Halife b. Hayyat, Rebab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Osman, beni Eşter'e gönderdi. Eşter*i onun yanma çağırdım. Gelen Eşter'e, Hz. Osman şöyle sordu:
- İnsanlar benden ne istiyorlar?
- Şu üç şeyden birini istiyorlar.
- Nedir o üç şey?
- Ya halifelikten feragat eder, onlara: wîşte yönetim sizin olsun, dilediğinizi seçin" dersin, yada kendilerine ceza verdiğin kimselerin sana misilleme yapmalarına imkan tanırsın. Eğer bunu yapmazsan burada toplanan halk seni Öldürecektir.
- Halifelikten feragat etmemi istiyorlar. Ben, Allah'ın bana giydirdiği bir gömleği üzerimden çıkaracak değilim. Onların bana misilleme yapmak isteyişlerine gelince Allah'a yemin ederim ki ,siz beni öldürür-seniz benden sonra birbirinizi asla sevemezsiniz ve hep bir araya gelip birlik oluşturamazsınız. Benden sonra düşmanlara karşı da birlikte savaş amazsınız." Ravi diyor ki:
O esnada sinek gibi küçük bir adam gelip başını kapıdan içeri uzattı, sonra geri dönüp gitti. Ondan sonra Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, onüç kişiyle Hz. Osman'ın bulunduğu yere geldi. Sakalını tutup çekiştirdi. Çeneleri birbirine çarpılıp dişlerinden ses çıktı ve sonra şöyle dedi:
"Haydi Muaviye gelsin de seni kurtarsın, Ibn Amir gelsin de seni kurtarsın, askeri birliklerin gelip seni kurtarsın."
Onun böyle yapması üzerine Hz. Osman: "Ey kardeşimin oğlu, sakalımı bırak" dedi. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, Hz. Osman'ı öldürmedi, ama orada duran bir adama işaret etti. Adam eline hançer alıp geldi, Hz. Osman'ın başını yaraladı. Bu rivayeti nakledenlerden Hasen, Rebab'a şöyle sorduğunu naklediyor:
- Peki sonra ne oldu?
- Sonra hep birlikte onu vurmaya başladılar, nihayet onu öldürdüler.»
Seyf b. Ömer et-Temimî, Hz. Osman'ın zevcesi Naile ile birlikte bulunan ve Üsame b. Zeyd'in azadlısı olan Hansan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, gelip Osman'ın sakalından tuttu ve salladı. Elindeki bir kamayı Hz. Osman'ın boğazına sürdü. O da:
- Yavaş ol ey kardeşimin oğlu! Allah'a yemin ederim ki sen, babanın tutmadığı bir sakalı tuttun, dedi.
Bunun üzerine Muhammed, utanarak dönüp gitti. Kapıda asilerle karşılaştı. Onları uzun süre engelleyip geri dönmelerini istedi. Ne varki onlar, Muhammed'i mağlup edip içeri girdiler. Muhammed'de çekip gitti. Elinde uzun bir hurma dalı olan liderleri gelip Hz. Osman'ın yanı başında durdu. Kafasına vurup yaraladı. Kafasından akan kan, mushafa damlayıp onu lekeledi. Sonra hep birlikte ona vurmaya başladılar. Bir adam gelip kılıcıyla Hz. Osman'ın göğsünü yaraladı. Hz. Osman'ın zevcesi Naile binti Ferafise el-Kelbiye de kendini Hz. Osman'ın üzerine atıp şöyle dedi:
- Ey Şeybe'nin kızı! Mü'minlerin emiri öldürülecek te sen bakacak mısın?
Böyle dedikten sonra kılıcı eline aldı, ama asilerden olan o katil, Na-ile'nin elini kopardı. Asiler evdeki eşyaları yağmalamaya başladılar. Bir adam, başı mushafın üzerinde bulunan Hz. Osman'ın yanma gelip başını tekmeledi ve mushaftan uzaklaştırdı. Sonra da şöyle dedi:
"Bugünkü kadar güzel bir kafir yüzü görmedim ve yine bu günkü kadar kıymetli bir kafir yatağı görmedim." Ravinin anlattığına göre asiler Hz. Osman'ın evindeki herşeyi yağmalayıp götürdüler. Bardaklarına varıncaya kadar alıp götürmüşlerdi.»
Hafız İbn Asakir'in anlattığına göre Medineli Müslümanlar, Hz. Osman'ın evinden ayrılıp gittiklerinde ve yanında aile efradın başkası kalmadığında asiler duvarlara tırmandılar. Evini ateşe verip içeri girdiler. Bunlar arasında sahabelerden ve sahabe oğullarından sadece Ebu Bekir'in oğlu Muhammed vardı. Asilerden bir kısmı, Muham-med'den Önce içeri girip Hz. Osmanı vurup bayıltmışlardı. Kadınlar çığlık atınca asiler korkup dışarı çıkmışlar. Bu defa da Ebu Bekir'in oğlu Muhammed onun öldürüldüğünü zannederek içeri girmişti. Onun ayıldığını görünce Muhammed, şöyle demişti:
- Sen hangi dindensin ey ahmak?
- İslâm dinindenim ve ben ahmak da değilim. Aksine ben, mü'minlerin emiriyim.
- Allah'ın kitabını değiştirdin.
- Allah'ın kitabı ortadadır. Aramızda duruyor.
Bunun üzerine Muhammed ilerledi ve Hz. Osman'ın sakalını tutup şöyle dedi:
- Kıyamet gününde eğer: "Ey Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar." dersek bu sözümüz kabul edilmeyecektir. Böyle diyerek onu odanın içinden kapıya doğru iteledi. Hz. Osman da ona şöyle dedi:
- Ey kardeşimin oğlu, senin baban benim sakalımı tutmazdı. Mısırlılardan Kindeli olup eşek lakabıyla tanınan ve Ebu Raman
künyesiyle çağrılan bir adam geldi. Katade, onun asıl adının Raman olduğunu söylerken başkaları onun asıl adının Ezrak Eşkar olduğunu söylemişlerdir. Adının Sudan B. Raman el-Muradî olduğuna dair bir rivayet de vardır. îbn Ömer'den rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir:
"Hz. Osman'ın katili Esved b. Himran'dır. Esved, ona bir mızrak fir-latmıştı. Sonra eline bir yalın kılıç almış, bu kılıcı Hz. Osman'ın göğsüne vurmuş ve onu öldürmüştü. Sonra kılıcının keskin tarannı Hz. Osman'ın karnına dayamış, üzerine yüklenmiş ve onu öldürmüştü. Naile araya girmek istemiş. Fakat bu kılıç onun elini kesmişti. Allah ondan (Naile) razı olsun.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ebu Bekir'in oğlu Mu-hammed, elindeki bir hançeri Hz. Osman'ın kulağına dürtmüş ve hançer onun boğazına değmişti. Sahih kavle göre Hz. Osman'ın katili, Mu-hammed'den başkasıdır. Muhammed, utanıp geri dönmüştü. Çünkü Hz. Osman, ona: "Sen, babanın saygı gösterdiği bir sakalı tutuyorsun." demiş. Muhammed de bundan utanıp yüzünü Örtmüş geri dönmüş ve Osman'ı öldürmek isteyenlere karşı koymuşsa da bu karşı koymasının bir yaran olmamıştır. Neticede Allah'ın takdir ettiği iş yerine getirilmişti. Bu Levh-i Mahfuzda yazılı bir kaderdi.
îbn Asakir'den rivayet olunduğuna göre Kinane b. Bişr, Hz. Osman'ın alnına demir bir çubukla vurmuş, Hz. Osman yüz üstü yere düşmüş, Suvdan b. Himran el-Muradî de bundan sonra gelip onu öldürmüştü. Amr b. Hamka gelince o da Hz. Osman'ın üzerine atılmış, göğsü üzerine oturmuştu. O esnada Hz. Osman, son nefesini vermekteydi. Amr, ona dokuz darbe vurup: "Bu darbelerin üçü Allah için, altısı da kalbimde ona beslediğim kin içindir." demişti.
Taberanî, Hz. Osman'ın kılıççısının şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ensâr'dan bir adam, Hz. Osman'ın -yanına girdi. Hz. Osman, ona:
- Geri dön ey kardeşimin oğlu, sen benim katilim değilsin. Beni öldürmeyeceksin, dedi. Adam da: - Sen bunu nereden biliyorsun? diye sorunca Hz. Osman, ona şu cevabı verdi:
- Zira doğumunun yedinci gününde seni Peygamber (s.a.v.)'e getirdiler. O da senin damağına birşey sürdü ve senin için bereket duası yaptı.
Sonra Ensâr'dan başka bir adam, Hz. Osman'ın yanına girdi. Hz. Osman, ona da aynı şeyleri söyledi. Onun ardı sura Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, Hz. Osman'ın yanma girdi. Hz. Osman ona:
- Sen benim katilimsin, dedi. Muhammed de:
- Bunu nereden biliyorsun ey ihtiyar bunak? diye sorunca Hz. Osman, ona şu cevabı verdi:
- Çünkü doğumunun yedinci gününde damağına birşeyler sürmesi ve senin için bereket duası yapması maksadıyla seni Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdiler. Sen onun üzerine pislemiştin.
Hz. Osman'ın böyle demesi üzerine Muhammed, onun göğsünün üzerine sıçradı, sakalım tuttu ve elindeki hançerle kafasına vurdu.
Bu, gerçekten garip bir hadistir ve münkerlik içermektedir. Başka rivayetlerde anlatıldığına göre Hz. Osman'ın kafasından akan kanın ilk damlaları, Önünde bulunan Kur'ân-ı Kerimin şu ayeti üzerine düşmüştür:
"Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir." (el-Bakara, 137.)
Rivayet olunduğuna göre asiler, Hz. Osman'ın yanına girdiklerinde o, Kur'ân-ı Kerim okumakta olup yukarıdaki ayete ulaşmıştır. Bu, doğruluktan uzak bir rivayet değildir. Çünkü o, mushaf-ı şerifi önüne koymuş olup okumaktaydı.
îbn Asakir'den rivayet olunduğuna göre Hz. Osman, vurulurken: "Bismillahi tevekkeltü alallahi" demiş, vücudundan kan damlayınca da: "Sübhanellahi'l Azim" demiştir.
îbn Cerir tarihinde der ki: Mısırlılar, Mısır valisine gönderilen mektubu ulağın üzerinde yakaladılar. Mektupta Mısırlı asilerin bir kısmının öldürülmesi, bir kısmının asılması, bir kısmının ise el ve ayaklarının kesilmesi emrediliyordu. Bu mektubu Mervan b. Hakem, Hz. Osman'ın ağzından uydurup yazmıştı. Ve aşağıdaki şu ayet-i kerimeyi kendine dayanak edinmişti.
"Allah ve peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azap vardır." (ei-Mâide, 33.)
Mervan'a göre Hz. Osman'a baş kaldıran bu asiler, yeryüzünde fesat çıkaran kimselerdendiler. Şüphesiz öyleydiler ama onun Hz. Osman adına ve bilgisi dışında mektup yazması, mührünü kullanması ve bu mektubu onun devesine bindirdiği bir kölesiyle göndermesi doğru değildi. Hele Hz. Osman'la Mısırlılar arasında barış yapılmasından ve Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed'i Mısır'a vali tayin edeceğine söz vermesinden sonra yapmaya hiç hakkı yoktur. Mısırlılar, aralarında yapılan anlaşmanın aksine bu mektubu Hz. Osman'ın kölesi üzerinde yakaladıklarında bunu Hz. Osman'ın yazıp gönderdiğini zannettiler ve bunu büyük bir suç saydılar. İçlerinde daha önceden ona karşı besledikleri kin sebebiyle Medine'ye tekrar döndüler. Mektubu sahabelerin önde gelenlerine gösterdiler. Bu hususta başkaları da bu Mısırlı asilere yardımcı oldu. Öyle ki, bazı sahabeler,bu mektubu Hz. Osman'ın yazıp gönderdiğini zannettiler. Durum Hz. Osman'a anlatıldığı zaman o sahabelerin Önde gelenleriyle Mısırlı asilerin bulunduğu bir topluluk huzurunda yüce Allah'a yemin ederek bu mektubu kendisinin yazmadığını ve yaz-' dırmadığım, bu hususta bilgisinin olmadığını söyledi. Gerçekten de o doğru sözlü iyi bir insandı. Asiler ona:
- îyi ama bu mektubun altında senin mührün var. Buna ne dersin? diye sorduklarında Hz. Osman:
- Kişinin yazısı taklid edilebilir, haberi olmadan mührü kullanılabilir, dedi.
- Fakat mektubu götüren senin kölendi ve devene binmişti, demeleri üzerine Hz. Osman:
- Allah'a yemin ederim ki, benim bundan hiç haberim yoktu, diye kendini savundu.
- Eğer sen bu mektubu yazmışsan bize karşı hainlik yapmışsın. Eğer yazmamışsan ve başkaları senin adına yamışlarsa senin de bundan bilgin yoksa demek ki sen aciz kalmışsın. Senin gibi biri halifeliğe layık olamaz. Ya hainsin, ya da acizsin, dediler. Aslında bütün bu söyledikleri her türlü varsayıma karşı geçersizdi. Çünkü onun söz konusu mektubu yazmış olduğu var sayılırsa -ki hakikatte yazmamıştır- bunun ona bir zararı olmaz. Çünkü o İslâm ümmetinin menfaatini gözeterek kendisine başkaldıran asilerin gücünü kırmak ve onları ortadan yok etmek istemiştir. Bunu bu şekilde uygun görmüştür.
Mektubun yazılmasından bilgisinin olmayışına gelince bu hususta ona nasıl acizlik îsnad edilebilir? Kendisinin haberi olmadan kendisi adına mektup yazılmış, bunda onun acizliği söz konusu değildir. O, Rasûlullah gibi masum yani hiç hata yapmayan bir kimse değildi. Aksine onun hata yapması da gafil kalması da kendisinden beklenilen normal durumlardır. Allah, ondan razı olsun.
Şu asi ve cahil başkaldıncılara gelince onlar hain ve zorba kimselerdi. Zalim ve iftiracı idiler. Bu yüzden kuşatmayı sıkıştırdılar. Ona baskı yaptılar. Kendisine yiyecek ve su getirilmesine engel oldular. Mescide çıkmasına müsaade vermediler. Ölümle tehdit ettiler. Bu sebepten Hz. Osman, onlara hitap etmek mecburiyetini hissetti. Kimse arsasını vermezken kendisi arsa satın alıp mescide katarak mescidi genişlettiğini söyledi. Suyu ,Müslümanlardan men edildiği halde Rume kuyusunu satın alıp Müslümanlara vakfettiğini söyledi. Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittiğini söyledi:
"Allah'tan başka ilah bulunmadığına şahadet eden Müslüman bir kimsenin kanı ancak üç sebebten biri ile helal olur: Bir canı öldüren kimsenin kanı helal olur. Başından nikah geçip zina yapan kimsenin kanı helal olur. Cemaattan ayrılıp dinini terkeden kimsenin kanı helal olur."
Hz, Osman, kimseyi öldürmediğini, imana girdikten sonra irtidat etmediğini, ne cahiliye nede İslâmiyet döneminde zina yapmadığını, hatta Rasûlullah (s.a.v.)'la be/at yaptıktan sonra sağ elini tenasül organına değdinnediğini anlattı. Sonra onların Allah'a, Rasûlüne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaat etmelerini sağlayacağı umuduyla fazilet ve menkıbelerini anlattı. Ama onlar asiliklerini sürdürdüler. Düşmanlıktan vazgeçmediler. Onun yanındaki kimselerin dışarı çıkmalarına engel oldular. İş zorlaştı. Hareket alanı daraldı. Hz. Osman'ın yanındaki su tükendi, Müslümanlardan imdat dileyip su istedi. Hz. Ali, bizzat bu iş için yardıma koştu. Bir kırba su alıp asi ve cahillerden küfürler işite işite suyu Hz. Osman'a ulaştırdı. Asiler, onun bineğini ürküttüler, kötü sözler söylediler. Hz. Ali, onları azarladı. Sonra onlara şöyle dedi:
"Allah'a yemin ederim ki Farslar ve Rumlar, sizin bu adama yaptığınızı yapmazlar. Allah'a yemin ederim ki, onlar savaşta esir tutarlar ama esirlerine yedirip içirirler."
İsyancılar, Hz. Ali'nin Hz. Osman'a su götürme isteğini kabul etmediler. O da öfkesinden başındaki sarığı çıkarıp ortaya fırlattı.
Rasûlullah (s.a.v.)'m zevcesi ve mü'minlerin annesi Ümmü Habibe de katırına binip hizmetçileri ve maiyetindeki kimselerle birlikte Hz. Osman'ın evine geldiğinde isyancılar onu durdurup:
- Niçin buraya geldin? diye sormuşlar, o da şu cevabı vermişti:
- Osman'ın yanında Ümeyye oğullarının Öksüz ve dulları için vasiyetler vardır. Ben bu vasiyetleri ona hatırlatmak istedim de geldim. İsyancılar, onun bu gerekçesini yalanladılar. Ona şiddetle karşı koydular. Hakaret ettiler. Katırının bağını kestiler. Neredeyse düşecek gibi oldu, ama kendini toparladı. Başkaları yardımına gelmeselerdi öldürülecek gibi idi. Bineğini tutup götürdüler. Gerçekten de büyük bir olay meydana gelmişti. Hz. Osman ile ailesinin içecek suyu kalmamıştı. Ancak geceleyin Amr b. Hazm ailesi, onlara gizlice su ulaştırdılar. Doğrusu biz Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz.
Bu hadise meydana geldiğinde insanlar, cidden bunu büyük bir musibet sayarak evlerine kapandılar. Hac vakti geldi. Mü'minlerin annesi Hz. Aişe, bu senede hacca gitmek üzere yola çıktı. Kendisine: - Medine'de kalman daha faydalı olur. Belki şu asiler senden çekinirler, denildiğinde o şu cevabı verdi:
- Kendilerine düşüncelerimi açıkladığım takdirde Ümmü Habi-be'ye yaptıkları gibi bana da eziyet etmelerinden korkanın.
Böyle dedikten sonra Hz. Aişe yola çıktı. Hz. Osman, bu senede kendi yerine insanlara haccettirmesi için Abdullah b. Abbas'ı görevlendirdi. Abdullah b. Abbas, ona:
- Senin kapında durup seni savunmam hacdan daha faziletlidir, deyince Hz. Osman, onu zorlayıp hacca gönderdi. O da gidip bu görevi ifa etti.
Hz. Osman'ın evinin çevresindeki kuşatma devam etti. Nihayet teşrik günleri de gelip geçti. Bir kısım insanlar hacdan döndüler. İnsanların selamette oldukları haber verildi. Asilere de hacca gitmiş olan kimselerin Medine'ye dönmek üzere olup kendilerini mü'minlerin emirinin çevresinden kovup uzaklaştıracaklarına dair haber verildi. Ayrıca Mu-aviye'nin Habib b. Mesleme komutasında bir orduyu, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'in de Muaviye b. Hadic komutasında başka bir orduyu, Kûfelilerin de Ka'ka b. Amr komutasında bir orduyu asilere karşı Medine'ye gönderdikleri haberi geldi. Bu haberleri alan asiler kuşatmayı sıklaştırdılar. îşi azıttılar.
insanların çoğunun hacda bulunmaları ve Medine'deki insanların sayılarının azlığını fırsat bilerek Hz. Osman'ın evini çembere aldılar. Kuşatmayı daralttılar, kapışım yaktılar. Amr b. Hazm ve diğer komşularının duvarlarından tırmanarak Hz. Osman'ın evine girmeye çabaladılar. İnsanlar, Hz. Osman'ı olanca güçleriyle savundular. Kapısının önünde şiddetli çarpışmalar cereyan etti. Mübareze yaptılar. Çarpışmalar cereyan etti. Çarpışırken Recez bahrinden şiirler okudular, Ebu Hüreyre de çarpışırken: "Bu günde çarpışma güzel oldu." diyordu. Hz. Osman'ın evinde bulunanlardan bazıları öldürülürken, o facir ve asilerden de bazıları öldürüldüler. Abdullah b. Zübeyr çok yara aldı. Hz. Ali'nin oğlu Hasan, Mervan b. Hakem ve diğerleri de yaralandılar. Mer-van b. Hakem'in boyun damarlarından biri kesildi, ölünceye kadar boynu eğri olarak yaşadı. Ziyad b. Nuaym el-Fihrî, Muğire b. Ahnes b. Şu-rayk ve Niyar b. Abdullah el-Eslemî gibi Hz. Osman'ın arkadaşlarının belli başlıları bu çarpışmalarda hazır bulundular.
Anlatıldığına göre Hz. Osman'ın bu arkadaşları hezimete uğradılar. Sonra geri döndüler. Hz. Osman, bu durumu görünce ısrarla insanlara evlerine geri dönmelerini söyledi. Onlar da geri dönüp gittiler. Yanında aile efradından başka kimse kalmamıştı. Asiler kapıdan içeri girdiler. Duvarlardan tırmanıp avluya atlayanlar da oldu. Hz. Osman, namaza durdu. Tâ-Hâ sûresini okumaya başladı. Hızlı Kur'ân okuyan bir kimseydi. Tâ-Hâ sûresini insanlar kavgada iken okudu. Kapı yanmış, kapı yanındaki odanın tavanı da yanmıştı. Yangının beytül-mala sıçramasından korktular. Bundan sonra Hz. Osman, namazını tamamlamış, oturmuş ,mushafı önüne koymuş ve şu ayeti okumaya başlamıştı:
"İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar. Onlardan korkun." dediler. Bu, onların imanım artırdı da: "Allah bize yeter, o ne güzel Vekildir." dediler. (Âi-i îmrsn, 173.)
Hz. Osman'ın yanma giren ilk adam, kendisine kara ölüm denen kimse idi. Hz. Osman'ın bağızmı şiddetle sıktı. Hz. Osman, bayıldı ve nefesi boğazında titremeye başladı. Kara ölüm, onu bu halde görünce öldüğünü zannederek bıraktı. Sonra Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, içeri girdi. Sakalını tutup salladı ve sonra dışarı çıktı. Arkasından bir başkası içeri girdi, elinde kılıcı vardı. Hz. Osman'a vurdu. Hz. Osman, elini kılıca karşı siper yaptı, eli kesildi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre eli koptu. Ancak Hz. Osman, eline kılıçla vurulduğu zaman: "Vallahi bu, Kur'ân'm Mufassal sûresini yazan ilk eldir." demişti. Vücudundan akan kanın ilk damlası önünde bulunan mushafin şu ayetinin üzerine düşmüştü:
"Onlara karşı sana Allah yetecektir." Daha sonra kılıcını çekmiş bir adam içeri girdi. Hz. Osman'ın zevcesi Naile, onun karşısına dikildi.
Adamın kılıcının tuttu. Fakat adam kılıcını onun elinden çekince Nai-le'nin parmakları kesildi. Bundan sonra o adam kılıcım keskin tarafını Hz. Osman'ın karnına dayayıp bastırdı.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Gafiki b. Harb, Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed'den sonra Hz. Osman'ın üzerine hücum etti. Elindeki bir demirle ona vurdu. Önünde duran mushafi tekmeledi. Mushaf dönüp Hz. Osman'ın önünde durdu. Vücudundan akan kanlardan mushafin üzerine döküldü. Daha sonra Sudan b. Himran, kılıcıyla Hz. Osmanın üzerine geldi. Naile, ona engel olmaya çalıştı. Parmakları kesildi. Arkasını dönüp giderken Sudan, Naile'nin arkasına eliyle vurdu ve: "Arkası çok büyük" dedi. Sonra vurup Hz. Osman'ı öldürdü. Hz. Osman'ın kölesi de gelip Sudan'ı öldürdü. Katere adında bir başkası da gelrp bu köleyi öldürdü.
İbn Cerir'in anlatdığına göre bu asi ve katiller, Hz. Osman'ı öldürdükten sonra başını koparmak istediklerinde kadınlar çığlık atıp yüzlerine tokat vurmuşlardı. Bu kadınlar arasında Hz. Osman'ın zevceleri Naile ile Ümmü Benin ve kızları vardı. Kadınların çığlık atıp yüzlerini tokatlamaları üzerine tbn Adis: "Bırakın bırakın" demiş ve asiler de Hz. Osman'ın başım koparmaktan vaz geçmişlerdi. Sonra bu günahkar ve asiler, Hz. Osman'ın evindeki eşyaları yağmalamışlar ve aralarından biri : "Onu öldürmek bize helal olurda malı mı helal olmaz, diye bağırmıştı. Evdeki eşyayı yağmaladıktan sonra dışarı çıkmışlar. Kapıyı, Hz.Osman'm ve beraberindeki iki maktulün üzerine kilitlenmişlerdi. Dışarı çıkıp evin sahanlığına vardıklarında Hz. Osman'ın kölesi, Kate-re'nin üzerine sıçrayıp onu öldürmüştü. Gördükleri her şeyi alıp götürüyorlardı.
Hatta Kelsum et-Tecibî, Naile'nin entarisini dahi almış götürmüştü. Hz. Osman'ın bir kölesi de Kelsum'u vurup öldürmüştü. Ama bu köle de başkası tarafından öldürülmüştü. Sonra Medineliler: "Ey ahali! Beytü'1-mala koşun. Bu asiler sizden önce beytü'1-mah ele geçirmesinler." diye birbirlerine seslendiler. Beytül-mahn bekçileri de bunu işitince: "Ey millet! Beytü'1-malı kurtarın. Çünkü bu kimseler, doğru konuşmadılar. Amaçları iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak değilmiş, iddia ettikleri şeylerin ash yokmuş, bunlar sadece mal ve dünyalık için ayaklanmışlardır" diye seslendiler. Fakat Medineliler, bunlara karşı dayanamadılar. Yenildiler, asiler gelip beytü'l-maldaki herşeyi alıp götürdüler. O zaman beytü'l-malda gerçekten çok şey vardı.

