El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Ömer'in Kudüs'ü Fethetmesi

Ebü Cafer b. Cerir'in anlattığına göre hicretin onbeşinci senesinde Ebu Ubeyde, Dımaşk'ın fethini tamamladıktan sonra Kudüslülere bir mektup göndererek onları Allah'a imana ve Isâm'a girmeye davet et-ti.Aksi takdirde …

Ebü Cafer b. Cerir'in anlattığına göre hicretin onbeşinci senesinde Ebu Ubeyde, Dımaşk'ın fethini tamamladıktan sonra Kudüslülere bir mektup göndererek onları Allah'a imana ve Isâm'a girmeye davet et-ti.Aksi takdirde cizye vermeleri gerektiğini, cizye vermedikleri takdirde kendilerine karşı savaş ilan edileceğini bildirdi. Kudüslüler, Ebu Ubeyde'nin bu çağrısına icabet etmediler. Bunun üzerine Ebu Ubeyde, Şam'da Said b. Zeyd'i halef bıraktı. Ordusuyla birlikte Kudüs'e doğru yola çıktı. Kudüs'ü kuşatma altına aldı. Şehir halkına baskı yaptı. Nihayet onlar, emirü'l-mü'minin Ömer b. Hattab'm kendilerine gelmesi şartıyla barış yapmaya razı olacaklarım bildirdiler.

Ebu Ubeyde, durumu bir mektupla Hz. Ömer'e bildirdi. Bu hususta onun fikrini sordu. Hz. Osman da Kudüslülerin hakarete uğramaları, zelil olmaları ve burunlarının yere sürülmesi için Hz. Ömer'in Kudüs'e gitmemesi tavsiyesinde bulundu. Hz. Ali ise, aralarındaki kuşatma sebebiyle Müslümanlar üzerine çöken yükün hafiflemesi için Hz. Ömer'in Kudüs'e gitmesi gerektiğini ifade etti. Hz. Ömer, Ali'nin görüşünü uygun gördü, ordusuyla birlikte Kudüs'e doğru yola çıktı. Medine'de vekil olarak Ebu Talib oğlu Ali'yi bıraktı. Abbas b. Abdülmuttalib öncü kuvvetlerin başında yola çıktı. Hz. Ömer, Şam'a yaklaştığı zaman Ebu Ubeyde; Halid b. Velid ve Yezid b. Ebu Süfyan gibi komutanların Önde gelenleriyle birlikte onu karşılamaya çıktı. Ebu Ubeyde, bineğinden indi. Hz. Ömer de bineğinden indi. Ebu Ubeyde, Hz. Ömer'in elini öpmeye yöneldi. Hz. Ömer de Ebu Ubeyde'nin ayağını öpmeye yöneldi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde, öpmekten vazgeçti. Sonra yoluna devam etti.

Kudüs'teki Hristiyanlarla barış antlaşması yaptı. Onlardan üç güne kadar Bizanslıları Kudüs'ten kovmalarını istedi. Sonra da içeri girdi. Rasûlullah (s.a.v.)'m İsrâ gecesinde girdiği kapıdan Mescid-i Ak-sa'ya girdi. Anlatıldığına göre Mescid-i Aksa'ya girerken telbiye getirmişti. Orada Davud Peygamberin mihrabında tahiyyetül-mescid namazını kılmış ve girdiği günün ertesi gününde Müslümanlara sabah namazını kıldırmıştı. Sabah namazının birinci rekatında Sâd sûresini okumuş, secde ayetine geldiğinde secdeye kapanmış, Müslümanlar da onunla birlikte secdeye kapanmışlardı. İkinci rekatta ise Beni İsrail (el-Isrâ) sûresini okumuş, namazı tamamladıktan sonra, Peygamber Efendîmiz'in miraca çıkışı esnasında ayağını bastığı kayanın yanına gelmişti. Kayanın yerini KaTsül-AhbaıMan sormuş, o da mescidi arka tarafina alıp ilerlemesini söylemişti. Bunun üzerine Hz. Ömer:

- Yahudilere benzedin, demişti. Sonra Mescid-i Aksa'nm karşı tarafında bir mescid yapmıştı. Bu, bugün bilinen Hz. Ömer Camii'dir. Hz. Ömer, daha sonra abasının eteğine kayanın yanındaki toprakları alıp taşımıştı. Müslümanlar da onunla birlikte toprak taşımışlardı. Kalan topraklan da Ürdünlülerin taşımasını emretmişti. Bizanslılar, o kayayı çöplük haline getirmişlerdi. Çünkü orası Yahudilerin kıblesiydi. Öyle ki bir kadın, âdet kanının bulaştığı kirli bezini çıkarıp bu kayanın üzerine atıyordu. Hz. Ömer, kayayı şunun için temizlemişti: Yahudiler, orayı çöplük haline getirmişlerdi. Orası, Yahudilerin haçları koydukları ve Hz. İsa'nın mezarıdır düşüncesiyle üzerine pislik attıkları bir mezbelelik haline gelmişti. Hristiyanların orada inşa ettikleri kiliseye de bu yüzden Kumame kilisesi "çöplük kilisesi" denmişti.

Kudüs'te bulunan Herakliyus'a Peygamberin mektubu ulaştığı zaman o, Hristiyanlara vaz ü nasihatta bulunmuştu. Çünkü onlar, kayanın üzerim çöplük haline getirmişlerdi. Herakliyus, Mescid-i Aksa'daki Dâvud Peygamber mihrabına gidip onlara şöyle dedi:"îsrail oğulları, Zekeriyya oğlu Yahya'nın kanı için öldürüldükleri gibi sizin de -bu mescidi tahkir etmenizden ötürü -bu çöplük uğruna savaşmanız gerekir. Sizin bunu yapmanız en uygun olan bir davranış olacaktır." Böyle dedikten sonra kayanın üzerindeki çöpleri atıp temizlemelerini emretti. Onlar da bu temizlik faaliyetine başladılar. Üçte birini temizlemiş iken Müslümanlar orayı fethettiler. Hz. Ömer de o çöplüğü oradan tamamıyla kaldırttı.

Seyf b. Ömer'e göre Hz. Ömer, Medine'de Hz. Ali'yi halef bıraktıktan sonra çabucak Kudüs'e varabilmek çin atma binip yola çıktı. Cabi-ye'ye vardığında inip mola verdi. Orada beliğ ve uzun bir konuşma yapıp şöyle dedi: "Ey insanlar! İçinizi düzeltin ki, dışınız da düzelsin. Ahireti-niz için çalışın M, bu çalışmanız dünyanız için de yeterli olsun. Bilesiniz ki kişi ile Adem Peygamber arasında hayatta bulunan bir baba yoktur. Yine kişi ile Allah arasındaki bağlarda yumuşama ve gevşeme de söz konusu değildir. Kim Cennet yolunu istiyorsa cemaata sarılsın. Çünkü şeytan tek kişiyle beraberdir. İki kişiden çok uzaktadır. Herhangi bîriniz bir kadınla tenha yerde başbaşa bulunmasın. Çünkü bu durumda üçüncüleri şeytan olur. İyiliklerinin kendisini memnun ettiği, kötülüklerinin de kendisini üzdüğü kişi, mümindir.

Hz.Ömer, daha sonra Cabiyelilerle barış antlaşması yaptı. Kudüs'e doğru yoluna devam etti. Daha önce ordu komutanlarınız falan günde Cabiye'de kendisiyle buluşmalarını bildiren mektuplar göndermişti. Onlar da aynı günde Cabiye'ye gelip onunla birleştiler. Onunla ilk buluşanlar, Yezid b. Ebu Süfyan ile Ebu Ubeyde oldu. Sonra Halid b. Velid, Müslüman atlılarla birlikte oraya geldi. Üzerlerinde ipek elbiseler vardı. Hz. Ömer bundan dolayı onları taşlamak için üzerlerine doğru gitti. Ancak onlar, üzerlerinde silah bulunduğunu ve savaşta buna ihtiyaç duyduklarını söyleyerek mazeret beyanında bulundular. Hz. Ömer,on-ların bu mazeret beyanları karşısında sustu. Yerlerine vekil bırakan bütün komutanlar gelip Cabiye'de Hz. Ömer'le buluştular. Yalnız Amr b. As ile Şurahbil gelemediler. Çünkü onlar, Ecnadeyn'de Artabon'la karşı karşıya bulunuyorlardı. Hz. Ömer, Cabiye'de iken ellerinde çekilmiş kılıçları ile bir Bizans bölüğünün geldiğini gördü. Müslümanlar, silahlarını alarak üzerlerine yürüdüler. Ancak Hz. Ömer, Müslüman askerleri durdurup:

- Bunlar, eman isteyen bir kavimdirler, dedi. Kendisi onların yanına gitti. Kudüs'ten gelip eman dileyen ve mü'minlerin emiriyle barış yapmak isteyen askerler olduklarını anladı. Çünkü onlar, kendisinin Medine'den Kudüs taraflarına gitmekte olduğunu duymuşlardı. Hz.Ömer, isteklerini yerine getirdi. Onlara emanname ve barış'antlaşmasını içeren bir yazı yazdı. Üzerlerine cizye tarhetti. Bazı şartlar da ileri sürdü. Bu antlaşma metninin yazılmasında Halid b. Velid, Amr b. As, Abdurrahman b. Avf ve Muaviye b. Ebu Süfyan şahit olarak bulundular. Antlaşma metnini Muaviye yazmıştı. Bu antlaşma, hicretin on-beşinci senesinde yapılmıştı. Daha sonra Hz. Ömer, Lüd halkı ve orada bulunan diğer kimseler için emanname yazdı. Üzerlerine cizye tarhetti. Onlarda Kudüslülerle yapılan barış gibi aynı maddeleri içeren bir barış antlaşması yaptılar. Artabon, Mısır beldelerine kaçtı. Amr b. As'm, Mısır'ı fethetmesine kadar oralarda kaldı. Daha sonra deniz sahilleri tarafına kaçtı. Müslümanlarla savaşan bazı müfrezelerle birlikte bulunuyordu. Onu, Kays kabilesinden bir adam ele geçirdi. Artabon, kendisini yakalayan adamın elini kesti, adam da onu öldürerek hakkında şöyle bir şiiir söyledi:

"Rum Artabon'u bu eli perişan ettiyse de Allah'a hamd olsun ki ondan çok yararlandım^

Rum Artabon'u onu kopardıysa da ben de onun kemiklerini bu elle paramparça etmişimdir."

Remlelîler ve çevre kasaba halklar ile barış antlaşması yaptıktan sonra Amr b. As ile Şurahbil b. Hasene, Cabiye'ye geldiler. Mü'minlerin emiri Hattab oğlu Ömer'in atma binmiş olduğunu gördüler. Yaiima yaklaştıklarında eğilip onun dizlerini öptüler. Hz.Ömer de ikisini kucaklayıp bağrına bastı. Allah onlardan razı olsun. Sonra Hz. Ömer, Ca-biye'den ayrılıp Kudüs'e doğru yola çıktı. Atı topallamaya.başladı. Ona bir beygir getirdiler. Beygire bindi ama o da gürültü ve sesler çıkarmaya başlayınca Hz. Ömer, inip yüzünü tokatladı ve:"Sana bu şekilde kibirlenmeyi kimin öğrettiğini bilmiyorum." dedi. Sonra da beygire hiç binmedi. Zaten daha önce de binmemişti. Böylelikle Kudüs ve çevresinin fethi Hz. Ömer eliyle gerçekleştirilmiş oldu. Yalnız Ecnadeyn fethi Amr b. As tarafından, Kisariye'nin fethi de Muaviye tarafından gerçekleştirilmişti. Seyf b. Ömer'in bu konuda anlattıkları bundan ibarettir. Ancak diğer siyer imamları ona muhalefet ederek Kudüs'ün hicri onaltmcı senede fethedilmiş olduğunu söylemişlerdir.

Muhammed b. Aiz, Yezid b. Ubeyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kudüs, hicretin onaltıncı senesinde fethedildi. Bu senede Hz. Ömer Cabiye'ye geldi"

Ebu Zür'a ed-Dımaşkî, Velid b. Müslim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Ömer hicretin onyedinci senesinde Ser* yolundan geri geldi. Tekrar hicretin onsekizinci senesinde geldi. Komutanlar onun yanında toplandılar. Topladıkları malları ona teslim ettiler. O da bu ganimetleri dağıttı. Orduları tertipledi. Şehirler kurdu. Tekrar Medine'ye döndü."

Yakup b. Süfyan dedi ki:"Cabiye ve Kudüs, hicretin onaltmcı senesinde fethedildi. Ebu Ma'şer dedi M: Amvas ve Cabiye, hicretin onaltmcı senesinde fethedildi, Sonra hicretin onyedinci senesinde Ser1 beldesi fethedildi. Ardı sıra hicretin onsekizinci senesinde kıtlık görüldü. Bu senede Amvas'ta veba salgını görüldü. Ve Amvas diye bilinen belde bu senede fethedildi. Bu beldede baş gösteren veba, hicretin onsekizinci senesinde yayıldı."

Ebu Mihnef dedi ki: "Hz. Ömer, Şam'a geldiğinde oranın bahçelerini ve sularım gördü. Sonra şehire, köşklerine, bostanlara baktı ve şu ayet-i kerimeyi okudu:

"Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı. Bu böyledir, onları başka bir millete miras bıraktık." (ed-Duhân, 25-28.)

Hz. Ömer, bu ayet-i kerimeyi okuduktan sonra Nabiğa'nın şu şiirini de okudu:

"Bunlar, zamanın iki gencidir ki gece ve gündüz, peşpeşe bunlara saldırırlar.

Bunlar, gayretle bir kabileye saldırdıkları zaman onları çöktürür-ler ve o kabile musibetlere maruz kalır."

ilk bakışta bu sözlerden anlaşıldığına göre Hz. Ömer, Şam'a girmiştir. Ama gerçek böyle değildir. Çünkü onun Şam mıntıkasına yaptığı üç seferde de şehire girdiğini nakleden hiçbir tarihçi yoktur. İlk gelişi buydu. O, Cabiye'den Kudüs'e doğru gitmişti. Nitekim Seyf b. Ömer'le diğerleri böyle derler. Doğrusunu Allah bilir. Vakidfye gelince o der M: Şam başkanlarının rivayetine göre Hz. Ömer, Şam'a iki kez girmiş, üçüncüde Ser'den -hicretin onyedinci senesinde- geri dönmüştür. Onlar derler ki: Üçüncüde Dımaşk ve Humus şehrine girmiştir. Vakidî bunu inkar eder.

Ben derim ki: Hz. Ömer'in islâm'a girmesinden önce cahiliye devrinde Şam'a girişinden başka ikinci bir kez Şam'a girdiği bilinmemektedir. Nitekim bunu onun siretinde detaylı olarak anlatmışızdır. Yine rivayet ettiğimize göre Hz. Ömer, Kudüs'e girdiği zaman Peygamber Efen-dimiz'in, üstüne basarak miraca çıktığı kayanın yerini Kabu'1-Ah-bar'dan sormuş, o da Hz. Ömer'e şöyle cevap vermişti:

- Ey mü'minlerin emin! Cehennem vadisinden itibaren şu kadar ve şu kadar sayıda zira ile ölç, vardığın yer, kayanın yeridir.

Zira ile ölçtüler. Kayayı orada buldular. Hristiyanlar, orayı çöplük haline getirmişlerdi. Nitekim Yahudiler de Hz. İsa'nın benzeri olan kişinin çarmıha gerildiği yeri çöplük haline getirmişlerdi. Benzeri adam haça gerildiği halde Yahudilerle Hristiyanlar, o adamın Hz. İsa olduğu inancına kapılmışlardı. Ama bu inançları asılsızdı. Nitekim bu hususta yanıldıklarını Cenâb-i Allah kesin bir ifadeyle bildirmektedir. Demek istediğimiz şudur ki; Hristiyanlar, Hz. Peygamber'in bisetinden 300 sene kadar Önce Kudüs'e hakim oldukları zaman Hz. İsa'nın benzeri adamın çarmıha gerildiği yeri çöplük haline getiren Yahudilerden Öç almak için temizlemişler, oraya Kral Kostantin'in annesi bir kilise inşa ettirmişti. Kostantin, kendi adıyla bilinen Kostantiniyye şehrinin kurucusudur. Anası, Heylane el-Harraniye el-Bundukaniye'dir.

Bu kadın, oğluna emir vermiş, o da Hs.İsa'nın doğduğu yerde Hristiyanlar için Beytu'l-Lahm'î inşa etmişti, kendisi de asılsız iddiaya göre Hz.İsa'nın mezarının bulunduğu yerde mabet inşa ettirmişti. Kendileri de Yahudilerin önceleri ve sonraları yaptıklarına karşı öc almak amacıyla onların kıble mekanlarını çöplüğe dönüştürmüşlerdi. Hz. Ömer, Kudüs'ü fethedip kayanın yerini keşfettiği zaman kayanın üzerindeki çöplerin temizlenmesini emretmişti. Hatta denildiğine göre kendi abasıyla orayı silip temizlemişti. Sonra da mescidi nereye kuracağını KaVa sormuş, onunla müşavere yapmıştı. KaT) da mescidi kayanın arka tarafina inşa etmesini teklif etmiş, o da Ka'b'm göğsüne vurarak:

- Ey Ümmü Ka*b'm oğlu, sen böyle bir teklifte bulunmakla Yahudilere benzedin, demiş ve Mescidi Aksa'nın önünde bir mescid yapılmasını emretmişti.

İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayetine göre Hz. Ömer, Ka'bu'1-Ah-bar'a şöyle bir soru sormuş:

- Nerede namaz kılmamı uygun görürsün?

- Eğer teklifimi kabul edersen kayanın arkasında kılarsın. O zaman bütün Kudüs senin önüne düşer. - Sen Yahudilere benzedin ama ben Rasûlullah (s.a.v.)'m kıldığı yerde kılacağım. Böyle dedikten sonra kıbleye yönelip namaz kaldı. Sonra gelip abasıyla o kayanın üzerindeki çöpleri silip süpürdü. Onun temizlik yaptığını gören halk ta gelip orayı temzlemişlediler.

Seyf b. Ömer, Salim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Hz.Ömer, Şam'a geldiği zaman Dımaşk Yahudilerinden bir adam onu karşıladı ve ona şöyle dedi:

"Selam sana ey Faruk! Sen Kudüs'ün sahibisin. Allah'a yemin ederim ki, Allah, sana Kudüs'ün fethini nasip etmedikçe geri dönmeyeceksin."

Ahmed b. Mervan ed-Dineverî, Hz. Ömer'in azadhsı Eslem'in şöyle

dediğidini rivayet etmiştir:

"Hz. Ömer, Kureyşli ticaret kafilesiyle Şam'a gelmişti. Arkadaşları şehirden çıkacakları esnada, bazı işlerini görmek için Hz.Ömer onlardan geride kalmıştı. Şehirde dolaşmakta iken bir patrik onun ensesinden tutup çekmiş. Hz. Ömer, onunla çekişmiş ve kendisini ondan kurtarmaya çalışmıştı. Ama bir türlü ona güç yetirememişti. Patrik onu; içinde toprak,balta, çapa ve zenbil bulunan bir odaya sokmuş ve ona: "Şunu şuradan şuraya taşı." demiş, kapıyı da üzerine kilitleyerek geri dönmüştü. Sonra da öğleye kadar Hz. Ömer'in yanma uğramamış, Hz. Ömer, olayının şurasında başından geçenleri şöyle anlatıyor:"Oturup düşünmeye başladım. Patriğin bana dediklerinden hiçbirini yapamadım. Yanıma geldiğinde:

- Neyin var, niçin dediklerimi yapmadın? dedi ve başıma bir yumruk vurdu.

Ben de baltayı alıp onu öldürdüm. Dışarı çıktım. Bir rahib. kilisesine uğradım. Akşamleyin yanında biraz oturdum. Rahip bana dikkatle baktı. Beni kiliseye koydu, yedirip içirdi. Armağan verdi. İyiden iyiye beni süzmeye başladı. Durumumu sordu, ben de:

- Arkadaşlarımı kaybettim, dedim.

O da bana:

- Ama korkulu gözlerle bakıyorsun, dedi. Tekrar beni dikkatle incelemeye başladı. Sonra da şöyle dedi:

- Hristiyanlar, kitaplarını en iyi bilen âlimlerinin ben olduğumu biliyorlar. Bizi şu topraklarınızdan çıkaracak olun kişinin sen olduğunu görüyorum. Şu kilisemde kalman için bana bir emanname yazar mısın?

- Olmayacak birşeyi söylüyorsun, dedim. Ama rahib bunu benden ısrarla istedi. Nihayet ben de onun isteği dorultusunda bir sayfa yazıp ona verdim. Ayrılacağım zaman bana bir merkep verdi ve bana şöyle dedi:

- Şuna bin, arkadaşlarının yanına vardığın zaman yalnız başına bunu bana gönder. Çünkü bu hangi kiliseye uğrarsa ona değer verirler.

Ben de onun bana dediğini yaptım.

Hz. Ömer, Kudüs'ü fethetmek için geldiğinde Cabiye'de bulunan o rahip emannameyi yanma alıp Hz. Ömer'in yanına geldi, Hz. Ömer de daha önce kendisine yazmış olduğu emannameyi geçerli saydı. Yalnız, kilisesine uğrayacak Müslümanlara ikramda bulunmasını, onlara ev sahipliği yapmasını ve yol göstermesini şart koştu."

Ebu Bekir b. Ebi'd-Dünya, Ebu Galiye eş-Şamfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Ömer, Kudüs yoluna giderken Cabiye'ye siyah bir deve üzerinde geldi. Saçı dökük olduğu için güneş altında kafası parlıyordu. Üzerinde sarık ve bornoz yoktu. Ayaklan eğerin iki tarafında sallanıyordu. Minderi de imbicam yapısı yünlü bir minderdi. Bineğine binerken bunu altına semer olarak koyardı. Yere inerken bunu kendine döşek olarak kullanırdı. Heybesi lif astarlıydı. Bineğine binerken bunu heybe olarak kullanır, yere inerken de bunu yastık olarak kullanırdı. Pamuklu bir gömleği vardı. Eskimiş ve yan tarafları delinmişti. Hz. Ömer:

- Bana bu kavmin reisini çağırın, dedi.Ona Celumes'i çağırdılar. Celumes'e:

- Şu gömleğimi yıkayın, yırtıklarını dikin, bana bir elbise veya bir gömleği emanet olarak verin, dedi. Ona keten bir gömlek getirdiler.

- Bu nedir? diye sordu.

- Ketendir, dediler.

- Keten nedir? diye sordu. Onlar da kendisine anlattılar. Gömleğini çıkanp verdi. Gömleğini yıkayıp yamadılar. Kendisine getirip teslim ettiler. O da üzerindeki emanet gömleği çıkarıp sahiplerine teslim etti. Kendi gömleğini giydi.

Celumes ona dedi ki:

- Sen, Arapların hükümdarısın. Bu beldelerde deveye binmek senin için uygun olmaz. İstersen başka bir bineğe bin. Beygire binmen, senin açından Bizanslıların gözünde daha gösterişli olur.

Hz. Ömer şu cevabı verdi:

- Biz, Allah'ın islâmiyet'le yücelttiği bir milletiz. Allah'tan başka bir mabuda tapmayız. Beygir getirildi. Üzerine eğersiz bir kadife serildi. Hz. Ömer de üzerine bindi. Sonra:

- Şunu durdurun, şunu durdurun. Bundan önce insanların şeytana bindiklerini görmemiştim, dedi. Devesini getirdiler. O da devesine bindi.»

İsmail b. Muhammed es-Seffar, Tarık b. Şihab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Ömer, Şam'a geldiği zaman bir nehirden geçmesi gerekti. Devesinden indi. Çizmelerini çıkarıp eline aldı. Devesiyle birlikte suya girdi ve karşı tarafa geçti. Ebu Ubeyde, ona dedi ki:

- Sen bu gün bu diyarda yapılmaması gereken bir iş yaptın. Şöyle ve şöyle yaptın. Hz. Ömer, Ebu Ubeyde'nin göğsüne vurup şöyle dedi: —Bu sözü senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde, ona yapacağımı bilirdim. Siz daha önceleri insanların en zelili, en hakiri ve en azı idiniz. Allah sizi İslâmiyet'le onurlandırdı. Siz İslâmiyet'ten başka bir vasıtayla onur ararsanız Allah sizi alçaltır."

îbn Cerir dedi ki:Bu senede, (hicretin onbeşinci senesinde) Müslümanlarla Farslılar arasında Seyf b. Ömer'in görüşüne göre birkaç savaş meydana geldi. îbn îshak ile Vakidî dediler ki: Bu ancak hicretin onal-tıncı senesinde vuku buldu.Böyle dedikten sonra îbn Cerir, Farshlarla Müslümanlar arasında cereyan eden birçok savaştan bahsetmiştir. Bu savaşlar, Hz. Ömer'in, Sa'd b. Ebi Vakkas'a Medain'e gitmesini emrettiği zamanda cereyan etmişti. Medain'e gitmesini, kadınları ve çoluk çocuğu Akik mıntıkasında birçok süvari nezaretinde bırakmasını da emretmişti. Sa'd, Kadisiye savaşını tamamladıktan sonra ordusunun öncü birliklerinin başında Zühre b. Haviye'yi gönderdi. Sonra Zühre'nin ar-^ kasından kendisine birer birer kamutanlan gönderdi. Halid b. Urfuta, yerine kendi naibi olarak Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas'ı bıraktı. Kendisi ordusuyla birlikte hareket etti. Halid'i bu ordunun artçı birliklerinin başına kam utan yapmıştı.Bunlar büyük bir süvari birliği ve çok miktarda silahla yola çıktılar. Zaman da, bu senenin şevval ayıran bitimine birkaç gün kala idi. Kûfe'ye indiler. Kendilerinden önce Zühre, Medain tarafına gitti. Orada Yasbuhri ile karşılaştı. Bu komutanın emri altında Farslılarm büyük bir ordusu vardı. Ancak Zühre, onları yenilgiye uğrattı.

Farslılar, geri dönüp Babil'e gittiler. Orada büyük bir orduları vardı. Bunlar da Kadisiye savaşında yenilgiye uğramışlardı. Başlarına Fi-ruzan'ı komutan yapmışlardı. Zühre, Sa'd'a yenik Farslılarm Babü'de toplandıkları haberini verdi. Bunun üzerine Sa'd ile Firuzan karşılaştılar. Sa'd, onları abanın ucunun rüzgar önünde kıvrılmasından daha çabuk bir şekilde yendi. Onlar da yenilgiye uğrayınca iki gruba ayrıldılar. Bir grup Medain'e gitti. Diğer grup Nihavend'e gitti. Sa'd, Babü'de birkaç gün kaldı. Sonra Medain'e doğru yola çıktı. Bunlar başka bir Fars askeri birliğiyle karşılaştılar. İki taraf şiddetlice savaştılar. Farslılarm komutanı Şehriyar ortaya çıkıp mübareze için adam istedi. Müslümanlardan Nail el-Areci Ebu Nübate adında Beni Temim kabilesinden bahadır bir adam onun karşısına çıktı.

Bir saat mızraklaştılar. Sonra mızraklarını atıp kılıçlarını çektiler ve kılıçla birbirlerine saldırdılar. Sonra birbirlerini kucakladılar. İkisi de atlarından yere düştü. Şehriyar, Ebu Nübate'nin göğsü üzerine düştü. Hançerini çekti. Onu boğazlamak istedi. Ancak parmağı Ebu Nübate'nin ağzına takıldı. Ebu Nübate, onunparmağını katır kıtır kopardı. O da kendi canının derdine düştü. Böyle olunca da Ebu Nübate, onun hançerini alıp boğazını kesti. Atını, bileziklerini ve üzerindeki eşyalarını aldı. Şehriyar'ın adamları da geri dönmek mecburiyetinde kaldılar. Yenilgiye uğradılar. Sa'd, Naile yemin verdirdi ki, Şehriyar'ın üzerinden aldığı bileziklerini ve silahını takınıp atma savaş esnasında binsin. O da bu yemini yerine getirdi.

Dediler ki: Ebu Nübate, Irakta Kusa mıntıkasında surlara ilk tırmanan Müslüman oldu. Hz. ibrahim'in Küsa'da saklandığı yeri ziyaret etti. Allah'ın salatü selamı İbrahim ve diğer Peygamberlerin üzerine olsun. Bundan sonra da Ebu Nübate, şu ayeti okudu:

"İnsanlar arasında günleri bazen lehe, bazen aleyhe döndürür dururuz." (Âl-i Imrân, 140.)