El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Alî'nin Fazîletîne Daîr Başka Bir Hadîs

Ebu Bekir eş-Şafıî, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)la birlikte Ensâr'dan bir kadının İsraf adındaki hurmalığına gittik. Kadın, Rasûlullah (s.a.v.) için küçük bir hurma ağacının …

Ebu Bekir eş-Şafıî, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)la birlikte Ensâr'dan bir kadının İsraf adındaki hurmalığına gittik. Kadın, Rasûlullah (s.a.v.) için küçük bir hurma ağacının altına su serptikten sonra bir yaygı serdi. Rasûlullah (s.a.v.) da o esnada şöyle dedi: «Şimdi size cennetliklerden bir adam gelecektir.» Ebu Bekir geldi. Rasûlullah, sonra tekrar şöyle dedi: «Şimdi size cennetliklerden bir adam gelecektir.» Böyle demesinden sonra Ömer geldi. Sonra yine şöyle dedi:«Şimdi size cennetliklerden bir adam gelecektir.»

Başım hurma ağacının altında eğmiş durumda idi. Sonra şöyle dedi: «Allah'ım, dilersen gelecek olan o cennetlik adamı Ali yaparsın.» Böyle dedikten sonra Ali geldi. Sonra Ensâr'dan plan o kadın, Rasûlullah (s.a.v.)'a bir koyun kesti, ben de onu pişirdim. Rasûlullah (s.a.v.) yedi. Biz de yedik. Öğle vakti olduğunda kalkıp namaz laldı. Biz de kıldık, ne o abdest aldı, ne de biz aldık. İkindi vakti olduğunda namaz kıldı, yine ne o abdest aldı, ne de biz aldık.»

Ebu Ya'lâ, İbn Umeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Babamla birlikte Aişe'nin yanına gittik. Ona Ali'yi sordum.Hz. Ai-şe dedi ki: Ali kadar Rasûlullah tarafından çok sevilen başka bir adam görmedim. Ali'nin hanımı (Fatıma) kadar Rasûlullah tarafindan çok sevilen başka bir kadın da görmedim.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Abdillah el-Becelf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ümmü Seleme'nin yanma gittim. Bana dedi ki: —Aranızda yaşamakta iken Rasûlullah'a sövülür müydü? —Allah korusun (veya sübhanallah), böyle birşey yapılabilir mi hiç? —Ben, Rasûlullah (s.a.v.) in şöyle dediğini işittim: «Ali'ye söven bana sövmüş olur.»

Ebu Ya'lâ, Ebu Abdillah el Becelfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ümmü Seleme, bana şöyle dedi:

- Rasûlullah (s.a.v.)'a minber üzerindeyken sövülür müydü? —Bu nasıl olur?

- Şimdi Ali'ye ve onu sevenlere sövülmüyor mu? Oysa ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m Ali'yi sevdiğine şahitlik ederim.» Ümmü Seleme, Cabir ve Ebu Said'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye şöyle demiştir:«Beni sevdiğini iddia edipde sana öfke duyan kimse, beni sevdiğine dair ileri sürdüğü iddiada yalancıdır.» Ancak bu rivayetlerin senedleri zayıftır, delil olarak ileri sürülemezler.

Abdürrezzak, Zer b. Hubeyş'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ali'nin şöyle dediğini işittim: «Habbeyi yaran ve canlıyı yaratan Allah'a yemin ederim ki, Peygamber (s.a.v.), bana şöyle demiştir: «Seni ancak mü'min kimse sever ve sana ancak münafık olan kimse öfke duyar.»

/ îbn Ukbe, Abdullah b. Mesud'dan rivayet etti M, Rasûlullah (s,a.v.), şöyle buyurmuştur: «Ali'ye öfke duymakla birlikte bana ve getirdiğim şeye iman ettiğine dair iddiada bulunan kimse yalancıdır, mü'min değildir»

Bu rivayet senediyle birlikte uydurmadır. Sabit değildir, doğrusunu Allah bilir.

Hasan b. Arfe, Ammar b.Yasir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'in Ali'ye şöyle dediğini işittim: «Seni seven ve senin hakkında doğru söyleyen kimseye ne mutlu. Sana öfke duyan ve senin hakkında yalan söyleyen kimsenin de vay haline!» Bu mealde birçok hadis rivayet edilmiştir.

Abdürrezzak, ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye bakıp şöyle dedi: «Sen dünyada efendisin, ahirette efendisin. Seni seven beni sevmiştir. Senin sevgilin, Allah'ın sevgilisidir. Sana öfke duyan bana öfke duymuştur. Seni sevmeyeni Allah da sevmez . Benden sonra sana öfke duyan kimsenin vay haline.»

Haris b. Hasîre, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), beni çağırdı ve şöyle dedi:«Sende Meryem oğlu İsa'dan bir örnek vardır. Yahudiler, ona öfke duydular. Öyle ki, onun anasına iftirada bulundular. Onu Hrıstiyanlara sevdirdiler. Öyle ki, Hrıstiyanlar da onu hak etmediği bir mertebeye getirdiler.»

Dikkat edin, benden dolayı iki zümre insan helak olacaktır. Bunlardan birisi, benim hakkımda abartılı bir sevgi besleyip ifrata kaçar ve beni layık olmadığım bir mertebeye yükseltmeye çalışır. Diğeri de bana öfke duyar, bana olan öfkesi yüzünden iftira eder. Dikkat edin, ben peygamber değilim. Bana vahyedilmez. Ancak ben Allah'ın kitabı ve peygamberinin sünnetiyle elimden geldiği kadarıyla amel ederim. Size, Allah'ın taatine dair verdiğim emirler haktır. Hoşunuza giden ve gitmeyen hususlarda bana itaat etmekle yükümlüsünüz.»

Yakub b. Süfyan, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben, ateşin taksimcisiyün. Kıyamet gününde şu sana, şu da bana diyeceğim.»

Ben derim ki: Avam arasında yaygın olan yanlış bir kanat şudur ki, güya Hz. Ali, Cennet'te Kevser havuzunun başında durup insanlara su dağıtacaktır. Bunun aslı yoktur. Sağlam yollardan böyle bir rivayet gelmemiştir. Rivayetlerde sabit olduğuna göre Kevser havuzunun başında insanlara su dağıtacak olan kişi, Rasûlullah(s.a.v.)'dır.

Kıyamet gününde şu dört kişiden başka hiçbir şahsın binek üzerinde gelmeyeceğine dair nakledeceğimiz hadis de asılsızdır. Güya Rasûlullah (s.a.v.) Burak üzerinde, Salih peygamber devesi üzerinde, Hamza da Abda adlı deve üzerinde, Ali de Cennet'in üzerinden bir dere üzerinde gelecek ve tehlil getirerek sesini yükseltecektir.

Yine baza kimselerin ağızlarında Ali adına yapılan yeminlerin de şeriatta yeri yoktur. "Ali aşkına al", "Ali aşkına ver" ve benzeri şekillerde yeminler ediyorlar ki bunlar rafizilerin uydurmalarıdır ve asılsız şeylerdir. Bu gibi yeminler hiçbir cihetten sahih değildir. Hatta bunu alışkanlık haline getiren kimselerin ölüm anında imanlarının gideceğinden korkulmaktadır. Allah'tan başkasının adına yemin eden kimse, şirk koşmuş olur.

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), bana uğradı. Ben rahatsızdım, şöyle diyordum: «Allah'ım, eğer ecelim gelmişse artık beni (vefat ettirip) rahata kavuştur. Eğer ecelim gelmemişse şu hastalığı üzerimden kaldır. Eğer bu bir musibetse bana sabır ver.» Daha da bazı şeyler söyledim ve duamı tekrarladım. Rasûlullah (s.a.v.) da ayağıyla bana vurup:

- Ne söyledin? diye sordu.

Ben de söylediklerimi tekrarlayınca kendisi: «Allah'ım, ona afiyet ver (veya şifaya kavuştur)» diye dua etti. Artık ondan sonra hiç hastalanmadım.»

- Muhammed b. Müslim b. Darih, Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

«İlmi hususunda Adem'e; anlayışı hususunda Nuh'a, yumuşak huyluluğu bakımından İbrahim'e, zahidliği hususunda Zekeriya oğlu Yahya'ya, kuvvetli olma bakımından Musa'ya bakmak isteyen kimse EbuTalib oğlu Ali'ye baksın.»

Bu cidden münker bir hadistir, s ene di sahih değildir.

Hz. Ali'nin hatırına, güneşin battıktan sonra tekrar ufka döndürüldüğüne dair bir hadis te rivayet edilmiştir. Biz bu hadisi bu kitabın peygamberlik delilleri bölümünde sened ve lafızlarıyle nakletmiştik. Burada tekrarlamaya ihtiyaç yoktur.

Tirmizî, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Taif savaşında Rasûlullah (s.a.v.), Ali'yi çağırdı. Ona gizlice birşey-ler fısıldadı. Bazı kimseler: «Rasûlullah (s.a.v.), amcasının oğlu ile uzun uzadıya fısıldaştı.» deyince o, şöyle karşılık verdi: «Ben onunla ftsıldaş-madım, aksine Allah onunla fısıldaştı. Ona sırlar verdi.»

Bu, hasen ve garip bir hadistir. Bu hadiste Peygamber Efendimiz, "Allah onunla fısıldaştı" demekle kendisinin onunla fisıldaşmasını ve sır vermesini Allah'ın emrettiğini söylemek istemiştir.

Tirmizî, Ümmü Atiyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), bir tarafa bir askeri birlik gönderdi. Aralarında Ali de vardı. Rasûlullah (s.a.v.), onları gönderdikten sonra ellerini semaya kaldırarak şöyle dua etti: «Allah'ım, Ali'yi bana göstermeden beni öldürme.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Zalim el-Mazinî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Muaviye, Kûfe'den çıktığında yerine Muğire b. Şube'yi vekil bıraktı. Hatipler kalkıp Hz. Ali'nin aleyhinde konuşmaya başladılar. Ben de Said b. Zeyd b. Ömer b. Nüfeyl'in yanıbaşmda durmaktaydım. Said, bu duruma öfkelenip kalktı, elimden tutup yürümeye başladı ve bana şöyle dedi:

«Kûfelilerden bir adama lanet okunmasını emreden şu kendine yazık eden adamı görüyor musun? Oysa ben onlardan dokuz kişinin cennetlik olduğuna şahitlik ederim. Onuncusuna da şahitlik edersem günahkar olmam.»

Ben de Said'e şöyle dedim:

- Nedir bu şahitlik ettiğin şey?

- Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştu: «Ey Hira, yerinde dur, senin üzerinde ancak bir peygamber veya bir sıddık veya beş şehid vardır.»

- Kimlerdir onlar?

- Rasûlullah, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr, Talha, Abdur-rahman b. Avf ve Sa'd b. Malik. - Ya onuncuları kimdir?

- Benim."

İmam Ahmed b. Hanbel, Veda haccında bulunan Habeşi b. Cünade es-Selulî'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: Ali bendendir, ben de ondamm, görevimi ancak ben veya (benim yerime) Ali ifa eder.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Zeyd b. Besiğ'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'i Berâe sûresi ile birlikte Mekkelile-re gönderdi. O seneden sonra bir müşrikin hac edemiyeceğini, Beyt'in çıplak olarak tavaf edilemeyeceğini, mü'min kimseden başkasının Cen-net'e giremeyeceğini, Rasûlullah (s.a.v)la kendisi arasında belirli bir süreye kadar barış antlaşması bulunan kimselerin bu antlaşmalarının belirlenen süre sonuna kadar geçerli olacağım, Allah ve Rasûlünün müşriklerden uzak olduğunu bildirmesini Ebu Bekir'e emretti. Ebu Bekir de bu emri alıp yola çıktı. Üç gün yol gittikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'ye: «Hemen yola çık, Ebu Bekir'e ulaş, bu emirleri onun yerine sen tebliğ et.» dedi. Bilahare Ebu Bekir, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma döndüğünde ağladı ve: «Ya Rasûlallah, benim hakkımda birşey mi meydana geldi?» diye sorunca: Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle verdi:

«Senin hakkında birşey meydana gelmiş değildir. Ancak bu emirlerin şahsım tarafından veya ehl-i beytimden bir adam tarafından tebliğ edilmesine dair bana bir emir geldi.»

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Berâe sûresinden on ayet nazil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'i çağırdı. Bu ayetleri Mekkelüere okuması için Ebu Bekir'i bu ayetlerle Mekke'ye gönderdi. Sonra beni çağırdı ve bana şöyle dedi:

«Ebu Bekir'e yetiş. Onu bulduğun yerde yazıyı kendisinden al. Mek-kelilere götür ve onu onlara sen oku.» Ben de yola çıktım. Cühfe'de Ebu Bekir'e ulaştım. Yazıyı kendisinden aldım. Ebu Bekir, Medine'ye dönüp Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle sordu:

- Ya Rasûlallah, benim hakkımda birşey mi nazil oldu?

- Hayır, yalnız Cebrail bana gelip şöyle dedi: Sana verilen emri ya sen tebliğ et ya da ailenden bir adam tebliğ etsin.»

Bu rivayette münkerlik vardır. Çükü Ebu Bekir'in hemen Medine'ye döndüğü söylenmektedir. Oysa Ebu Bekir, o sene geri dönmemiş, aksine o senede (yani hicretin dokuzuncu senesinde) hac emirliği yapmıştır. O, Hz. Ali'yi bir cemaatla birlikte Mina düzlüğüne göndermiş, kurban bayramı gününde ve teşrik günlerinde Berâe'yi yüksek sesle ilan etmişlerdi. Biz bu hususu Ebu Bekir es-Sıddık'm haccı meselesinde ve Berâe suresinin tefsirinin baş kısmında açıklamışızdır.

Cabir'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.):« Ali'nin yüzüne bakmak ibadettir.» demiştir. Ancak bu rivayetler sahih değildir. Bunların senetlerinde ya yalancı kimseler ya da durumu belirsiz meçhul şahsiyetler ve Şiiler vardır.

Taberanî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Şu ayet-i kerime, Rasûlullah (s.a.v.)'a nazil olmuştu: «Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rükû eden mü'minlerdir.»(el- Mâide, 55.)

Bu ayet-i kerime kendisine nazil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.), evinden çıkıp Mescid-i Nebevî'ye girdi. O şurada insanların bir kısmı rükû halinde, bir kısmı kıyam halinde namaz kılmaktaydılar. Bir dilenci gördü. Ona şöyle sordu:

- Ey dilenci, sana birşey veren oldu mu?

- Hayır, ancak (Ali'yi göstererek) şu rükû halindeki adam bana yüzüğünü verdi.»

Bu rivayet hiçbir cihetten sahih değildir. Çünkü senedi zayıftır. Hz. Ali hakkında özel olarak herhangi bir Kur'ân ayeti nazil olmuş değildir.

Bazıları şu aşağıda sıraladığımız ayet-i kerimelerin Ali hakkında nazil olduğuna dair hadisler nakletmektelerse de bunlardan hiçbiri sahih değildir. Onun hakkında nazil olduğu ileri sürülen ayet-i kerimeler şunlardır:

«Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.» (er-Ra'd, 7.)

«Onlar, içleri çektiği halde yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.» (el-Insan, 8.)

«Hacca gelenlere su vermeyi, Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihad edenle bir mi tuttunuz?» <et-Tevbe, 19)

«İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf.» (el-Hacc, 19.) Bu ayet-i kerimenin, Hz. Ali, Hz. Hamza ve Ubeyde; kafirlerden de Utbe, Şeybe ve Velid b. Utbe hakkında nazil olduğu, sahih hadisle sabittir.

İbn Abbas'ın:

«Ali hakkında nazil olduğu kadar, başka bir kimse hakkında Kur'ân ayeti nazil olmuş değildir.» ve «Ali hakkında 300 ayet nazil olmuştur.» gibi sözlerine gelince bunlardan hiçbiri sahih değildir.

Ebu Said b. Arabî, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), mecsitte oturmaktaydı. Ashabı onun çevresini kuşatmışlardı. O esnada Ali gelip selam verdi. Sonra durup oturacağı bir yer bulmak için baktı. Rasûlullah (s.a.v.)'da Ali'ye kimin yer vereceğini görmek için ashabının yüzüne baktı. Ebu Bekir, Rasûluîlah (s.a.v.)'m sağ yanında oturmaktaydı. Yerinden biraz geri çekilerek: «Ey Hasan'm babası, şuraya buyur» dedi. Ali de Rasûlullah ile Ebu Bekir'in arasına oturdu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'ın sevinç duyduğunu yüzünden anladık. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'e dönüp şöyle dedi:«Ey Ebu Bekir, ancak fazilet sahibi kimselere üstün ikramda bulunulur.»

«Ali, beşeriyetin en hayırhsıdır. Kim ona itaat etmezse kafir olur. Kim onun emirliğine razı olursa şükretmiş olur» mealinde nakledilen hadise gelince, bu uydurmadır. Bunu uydurup ortaya atanı Allah kahretsin.

Tirmizî, Hz. Ali'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Ben hikmetin eviyim, Ali ise kapısıdır.»

Bu, garip bir hadistir.

Süveyd b. Said, Hz. Ali'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Ben ilmin şehriyim Ali ise kapısıdır, ilim elde etmek isteyen kimse, şehrin kapısına gelsin.»

İbn Adiy, İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«İlim öğrenmek isteyen kimse, Ali'nin pınarcığına gelsin.»

İbn Adiy, Abdullah b. Amr'dan rivayet etti ki, hastalığı zamanında Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Bana kardeşimi çağırın.» Ona Ebu Bekir'i çağırdılar. Rasûlullah, ondan yüz çevirdi. Sonra: «Bana kardeşimi çağırın.» dedi. Ona Ömer'i çağırdılar. Ondan da yüz çevirdi. Sonra: «Bana kardeşimi çağırın.» dedi. Osman'ı çağırdılar, ondan yüz çevirdi. Sonra: «Bana kardeşimi çağırın.» dedi. Ona Ebu Talib oğlu Ali'yi çağırdılar. Gelen Ali'yi bir örtü ile Örtüp üzerine eğildi. Ali yanından çıktığı zaman kendisine: «Rasûlullah (s.a.v.) sana neler söyledi?» diye sorduklarında şu cevabı verdi:«Bana ilimden bazı bablar öğretti ki, o bablardan her biri kapıya açılır.» Bu, uydurmadır.

İbn Asakir, Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'in yanında oturmaktaydım. Ona Ali'yi sordular, şöyle buyurdu: «Hikmet, on kısma bölündü. Dokuz kısım Ali'ye, bir kısmı da bütün insanlara verildi.»

Bu münker hatta uydurma bir hadistir. Bunu uydurup ortaya koyan ve böyle bir iftirada bulunan kimseyi Allah kahretsin.

Ebu Ya'lâ, Ebu'l-Bahteri'den rivayet etti ki, Hz. Ali şöyle demiştir:

«Ben, genç yaşta iken Rasûlullah (s.a.v.), beni Yemen'e gönderdi. Kadılık hususunda bilgim yoktu. Elini göğsüme vurup şöyle dedi: «Allah, senin kalbine doğru yolu gösterecek ve lisanına sebat verecektir.» Onun elini göğsüme vurmasından ve benim için böyle dua yapmasından sonra artık iki kişi arasında hüküm verirken hiç şüpheye düşmedim»

Rivayete göre Hz. Ömer, Hz. Ali hakkında şöyle demiş: «Ali, kadılığı en iyi bilenimizdir. Hüküm verme hususunda en bilgili olanımızdır. Übey de Kur'ân'ı en iyi okuyanımızdır.»

Hz. Ömer:«Ebu Hasen'i yani Ali'si bulunmayan bir problemle karşılaşmaktan Allah'a sığınırın.» dermiş.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Kendisine yemin ettiğim Allah hakkı için Ebu Talib oğlu Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'la en son konuşan kimse olmuştur. Ona en yakın olan da oydu. Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'ı hastalığı esnasında gün be gün ziyaret ederdik. O hep şöyle derdi:«Ali geldi mi?» Ben, Ali'yi bir işi için gönderdiğini sanıyordum. Bilahare Ali geldiğinde Rasûlullah (s.a.v.)'m onunla görülecek bir işi olduğunu sanarak odadan dışarı çıkıp kapı önünde oturduk. Oturanlar arasında kapıya en yakın olan bendim. Ali, Rasûlullah'm kulağına eğildi. Aynı günde de Rasûlullah (s.a.v.) vefat etti. Bu durumda Rasûlullah (s.a.v.)la en son konuşan kişi Ali oldu.»

Ebu Ya'lâ, Cemi b. Umeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Annemle teyzem, Hz. Aişe'nin yanma gidip şöyle dediler.

- Ey mü'minlerin annesi, bize Ali'yi anlat.

- Siz elini Rasûlullah (s.a.v.)'m vücudunun üzerine koymuş olduğu esnada Rasûlullah(s.a.v.)'ın can verdiği ve onun da elini yüzüne sürdüğü, sonra Rasûlullah'm defnedileceği yer hususunda ihtilafa düşülünce: "Allah'ın en çok sevdiği yer, Rasûlullah'm vefat ettiği yerdir" diyen bir adam hakkında bana daha ne soru soruyorsunuz?

- Peki madem böyleydi de ne diye Ali'ye karşı çıktın, onunla savaştın?

- Bu olup bitmiş bırşeydır. Onunla savaşmamak için yerküre üzerindeki her şeyi fidye olarak vermeyi çok isterdim.»

Bu, cidden münker bir rivayettir. Sahih rivayetlerde buna ters düşen ve bunu çürüten ifadeler vardır. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir soru soruldu:

- Ya Rasûlallah, senin vefatından sonra kimi emir yapalım?

- Eğer Ebu Bekir'i emir yaparsanız, onu dünyada güvenilir ve za-hid bir kimse ve ahirete de yönelen bir insan olarak bulursunuz. Eğer Ömer'i emir yaparsanız, onu güçlü ve güvenilir, aynı zamanda Allah yolunda olarak bulursunuz. Eğer Ali'yi emir yaparsanız -ki yapacağınızı sanmıyorum- onu hidayete ermiş, hidayete erdiren ve sizi sırat-ı müstakime yönelten bir kimse olarak bulursunuz.»

Hakim Ebu Abdillah en-Nisaburî, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Cin heyetinin geldiği gecede Peygamber (s.a.v.)'le birlikte idik. Peygamber (s.a.v..), derin bir nefes aldı. Kendisine dedim ki:

- Ya Rasûlallah, neyin var senin?

- Bana öleceğim bildirildi.

- Öyleyse yerine bir halife tayin et.

- Kimi tayin edeyim?

- Ebu Bekir'i tayin et.

Ben böyle dedikten sonra sustu. Sonra ara verdi.Tekrar derin bir nefes aldı. Kendisine dedim ki:

- Neyin var senin ya Rasûlallah?

- Ey İbn Mesud, Öleceğim bana haber verildi.

- Öyleyse yerine bir halife tayin et.

- Kimi tayin edeyim?

- Ömer'i tayin et.

Ben böyle dedikten sonra sustu. Bir süre geçtikten sonra tekrar derin nefes aldı. Kendisine dedim ki: - Neyin var senin ya Rasûlallah?

- Ey İbn Mesud, öleceğim bana haber verildi.

- Öyleyse yerine bir halife tayin et.

- Kimi tayin edeyim?

- Ebu Talib oğlu Ali'yi tayin et.

- Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, eğer ona itaat ederlerse hepsi topluca Cennet'e gireceklerdir.»

Ebu Ya'lâ, Hz. Ali'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Allah, Ebu Bekir'e rahmet etsin.O kızını benimle evlendirdi. Beni hicret diyarında götürdü, malını vererek Bilal'ı hürriyetine kavuşturdu. Allah, Ömer'e rahmet etsin. O, hakkı -acı da olsa- söyler.

Allah, Osman'a rahmet etsin. Melekler, ondan utanırlar.

Allah, Ali'ye rahmet etsin. Her nereye dönerse hak da onunla beraber döner.»

Ebu Ya'lâ, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim:

- Sizden bazıları Kur'ân'm indirilmesi hususunda savaştığı gibi tevili hususunda da savaşacaktır.

Ebu Bekir dedi ki:

- Savaşacak olan o kişi ben miyim ya Rasûlallah?

- Hayır. Ömer dedi ki:

- Savaşacak olan o kişi ben miyim ya Rasûlullah?

- Hayır! Ama o kişi ayakkabıyı diken kişidir.

Hz. Ali de o esnada Rasûlullah'ın kendisine verdiği ayakkabısını dikmeyteydi.»

Biz bu hadisi, Hz. Ali'nin Haricilerle yaptığı savaşı anlatırken nakletmiştik. Allah'a hamdolsun.

Yine o kısımlarda naklettiğimiz gibi Hz. Ali, Zübeyr'e şöyle demişti: «Ey Zübeyr, Rasûlullah (s.a.v.), senin haksız yere benimle savaşacağım sana söylemişti.»

Hz. Ali'nin, böyle demesi üzerine Cemel savaşında Zübeyr, cepheden dönmüş ve dönerken de Vadi's-Siba' denen vadide öldürülmüştü.

Hz. Ali'nin, Cemel ve Sıffîn savaşlarmdaki sabrü sebatım, şecaat ve kahramanlığı, Nehrevan savaşında da gösterdiği üstün kahramanlıkları ve Haricileri öldüren taraftarlarının faziletine dair nakledilen hadisleri de önceki kısımlarda aktarmıştık.

Ebu Said el-Hudrî ile Ebu Eyyüb el-Ensârf den de rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'ye, dinden çıkan Hariciler, zulümkar olan Şamlılar ve ahdi bozan Cemel savaşındaki karşıtları ile savaşmasını emretmiştir. Ancak bu hadis de zayıftır.

8.CİLT

1.Bölüm