El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Ali'nin Şam Yerine Basra'ya Gidişi

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Hz. Ali, Şam'a gitmek için hazırlandıktan sonra Talha ile Zübeyr'in Basra'ya yöneldikleri haberini alınca insanlara hutbe irad etti. Onları Basra'ya doğru hareket etmeye teşvik etti …

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Hz. Ali, Şam'a gitmek için hazırlandıktan sonra Talha ile Zübeyr'in Basra'ya yöneldikleri haberini alınca insanlara hutbe irad etti. Onları Basra'ya doğru hareket etmeye teşvik etti ki, Basra'ya gitsinler ve Talha ile Zübeyr'in oraya girmelerine engel olsunlar. Ya da girmişlerse oradan onları kovsunlar. Fakat Medine halkının çoğunluğu, Hz. Ali'nin bu çağrısına icabet etmekte ağır davrandı! Bazıları onun bu davetine icabet ettiler. Şabfnin ifadesine göre onun bu çağrısına Bedir savaşma katılmış olanlardan sadece altı kişi icabet etti ki, bunların yedincisi yoktu. Başkalarının ifade ettiklerine göre Hz. Ali'nin bu çağrısına Ebu Heysem b. Teyyihan, Ebu Katade el-Ensârî, Ziyad b. Hanzale ve Huzeyme b. Sabit gibi bazı büyük sahabeler icabet etmişlerdi.

Hz. Ali, önceki kısımlarda da anlattığımız şekildeki tabiyesiyle Basra'ya doğru hareket etti. Medine'de yerine vekil olarak Temmam b. Ab-bas'ı, Mekke'de Kuşem b. Abbas'ı bıraktı. Bu hareketleri hicretin otu-zaltıncı senesinin rebiyülahır ayının sonlarına denk geliyordu. Hz. Ali, 900 kadar savaşçıyla Medine'den yola çıktı. Rabaza'ya geldiklerinde Abdullah b. Selam gelip Hz. Ali'nin atının yularını tutarak şöyle dedi:

"Ey mü'minlerin emiri! Buradan çıkıp gitme. Allah'a yemin ederim ki, sen Medine'den çıkıp gidersen artık Müslümanların otoritesi Medine'de ebediyete kadar yerleşemez.

Böyle demesi üzerine bazıları ona sövdüler. Hz. Ali ise, şöyle dedi: "Ona ilişmeyin. Doğrusu o, Peygamber (s.a.v.)'in sahabelerinden olup iyi bir kimsedir."

Hasan da yolda gelip babası Ali'ye şöyle dedi:

- Ben, seni Medine'den çıkmaktan men etmiştim ama sen beni dinlemedin. Yarın boş yere öldürüleceksin. Kimse de sana yardım etmeyecektir.

- Sen, cariyenin inleyişi gibi bana inleyip şefkat gösteriyorsun. Sen beni neden men ettin de ben seni dinlemedim?

- Osman'ın öldürülmesinden önce Medine'den çıkıp gitmeni sana söylememiş miydim ki, Osman öldürülürken sen Medine'de olmayay-dın. Ve bu hususta hiç kimse senin aleyhinde dedikodu yapmasaydı. Osman'ın öldürülmesinden sonra bütün Mısır halkı, sana be/atlarını göndermedikçe kimseyle bey'atlaşmamam sana söylememiş miydim? Şu kadın (Hz. Aişe) ve şu iki adam (Talha ile Zübeyr) Medine'den çıktıkları zaman sana evinde oturmanı söylememiş miydim? Ki bunlar gidip kendi aralarında sulh yapsınlar. Ama bütün bu söylediklerimi dinlemedin. Öyle değil mi?

- Osman'ın öldürülmesinden önce Medine'den çıkmamı söylemiştin, ama olaylar bizi bu maceraya sürükledi. Yapabileceğimiz birşey kalmadı. Mısır halkının bey'atımn bana gelmesinden Önce kimseden be/at kabul etmememi söylemiştin. Fakat ben idarenin başsız kalmasını hoş karşılamadığını için beratı kabul ettim. Aişe, Talha ve Zübeyr'in Medine'den çıkmalarından sonra evimde oturmamı bana söylemiştin. Sen, benim çevresi kuşatılan sırtlan gibi olmamı istiyorsun ki, topuğun-daki kaim siniri yarılıncaya kadar burada değildir denilsin, siniri yarıldıktan sonra dışarı çıksın, (yani yapabilecek birşey kalmayıncaya kadar evimde oturmamı istiyorsun). Beni ilgilendiren bu işe ben bakmazsam kim bakar? Ey oğulcuğum, yolumdan çekil.

Basra'daki halkın yaptıklarını haber aldıktan sonra Hz. Ali, Mu-hammed b. Ebi Bekir ve Muhammed b. Cafer'le birlikte Kûfelilere şu mealde bir mektup gönderdi:

"Ben sizi diğer şehirlerin halkına tercih ettim. Size rağbet ettim.

Olan hadiselerin dışında kalıp feragat gösterdim. Siz, Allah'ın dinine yardımcı ve destekçi kimseler olun. Bize katılın, bize yardım edin. Biz, barış ve ıslahatı istiyoruz ki, bu ümmet yine eskisi gibi kardeşler haline gelsin."

Muhammed b. Ebi Bekir ve Muhammed b. Cafer, bu mektubu alıp Kûfelilere götürdüler. Medine'ye de haber gönderdi. İstediği silah ve binekleri aldı. Sonra kalkıp insanlara şöyle bir hutbe irad etti:

"Doğrusu Allah, bizi İslâmiyet'le aziz kıldı. O sayede bizi yüceltti. Bizi İslâm bağı ile kardeş kıldı. Daha önce biz zelil idik. Az idik. Birbirimize düşmandık. Aramız açıktı. Ama İslâmiyet'i din olarak kabul etmelerinden, hak da aralarında uygulandıktan, kitap onlara rehber olduktan sonra insanlar bu şekilde kardeş olarak yücelmiş halde bir süre hayatlarını sürdürdüler. Nihayet şu adam (Hz. Osman), Şeytan tarafiri-dan aldatılan ve ifsad edilen kimseler tarafından vuruldu. Bu ümmeti birbirine düşürmek için Şeytan o asileri yoldan çıkarmıştı. Dikkat edin, daha önceki ümmetler nasıl birbirlerinden koptularsa bu ümmet de birbirinden kopacaktır. Olacak şeylerin şerrinden Allah'a sığınırız."

Hz. Ali, tekrar dönüp cemaata şöyle dedi: "Olacak olan şeyler mutlaka olacaktır. Dikkat edin, bu ünmet yetmişüç fırkaya bölünecektir. Bu fırkaların en kötüsü, beni seven ama benim amelimle amel etmeyendir. Siz bu zamana ulaştınız ve gördünüz. Dininize sanlın. Benim yolumdan gidin. Çünkü benim takib ettiğim yol, peygamberinizin yoludur. Onun sünnetine tabi olun. Karşılaştığınız problemlerin çözümünü, Allah'ın kitabına havale edin. Kur'ân'm tarif ettiği yola sarılın. Onun hoş karşılamadığı şeyi reddedin. Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i, hakem ve önder olarak Kur'ân'ı benimseyin."

Hz. Ali, Rabaza'dan ayrılmaya karar verip harekete geçeceği esnada İbn Ebi Rufaa b. Rafi kalkıp yanına gitti ve şöyle dedi:

- Ey mü'minlerin emiri, ne yapmak istiyorsun? Bizi nereye götüreceksin?

- Yapmak istediğimiz ve gerçekleştirmeye niyetlendiğimiz şey, ıslahattır. Eğer bunu kabul eder ve çağrımıza icabet ederlerse, ıslahat yapmak istiyoruz. Durumu düzeltmeye niyetliyiz.

- Ya sizin bu isteğinize uymazlar ve çağrınıza icabet etmezlerse ne yaparsın?

- Onlan hainlikleriyle başbaşa bırakır ve onlara hakkı verip sabrederiz.

- Ya buna da razı olmazlarsa ne yaparsın?

- Bize ilişmedikleri sürece biz de onlara ilişmeyiz.

- Ya bizi rahat bırakmazlarsa ne yaparsın?

- Kendimizi onlara karşı koruruz.

- Öyleyse yapmak istediğin şey güzel bir şeydir di:

O esnada Haccac b. Gaziyye el-Ensârî de kalkıp Hz. Ali'ye şöyle de-

- Sözle beni memnun ettiğin gibi ben de fiil ile seni memnun edeceğim. Allah bimi nasıl ki Ensâr (yardımcılar) olarak adlandırmışsa, Allah bana yardım da edecektir."

Hz. Ali, Rabaza'da iken Tay kabilesinden bir topluluk oraya geldi. Hz. Ali'ye dediler ki: "Bu topluluk, Tay kabilesinden gelmektedir. Bunların bir kısmı seninle birlikte yola çıkmak istiyorlar, bir kısmı da sadece sana selam vermek istiyorlar."

Hz. Ali de şöyle dedi: Allah hepsine hayır mükafat versin. "Allah, mal ve canlarıyla cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. (en-Nisâ, 95.)

Anlatıldığına göre Hz. Ali, Rabaza'dan kızıl tüylü dişi bir deveye binmiş ve peşinden de doru bir atı çekerek hareket etti. Yefi'd'e geldiğinde Esed ve Tay kabilelerinden bir topluluk yanına uğradı. Onunla beraber olma teklifinde bulunduklarında Hz. Ali: "Beraberimde yeteri kadar adam var." dedi. Kûfelilerden Amir b. Matar eş-Şeybanî de yanına geldi. Hz. Ali, ona: "Arkanda ne haberler var?" diye sorunca adam olup bitenleri anlattı. Hz. Ali, ona Ebu Musa'yı sordu. Adam da şu cevabı verdi:

- Eğer sen barış istiyorsan Ebu Musa barıştan yanadır. Eğer savaşmak istiyorsan o, savaşmaya taraftar değildir.

- Vallahi ben barıştan başka birşey istemiyorum. Bize karşı isyan edenlerle barış istiyorum. Böyle dedikten sonra Hz. Ali, yoluna devam etti. Kûfe'ye yaklaştığında Kûfelüerin başlarına gelen şeyler, öldürmeler ve Osman b. Hanifin Basra'dan çıkarılıp kovulması, beytülmahn yağmalanması ona anlatıldı. O da: "Allah'ım! Talha ve Zübeyr'i mübtela kıldığın şeyden beni uzak tut." dedi. Zikar beldesine vardığında Osman b. Hanif, yüzü yolunmuş, yüzünde tek tüy kalmamış olarak yanına gelip şöyle dedi:

- Ey müzminlerin emiri! Sen, beni sakallı olarak Basra'ya gönderdin. Şimdi de tüysüz olarak senin yanma geldim.

- Hayır ve sevap kazandın.

Hz. Ali, böyle dedikten sonra Talha ile Zübeyr hakkında da şöyle dedi: "Allah'ım, bunların düğümlediğini çöz ve kendi nefislerinde hükmettikleri şeyi başa çıkarma. Yaptıkları şu kötü işin fenalığını da kendilerine göster." Hz. Ali, Zikar beldesinde ikamete başladı. Muhammed b. Ebi Bekir ve Muhammed b. Cafer'le gönderdiği mektubun cevabını beklemeye başladı. Onlar daHz. Ali'nin mektubunu Ebu Musa'ya götürdüler. Yaptırmak istediği duyuruyu halka duyurdular. Ancak isteklerine uyan ve çağrılarına icabet eden olmadı. Akşam olunca akıllı birkaç kişi Ebu. "Musa'nın yânına giderek Hz. Ali'ye itaat etmesini söylediler. Ebu Musada: "Bu, dün olan bir şeydir. Zamanı geçmiştir." dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Ebi Bekir ile Muhammed b. Cafer Öfkelenerek Ebu Musa'ya ağır sözler sarf ettiler. O da onlara şu karşılığı verdi: "Vallahi Osman'a yapılan be/at, hem benim boynumda, hem de sizin arkadaşınız Ali'nin boynundadır. Eğer mutlaka: savaşılacaksa biz, her nerede olurlarsa olsunlar ve her kim olurlarsa olsunlar Osman'ın katilleriyle olan davamızı sonuçlandırmadıkça hiç kimseyle savaşmayacağız."

Bunun üzerine Muhammed b. Ebi Bekir ile Muhammed b. Cafer dönüp Hz. Ali'nin yanma vardılar. Durumu ona anlattılar. Zikar beldesinde bulunan Hz. Ali, Eşter'e şöyle dedi:"Sen Ebu Musa'nın arkadaşısın. Her hususta ona itirazda bulunabilirsin. İbn Abbasla birlikte ona gidin, bozduğu şeyi düzelt." Ester ile İbn Abbas yola çıktılar. Kûfe'ye gelip Ebu Musa ile konuştular. Kûfeli birkaç kişiyi de yanlarına alarak onlardan Ebu Musa'ya karşı yardım istediler. Ebu Musa da kalkıp cemaata hitaben şöyle dedi:

- Ey insanlar! Muhammed'e arkadaşlık eden sahabeler, Allah ve Rasûlüne sahabe olmayanlara nisbetle daha iyi bilirler. Sizin bizim üzerimizde haklarınız vardır. Ben size bir öğüt vereceğim. Uygun görüş odur ki, Allah'ın otoritesini hafife almayasınız ve O'nun emrine karşı cüretkarlık yapmayasmız. İşte fitne kopmuştur. Bu fitne esnasında uyuyan kimse, uyanık olandan daha hayırlıdır. Uyanık olan da oturandan daha hayırlıdır. Oturan da ayakta durandan daha hayırlıdır. Ayakta duran da süvariden daha hayırlıdır. Süvari olan ise bineğini koşuşturandan daha hayırlıdır. Kılıçlarınızı kınlarına sokun. Mızraklarınızın başını ve yaylarınızın krişini koparın. Bu iş yatışmcaya kadar haksızlığa uğrayanları ve mazlumları barındırın ki, bu fitne ortadan yok olup gitsin.

Ebu Musa'nın bu konuşmasını yapmasından sonra İbn Abbas ve Ester, dönüp Hz. Ali'nin yanma gittiler. Durumu ona anlattılar. Sonra Hz. AU, Hasan ile Ammar b. Yasir'i Kûfe'ye gönderdi. Ammar'a: "Git ve bozduğunu düzelt" dedi. Ammar'la Hasan yola çıktılar. Kûfe'ye varıp mescide girdiler. Kendilerine ilk selam veren kişi, Mesruk b. Ecda oldu. Mesruk, Ammar'a şöyle sordu:

- Osman'ı niçin öldürdünüz?

- Irzımıza sövüldüğü, canlarımıza vurulduğu için.

- Vallahi size davranıldığı gibi davranmadınız. Eğer sabretseydiniz, bu sabır sizin için daha hayırlı olurdu.

Bu konuşmadan sonra Ebu Musa çıktı. Gelip Hz. Ali'nin oğlu Ha-san'ı yanma aldı. Ammar'a şöyle dedi:

- Ey Ebu Yakzan, mü'minlerin emiri Osman'a hücum ettin ve onu öldürdün mü?

- Bunu niçin yapmış olalım? Ama onun öldürülmesi ağrıma gitmedi ve beni üzmedi de.

Hz. Ali'nin oğlu Hasan, konuşmalarını kesip araya girdi ve Ebu Musa'ya şöyle dedi:

- Halkın bize yönelmesine niçin engel oluyorsun?

- Allah'a yemin ederim ki biz, durumu düzeltmekten ve barıştan başka birşey istemiyoruz. Mü'minlerin emiri Ali gibi kötülükten ve fesattan korkan başka biri yoktur.

- Doğru söyledin, anam babam sana feda olsun. Ama kendisine danışılan kişi güvenlidir. Ben Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Bir fitne ortaya çıkacaktır. O fitne zamanında oturan kişi ayakta durandan daha hayırlı olacaktır. Ayakta duran kişi yürüyenden daha hayırlı olacaktır. Yürüyen kişi süvari olandan daha hayırlı olacaktır. Cenâb-ı Allah, bizi kardeş kıldı. Kanlarımızı ve mallarımızı birbirimize haram kıldı.

Ammar, Ebu Musa'nın bu konuşmasına kızdı ve Ebu Musa'ya sövdü. Sonra da şöyle dedi:

- Ey insanlar, o kendi kendini vasfetmektedir. Sen bu fitnede oturuyorsun, ancak ayakta duran senden daha hayırlıdır.

Sonra Beni Temim kabilesinden bir adam, Ebu Musa tarafını tutarak Ammar'a kızıp sövdü. Başkaları da ayaklandılar. Ebu Musa, insanları kavgadan men ediyordu. Bağrışmalar çoğaldı. Gürültü oldu ve sesler yükseldi. Ebu Musa da şöyle dedi:

- Ey İnsanlar, bana itaat edin. Arap milletlerinin en hayırlısı olun ki, onlara mazlum kimseler sığınır. Korkuda olan kimseler, onların arasında güven duyar. Fitne geldiği zaman işler karışır. Fitne çıkıp gittiği zaman fitne olduğu anlaşılır. Bundan sonra Ebu Musa, insanları birbirlerine el uzatmaktan menetti ve evlerine kapanmaîarim buyurdu.

Zeyd b. Sohan kalkıp şöyle dedi:

- Ey insanlar, mü'minlerin emirinin yanma gidin. Müslümanlarm efendisinin yanma gidin. Topluca ona varın. Ka'ka' b. Anar da kalkıp şöyle dedi:

- Mü'minlerin emirinin söyledikleri doğrudur. Ama insanlar arasında zalimi zulmünden meneden, mazlumun hakkını koruyan bîr emi rin bulunması gerekir ki, onun vasıtasıyla düzen sağlansın, insanların dağınık işleri toparlansın. Mü'minlerin emiri Ali, kendisine yüklenilen görevin hakkını vermiştir. Çağrısında insaflı davranmıştır. O sadece ıslahatı istiyor. Barıştan yanadır. Hep birlikte ona gidin.

Abdi Hayr ise şöyle dedi:

- Şu anda insanlar (yani Müslümanlar) dört nrkaya ayrılmışlardır. Ali, Kûfe'nin yakınında taraftarlarıyla birlikte bulunuyor. Talha ve Zübeyr Basra'da bulunuyorlar. Muaviye ise, Şam'da bulunuyor. Diğer taraftan Hicaz'da kendilerinden vazgeçilmeyen ve bir tarafa itilemeyen ancak hiç kimseye karşı çarpışmak istemeyen Hicaz ehli bulunmaktadır. Ebu Musa, sözün burasında şöyle demişti:

- İşte Hicaz'da bulunanlar en hayırlı fırkadır. İşte fitne kopmuştur.

Bundan sonra orada bulunanlar karşılıklı laf atmaya başladılar. Sonra Ammar ile Hz. Ali'nin oğlu Hasan minbere çıkıp insanlara, mü'minlerin emiri Ali'nin yanma gitmeleri çağrısında bulundular. Onun, halk arasında barış istediğini ifade ettiler. Ammar da Hz. Aişe'ye küfreden bir adamı işitince ona şöyle dedi:

- Sus, horlanası adam, köpekler sana havlasın! Vallahi Aişe, Rasûlullah (s.a.v.)'ın dünyada ve ahiretteki zevcesidir. Ama Cenâb-ı Allah, sizi onun vasıtasıyla imtihan etti ki kendisine mi yoksa Aişe'ye mi itaat ettiğinizi bilsin.

Hicr b. Adiy de kalkıp şöyle dedi:

- Her kişinin ayağa kalkıp konuştuğu ve insanları Hz. Ali'nin safları araşma katılmaya teşvik ettiği zaman Ebu Musa, onları Hz. Ali'nin yanma gitmekten men ediyordu. Minberin üzerinde Ammar ve Nasan'la birlikte duruyordu. Nihayet Hz. Ali'nin oğlu Hasan, ona:

- Yazıklar olsun sana, anası ölesice, yanımızdan uzaklaş ve minberimizi terket, dedi.

Anlatıldığına göre Hz. Ali, Eşter'i Kûfe'ye göndermiş, o da Ebu Musa'yı Küfe valiliğinden azlederek aynı gecede vali konağından ihraç etmişti. Ondan sonra Kûfeliler, Hz. Ali'nin safları araşma katılma çağrısına icabet etmişler ve Hz. Hasanla birlikte karadan ve Dicle nehrinden gitmek üzere 9000 kişi Hz. Ali'nin yanma varmışlardı. Başka bir rivayete göre ise Hz. Hasan'la birlikte 12000 kişi, Hz. Ali'nin yanma gitmiş. Hz. Ali de bir cemaatla Zikar'da yol üzerinde onları karşılamıştı. Karşılayan cemaat arasında İbn Abbas da vardı. Hz. Ali, hepsine; "Hoş geldiniz diyerek şöyle hitap etmişti:"

- Ey Küfe halkı, siz Acem hükümdarlarıyla karşılaştınız, onların topluluklarını dağıttınız. Basralı kardeşlerimizin yanma bizimle beraber gelmeniz için sizi çağırdım. Eğer geri dönerlerse ki, istediğimiz budur ne âlâ. Eğer İsrar ederlerse onlara yumuşakça muamele ederiz. Neticede onlar bize haksızlık yaparak zulüm başlatırlarsa, o zaman gereğini yaparız. İçinde barış bulunan bütün çarelere baş vurunuz. Islahatı fesada tercih ederiz. İnşülah bunu yaparız.

Hz. Ali'nin etrafında Zikar beldesinde toplandılar. Hz. Ali'ye katılan birliklerin tanınmış reislerinin adları şöyleydi: Ka'ka' b. Amr, Sa'd b. Malik, Hind b. Amr, Heysem b. Şihab, Zeyd b. Sohan, Ester, Adiy b. Hatim, Müseyyeb b. Neciyye, Yezid b. Kays ve Hicr b. Adiy.

Abdü'1-Kays kabilesi, bütünüyle Hz. Ali'nin bulunduğu Zikar ile Basra arasında durup onun gelmesini bekliyorlardı. Binlerce kişidiler. Hz. Ali, Basra'da bulunan Talha ve Zübeyr'e elçi olarak Ka*ka'ı gönderdi ki, onları kendi safları arasına katılmaya ve dostluk bağları tesis etmeye davet etsin. Ayrılık ve ihtilafın büyük bir günah olduğunu anlatsın. Ka'ka, Basra'ya gitti. Önce mü'minlerin annesi Hz. Aişe ile görüşüp ona şöyle dedi:

- Anacığım, bu beldeye seni getiren sebep nedir?

- Ey oğulcağızım, insanların arasını düzeltmek için geldim.

- Talha ve Zübeyr'e haber gönder de senin yamna gelsinler. Onlarla da senin huzurunda konuşalım. Haber gönderildi. Talha ve Zübeyr, Hz. Aişe'nin bulunduğu yere geldiler. Ka'ka', onlara şöyle dedi: - Ben, mü'minlerin annesi Aişe'ye buraya niçin geldiğini sordum, insanların arasını bulmak ve fesadı yok etmek için geldiğini söyledi.

- Biz de bunun için geldik.

- Bu düzeltmenin ve ara bulmanın yolu nedir? Bunu bana söyleyin. Bu düzeltme ne şekilde yapılacaktır? Allah'a yemin ederim ki, eğer yolunu bilirsek düzeltmeyi yapar, fesadı ortadan kaldırırdık. Eğer bilemezsek bunu yapamayız.

- Osman'ın katillerini istiyoruz. Eğer o katiller kendi hallerine bırakılırlar ve onlara ilişmezlerse, bu Kur'an-ı terk etmek demektir.

- Siz, Basra halkından Osman'ın katilleri olan birçok kimseyi öldürdünüz. Bu gün doğruluğa herkesten önce sizin yönelmeniz gerekir. 600 adam öldürdünüz. 6000 kişi size karşı çıktı. Sizi terkedip gittiler, yanınızdan ayrıldılar. Harkus b. Züheyr'i öldürmek istediniz. Onu, 6000 kişi size karşı korudu. Eğer onları kendi hallerine terkederseniz bu söylediklerinizi de terk etmiş olursunuz. Eğer onlarla çarpışacak ve sizden ayrılan adamlara karşı koyacak olursanız, hoş karşılamadığımız bu olaylardan daha büyüğü ile karşılaşır ve nefret duyarsınız, (yani amacınız Osman'ın katillerini öldürmekse ve bunda bir maslahat gör-mekteyseniz bilesiniz M, onları öldürdüğünüz takdirde daha büyük bir fesat çıkacaktır.) 6000 kişi kendisini koruduğu için Harkus b. Zü-heyr'den, Hz. Osman'ın öcünü almaktan aciz kaldığınız gibi ben de Osman'm katillerini şimdilik öldürmemekte mazurum. O katilleri öldürme işini,onları yakalama fırsatını elde edinceye kadar erteliyorum. Çünkü her şehirdeki ahalinin görüşü farklıdır. Halk, ihtilaf halindedir.

Sonra şunu da biliyorum ki, Rebia ve Mudar kabilesinden bir topluluk, meydana gelen bu hadise yüzünden Osman'ın katilleriyle savaşmak için bir araya gelmişlerdir.

Bunun üzerine Hz. Aişe, Kaka'ya:

- Peki sen ne dersin? diye sorar, o da şöyle cevap verir:

- Ben derim ki: Meydana gelen bu olayların ilacı, hadiseleri ve insanları sakinleştirmektir. Eğer bu durum teskin edilirse, insanların heyecanlan söner ve iş sona erer. Bize bey'at ederseniz bu, hayra bir alamettir. Rahmet ve iyiliğe doğru giden bir yolun müjdesidir. Fakat buna yanaşmaz da işi daha da büyüterek yan çizerseniz,durum, şerre ve kötülüğe doğru kayıp gider ki bu, hakimiyetin ve mülkün yok olması demektir. Afiyeti, sağlık ve selameti isteyin ki, yüce Allah, onu size ihsan etsin. Siz daha önce İslâm'ın başlangıcında olduğu gibi hayra ve iyiliğe anahtar olunuz. Ne olur, belaya ve musibete baş vurup da onu başımıza ve kendi başınıza s ar dır m ayın. Vallahi benim söyleyeceklerim bundan ibarettir. Sizi bu sözlere uymaya ve hayra davet ediyorum. Bu musibetlerin sonunda yüce Allah'ın, bizi daha büyük bir musibete uğratacağından korkuyorum. Başınıza gelen bu felaketler, gerçekten daha önce düşünülen ve tasarlanan şeyler değildir. Bu işler, bir adamın bir başkasını öldürmesi veya ondan nefret etmesi, ya da bir kabilenin başka bir kabileyi öldürüp de ondan nefret etmesine benzemez.

Bu sözler üzerine onlar da Ka'ka'ya şöyle dediler:

- Doğru ve isabetli söyledin. Kalk, şimdi Ali'ye git.Eğer Ali de bu görüşlerine aynen uyar ve bu görüşlerle bize yaklaşırsa, o zaman bu iş barışla sonuçlandı, demektir.

Ka'ka', Hz. Ali'ye dönüp durumu anlattı. O da son derece sevindi. Her iki taraf barışa yöneldi. Ancak bu barışı hoş karşılamayanlar da vardı.

Hz. Aişe de oraya barış amacıyla geldiğini bir haberciyle Hz. Ali'ye bildirdi. îki taraf sevindiler, bunun üzerine Hz. Ali kalkıp bir hutbe okumuş, Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra cahiliye döneminin bahtsızlığından ve mutsuzluğundan, İslâm'ın gelişiyle erişilen mutluluktan, Allah'ın, bu ümmete verdiği nimetlerinden, Rasûlullah (sa.v.) dan sonra hilafet ve cemaatla nasıl bir nimete erdiklerinden Rasûlullah'tan sonra gelen her iki halifenin döneminde de aynı mutluluğun sürdüğünden, fakat Cenâb-ı Allah'ın insanlara ihsan ettiği bu üstünlükleri kıskanan ve dünyayı taleb eden şerli bir grubun çıkıp bu olaya sebebiyet verdiğinden söz etmiş ve bunların İslâmiyet'i tekrar gerisin geriye çevirmek istediklerini anlatmış, sonra sözlerini şöyle bitirmiş: "Allah, mutlaka arzu ettiğini ortaya koyar ve dilediğini yapar, haberiniz olsun ki, ben yarın çıkıp gidiyorum. Siz de bana uyup çıkıp buradan gidin. Hz. Osman'ın öldürülmesine yardımcı olanlar yola çıkmasınlar.»

Hz. Ali, bu konuşmasını yaptıktan sonra, Hz. Osman'ın öldürülmesinde elebaşlık yapan Ester enNehaî, Şûreyh b. Evfa, îbn Sevda lakabıyla bilinen Abdullah b. Sebe', Salim b. Salebe ve Gulab b. Heysem gibi tanınmış liderler başkanlığında 2500 kişi bir araya gelip toplandı. Bunların aralarında bir tek sahabe yoktu, bunlar dediler ki: «Bu da ne! Aslında görüş şudur: Ali, Allah'ın kitabını en iyi kavrayan ve en iyi bilen bir kimse olduğu için Osman'ın katillerini er-geç yakalayıp Allah'ın emrini yerine getirecek ve bu konuda titiz davranacak ilk insandır. Onun söylediklerini işittiniz, yarın insanları size karşı toplayacaktır. Aslında. bütün kavım sizi ele geçirmek istiyor. Sayınız az, onlarınki ise çoktur, ne yapacaksınız?

Ester dedi ki: Talha ile Zübeyr'in bizim hakkımızda neler düşündüklerini biliyoruz. Ali'nin ise bizim hakkımızdaki düşündüklerini bugüne kadar bilmiyoruz. Eğer onlarla antlaşmışsa demek ki, bizi öldürmek için antlaşmışlardır. Eğer durum bu merkezde ise, Ali'yi de Osman'ın peşine takar (ve onu öldürürüz). O zaman millet de susarak bizim yaptıklarımıza razı olur.

îbn sevda (Abdullah b.Sebe) ise, şöyle dedi:

- Senin görüşün ne kadar kötü! Eğer Ali'yi öldürürsek bizi de öldürürler. Ey Osman'ın katilleri olan bizler! Biz 2500 kişilik bir grubuz.Tal-ha ile Zübeyr ve taraftarlarına gelince 5000 kişidirler, onlara güç yetire-meyiz, onlar bizi ele geçirmek istiyorlar.

Gulab b.Heysem ise, şöyle dedi:

- Gelin, onları kendi hallerine bırakıp gidelim, başka şehirlere yerleşelim, orada kendimizi koruyalım.

İbn Sevda (Abdullah b. Sebe'), şöyle dedi: Ne kadar kötü bir görüş! Vallahi herkes sizin ayrı bir grup olup gitmenizden dolayı sevinir. Eğer siz, bu iyi ve her türlü kötülükten uzak olan insanlarla bir arada olursanız, mesele yok. Eğer ayrılıp ta kendi başınıza bir grup olursanız nerede bulunursanız bulunun, vallahi insanlar sizi öldürürler. Sizin üstün olmanız ve bu işten sıyrılmanız, her iki grubun çarpışmasıyla mümkündür. Eğer onlar yarın birbirlerine düşerlerse, siz aralarından yavaşça çekilip çıkınız ve onlara herhangi bir şekilde yardım konusunda da söz vermeyiniz. Siz, kimin yanında olursanız onun savaştan vazgeçmesi kaçınılmazdır. Burada yapılacak tek şey, Ali'yi Talha ve Zübeyr ile çarpıştırıp onları birbirine düşürmektir. Bu görüşümü dikkate alın.

Böyle dedikten sonra ayrıldılar. Sabahleyin de Ali yola çıktı. Abdül-Kays kabilesinin adamlarının bulunduğu yere vardı. Onlar da kendesi-ne katılıp yola çıktılar. Nihayet Zaviye'ye vardılar. Hz. Ali, oradan Basra'ya doğru hareket etti. Talha ve Zübeyr ile beraberindekiler de Hz. Ali'yi karşılamak için yola çıktılar. Ubeydullah b. Ziyad'ın köşkününün yanında toplandılar. Her iki taraf ayrı ayrı yerlerde konakladılar. Hz. Ali, askerlerini biraz öne aldı, diğerleri gelip ona katıldılar. Üç gün orada durdular. îki taraf arasında haberleşme ve yazışma devam etti. Bu durum hicri otuzaltmcı sene cemaziyelahir ayının ortalarında cerayan etmişti. Bazı kimseler, Talha ve Zübeyr'in firsatı değerlendirerek Osman'ın katillerini ele geçirmelerini teklif etmişler, onlar da şöyle demişlerdi:

«Ali, bu işin teskin edilmesini tavsiye etti. Biz de bu hususta barışmak üzere ona haber göndermişiz.»

Hz. Ali de kalkıp taraftarlarına bir hutbe irad etti. Aver b.Neyyar el-Mankarî kalkıp ona Basra'ya niçin geldiğini sordu.O da şöyle cevap verdi:

- Durumu düzeltmek, fesadı yok etmek, intikam ateşini söndürmek, insanları hayır üzerinde toplamak ve ümmetin bu galeyanını yatıştırmak için geldim.

- Ya senin bu çağrına icabet etmezlerse ne yaparsın?

- Onlar, bize ilişmedikleri sürece biz de onlara ilişmeyiz.

- Ya onlar, bizi rahat bırakmazlarsa ne yaprsın?

- Kendimizi onlar karşı savunuruz.

- Onlar da senin gibi düşünayorlar mı?

- Evet.

Ebu Selam ed-Dalanî kalkıp Hz. Ali'ye şöyle bir soru sordu:

- Eğer bu adamlar, Osman'ın kanını istemekte gerçekten samimi iseler, bu hususta delilleri var mıdır?

- Evet, vardır.

- Peki bu kam aramakta gecikme konusunda senin bir delilin var-mıdır?

- Evet, vardır.

- Eğer biz ve onlar, yarın karşı karşıya gelip çarpışırsak kıyametteki durumumuz ne olacaktır?

- Bizden ve onlardan kalbi Allah'a bağlı olan bir kimse öldürülürse mutlaka Cenâb-ı Allah'ın onu Cennet'e koyacağını ümid ederim.

Hz. Ali, orada bulunanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu: «Ey Müslümanlar, karşımızda bulunan bu Müslümanlar için dillerinizi ve ellerinizi tutun. Sakın bu konuda bizden ileri gitmeyin.Çünkü yarın kıyamet gününde bu gün düşmanlığı başlatanlar dava edilecektir.»

O esnada Ahnef b. Kays, bir toplulukla gelip Hz. Ali'ye katıldı. Ah-nef, Harkus b. Züheyr'i, Talha ve Zübeyr'e karşı korumuştu. Medine'de Hz. Ali'ye bey'at etmişti. Zira o, Hz. Osman, Medine'de kuşatma altına ahndığı zaman oraya gelmiş; Aişe, Talha ve Zübeyr'e şöyle bir soru yöneltmişti:

- Eğer Osman öldürülürse kime bey'at edeyim?

- Ali'ye bey'at et.

Osman öldürülünce Hz. Ali'ye bey'at etmişti. Sonra Ahnef, şöyle demiştir: «Ali'ye bey'at ettikten sonra kavmime döndüm. Ama daha feci bir halle karşılaştım. Nihayet insanlar, Hz. Osman'ın intikamını almak amacıyla Hz. Aişe'nin buraya geldiğini söylediler. Ben de kime uyacağını hususunda şaştım. Ebu Bekir'den duyduğum bir hadis vasıtasıyla Cenâb-ı Allah, beni korudu. Zira bu hadiste Rasulullah (s.a.v.), başlarına Kisra'nın kızını geçiren Farslılann durumunu duyunca şöyle buyurmuştu: «Yönetimlerinin başına bir kadını geçiren bir millet, felah bulmayacaktır.»

Kısaca demek istediğimiz şudur ki, Ahnef, 6000 okçusuyla birlikte Hz, Ali'nin saflarına katıldığında Hz. Ali'ye şöyle dedi:

-İstersen seninle omuz omuza savaşırım. İstersen de 10 000 kılıçlı adamı savaş alanından uzaklaştırırım.

- Sen on bin kılıçlı adamı savaş alanından uzaklatır, bize ilişmesinler.

Bundan sonra Hz. Ali, Talha ile Zübeyr'e şu mealde bir mektup gönderdi: «Ka'ka' b. Amr'a verdiğiniz söze bağlıysanız bize ilişmeyin. Oturalım bu işi görüşelim.» Onlar da Hz. Ali'nin, bu mektubuna karşı şu cevabî mektubu gönderdiler: «Biz, insanlar arasında barış tesis etmek maksadıyla Ka'ka b. Amr'a verdiğimiz söze bağlıyız.» Böylece herkesin kalbi rahatladı. Sükuna erdiler. İki ordudaki askerler, arkadaşlarıyla görüşüp konuştular. Akşam olunca Hz. Ali, Abdullah b. Abbas'ı karşı tarafa gönderdi. Onlar da Muhammed b. Tuleyha es-Seccad'ı Hz. Ali tarafına gönderdiler. Böylece iki taraf da rahat bir gece geçirdiler. Ancak Hz. Osman'ın katilleri, en kötü geceyi geçirdiler. Onlar geceleyin bir araya gelip müşavere yaptılar. Ve fecir doğar doğmaz savaşı başlatmak-kararım aldılar. Fecrin doğuşundan Önce ayaklandılar. 2000'e yakın kişiydiler. Her grup kendi yakınındaki tarafa hücum etti. Kılıçla saldırdılar. İki taraf da kendilerini korumak için silahlarını ele alıp savaşmaya baş-ladıl G. İnsanlar, uykudan uyandılar. "Kûfeliler, geceleyin bize hücum ettiler, bize ihanet ettiler." dediler.

Bunun, Hz. Ali taraftarlarından gelen bir hücum olduğunu zannettiler. Durum, Hz. Ali'ye bildirilince o:

- Şu insanlara ne oluyor? diye sorunca:

- Basralılar gece bize baskın yaptılar, diye karşılık verdiler.

Her taraf, kendi silahını koşup aldı, zırhım giydi, atlarına bindi. Aslında ne yapıldığını hiç kimse bilmiyordu. Bu, Allah'ın takdir etmiş olduğu bir kaderiydi. Savaş iyiden iyiye kızıştı. Kahramanlar mübareze yaptılar. Bahadırlar, savaş meydanında tur attılar. İki ordu karşı karşıya geldi. Hz. Ali'nin etrafında 20 000 asker; Hz. Aişe ile adamlarının etrafında da 30 000 asker toplandı. İnnâlillah ve innâ ileyhi raciun.

Abdullah b. Sebe taraftarları -Allah onları kahretsin- çarpışmaya ara vermiyorlardı. Fütursuzca savaşıyorlardı. Hz. Ali'nin münadisi de: «Savaşmaya son verin,savaşmaya son verin!» diye sesleniyor, ama kulak veren kimse olmuyordu. Basra kadısı Ka*b b. Süvvar gelip şöyle dedi: «Ey mü'minlerin annesi! İnsanlara yetiş. Belki Cenâb-ı Allah, senin vasıtanla insanları barıştırır. Hz. Aişe, devesinin üzerindeki mahfesine oturdu. Onun mahfesini zırhlarla kapattılar. Gelip insanların savaştıkları yerde durdu. Ama onlar birbirlerine saldırıyor, savaş meydanında tur atıyorlardı. Savaş alanında çarpışanlar arasında Zübeyr ve Ammar da vardı. Ammar, mızrağını Zübeyr'e fırlatacaktı. Ama Zübeyr, kendini bir tarafa çekiyor ve ona şöyle diyordu:

- Ey Ebu Yakzan, beni öldürecek misin?

- Hayır, ey Abdullah'ın babası.

Zübeyr, Rasulullah (s.a.v.)'m «Ey Ammar! Seni asi bir grup Öldürecektir.» hadisini hatırladığı için Ammar'ı öldürmekten vazgeçti. Yoksa Zübeyr, ondan daha güçlüydü. Bu sebeple onu öldürmedi. Zaten bu savaşta iki taraf da yaralıları öldürmemeye, kaçanı kovalamamaya söz ve-mişlerdi. Buna rağmen çok sayıda adam öldürüldü. Nihayet Hz. Ali, oğlu Hasan'a şöyle dedi:

- Ey Hasan, keşke baban bundan yirmi sene önce Ölmüş olsaydı.

- Babacığım, ben seni bu işten vazgeçirmeye çalışmıştım. Sen beni dinlemedin.

Said b. Ebi Ucre, Kays b. Ubade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cemel savaşında Hz. Ali, oğlu Hasan'a şöyle dedi:

- Ey Hasan, keşke baban bundan yirmi sene önce ölmüş olsaydı. —Babacığım, ben seni bu işten vazgeçirmeye çalışmıştım. Ama beni

dinlemedin.

- Ben işin bu noktaya varacağını düşünememiştim.»

Mübarek b. Fudale, Hasan b. Ebi Bekre'nin şöyle dediğini rivayet

etmiştir:

«Cemel gününde savaş şiddetlenince Hz. Ali, kellelerin koptuğunu

ve yere düştüğünü gördüğü zaman oğlu Hasan'ı tutup bağrına bastı,

sonra şöyle dedi:

- Ey Hasan, doğrusu biz Allah'a aidiz ama bu durumdan sonra artık ne hayır umulur?»

İki ordu karşı karşıya gelip saf halinde dizildikten sonra Hz. Ali, kendileriyle konuşmak için Talha ve Zübeyr'e haber gönderdi. Bunlar, atlarının boyunları birbirine girinceye kadar yaklaştılar. Konuşmaya başladılar. Hz. Ali, onlara şöyle dedi:

- Görüyorum ki atlar, adamlar ve teçhizatlar toplamışsınız. Ama kıyamet gününde kendinizi savunacak bir mazeretinizi hazırladınız mı? Allah'a karşı gelmekten sakının ve örgüsünü sağlam Ördükten sonra bozan kadın gibi olmayın. Ben sizin kanınızı korumak için hakim olmadım mı? Siz benim kanımı koruyacaksınız, ben de sizinkini koruyacağım. Kanımı helal kılmanızı gerektirecek bir hadis mi var?

Talha dedi ki:

- Sen, halkı Osman'a karşı kışkırttın.

- O gün, Allah onlara kesinleşmiş cezalarını verecektir.» (en-Nur, 25.) Allah, Osman'ın katillerine lanet etsin.

- Ey Talha, sen kendi zevceni evinde gizlerken Rasûlullah'm zevcesini buraya getirdin. Onu vesile edinerek savaşıyorsun* Öyle mi? Sen bana bey'at etmedin mi?

- Sana bey'at ettim ama o zaman boynumun üzerinde kılıç duruyordu, korktuğum için bey'at ettim. - Ey Zübeyr! Sen niçin buraya geldin?

- Senin yüzünden geldim ve halifeliğe benden daha layık olmadığını düşündüğüm için geldim

- Hatırlıyor musun, bir gün Rasûlullah (sa.v.) la birlikte bir yerde yürüyordum da Ben-i Ganem den geçtiğimiz sırada Rasûlullah (s.a.v.) bana bakıp tebessüm etti ve ben de ona bakıp tebessüm ettim.Sen o anda Rasûlullah'a: "Ebu Talib'in oğlu niye bu kibrini bırakmıyor?" dediğin zaman Rasûlullah (s.a.v.), sana şöyle demedi mi: «Ebu Talib'in oğlunda kibir yoktur ve bir gün sen onunla haksız yere çarpışacaksın.»

- Vallahi dediğin doğrudur. Şu anda Rasûlullah'm dediklerini hatırladım, eğer bunları daha önce hatırlamış olsaydım kesinlikle buraya gelmezdim. Bundan sonra da ebediyyen sana karşı savaşacak değilim.»

Beyhakî, Harb b. Ebi Esved ed-Düelfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ali ve adamları, Talha ile Zübeyr'e yaklaştıklarında, saflar karşı karşıya geldiklerinde Rasûlullah (s.a.v.)'ın katırına binmiş olan Hz. Ali, öne çıktı ve şöyle seslendi: «Ben Ali'yim. Bana Zübeyr b. Avvam'ı çağırın.»

Zübeyr'e seslenildi, O da geldi. Birbirlerine yaklaştılar, öyle ki, ikisinin bineklerinin boyunları birbirine değdi. Hz. Ali, ona şöyle dedi:

- Ey Zübeyr! Allah aşkına söyle. Hani bir gün falan yerde iken Rasûlullah (s.a.v.) sana uğradı ye şöyle sordu: Ey Zübeyr, sen Ali'yi sev-mezmisin? Sen de demiştin ki: «Dayım oğlunu, amcam oğlunu ve dindaşımı nasıl sevmem?»

Yine Rasûlullah, sana şöyle demişti: «Ey Zübeyr! Ama vallahi sen kendisine haksızlık ederek Ali ile savaşacaksın.» Zübeyr dedi ki:

- Evet, vallahi ben bu hadisi unutmuştum. Rasûlullah (s.a.v.) dan duyduğumdan beri hatırlamıyordum. Şimdi hatırladım. Vallahi artık ebediyyen seninle savaşmayacağım.

Böyle dedikten sonra Zübeyr, bineğinin üzerinde safları yara yara geri dönüp gitti. Abdullah b. Zübeyr, karşısına çıkıp ona şöyle sordu:

- Neyin var? Sana ne oldu?

- Ali, Rasûlullah'tan duyduğum şu hadisi bana hatırlattı: "Sen, kendisine haksızlık ederek Ali ile savaşacaksın.»

- Sen savaşmak için mi buraya geldin? Oysa sen, insanların arasını bulmak ve sulh yapmak için buraya geldin. Allah, bu işi senin vasıtanla düzeltecek ve böylece barış yapılacaktır.

- Ben, kendisiyle savaşmamak için Ali'ye yemin ettim.

- Yemin keffareti olarak kölen Serkis'i azad et ve inhanlarm arasını buluncaya kadar burada dur.

Zübeyr, kölesini azad etti ve orada durdu. İnsanların işi karışıp aralarında ihtilaf vuku bulunca atının üzerinde çekip gitti. Hz. Aişe'nin yanma vardı. Ali ile savaşmayacağına yemin ettiğini ona da anlattı. Oğlu Abdullah, kendisine dedi ki: "Sen insanları topladın, karşı tarafla savaşmak üzere karşı karşıya geldiklerinde ise aralarından çıktın. Sen, Ali'ye yaptığın yeminin keffaretini öde ve burada bekle."

O da kölesini azad etti. Azad ettiği kölenin Serkis adında bir köle olduğu söylenir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Zübeyr, Ammar ile Ali'yi bir arada görünce savaş alanından dönüp gitmiştir. Çünkü o, Rasûlullah (s.a.v.)'m, Ammar'a: «Seni asi bir topluluk öldürecektir.» dediğini işitmişti ve Ammar'ın o günde öldürülmesini istememişti.» Naklettiğimiz bu hadis sahih ise, demek ki Zübeyr, bu hadis sebebiyle savaş alanından dönüp gitmişti. Ve Hz. Ali'ye yaptığı yeminin keffaretini ödedikten sonra tekrar onunla savaşmak için savaş alanında beklemiş olduğu akla uymayan uzak bir ihtimaldir. Doğrusunu Allah bilir.

Kısaca demek istediğimiz şudur ki, Cemel savaşında Zübeyr, savaş alanından döndükten sonra Vadi's-Siba' denen bir yerde mola vermiş, o esnada Amr b. Cermuz adında biri onu takip etmişti. Zübeyr, uyumakta iken Amr b. Cermuz gelip ansızın onu öldünnüştü.Bununla ilgili detaylı açıklamayı ileride vereceğiz.

Talha'ya gelince, savaş alanında hedefini şaşırmış serseri bir ok ona isabet etmişti. Bu oku Mervan b. Hakem ona fırlatmıştı. Doğrusunu Allah bilir, Talha, yaralanan ayağını atının bedenine yapıştırıp yoluna devam etmeye çalışmış, ancak atı ona serkeşlik yapınca: «Bana gelin ey Allah'ın kulları, bana gelin ey Allah'ın kullan!» diye ünlemiş, peşine takılıp kendisini tutan bir kölesine: «Yazıklar olsun sana! Beni evlere götür.» demişti. Ayağı kanadığı için ayakkabısı kanla dolmuştu. Kölesine: «Terkime bin» demişti. Kan kaybettiği için gücünü yitirmişti. Kölesi terkisine binerek onu binek üstünde tutmuş ve Basra'daki bir eve götürüp bırakmıştı. Kendisi de orada vefat etmişti. Allah ondan razı olsun.

Hz. Aişe, mahfesinin üzerinde savaş alanında ilerledi. Savaş kızışıp çarpışma şiddetlenince Zübeyr geri dönmüş, Talha'da öldürülmüştü. O esnada Basra kadısı Ka'b b. Süvvar, bir mushafi eline almış, Hz. Aişe de ona: «Çarpışanları bu mushafa davet et.» diye emretmişti. Ka'b b. Süvvar, mushafi eline alıp savaş alamnda ilerleyince Küfe ordusunun öncüleri onu karşılamışlardı. Abdullah b. Sebe' ve taraftarları, askerlerin önünde bulunup ele geçirdikleri Basrahları Öldürüyorlardı. Fırsatım buldukça hiçbir kimseyi öldürmekten geri durmuyorlardı. Ka'b b. Süv-var'ın mushafi eline alıp yüksekte tuttuğunu görünce onu ok yağmuruna tutarak öldürdüler. Okları mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin mahfesine de ulaşıyordu. Bunun üzerine Hz. Aişe:

- Allah Allah! Ey oğullarım, hesap gününü hatırlayın! diye bağır-dı.Ellerini kaldırıp Hz. Osman'ın katilleri olan o saldırganlara beddua etmeye başladı. Orada bulunan kirmmeler de onunla birlikte yüksek sesle beddua etmeye başladılar. Bu gürültüler, Hz. Ali'nin kulağına varınca; «Bu gürültü de ne?» diye sordu. Orada bulunanlar:«Mü'minlerin annesi,Hz. Osman'ın katillerine ve bu katillerin taraftarlarına beddua ediyor» dediler.

Hz. Ali de: «Allah'ım, Osman'ın katillerine lanet et.» dedi.Abdullah b. Sebe' ve adamları, Hz. Aişe'nin mahfesine ok atmaya devam ettiler. Öyle ki, atılan okların saplanması neticesinde mahfesi kirpiyi andırdı. Hz. Aişe de yanında bulunanları, bu saldırganları durdurmaya teşvik etti. Yanındaki koruyucuları, onlara karşı saldırıya geçirdi. Onlar da saldırganlara hücum ettiler ve bu hücum, Hz. Ali'nin bulunduğu yere kadar uzandı. Hz. Ali de oğlu Muhammed b. Hanefiyye'ye:

- Yazıklar olsun sana! Bayrağı al ve ilerle! diye emir verdi. Ancak Muhammed b, Hanefîyye, bu emri yerine getirmeyince Hz.

Ali, onun elinden bayrağı alıp ilerledi. Savaş dolabı bir bu yana, bir o yana dönüyordu. Bazen Basralılarm lehine, bazen de Kufelilerin lehine cereyan ediyordu. Çok sayıda adam ve büyük bir topluluk öldürüldü. Bu savaştaki kadar çok el ve ayağın kesildiği başka bir savaş görülmedi. Hz. Aişe de insanları, Hz. Osman'ın katillerine karşı kışkıştıyordu. Sağma bakıp: «Bunlar kimlerdir? diye sorunca onlar:«Biz, Bekir b. Vail kabilesin deniz.» dediler. Hz. Aişe de: «Adamın birisi, sizin hakkınızda şöyle demişti, dedi. Demirle bize geldiler. Onlar himmet sahibi eşraftırlar. Bekir b. Vail kabile si diri er.»

Sonra Beni Naciye kabilesi, ardından da Beni Dabbe kabilesi Hz. Aişe'ye sığındılar. Onun safları arasına katıldılar. Bu savaşta onlardan da çok sayıda adam öldürüldü.

Anlatıldığına göre bu savaşta Hz. Aişe, devesinin yularını tutmuş olarak duruyordu. O esnada yetmiş erkeğin eli kesilmişti. Savaş şiddetlenip taraftarlarının beli kırıldığı zaman Beni Adiy b. Menaf kabilesi ilerledi ve şiddetli bir şekilde çarpıştı. Hz Aişe'nin devesinin başım yükselttiler. Karşı taraftakiler ise bu deveyi öldürmeyi amaçlayarak şöyle demişlerdi: "Bu deve durdukça savaş da sürecektir."

Devenin yuları Amre b. Yesribî'nin elinde bulunuyordu. Başka bir rivayete göre ise Amr b. Yesribî'nin elinde bulunuyordu ki bu adam, Am-re'nin kardeşidir. Daha sonra Alba b. Heysem adındaki namlı yiğit, bu devenin bulunduğu tarafa saldırdı. İbn Yesribî, onu öldürdü. Amr el-Cemelî de saldırıya geçince İbn Yesribî onu da öldürdü. Bu arada Zeyd b. Sahan ile Ernes Sa'saa b. Sohan da öldürüldüler. Sonra Ammar b. Yasir, îbn Yesribfye seslenerek saf arasında çarpışmaya başladılar. Ammar b. Yasir, doksan yaşındaydı. Üzerinde bir kürk vardı. Belini hurma lifiyle bağlamıştı. Orada bulunanlar: «İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciun.İşte şimdi Ammar da öldürülüp giden arkadaşlarının peşi sıra ahirete göçe-cektir.» dediler. İbn Yesribî, ona bir kılıç darbesi vurdu. Ammar, bu darbeyi kalkamyla önledi. İbn Yesribf nin kılıcı kalkana gömüldü. Bu defa Ammar, ona darbesini vurup ayaklarını kesti. Onu esir alıp Hz. Ali'nin huzuruna götürdü. îbn Yesribî, Hz. Ali'ye: - ar müminlerin emiri! Canımı bağışla, deyince Hz. Ali ona:

- Üç kişiyi öldürdükten sonra mı canını bağışlayacağım? diyerek istediğini reddetti. Sonra emir verip onu öldürttü. Daha sonra Hz. Aişe'nin devesinin yularını, öldürülmeden önce İbn Yesribf nin kendi yerine vekil bıraktığı Beni Adiy kabilesinden bir adam eline aldı. Rebia el-Ukaylî de bu adamla çarpıştı. Bunların ikisi de birbirlerini öldürdüler. Yuları, bu defa Haris ed-Dabbî eline aldı. Haris kadar güçlü bir adam görülmüş değildi. Yuları eline alınca şöyle dedi:

«Biz, deveyi koruyan Dabbe oğullarıyız.

Beyler karışımızda yere yıkılınca, bir başka beyle mübareze yaparız.

Osman'ın etrafım kollayan adamlarız.

Ölüm bize baldan tatlıdır.

Cesil'de ihtiyarımızı bize geri verin.»

Bu beyitlerin Vesim b. Amr ed-Dabbfye ait olduğu söylenmiştir.

Bu şekilde kırk kişi öldürülene kadar devenin yuları bırakılma-dı.Hz. Aişe, bu konuda şöyle demişti: «Dabbe kabilesi evlatlarının sesleri kesilinceye kadar bu öldürmeler devam etmişti. Ve devem dimdik yerinde durmuştu.» Sonra devenin yularını Kureyş'ten yetmiş kişi sırasıyla tuttular. Ve bunlar da peş peşe öldürüldüler. Bunlardan biri Sec-cad lakabıyla tanınan Muhammed b. Talha idi. Bu, Hz. Aişe'ye:

- Anacığım, bana ne emrin varsa buyur söyle, demiş. Hz. Aişe de ona:

- Sana, Adem oğullarının en hayırlısı olmanı emrederim, deyince o da oradan ayrılmaktan vazgeçmiş ve yerinde sebat edip: «Ha mim, karşıtlarımız zafer bulmayacaklardır.» demişti. Bir grup düşman, ona saldırmışlar, her birinin onu öldürdüğü iddia edilmiştir. Bunlardan biri, mızrağını ona saplayıp şöyle demişti:

«Rabbinin ayetlerini dimdik tutan Eş'as, az eziyet verir. Gördüğüm kadarıyla zararsızdır.

Ben ona mızrağımı fırlatarak gömleğinin yakasını yırttım. O da elleri ve ağzı üzerine düşüp yere kapandı. O, Ha mim diyerek bana sesleniyordu, ama mızrağım ona saplanmıştı.

Öne geçmeden Önce saldırsaydı ya. Yegane suçu Ali'ye tabi olmamaktı. Hakka tabi olmayan kimse ise pişman olur.»

Bundan sonra Hz. Aişe'nin devesinin yularını, Amr b. Eşref eline aldı. Her kim o deveye yaklaşırsa mutlaka kılıcını ona vururdu. Haris b. Züheyr el-Ezdî de şöyle diyerek ona yöneldi:

«Ey annemiz! Ey bildiğimiz en hayırlı kadın! Görmez inisin ki, nice yiğitler yaralanıyor. Başları ve bilekleri gövdelerinden koparılıyor.»

Amr b. Eşrefle Haris b. Züheyr, karşılıklı vuruştular. İkisi de birbirlerini öldürdüler.

Bayrağı ve devenin yularını, tanınmış yiğitlerden başkası eline almıyordu. Bunlar da kendilerine saldıranları öldürüyorlar, sonra kendileri de ölüyorlardı. Adamın birisi, bu savaşta Adiy b. Hatim'in gözünü çıkarmıştı. Sonra Abdullah b. Zübeyr ilerleyip devenin yularını tuttu, ama konuşmuyordu. Hz. Aişe'ye: «Devenin yularını kızkardeşinin oğlu eline aldı.» dediklerinde Hz, Aişe, Abdullah b. Zübeyr'in annesi Esma'yi kastederek: «Vah Esma da ağlayacak,» demişti. Malik b. Haris, devenin yularını tutmuş vaziyette iken Ester en-Nehaî gelip ona saldırdı, ikisi çarpıştılar. Ester, Malik'in başını ağır yaraladı. Bunlar çarpışırlarken Abdullah b. Zübeyr, Eşter'i hafif yaraladı. Sonra Esterle Abdullah çarpışırken yere düştüler. O esnada Abdullah b. Zübeyr, şöyle diyordu:

«Beni ve Malik'i öldürün. Malik'i benimle beraber öldürün.»

Orada bulunanlar, Malik'in kim oludğunu bilmiyorlardı. O, Ester lakabıyla tanınmıştı. Çarpışmanın bu şekilde devam ettiğini gören Hz. Ali taraftarlarıyla Hz. Aişe'nin taraftarları koşup her iki hasmı birbirinden çekip ayırmışlardı. Abdullah b. Zübeyr'in aldığı bu son yarasıyla birlikte Cemel savaşında vücudunda meydana gelen yaraların sayısı yetmişüçü bulmuştu.

Mervan b. Hakem de yaralanmıştı. Sonra bir adam gelip devenin ayaklarına vurdu. Onu yaraladı yere düşen deve şiddetli bir şekilde hırıltı çıkarıp böğürdü. Devenin yularını en son elinde tutan kişi, Züfer b. Haris olmuştu. Yular onun elindeyken deve vurulmuştu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre devenin yularını Züfer b. Harisle Büceyr b. Dül-ce ellerinde tutmakta iken deve vurulmuştur. Yine denildiğine göre Hz. Ali'nin tavsiyesi üzerine deve vurulmuştur. Başka bîr rivayette anlatıldığına göre ise Ka'ka b. Amr'm tavsiyesi üzerine vurulmuştur. Maksat-da mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin deve üzerinde iken atılan oklarla isabet almasını önlemekti. Çünkü o, deve üzerinde iken okçuların hedefi haline gelmişti. Yuları tutanlar da kargılara ve mızraklara hedef olmuşlardı. Ayrıca insanların uğruna canlarını feda etmek istedikleri Hz. Aişe ve devesinin savaş ortamından çıkarılması gerekiyordu. Deve vurulup yere düşünce çevresindeki insanlar âdeta yenilgiye uğramışçasına dağılıp kaçtılar. Hz. Aişe'nin mahfesi de atılan okların saplanması neticesinde âdeta bir kirpiyi andıracak hale gelmişti. O esnada Hz. Ali'nin ünleyicisi insanlara şu duyuruda bulundu: "Kaçan kimseyi kovalamayın. Yar aliyi öldürmeyin, evlere sakın girmeyin."

Hz. Ali, adamlarından bir kaçma, bu mahfeyi ölülerin bulunduğu yerden alıp getirmelerini emretti.Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammedle Ammar b. Yasir'e de bu mahfeyi bir yere gömüp üzerine kubbe yapmalarını emretti.

Sonra kardeşi Muhammed, Hz. Aişe'ye gelip sordu:

- Vücudunda yara var mı?

- Hayır, sana ne, yaramaz adam.

O esnada Ammar b. Yasir de gelip Hz. Aişe'ye şöyle bir soru sormuştu:

- Nasılsın anacığım?

- Ben, senin anan değilim.

- Hoşuna gitmese de sen benim anamsm.

Hz. Ali de gelip Hz. Aişe'ye selam vermiş, hal hatır sormuş ve şöyle sormuştu:

- Nasılsın anacığım?

- İyiyim.

- Allah seni affetsin.

Komutanlar, önde gelen şahsiyetler ve Müslümanların eşrafı gelip Hz. Aişe'ye selam verdiler. Allah ondan razı olsun.

Anlatıldığına göre A'yun b. Dübe/a b. A'yun el-Mücaşî, Hz. Aişe'nin yanma gelerek başını mahfesinin içine sokar ve onu görür. Hz. Aişe, ona: «Allah'ın laneti senin üzerine olsun. Behey adam!» diye beddua eder. Adam da: «Ben burada Hümeyradan başka kimseyi görmüyorum.» şeklinde karşılık verir. Hz. Aişe: «Allah, senin sırrını açığa "vursun hey eli kesilesice adam, avretlerini de insanların gözü Önüne sersin.» diyerek tekrar bedduada bulunur. Gerçekten bu adam, daha sonra Basra'da öldürülmüş, elbiseleri üzerinden alınmış, eli kesilmiş ve çırılçıplak bir vaziyette Ezd kabilesinin harabe evlerinden birisine atılıp bırakılmıştı.

O gün akşam olunca Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, Hz. Aişe'yi alarak Basra'ya götürmüş ve Abdullah b. Halef el-Huzafnin evinde misafir etmişti. Burada Haris b. Ebi Talha'nm kızı Safiye bulunuyordu. Ebu Talha'nm babası Abdüluzza, onun da babası Osman, onun da babası Abdüddar idi. Safiye, Abdullah b. Halefin kızı olup, "Talha'lar Tal-ha'smın anası" diye biliniyordu. Diğer taraftan yaralanan kimseler, ölüler arasından çıkarılarak Basra'ya götürülmüştü. Bu arada Hz. Ali, ölülerin bulunduğu yerde dolaşmış ve tanıdığı her bir maktulün yanına gelince ona rahmet okuyarak: «Kureyşlilerin öldürülmüş olarak yerde yattıklarını görmek çok ağrıma gidiyor.» demişti. Anlatıldığına göre Talha b. Ubeydullah'm cesedinin yanma geldiğinde de şöyle demiş-ti:«Ey Muhammed'in babası! Sana üzülüyorum, müteessirim, doğrusu bizler Allah'a aidiz ve yine biz O'na dönücüleriz. Vallahi sen şairin dediği gibi oldun:

«Öyle bir delikanlı ki, zengin olduğu zaman zenginliği onu arkadaşına ve dostuna yaklaştırıyordu. Fakirlik kendisinden uzaklaşıp, zengin olduğunda işte böyle yapıyordu.»

Hz. Ali, Basra dışında üç gün kaldı. Sonra iki taraftan da öldürülenlerin cenaze namazını kıldı. Bu ölüler arasında özellikle Kureyşlilerin namazlarım önce kıldı. Sonra savaş alanında bulunan Hz. Aişe taraftarlarından olan maktullerin üzerlerindeki eşyaları toplatıp Basra mescidine gönderdi. Adamlarına, bu eşyalar arasında kendilerine ait olan eşyalar varsa almalarına müsade etti. Yalnız hazineye ait olup üzerinde sultan damgası bulunan silahlara el sürmemelerini tembihledi.

Cemel savaşında her iki taraftan 5000'er kişi olmak üzere toplam 10000 kişi öldürülmüştü. Allah, onlara rahmet etsin. Öldürülen sahabelerinden de razı olsun.

Hz. Ali'nin bazı taraftarları, Talha ve Zübeyr'in adamlarının mallarının kendilerine taksim edilmesi talebinde bulundular ama Hz. Ali, onların bu taleblerini kabul etmeyince İbn Sebe taraftarları, Hz. Ali'nin bu tutumunu eleştirip şöyle de diler :«Nasıl olur da Talha ve Zübeyr'in adamlarının kanlarım aktımak bize helal oluyor ama malları bize helal olmuyor? «Hz. Ali, onların bu eleştirilerini duyunca şöyle dedi:

- Hanginiz payına mü'minlerin annesi Aişe'nin düşmesini ister?

Hz. Ali'nin bu çıkışması üzerine orada bulunanlar sustular. Bu se-

beple Basra'ya girildiğinde Hz. Ali, beytü'1-malm kapışım açtı, adamlarından her biri oradan 500 dirhem aldı. Onlara: «Şam'a vardığımızda da sizlere bu kadar vereceğim.» dedi. Ancak îbn Sebe' taraftarları, onun bu hareketini de eleştirip arkada dedikodu yapmaya başladılar.

Cemel vak'asmm sona ermesinden sonra Ahnef b. Kays, Sa'd oğullarıyla birlikte Hz. Ali'nin yanma geldi. O, bu olayın dışında kalmış, bir kenara çekilip durmuştu. Yanma vardığında Hz. Ali, ona:

- Sonucun meydana çıkmasını mı bekledin? diye sormuş.

Ahnef de:

- Ben, davranışın isabetli ve daha iyi olduğunu görüyorum ey mü'minlerin emiri! Senin emrinle olan olmuştur. Ve ben, yine senin emrindeyim. Senin şu anda koyulduğun yol, hayli uzun bir yoldur. Ve ben senin dününden ziyade yarınına muhtacım. Ben yapacağım iyiliği biliyor ve yarın için de bağlılık ve sevgimi saklı tutuyorum. Sakın bana bu söylediğin sözler gibi serzenişte bulunma. Ben, senin yanındayım ve senin yardımcılarından olurum, diyerek karşılık vermişti.

Hz. Ali, daha sonra bir pazartesi günü Basra'ya girmiş, Basralılar, ona bey'at ettikleri gibi savaşta yaralanlar ve kendilerine eman verilenler de gelip bey'at etmişlerdi. Abdurrahman b. Ebi Bekre de kendilerine eman verilen kişilerle birlikte gelmiş ve Hz. Aİl'ye beyat etmişti. Hz. Ali - babasını kastederek- Abdurrahman' a

- Hasta nasıl? diye sormuş, o da:

- Ey mü'minlerin emiri, vallahi o hastadır. Ve seninle dost olmaya tutkun bir kimsedir, deyince Hz. Ali, Abdurrahman'a:

- Düş önüme bakalım, diye seslenmiş; ikisi birlikte babasına gitmişlerdi. Hz. Ali, Ebu Bekre'yi ziyaret etmiş, ancak Ebu Bekre, ona mazeretini bildirince Hz. Ali de mazeretini kabul etmişti. Basra valiliğini Ebu Bekre'ye teklif etmiş, ancak o bu teklifi kabul etmeyip:

- Hayır, senin adamlarından veya akrabalarından birisi olsun. Halk, sizden birinin valiliğine daha sıcak bakar, demişti.

Hz. Ali ile Ebu Bekre, Basra valiliğine îbn Abbas'ın getirilmesi konusunda anlaşarak ayrılmışlardı. Diğer taraftan Hz. Ali, Basra'nın haracına ve beytül-mahn başkanlığına Ziyad b. Ebihi'yi tayin etmişti. îbn Abbas'a da Ziyad'a itaat etmesini ve sözünü dinlemesini emretmişti. Zi-yad'da bu savaşta kenara çekilenlerdendi. Hz. Ali; daha sonra mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin bulunduğu eve gelmiş, kapıda durup içeri girmek üzere izin istemiş, izin verilince de içeri girip Hz. Aişe'ye selam vermiş, o da selamını alıp ona, "Hoş geldin" demişti. Hz. Ali, Beni Halefin evinde kadınların savaşta öldürülenler için ağlamakta olduklarım gördü. Halefin oğulları Abdullah ile Osman, Cemel savaşında öldürülenlerdendi. Abdullah, Hz. Aişe'nin tarafında çarpışırken öldürülmüş, Osman da Hz. Ali'nin tarafında çarpışırken öldürülmüştü. Hz. Ali, içeri girdiğinde Abdullah'ın karısı ve "Talha'lar Talha'sının annesi" Safiye, ona şöyle dedi:

- Sen nasü benim çocuklarımı öksüz bıraktınsa, Allah da senin çocuklarını öksüz bıraksın!

Hz. Ali, ona karşılık vermedi. Odadan dışarı çıkarken Safîye, ona aynı şeyi takrar söyleyince adamın birisi, Hz. Ali'ye şöyle dedi.

- Ey mü'minlerin emiri, söylediklerim işittiğin halde bu kadına cevap vermiyorsun. Susuyorsun, niçin böyle yapıyorsun? Kendisine böyle diyen adama Hz. Ali, şu cevabı verdi:

- Yazıklar olsun sana, müşrik oldukları halde kadınlara ilişmememiz bize emredilmişti. Şimdi onlar Müslümanken onlara nasıl ilişeceğiz?

Adamın birisi, kapıda İM kişinin durup Hz. Aişe'ye hakaret ettiklerini söyleyince Hz. Ali, Ka'ka b. Amr'a emir verip o hakaret eden iki kişinin elbiselerinin soyularak yüzer kırbaçla cezalandırılmalarım istedi. Hz. Aişe, kendisiyle birlikte savaşıp Öldürülen Müslümanların ve bu sa_ vaşta Hz. Ali'nin safında savaşıp öldürülen askerlerin adlarını sordu. Bunlardan her birinin adı anıldığında Hz. Aişe, ona rahmet okuyup dua ediyordu.

Mü'minlerin annesi Hz. Aişe, Basra'dan çıkmak istediği zaman Hz. Ali, ona yol boyunca gerekli binek, azık ve eşyalarla diğer ihtiyaç maddelerini temin edip gönderdi. Onunla birlikte gelen askerlerin -Basra'da kalmak isteyenler dışında- tamamının dönmesine izin verdi. Basra'nın tanınmış kadınlarından kırkını seçerek Hz. Aişe'nin refakatine verdi. Yine onunla birlikte kardeşi Ebu Bekir oğlu Muhammed'i de yola çıkardı. Basra'dan ayrılacakları gün Hz. Ali gelip Hz. Aişe'nin kapısında durdu. İnsanlar toplanmışlardı. Hz. Aişe, devesinin üzerindeki mahfesi içinde evden çıktı.İnsanlarla vedalaştı. Onlara dua edip şöyle dedi:

- Ey oğullarım! Hiç biriniz diğer bir kardeşine bizden ötürü asla serzenişte bulunmasın. Vallahi daha önce benimle Ali arasında meydana gelen olay, her ailede bir kadın ile kayınları arasında meydana gelen dedikodulardan başka birşey değildi. Hz. Ali de şöyle dedi:

- Evet, doğru söyledi. Benimle onun arasında bundan başka hiçbir çekişme söz konusu değildi. Ve şunu çok iyi biliniz ki, o sizin Peygamberiniz (s.a.v.)'in dünyada ve ahirette zevcesidir.

Hz. Ali, böyle dedikten sonra birkaç mil ötesine kadar Hz. Aişe'nin refakatinde yürümüş, onu uğurlamıştı. Hz. Aişe, Basra'dan hicretin otuzaltmcı senesinin receb ayı başında ayrılmıştı. Mekke'ye doğru yola çıkmıştı. O sene hac edinceye kadar Mekke'de ikamet etti.

Haccmı ifa ettikten sonra Medine'ye döndü. Allah, ondan razı olsun.

Mervan b. Hakem'e gelince o, Malik b. Mesma'nın himayesine sığınmış, Malik de onu koruma altına almış, vefakarca davranmıştı. Bu sebeple Mervan oğulları, Malik'e ikramda bulunur, ona tazimde kusur etmezlerdi.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Mervan, Hz. Aişe'yle birlikte Beni Halefin evine konuk olmuş, Hz. Aişe, oradan çıkınca o da Hz. Aişe'yle birlikte oradan ayrılmıştı. Hz. Aişe, Mekke'ye giderken o Medine-ye gitmişti. Cemel savaşı cereyan ederken Mekke, Medine ve Basra arasındaki her yerde insanlar, kartalların koparıp kaçırdıkları el ve ayak parçalarının yerlere düştüğünü gördükleri için savaşın cereyan etmekte olduğunu anlamışlardı. Hatta Medineliler, Cemel savaşının yapıldığı günde güneş batmadan önce bu durumu anlamışlardı. Çünkü o gün bir kartal, Medine üzerinden uçarken ağzından birşey düşürmüştü. Gidip baktıklarında yere düşen şeyin bir el olduğunu, elin parmaklarından birinde bir yüzük bulunduğunu, yüzüğün kaşında da Abdurrah-man b. Attab adının yazılı olduğunu görmüşlerdi.