ama vefatından sonra bu gerekçe ortadan kalkmış, sadece namaz kıldırmak maksadıyla Ebu Bekir'in mescide gelebilmesi için onun kapısının açık bırakılmasına ihtiyaç duyulmuştu. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)'m vefatından sonra halife Ebu Bekir olacaktı ve onun halifeliğine bu da bir nevi işaretti.

Tirmizî, Ebu Said'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye hitaben şöyle demiştir:

«Ey Ali, benden ve senden başka hiçbir kimseye mescitte cünüp olmak helal olmaz.»

Ali b. Münzir dedi ki: Ben, Dırar b. Sard'a bu hadisin ne anlama geldiğini sorduğumda o bana şöyle dedi: «Yani ey Ali, benden ve senden başka bir kimsenin cünüp olarak bu mescitten çıkması helal olmaz.»

Tirmizî, bu hadisin hasen ve garip olduğunu söylemiştir.

İbn Asakir, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ölüm hastalığında Peygamber (s.a.v.), evinden çıktı, mescidin avlusuna geldi. Orada yüksek sesle şöyle dedi: «Muhammed ve eşleri ile Ali ve Muhammed'in kızı Fatıma dışında âdet halindeki bir kadının veya cünüp bir kimsenin mescide girmesi helal olmaz. Dikkat edin. Size isimleri açıkladım ki sapmayasınız.»

Bu hadisin rivayet senedinde gariplik vardır ve zayıftır.

Hakim, Büreyde b.Hasib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: . , «Ali ile birlikte gaza için Yemen'e gittim.Ali'den biraz hakaret gördüm. Medine'ye döndüğümde Ali'nin bana yaptıklarını Rasûlullah'a anlattım. Onu biraz yerdim. Rasûlullah (s.a.v.)'m yüzünün renginin değiştiğini gördüm. Bana şöyle dedi:

- Ey Büreyde, ben mü'minlere kendi nefislerinden daha yalan değil miyim?

- Evet Öylesin ya Rasûlallah.

- Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur.»

imam Ahmed b.Hanbel, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Yemen'e iki askeri birlik gönderdi. Bu birliklerden birinin başında EbuTalib oğlu Ali, diğerinin başında da Halid b. Velid vardı. Rasûlullah (s.a.v.), bunları gönderirken kendilerine şu talimatı vermişti: «İkiniz Yemen'de bir araya geldiğinizde komutan Ali'dir. Ayrıldığınız zaman da herkes kendi askeri birliğinin komutanı olacaktır.»

Nihayet Yemen'e vardık. Yemenlilerden Beni Zeyd kabilesiyle karşılaştık. Savaştık. Biz Müslümanlar, Yemenli müşrikleri mağlub ettik. Savaşçılarını öldürdük, çoluk çocuklarını esir aldık. Ali, esir alınan kadınlardan birini kendi şahsına ayırdı.Halid b. Velid de beni Rasûlullah'a göndererek Ali'nin böyle yaptığını ihbar etmemi istedi. Rasûlullah (sa.v.)'ın yanına vardığımda Halid'in mektubunu kendisine verdim. Mektup okundu. Rasûlullah(s.a.v.)'m öfkelendiğini yüzünden anladım ve şöyle dedim:

- Ya Rasûlallah, ben Yemen'den dönen bir adamım. Sen beni bir komutanla Yemen'e göndermiş ve ona itaat etmemi emretmiştin.Şimdi ben onun sana gönderdiği mesajı tebliğ ettim.

- Ali'nin aleyhinde konuşma. O, bendendir. Ben de ondanım. Benden sonra sizin veliniz odur.»

Bu lafız münkerdir. Bu hadisin ravileri arasında adı geçen Eclah, Şiidir. Böyle biri müfred olarak bir rivayette bulunduğunda rivayeti kabul edilmez. Ancak kendisinden daha zayıf bir kimse bu hususta Ec-lah'a tabi olmuştur. Doğrusunu Allah bilir. Çünkü bu konudaki nakiller arasında mahfuz olan rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: «Ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), ganimetlerin beşte birini teslim alması için Ali'yi Halid b.Valid'e gönderdi. Ali, orada sabahladığı zaman (cariyelerden biri ile cinsel ilişkide bulunduğu için yıkanmıştı ve) başından su damlamakta idi. Halid b. Velid, bu durumu görünce bana:

- Ey Büreyde, şu adamın yapıtğını görüyor musun?

Ben de Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına döndüğümde Ali'nin orada yaptığı şeyi kendisine haber verdim. Ben, Ali'ye kızıyordum. Rasûlulah (s.a.v.), bana dedi ki:

- Ey Büreyde, sen Ali'ye kızıyor musun?

- Evet.

- Ona kızma, onu sev. Çünkü onun, ganimetlerin beşte biri içinde bundan (bu cariyeden) daha fazla hakkı var.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ali'ye kızdığım kadar başka hiç kimseye kızmıyordum. Kureyşli-lerden bir adam da Ali'ye kızıyordu.Ben o adamı sırf Ali'ye kızdığı için seviyordum. İşte o adam, bir süvari birliğinin başında bir sefere gönderildi. Ben de onun maiyetindeydim.Sırf Ali'ye kızdığı için maiyetinde yer almıştım.Seferimizde birkaç cariyeyi esir almış ve ganimetler elde etmiştik. Rasûlullah (s.a.v.)'a elde ettiğimiz ganimetlerin beşte birini gelip teslim alacak bir adamı göndermesi için bir mektup gönderdik. Rasûlullah (s.a.v.) da bu iş için bize Ali'yi gönderdi. Esir almanlar arasında çok güzel bir cariye vardı. Ganimetler beşe bölündü. Beşte biri taksim edilip Ali'ye teslim edildi. Sabah olduğunda Ali odasından dışarı çıkarken saçından su damlıyordu. Kendisine:

- Ey Hasan'm babası, bu ne haldir? diye sorduğumuzda şöyle cevap verdi:

- Esirler arasındaki cariyeyi görmüyor musunuz? Ben onları taksim ettim. O, beşte birlik pay arasına düştü, sonra o, Peygamber (s.a.v.)'in ailesinin hakkı oldu. Sonra da benim payıma düştü. Ben de onunla cinsel ilişkide bulundum.

Ali'ye kızan o adam (komutanım olan Halid b. Velid), bu durumu Allah'ın peygamberine bildirmek için bir mektup yazdı. Ben, komutanıma:

- Bu mektubu benimle Peygamber (s.a.v.)'e gönderir misin? dedim. O da beni bu durumun bir nevi tasdikcisi olarak mektupla birlikte Rasûlullah (s.a- v.)'a gönderdi. Mektubu götürdüğümde okumaya başladım. Mektubun sahibini kastederek: «Doğru söylüyor.» diyordum. Rasûlullah (s.a.v.), elimi tuttu ve mektubu da alıp şöyle dedi:

- Ali'ye kızıyor musun?

- Evet.

- Ona kızma. Şayet onu seviyorsan sevgini fazlalaştır. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Ali ailesinin ganimetlerin beşte birindeki payı, o cariyeden daha fazladır.

Rasûlullah (s.a.v.)'ın bana böyle demesinden sonra Ali'den daha çok sevdiğim bîr kimse olmamıştır.»

imam Ahmed b. Hanbel, İmran b. Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), gazaya bir müfreze (birlik) gönderdi. Müfrezenin komutanlığına da Ebu Talib oğlu Ali'yi atadı. Ali, bu seferde bir hadise yaptı. O müfreze içinde yer alan sahabelerinden dört kişi, Ali'nin bu yaptığını RasûluUah'a anlatacaklarına dair söz birliği yaptılar. Biz de bu seferden döndüğümüzde önce Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidip selam verdik. Ali'nin sefer esnasında yaptığı hadiseyi ihbar etmeye söz vermiş olan o dört kişi de Rasûlullah'ın yanma geldi. Onlardan birisi kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah (s.a.v.), Ali şöyle ve şöyle yaptı. Rasûlullah, o adamdan yüzünü çevirdi. Sonra ikinci adam kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, Ali şöyle ve şöyle yaptı.

- Rasûlullah (s.a.v.), ondan da yüz çevirdi. Sonra üçüncü adam kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, Ali şöyle ve şöyle yaptı. Dördüncüleri kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Ali şöyle ve şöyle yaptı.

Rasûlullah (s.a.v.), yüzü değişmiş olarak o dördüncü adama dönüp şöyle dedi:

«Ali'yi bırakın. Ali'yi bırakın. Ali'yi bırakın. Çünkü Ali, bendendir. Ben de ondanım. Benden sonra o, her mü'minin velisidir.»

imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«insanlar, Ali'yi şikayet ettiler. Rasûlullah (s.a.v.) da aramızdaydı. Kalkıp şöyle bir nutuk irad etti: - Ey insanlar, Ali'yi şikayet etmeyin. Allah'a yemin ederim ki o, Allah'ın zatı hususunda (veya Allah yolunda) en atak olan kimsedir.»

Hafız el-Beyhakî, Ebu Said'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Talib oğlu Ali'yi Yemen'e gönderdi. Ben de onunla birlikte Yemen'e gidenler arasında bulunuyordum. Zekat develeri getirildiğinde Ali'den, o develere binerek kendi develerimizi dinlendirmek istediğimizi kendisine bildirdik. Çünkü develerimizin bitkin düştüklerini görmüştük. Ancak Ali, bu isteğimizi kabul etmeyip: «Sizin bu develerdeki payınız, ancak diğer Müslümanların payı kadardır. Daha fazla bir hakkınız yoktur.» dedi.

Ali, Yemen'deki işini tamamlayıp dönerken başımıza birini emir tayin etti. Ali'nin kendisi acele edip hacca gitti. Haccını tamamladığı zaman Peygamber (s.a.v.), ona:«Arkadaşiarının yanma dön, onları da getir.» dedi. Biz daha önce Ali'ye ilettiğimiz isteğimizi bu defa başımıza emir tayin edilen adama ilettik. O, bu istediğimizi yerine getirdi. Ali, dönüp geldiği zaman zekat develerine binilmiş olduğunu onların sırtların-daki izlerden anladı. Yerine vekil bıraktığı adamı, bu hareketinden dolayı kınayıp ayıpladı. Ben de eğer Medine'ye döner, RasûluUah'a uğrar-sam Ali'nin bize yaptığı hakaret ve baskıları kendisine anlatacağımı söyledim. Medine'ye geldiğimizde Rasûlullah (s.a.v.)'a uğradım. Söylemeye yemin ettiğim şeyi ona söylemek istiyordum. Ebu Bekir'e rastladım. O, Rasûlullah'ın yanından çıkmakta idi. Beni görünce durdu. Bana «Merhaba» dedi, hal-hatır sordu, ben de kendisinden hal hatır sordum.Bana:

- Ne zaman geldin? diye sondu.

Ben de:

- Dün geldim, diye cevap verdim.

Benimle birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma döndü ve ona:

- Ya Rasûlallah, işte Sa'd b. Malik b. Şehid gelmiştir, yanına girmek için izin istiyor, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) da:

- içeri girmesine izin ver, dedi.

içeri girip Rasûlullah (s.a.vja saygı gösterip selam verdim. O da selamımı aldı. Benim ve ailemin durumunu sordu. Ancak hal hatır sorma işini gizli yaptı. Ben de kendisine dedim ki: «Ya Rasûlallah, Ali'den çok cefa çektik, iyi arkadaşlık etmedi. Bizi sıkıştırdı.» Ali'nin bize yaptıklarım birer birer saymaya başladım. Sözümün ortasına geldiğimde Rasûlullah (s.a.v.) -yakınında oturduğum için- uyluğuma vurdu ve şöyle deyip sözümü kesti:

«Ey Sa'd b. Malik b. Şehid, kardeşin Ali hakkında söylemekte olduğun sözlerinin bir kısmını kes. Allah'a yemin ederim ki, Ali'nin Allah yolunda bir asker olduğunu bilmekteyim.»

Rasûlullah (s.a.v.)'ın böyle demesi üzerine ben kendi kendime şöyle dedim: «Ey Sa'd b. Malik, anan seni kaybetsin. Bu günden itibaren artık Ali'nin hoşuna gitmeyecek durumlara girmeyeceğim, artık onun hoşuna gitmeyecek şeyleri kesinlikle söylediğimi bilmiyorum. Vallahi onu artık ne gizli, ne de açıkça kötü sözlerle anmayacağım.»

Yunus b. Bükeyr, Hudeybiye ashabından olan Anar b. Şaş el-Eslemfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'ın Yemen'e gönderdiği süvarilerle birlikte Ali'nin yanında yer aldım. Ali, bana biraz hakaret etti. Ona kırıldım. Medine'ye döndüğümde bir gün bir mecliste oturmakta olan Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma yöneldim..Rasûlullah, bana-bakınca gidip yanma oturdum. Şöyle buyurdu: «Ey Amr, Allah'a yemin ederim ki, sen bana eziyet ettin.»

Dedim ki: «İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciun. Rasûlullah'a eziyet etmekten Allah'a ve İslâm'a sığınırım.» Benim böyle demem üzerine Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:«Kim Ali'ye eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur.»

Seyf b. Ömer de Abdullah b. Said vasıtasıyla Eban b. Salih'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: «Her kim bir Müslümana eziyet ederse bana eziyet etmiş olur, bana eziyet eden kimse de Allah'a eziyet etmiş olur.»

Ebu Ya'lâ, Sa'd b. Ebi Vakkas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Mescidde ben ve iki adam oturmaktaydık. Ali'nin aleyhinde konuştuk. Rasûlullah (s.a.v.), öfke ile bize yöneldi. Ben de onun öfkelenmesinden Allah'a sığındım. Rasûlullah (s.a.v.), bize şöyle dedi:

«Benimle sizin aranızda ne olmuş? Kim Ali'ye eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur.»