El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Ömer'în Vefatı

Ibn Cerir dedi ki: Bu senede, yani hicretin-yirmiüçüncü "senesinde Hz.Ömer, Peygamber (s.a.v.) zevcelerine hacettirdi. Bu, onun son haccı idi. Bu senede vefat etti. Ben onunla ilgili bu hususları "Siretü Ömer" adlı …

Ibn Cerir dedi ki: Bu senede, yani hicretin-yirmiüçüncü "senesinde Hz.Ömer, Peygamber (s.a.v.) zevcelerine hacettirdi. Bu, onun son haccı idi. Bu senede vefat etti. Ben onunla ilgili bu hususları "Siretü Ömer" adlı eserin son kısmında detaylı olarak anlattım. Bu hususları özetle buraya almak isterim. Şöyle ki:

Hz. Ömer'in soy kütüğü şöyledir: Ömer b. Hattab b. Nüfeyl b. Abdil Uzza b. Riyah b. Abdillah b. Kurt b. Rezah b. Adiy b. Kab b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinane b. Hüzeyme b. Müdrike b. Üyas b. Mu-dar b. Nizar b. Maad b. Adnan el-Kureşi Ebu Hafs el-Adevî. Hz.Ömer,

Faruk lakabıyla lakablanmıştı. Anlatıldığına göre bu lakabı ona kitab ehli kimseler takmışlardır. Anasının adı, Hanteme binti Hişam'dı. Han-tame, Ebu Cehil b. Hişam'm kızkardeşiydi.

Hz.Ömer, yirmiyedi yaşında iken Müslüman oldu. Bedir, Uhud ve diğer gazvelere Peygamber (s.a.v.) ile birlikte katıldı. Birkaç müfreze ile seriyelere gitti. Bu müfrezelerden bazılarının da komutanıydı. İlk emi-rü'1-müminin unvanını alan, ilk tarih yazan, insanlara teravih hususunda icma ettiren, ilk olarak Medine'de geceleyin devriye olarak dolaşan, kırbacı eline alıp onunla insanları terbiye eden, içki içen kimseye ilk olarak seksen değnek vuran, fetihler yapan, şehirler kuran, ordular teşkil eden, haraç koyan, divanları düzenleyen, maaş veren, kadılar atayan; Sevad, Ehvaz, Cibal, Faris gibi şehirleri kurduran, Şam'ın tamamını feth eden, Cezire, Musul, Meyafarikin (Silvan), Amid (Diyarbakır) Ermeniye, Mısır ve İskenderiye'yi İslâm ülkesine katan, askerleri Rey beldelerinde iken vefat eden Hz. Ömer'dir.

Şam mıntıkasında Yermük, Basra, Dımaşk, Ürdün, Beysan, Tabe-riye, Cabiye, Filistin, Remle, Askalan, Gazve, Sevahil, Kudüs şehirlerini fethetti. Mısır, İskenderiye, Trablus, Garb ve Berka şehirlerini de fethetti. Şam şehirlerinden Baalbek, Humus, Kinnesrin, Halep ve Antakya'yı fethetti. Cezire, Harran, Urfa, Rakka, Nusaybin, Ra'sül-Ayn, Samsat, Gül pınarı (Aynü'l-Verde), Diyarbakır, Diyar-ı Rebia, Musul beldeleri ve Ermeniye'nin tamamını fethetti. Irak'ta Kadisiye, Hire, Nehris-sir, Sabat, Medain, Fırat ve Dicle havzasındaki şehirler, Eble, Basra, Ahvaz, Fariz, Nihavend, Hemedan, Rey, Komes, Horasan, Istahr, Isfahan, Sus, Merv, Nisabur, Cürcan, Azerbeycan ve diğer beldeleri ferhet-ti. Orduları nehri defalarca geçtiler.

O, Allah için çok mütevazi bir kimseydi. Zahidane bir hayat yaşar, kıt kanaat geçinir. Allah'ın dini hususunda müsamahasızdı. Elbisesini deriyle yamardı. Çok heybetli biri olmakla birlikte omuzunda kırba taşırdı. Semersiz merkebe binerdi. Bindiği devenin ağzına liften yapılma yular takardı. Çok az gülerdi. Hiç kimseyle şakalaşmazdı. Yüzüğünü-nün üzerinde şu ibare yazılıydı: "Ey Ömer, vaiz olarak Ölüm yeter." Onun hakkında Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: "Allah'ın dini hususunda ümmetimin en şiddetilisi Ömer'dir." İbn Abbas'tan rivayet olunduğuna göre Peygamber(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Sema halkından iki vezirim, yer halkından da iki vezirim vardır. Sema halkından olan vezirlerim Cebrail ile Mikail'dir. Yer halkından olan vezirlerimse Ebu Bekir ile Ömer'dir. Onlar benim gören gözlerim, işiten kulaklanındır." Hz.Aişe'den rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Doğrusu şeytan, Ömer'den korkup kaçar."

''Ümmetimin en hayırlısı Ebu Bekir'dir. Allah'ın dini hususunda en şiddetlisi Ömer'dir."

Hz. Ömer'e: "Sen hükümsün." denilmiş, o da şöyle demişti. "Kalbimi Müslümanlara karşı merhametle dolduran, onların kalplerimde bana karşı korkuyla dolduran Allah'a hamd olsun."

Hz.Ömer derdi ki: "Allah'ın malından bana biri kışlık, biri de yazlık olmak üzere iki elbiseden fazlası helal kılınmamıştır. Ailemin azığı da Kureyşlilerden en zengin olmayan bir adamın azığı kadardır. Sonra ben Müslümanlardan bir adamım."

Hz. Ömer, bir yere bir vali atadığı zaman ona bir ahidname yazar ve Muhacirlerden bir grubu ona karşı şahid tutar, beygire binmemesini, halis buğday ekmeğini yememesini, ince dokunmuş kumaşlar giymemesini ve ihtiyaç sahiplerine karşı kapısını kapalı tutmamasını şart koşardı. Eğer bu şartlara riayet etmezse vahyi cezalandırırdı. Anlatıldığına göre bir adam, Hz. Ömer'le konuştuğu zaman ona bir yada iki kelime yalan söylerse Hz. Ömer ona: "Şu ve şu kelimeyi sözünden çıkar. Bunları söyleme" der, adam da ona şöyle cevap verirdi: "Allah'a yemin ederim ki, söylemememi emrettiğinden başka sana söylediğim her söz gerçektir."

Muaviye b. Ebu Süfyan dedi ki: "Ebu Bekir'e gelince o dünyayı istemediği gibi dünya da onu istemedi. Ömer'i ise dünya istedi, ama o dünyayı istemedi. Bize gelince biz dünya üzerinde karnımızı ve sırtımızı de-beledik, dünyaya boyandık.."

Kendisini kınayıp: "Hoş ve güzel yiyecekler yesen, hak hususunda bu senin için daha kuvvet verici olmaz mı?" diye soranlara Hz. Ömer, şu cevabı vermişti: "Ben iki arkadaşımı (Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir'i) bir cadde üzerinde bıraktım. Ben onların caddesine ulaşabilsem bile ev1 lerine ulaşamam."

Hz. Ömer, halife iken bir kısmı deriden olan yamalarla yamanmış yün bir cübbe giyerdi. Omuzu üzerinde kırbacı ile sokaklarda ve pazarlarda dolaşır, haksızlık yapan insanları bu kırbacıyla cezalandırırdı.

Enes dedi ki: Hz. Ömer'in iki omuzu arasında dört yama vardı, izan da deri ile yamanmıştı. Minber üzerinde hutbe irad ederken üzerinde bulunan izarmda on iki yama vardı. Hacc ettiği zaman muhtaçlara on altı dinar sarf etti. Oğluna da: "israf ettik." dedi. Gölgelenmek istediği zaman abasını bir ağacın üzerine koyar, abasının altında gölgelenirdi. Hayması ve çadırı yoktu. Kudüs'ü fethetmek için Şam'a geldiğinde zayıf bir deve üzerindeydi. Güneş vurduğu için kafasının saçsız kısımları parlıyordu. Üzerinde bornoz ve sarık yoktu. Üzengisi olmadığı için ayaklarını bineğinin iki tarafında sallıyordu. Sergisi bir posttu. Bineğinden inerken bu postunu yere serer, üzerinde uyurdu. Heybesi lif astarlı idi. Uyuduğu zaman bu heybesini yastık olarak kullanırdı. Pamuklu bir gömleği vardı. Eskimiş, yakası yırtılmışta. Şam'a geldiğinde bineğinden indi ve: "Bana şu köyün reisini çağırın." dedi. Reisi çağırdılar. Ona: "Şu

gömleğimi yıkayın, sökük yerlerini dikin, hazırlaymcaya kadar bana emanet gömlek verin." dedi. Ona keten bir gömlek getirdiler.

- Bu nedir? diye sordu.

- Ketendir, dediler.

- Keten nedir? diye sordu. Ketenin ne olduğunu ona anlattılar. Gömleğini çıkardı. Yıkadılar, söküklerini diktiler. Sonra yine kendi gömleğini giydi. Ona denildi ki:"Sen Arapların hükümdarısın. Bu beldelerde deveye binmek yakışık almaz." Kendisine böyle denildikten sonra bir beygir getirildi. Üzerine eğersiz bir kadife serildi. Beygire bindi. Beygir hızla yürümeye başlayınca yanındakilere: "Şunu durdurun. Ben, insanların şeytanlara bindiklerini bilmiyordum. Devemi getirin." dedi sonra beygirden indi ve devesine bindi.

Enes dedi ki: Ömer'le beraberdim. Bir işi için bahçeye girdi. Benimle onun arasında bahçe duvarlarından başka birşey yoktu. Şöyle dediğini işittim: "Mü'minlerin emiri Hattab oğlu Ömer, aferin aferin. Allah'a yemin ederim ki ey Hattab oğlu, ya Allah'a karşı gelmekten sakınırsın, yada Allah mutlaka seni azaplandırır."

Denilir ki: Hz. Ömer, omuzunda bir kırba taşıyordu. Kendisine niçin böyle yaptığı sorulduğunda şu cevabı verdi: "Nefsim gururlandı. Onu aîçaltmak ve zelil kılmak istedim." Hz. Ömer, cemaata yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine gider ve fecre kadar sürekli namaz kılardı. Devamlı ve aralıksız oruç tutuncaya kadar vefat etmedi. Yani vefat ettiği zaman sürekli oruç tutar haldeydi. Kıtlık senesinde ekmek ve zeytin yağından başka birşey yemedi. Öyleki cildi siyahlaştı. O zamanlar o şöyle diyordu: "Ben, tok olupta insanlar aç olursa, o zaman ben ne kötü idareciyim." Çok ağladığından yüzünde iki siyah çizgi meydana gelmişti. Bir Kur*ân ayetinin okunduğunu işittiği zaman bayılır, onu alıp baygın vaziyette evine götürürlerdi. Günlerce ziyaretine gidilirdi, ama onda Allah'tan korkmaktan başka bir hastalık yoktu.

Talha b. Abdullah dedi ki: Hz. Ömer, bir gece karanlık bastırdıktan sonra Medine'yi gezmeye çıktı. Bir eve girdi. Sonra sabah olunca ben de o eve gittim. Baktım ki içerde kör ve kötürüm bir acuze var. Ona dedim ki:

- Geceleyin o adam (yani Hz. Ömer) niçin sana geldi.

Acuze kadın şöyle cevap verdi:

- O adam şu kadar zamandan beri hep gelir, bana yararlı şeyleri getirir, evimin işlerini görür, pisliklerimi de dışarı atar.

Talha diyor ki: Ben de kendime şöyle dedim: "Anan seni kaybetsin. Ey Talha, aklın sıra sen Ömer'in açıklarını mı araştırıyorsun?

Hz. Ömer'in azadlısı Eşlem dedi ki: Medine'ye bir ticaret kervanı geldi. Namazgah yanma inip mola verdiler. Ömer, Abdurrahman b. Avfa:

- Var mısın bu gece bu kervanı bekliyelim?

Oda:

- Evet, diye cevap verdi. İkisi gidip kervanın bekçiliğini yaptılar. Geceleyin orada namaz kıldılar. O esnada Hz. Ömer, bir çocuğun ağlama sesini işitti. Sese doğru gitti. Çocuğun bulunduğu eve varıp anasına:

- Allah'tan kork, çocuğuna iyi davran, dedi. Sonra yine kervanın bulunduğu yere gelip nöbetini tutmaya devam etti. Yine çocuğun ağlayışını işitti. Anasının yanına varıp yine aynı şeyleri söyledi. Tekrar kervanın bulunduğu yere gelip nöbetini tutmaya devam etti. Gecenin son demlerinde çocuğun yine ağlamakta olduğunu işitti. Yine anasının yanına gidip şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana, sen kötü bir annesin. Ne olmuş bana, görüyorum ki geceden beri çocuğun hep ağlıyor, sustuğu yok?.

- Ey Allah'ın kulu! Ben ona verecek bir yemek bulamadığım için onu avutmaya çalışıyorum ama o bir türlü susmuyor.

- Niçin

- Çünkü Ömer, sadece sütten kesilen çocuklara yiyecek verilmesini emretmiş.

- Şu çocuğun kaç yaşında?

- Şu kadar aylıktır.

- Sakın ha çocuğu acele ile sütten kesme.

Hz. Ömer, sabah namazını cemaata kıldırırken ağlamadan dolayı ayet-i kerimenin kelimelerini iyice telaffuz edemiyordu. Namazdan sonra şöyle dedi:

"Vah Ömer'in haline! Müslümanların kimbilir kaç çocuğunun ölümüne sebep olmuş?" Böyle dedikten sonra tellalını çağırdı. Ona şu duyuruyu yapmasını emretti: "Çocuklarınızı acele sütten kesmeyin. Çünkü biz islâm fıtratı üzere doğan her çocuğa yiyecek verilmesini hükme bağladık." Hz. Ömer, bu kararını diğer beldelere de mektuplarla bildirdi.

Eşlem dedi ki: Bir gece Ömer'le birlikte Medine dışına çıktım. Bir çadırda ışık gördük. Oraya yöneldik. Çadıra vardığımızda bir kadının doğum sancısı çekmekte olduğunu ve ağladığını gördük. Hz. Ömer, kadına durumunu sordu. Kadın da:

- Ben bir Arap kadınıyım. Yanımda herhangi birşey yok deyince Hz. Ömer ağlamaya başladı ve koşarak evine döndü. Karısı Ümmü Kül-süm'e:

- Allah'ın sana gönderdiği bir ecir var mıdır? diye sordu ve gördüğü kadının durumunu anlattı. Karısı da evet, deyince Hz. Ömer, sırtına un ve yağ yükledi. Ümmü külsüm'de doğum için gerekli malzemeyi omuz-layıp ikisi birlikte çadıra geldiler. Ümmü Külsüm, içeri girdi. Hz. Ömer de kaçanın kocasının yanında oturup konuşmaya, sohbet etmeye başladi. Ancak kadının kocası Hz. Ömer'i tanımıyordu. Nihayet çadırdaki kadın bir erkek çocuk doğurdu. Hz. Ömer'in karısı Ümmü Külsüm:

- Ey mü'minlerin emiri, arkadaşına bir erkek çocuğunun doğduğunu müjdele dedi.

Adam, Ümmü Külsüm'ün sesini duyunca utandı ve tanımamış olduğundan dolayı Hz. Ömer'den özür dilemeye başladı. Hz. Ömer de:

- Zararı yok, dedi.

Onlara nafaka bağladı ve ihtiyaçlarını giderdi. Sonra da evine döndü.

Yine Hz. Ömer'in azadlısı Eşlem dedi ki: Bir gün Ömer b. Hattab'la birlikte Medine dışında taşlık bir araziye doğru çıktık. Sirar adı verilen yere geldiğimizde uzaktan bir ateşin yanmakta olduğunu gördük. Ömer: "Haydi oraya gidelim." dedi. Oraya doğru koşmaya başladık.

Onlara yaklaştığımızda, yanında küçük çocukları olan yaşlı bir kadına rastladık. Ateş yanıyor ve ateşin üzerinde de bîr tencere kaynıyordu. Çocuklar da sızlanıp duruyorlardı. Ömer:

- Selam size ey ışığın sahipleri!

Bu sözünü "ey ateş" sahipleri demeye tercih etti.

Kadın:

- Ve aleykes-selam, diye karşılık verdi.

Ömer:

- Yaklaşabilir miyiz? diye sorunca, kadın:

- Hayırla yaklaşın yoksa vazgeçin, diyerek cevap verdi.

Bunun üzerine yaklaştık. Ömer, onlara:

- Sizin durumunuz ne? Burada ne yapıyorsunuz? diye sorunca yaşlı kadın:

- Görüyorsun ya, gece ve soğuk bizi kasıp kavuruyor, dedi.

Ömer:

- Bu çocuklar neden böyle ağlayıp duruyorlar? diye sordu.

Kadın:

- Açlıktan, diye cevap verdi.

Ömer:

- Bu tencerede ne pişip duruyor? diye sorunca kadın:

- Onları uyutuncaya kadar bu şekilde avutuyor, onlar uyuyuncaya kadar ben de bu şekilde ateş yakıp duruyorum ki oyalanıp dursunlar. Yüce Allah bizimle Ömer arasında hakemdir, dedi.

Ömer:

- Evet, hay Allah senden razı olsun. Ömer, sizin bu halinizi nereden bilisin? diye sorunca kadın:

- Bizim yönetim işlerimizi üzerine alsın da bu halimizden habersiz olsun? diye karşılık verdi.

Bunun üzerine Hz.Ömer, kulağıma eğilerek: "Haydi gidelim" dedi.

Hemen oradan çıkıp kaçmaya başladık ve beytü'1-mala varıp oradan bir çuval un ve bir miktar da yağ çıkardık. Ömer, çuvalı sırtına yüklendi, ben her ne kadar yüklenmek istediysem de Ömer firsat vermedi ve şöyle dedi:" Sen benim günahımı kıyamet gününde yüklenebilir misin?" Bunun üzerine çuvalı Ömer'in sırtına yükledik ve birlikte aynı yere doğru koşmaya başladık. Nihayet kadının bulunduğu yere varınca hemen o un çuvalını yere yıktı ve kadına:

- Bana müsaade et de şu tencereye un koyup çorba pişireyim ve biraz karıştırayım, dedikten sonra eğilip üflemeye başladı. Ömer'in büyükçe ve uzunca sakalı vardı. Dikkatlice bakıyordum. Duman, Ömer'in sakalının arasına girip çıkıyordu. Sonra tencereyi indirdi. Nihayet yemek kaynamıştı. Tencereyi yere koydu. Kadına, bir tabak getirmesini söyledi. Kadın tabağı getirdi. Ömer, yemeği o tabağa boşalttı. Kadın da çocukları yedirmeye başladı. Hz. Ömer de: "Yeyin"<ledi. Çocuklar doyuncaya kadar yediler. Kadın da -Hz. Ömer'i tanımadığı halde- ona dua ediyordu. Küçükler uyuyuncaya kadar Hz. Ömer, yanlarında bekledi. Sonra onlara nafaka bağladı ve evine döndü. Bana yönelip şöyle dedi: "Ey Eşlem, açlık çocukları uykusuz bırakmış ve ağlatmıştı."

Denildi ki: Ebu Talib oğlu Ali (r.a), Medine dışına koşarak gitmekte olan Ömer'i görmüş. Ona şöyle sormuştu:

- Nereye ey mü'minlerin emiri?

- Zekat develerinden biri kaçtı da onu arıyorum

- Senden sonra halife olacakları da yorulmak mecburiyetinde bırakıyorsun."

Yine denildi ki: Hz. Ömer, açlıktan boynu bükülmüş, vücudu eğilmiş bir cariye görünce:

- Bu kimdir? diye sormuş

Abdullah'ın kızı da: -

- Bu benim kızımdır, diye cevap verince Hz. Ömer: —Bunun nesi var? diye sormuş, Abdullah'ın kızı da şu cevabı vermişti:

- Elinde bulunan mallan bize vermiyorsun, işte gördüğün bu hal başımıza geliyor,

- Ey Allah'ın kulu, benimle sizin aranızda Allah'ın kitabı var. Allah'a yemin ederim ki Cenâb-ı Allah'ın sizlere vermemi farz ettiği kadarını size veriyorum. Hakkınız olmayan şeyi size vermemi mi istiyorsunuz ki hain duruma düşeyim?"

Vakidî, Ebu Amr'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Aişe (r.a)'ye dedim ki:

- Ömer el-Faruk'a emirü'l-mü'minin unvanını kim verdi?

- Peygamber (s.a.v.): "Emirü'l-mü'minin odur." dedi ve onu bu unvanıyla selamlayıp tebrik eden ilk kişi de Muğire b. Şube'dir."

Başkalarının ifadesine göre ise onu bu unvanıyla selamlayıp tebrik eden ilk kişi, Muğire'den başkasıdır. Doğrusunu Allah bilir.

îbn Cerir, yaşı 130'u geçmiş olan Ümmü Amr binti Hassan el-Kûfi'nin babasından naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Ömer, halife olunca insanlar ona:

- Ey Rasûlullah'm halifesinin halifesi, diye hitap ettiler.

Hz. Ömer de:

- Bu uzun bir unvandır. Siz mü'minlersiniz. Ben de sizin emirini-zim, dedi. Bunun üzerine ona mü'minlerin emiri denildi."

Kısaca diyeceğimiz şudur ki, Hz. Ömer, hicretin yirmiüçüncü senesinde hac farizasını ifa ettikten ve Abtah semtine indikten sonra Aziz ve Celil olan Allah'a dua edip yaşının ilerlediğinden, kuvvetinin azaldığından, halkının sayıca çoğalıp yayıldığından, kendisinin görevinde gerektiği kadar performans gösteremediğinden şikayetçi oldu ve canını almasını Allah'tan diledi. Ayrıca Peygamber (s.a.v.)'in beldesi olan Medine'de kendisine şehidlik lütfetmesini arzetti. Nitekim sahih rivayette de sabit olduğuna göre Hz. Ömer, yüce Allah'a şöyle dua edermiş: "Allah'ım, senden, senin yolunda şehid olmayı ve Rasûlünün beldesinde ölmeyi diliyorum."

Cenâb-ı Allah, onun bu duasına icabet etmiş ve Hz. Peygamberdin şehri olan Medine'de ve Allah yolunda şehid olmasını müyesser kılmıştı. Bu da gerçekten ona büyük bir ikramdı. Bu, çok Önemli ve büyük bir hadisedir. Herkese kolayca nasip olacak birşey değildir. Ama yüce Allah dilediği kuluna lütfedendir. Bu yüzden Ebu Lü'lü Firuz denen Mecusi asıllı kişi, onu mihrapta sabah namazını kılarken hicretin yirmiüçüncü senesinin zilhicce ayının bitimine dört gün kala iki taran da kesici olan bir hançerle öldürdü. Ona üç darbe vurmuştu. Altı darbe vurmuş olduğunu söyleyenler de vardır. Bir darbeyi göbeğinin altına vurmuş, derisi ile bağırsakları arasındaki zarı parçalamıştı. Bu darbe üzerine Hz. Ömer, yere yıkılmıştı. Yerine Abdurrahman b. Avfı halef bırakmıştı. Hz.Ömer'i vuran kişi elinde hançeri olarak geri döndü.

Dönerken her kime rastladıysa vurdu. Böylece on üç kişiyi yaraladı. Bunlardan altısı öldü. Abdurrahman b. Avf, onun üzerine bir bornoz nrlattı. O melun da intihar etti. Hz. Ömer, yaralı vaziyette evine götürüldü. Yarasından kan akıyordu. Güneşin doğmasından önce vurulmuştu. Bir ara ayılıyor, sonra yine bayılıyordu. Ona namazı hatırlatıyorlar, ayılıyor ve: "Evet namazı terkedenin İslâm'da payı yoktur." diyor, sonra da namazı vaktinde kılıyordu. Namazı kıldıktan sonra da kendisini kimin vurduğunu sordu ona, kendisini vuranın Muğire b. Şube'nin kölesi Ebu Lü'lü olduğunu söylediklerinde şu cevabı vermişti: "Ölümümü iman iddiasında bulunan ve Allah'a bir kez dahi secde etmiş olan bir kimsenin eliyle gerçekleştirmemiş olan Allah'a hamd olsun. Allah onu kahretsin. Biz ona iyilik yapılmasını ve iyi davranılmasmı emretmiştik."

Muğire b. Şube, kölesi olan Ebu Lü'lü'nün kendisine günde iki dirhem gelir getirmesini emretmiş, sonra da Hz. Ömer'den onun haracının arttırılmasını dilemişti. Çünkü Ebu Lü'lü, demircilik ve marangozluk yapan, aynı zamanda desen ve nakış işleyen bir kimseydi. Hz. Ömer, onun haracını aylık yüz dirheme çıkardı ve ona şöyle dedi:

- Duyduğuma göre sen çok iyi yel değirmeni yapıyormuşsun.

- Allah'a yemin ederim ki, sana öyle bir değirmen yapacağım ki, insanlar doğularda ve batılarda ondan söz edeceklerdir.

Hz. Ömer'le Ebu Lülü arasında geçen bu konuşma sah günü akşamı olmuştu. Ebu Lü'lü de onu çarşamba günü sabahı, zilhiccenin bitimine dört gün kala vurmuştu.

Hz. Ömer, kendisinden sonra halife seçiminin meşveret usulüyle yapılmasını, halifeyi altı kişinin kendi aralarında seçmelerini vasiyet etti. Bu altı kişi, vefat ederken Rasûlullah (s.a.v.)'ın kendilerinden razı olduğu Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Ebu Vakkas idi. Hz.Ömer, Said b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl el-Adevf nin bu altı kişi arasında yedinci kişi olarak bulunmasını söylememişti. Çünkü bu zat, onun kabilesindendi. Ve bu vasiyeti sebebiyle kendisinden sonra onun halife seçilmesinden korkmuştu. Hz.Ömer, halife olacak kişinin kendisinden sonra insanlara tabaka ve mertebelerini göz önünde bulundurarak iyi davranmasını tavsiye etmişti. Vuruluşundan üç gün sonra vefat etti. Hicri yirmidördüncü senenin muharrem ayının ilk pazartesi günü Peygamber Efendimiz'in hücresine Ebu Bekir es-Sıddık'ın mezarının yanına Hz. Aişe'nin izni ile defnedildi. Daha sonra Hz.Osman b. Affan halifeliğe seçildi.

Vakidî dedi ki: Hz. Ömer, hicretin yirmiüçüncü senesinin zilhicce ayının bitimine dört gün kala çarşamba günü vuruldu. Hicri yirmidördüncü senenin muharrem ayının ilk pazartesi sabahında defnedildi. Halifeliği, on sene beş ay yirmi bir gün devam etmişti. Muharrem ayının üçüncü günü olan pazartesi gününde Hz. Osman'a bey*at edildi. Ben bunu Osman el-Ahnes'e anlattım, o bana şöyle dedi:

"Görüyorum ki, zayıflamış ve ürkmüşsün. Ömer, hicretin yirmiüçüncü senesinin zilhicce ayının bitimine dört gece kala vefat etti. Aynı gece Hz. Osman'a be/at edildi. Hz. Ömer'in halifeliği on sene altı ay dört gün sürmüştü. Ve onun vefatından sonra Osman b. Affan'a bey'at edilmişti."

Seyf b. Ömer, Halid b. Vefre ile Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

KHz. Osman, muharrem ayında halifeliğe seçildi. Çıkıp insanlara ikindi namazım kıldırdı. Ali b. Muhammed el-Medainî, Zührf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ömer, zilhicce ayının bitimine yedi gün

kala çarşamba günü vuruldu." Birinci kavil daha meşhurdur. Noksanlıklardan münezzeh olan Allah, doğruyu daha iyi bilir.