Hakim, Ebu Ümame'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), insanları kardeş kıldığı zaman kendisi ile Ali arasında da kardeşlik tesis etti.» Bence bu hadisin şahinliği üzerinde düşünmek gerekir.
Enes ve Ömer'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'ye hitaben:«Sen dünyada ve ahirette benim kardeşimsin.» demiştir. Ancak bu hadislerin ve benzerlerinin senetleri zayıftır ve bunlar bir delil sayılmamaktadırlar. Doğrusunu Allah bilir.
Birkaç yolla gelen bir rivayette anlatıldığına göre Hz.Ali, şöyle demiştir:
«Ben, Allah'ın kuluyum. Rasûlünün kardeşiyim.» Bu sözü benden sonra herhangi bir kimse söylerse mutlaka o yalancıdır.»
Tirmizî, îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), ashabı arasında kardeşlik tesis etti. Ali de gözleri yaşararak oraya geldi ve şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, ashabın arasında kardeşlik tesis ettin. Benimle herhangi bir kimse arasında ise kardeşlik tesis etmedin.
- Sen dünyada ve ahirette benim kardeşimsin.»
Bu, hasen ve garip bir hadistir. Hz. Ali, Bedir savaşma katıldı. Rasûlullah (s.a.v.),Hz. Ömer'e bir vesile ile şöyle demişti:«Ne biliyorsun. Belki de Cenâb-ı Allah, Bedir savaşma katılan kimselere bakmış ve onlara: «Dilediğinizi yapın. Ben sizi bağışlamışımdır.» demiştir.»
Bedir savaşında Hz. Ali, düşmanın önde gelen bahadırlarıyla mü-bareze yaptı. Ve o günde büyük yararlılığı görüldü. Henüz yirmi yaşında bir genç olduğu halde Rasûlullah (s.a.v.), bayrağı ona verdi.
Hakem, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bütün savaşlarda Muhacirlerin bayrağı Ali'nin elindeydi.» Said b. Müseyyeb ile Katade de böyle demişlerdir.
Hayseme b. Süleyman et-Trablusi el-Hafız, Cabir b. Semüre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sahabeler dediler ki:
- Ya Rasûlallah, kıyamet gününde senin sancağını kim taşıyacaktır?
- Kıyamet gününde sancağımı kim taşıyabilir?
Onu dünyada taşıyandan başkası taşıyamaz. O da Ebu Talib oğlu Ali'dir.»
Bu rivayetin senedi zayıftır.
Hasan b. Arefe, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bedir günü gökten bir sesin geldiğini duyduk. Sesin görünmez sahibi şöyle diyordu: Zülfikardan başka kılıç yoktur. Ali'den başka da yiğit yoktur.»
Hafız îbn Asakir dedi ki: «Zülfikar kılıcı, Bedir savaşında Rasûlullah (s.a.v.)'a hibe edildi. Daha sonra o da bunu Ali'ye hibe etti.» Zübeyr b. Bekar, Mamer b. Müsenna'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bedir savaşında müşriklerin sancaktarı Talha b. Ebi Talha idi. Ebu Talib oğlu Ali onu öldürdü. Bu hadiseyle ilgili olarak Haccac b.Ulat es-Sülemî şöyle bir şiir söyledi:
«Allah için ey savaşında günah işleyen kişi.Yani bol vergilere maz-har olan Fatıma'mn oğlu Ali!
Elin çabuk davrandı, darbeyi vurdu. Böylece Tuleyha, alnı üzere yere düşüp yattı.
Kahramanca ve şiddetli bir şekilde saldırdın.
Onları hak ile ortaya çıkardın.
O zaman bağışa mazhar olanlar bile hakir oluyorlardı.
Kılıcın birinci kez kana bulandıktan sonra tekrar bulandı.
Peş peşe adam öldürdün.»
Hz. Ali, Rıdvan be/atına da katıldı. Yüce Allah, bu bey'atla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
«Ey Muhammed! Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnud olmuştur.» (el-Fetih, 19.)
Rasûlullah (s.a.v.) da bu bey'ata katılanlar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ağaç altında bey'atlaşanl ardan hiç kimse ateşe girmeyecektir.»
Buharî ve Müslim'in sahihleri ile diğer hadis kitaplarında sabit olduğuna göre Hayber savaşında Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: "Yarın bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünün de kendisini sevdiği bir adama vereceğim. O, cepheden kaçan değildir. Allah, onun vasıtasıyla fethi müyesser kılacaktır." İnsanlar o geceyi, "Bayrak yarın kime verilecek" diye kendi aralarında tartışarak geçerdiler. Öyle ki, Hz. Ömer:«Emirliği o gün dışında başka bir günde elde etmek istemiş değilim.» demişti. Sabah olunca Rasûlullah (s.a.v.), bayrağı Ali'ye verdi ve*Cenâb-ı Allah da fethi onun vastasıyla müyesser kıldı. Bayrağı teslim etmeden önce Rasûlullah (s.a.v.), gözü ağrımakta olan Ali'yi yanına çağırmış, gözüne üflemiş ve gözleri şifa bulmuştu.»
Muhammed b.îshak, Seleme b.Amr b. Ekva'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir es-Sıddık'ı bayrağı ile Hayber kalelerinden birine gönderdi. Savaştı, geri döndü.Fetih müyesser olmamıştı. Yorulmuştu. Rasûlullah (s.a.v.), ondan sonra Hattab oğlu Ömer'i gönderdi. O da savaştı, sonra geri döndü. Fetih müyesser olmamıştı. Yorulmuştu. Bunun üzerine RasûluUah (s.a.v.), şöyle buyurmuştu:«Yarm bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünce de sevilen bir kimseye vereceğim. Allah, onun vasıtasıla fethi müyesser kılacaktır. O, cepheden kaçacak değildir.»
RasûluUah (s.a.v.), gözleri ağrıyan Ali'yi yanına çağırdı. Ali geldi. Rasûlullah, onun gözlerine üfledi. Sonra:«Şu bayrağı al ve git. Allah, senin vasıtanla fethi müyesser kılıncaya kadar savaşa devam et.» dedi. Ali, bayrağı alıp koşarak gitti. Biz de peşi sıra gidiyorduk. Nihayet bayrağı kale altındaki bir taş kümesinin üzerine dikiverdi. Yukarıdan bir Yahudi başını uzatıp baktı ve ona şöyle sordu:
- Sen kimsin?
- Ebu Talib oğlu Ali'yim.
- Tevrat'ı Musa'ya indiren Allah'a yemin ederim ki mağlub olduk. Ali, fetih tamamlanmadan geri dönmedi.
İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde b. Hasib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hayber'i kuşattık. Ebu Bekir, bayrağı aldı. Savaştı. Fetih nasib olmadan geri döndü. Ertesi gün bayrağı Ömer alıp cepheye gitti. Savaştı. Fetih nasib olmadan geri döndü. O gün insanlar çok yorulup bitkin düşmüşlerdi. Rasûlullah, o zaman şöyle dedi: "Yarın bayrağı Allah ve Rasûlünce sevilen, Allah ve Rasûlünü seven bir adama vereceğim. O, fethi tamamlamadan cepheden dönmeyecektir.»
Biz de yarın fetih gerçekleşecek deyip gönül huzuru ve rahatlığı içinde geceyi geçirdik. Sabah olunca Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazını kıldı. Sonra kalkıp bayrağın getirilmesini istedi. İnsanlar saf halinde dizilmişlerdi. Ali'yi çağırdı. Ali'nin gözleri ağrıyordu. Rasûlullah, onun gözlerine üfledi. Bayrağı ona verdi. Ali de gidip savaştı ve fetih müyesser oldu. Ben de bayrağı Rasûlullah'm kime vereceğini görmek için ayaklarımın üstüne dikilerek boynumu uzatıp bakanlar arasındaydım.»
Ebu Ya'lâ, İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: «Bayrağı yarın Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlü tarafından sevilen bir adama vereceğim. Ali nerede?»
Dediler ki: «Buğday öğütüyor» Buyurdu ki:« Onlardan hiçbiri buğday öğütmeye razı olmaz.» Nihayet Ali, Rasûlullah'm yanma geldi. Rasûlullah bayrağı ona verdi. Gidip savaştı ve Hüyey b. Ahtab'ın kızı Safiye'yi getirdi.» Bu garip bir rivayettir.
imam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Meymun'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben, tbn Abbas'm yanında oturmaktaydım .Yanma dokuz kişilik bir heyet geldi. Ona şöyle dediler:«Ey îbn Abbas! Ya sen kalkıp bizimle gel, ya da yanındaki adamları uzaklaştır da baş başa görüşelim.)»
îbn Abbas:«Hayır, ben sizinle gelirim.» dedi. O zaman îbn Abbas'ın gözleri henüz âmâ olmamıştı. Gittiler, konuşmaya başladılar. Ne dediklerini bilmiyoruz. Yalnız İbn Abbas, dönüp geldiğinde elbisesini silkeliyor ve şöyle diyordu: «Öf bunlardan, Rasûlullah (s.a.v.)'ın hakkında şöyle buyurduğu bir adamın aleyhinde konuştular: "Ben bir adamı cepheye göndereceğim. Allah, onu ebediyyen rüsvay kılmayacaktır. O, Allah ve Rasûlünü sever." Rasûlullah böyle dedikten sonra orada bulunanlar ayakları üstüne dikilip başlarım öne uzatarak baktılar. Rasûlullah (s.a.v.) da o esnada: «Ali nerede?» diye sormuş, orada bulunanlar Ali'nin değirmende buğday öğütmekte olduğunu söyleyince Rasûlullah (s.a.v.):«Sizden hiç kimse buğday Öğütecek durumda değildir.» dedi Sonra Ali geldi. Gözleri ağrıyordu. Hemen hemen görmemekteydi.
Rasûlullah (s.a.v.), onun gözlerine üfledi, sonra bayrağı üç kez salladı ve Ali'ye verdi. Ali de gidip savaştı ve Hüyey b. Ahtab'ın kızı Safiye'yi getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra falan adamı tevbe sûresi ile (Mekke'ye) gönderdi. Arkasından Ali'yi de gönderdi. Ali, sûreyi o adamdan aldı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Ali ile ligili olarak şöyle buyurdu: «Tevbe sûresini Mekke'ye ancak benden olan ve benim de kendisinden olduğum bir adam götürmelidir.» Sonra Rasûlullah (s.a.v.), amcası oğullarına şöyle dedi:«Hanginiz dünya ve ahirette benimle dost olur?» Hiç kimse cevap vermedi. Ali de orada Rasûlullah'm yanında oturmaktaydı. Kalkıp şu cevabı verdi:«Ben dünya ve ahirette sana dost olurum.» Rasûlullah (s.a.v.), onu yerinde bıraktı. Sonra oradaki adamlara dönüp şöyle sordu:«Hanginiz dünya ve ahirette bana dost olur?»
Kimse cevap vermedi. Ali: « Ben, dünya ve ahirette sana dost olurum.» dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ona hitaben: «Sen dünyada da ahirette de benim dostumsun.» dedi. Hatice'den sonra ilk Müslüman kişi, Ali oldu. Rasûlullah (s.a.v.), elbisesinin ucunu kaldırıp Ali'nin, Fatıma'nın, Hasan ve Hüseyin'in üzerine koyup şu ayet-i kerimeyi okudu:
«Ey peygamberin ev halkı! Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.» (eiAhzâb, 33.)
Hicret esnasında Hz. Ali, kendini Rasûlullah (s.a.v.)'a feda etti. Onun elbisesini giydi, sonra yatağına yattı. Müşrikler, Peygamber (s.a.v.)İ öldürmek istiyorlardı. O esnada Ebu Bekir geldi. Ali, Hz. Pey-gamber'in yatağında uyumaktaydı. Ebu Bekir, onun peygamber olduğunu zannederek: «Ey Allah'ın peygamberi!» diye seslendi. Ali, ona şöyle karşılık verdi: «Allah'ın peygamberi, Meymune kuyusuna doğru gitti. Sen ona yetiş.» Ebu Bekir, hemen o tarafa gitti. Hz. Peygamberce yetişti. Onunla birlikte mağaraya girip saklandı. Müşrikler, Peygamber (s.a.v.) zannederek Ali'yi taşlamaya başladılar. O bundan acı duyuyordu. Kafasını yorganın altına koymuş, sabaha kadar öylece kalmıştı. Sabah olunca yorganı üzerinden atıp dışarı çıktığında müşrikler ona şöyle dediler:«Sen yüksek mertebeli biri değilsin.Biz senin arkadaşını taşlıyorduk. O bundan acı duymuyor, sızlanmıyordu. Oysa sen attığımız taşlardan acı duyup sızlanıyorsun. Biz bunu yadırgadık.»
Rasûlullah (s.a.v.) Tebük gazvesi için yola çıktı. Hz. Ali, ona:
- Ben de seninle beraber geleyim mi? diye sorduğunda Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:
- Hayır gelme, cevabını verdi. Bunun üzerine Ali ağladı Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:
- Sen, Musa nezdinde Harun'un işgal ettiği mevki gibi bir mevkiyi benim yanımda işgal etmeye razı olmaz mısın? Şu kadar ki, sen bir peygamber değilsin. Ama ben mutlaka bu sefere gideceğim ve sen de benim halifem olacaksın.»
Bir defasmde Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye şöyle demişti: «Sen, benim dostumsun. Benden sonra da bütün mü'minlerin dostusun.»
Rasûlullah (s.a.v.), mescitteki kapıların tamamını kapatmıştı. Yalnız Hz. Ali'nin kapısını açık bırakmıştı. Ali, mescidin yan tarafında bulunan kendi kapısından mescide gelirdi. Bu onun yoluydu, başka da yolu yoktu.
- Onun hakkında Rasûlullah, şöyle buyurdu: «Ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur.» Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerim'de bize vermiş olduğu bir haberde; Rıdvan be/atma katılan kimselerden razı ve hoşnud~ olduğunu bildirmiş ve onların kalplarindeki şeyi bilmiştir. Bunu bildirdikten sonra Cenâb-ı Allah, onlara daha sonra kızdığına dair bir beyanda bulunmuş mudur? (Hayır, bulunmamıştır.)
Hz. Ömer, Mekkeli müşriklere Müslümanların gazaya çıkacağı haberini bir mektupla bildiren Hatip b. Ebi Belta'yı kastederek «Ya Rasûlallah, izin ver de şu münafığın boynunu vurayım.» dediği zaman Peygamber (s.a.v.), şöyle demiştir: «Ne biliyorsun? Belki de Allah, Bedir savaşma katılmış olan Müslümanların durumuna vakıf olmuş ve onlara şöyle demiştir: Dilediğinizi yapın, ben sizi bağışlamışım.»
"Tarih" adlı eserinde Buharı, îmran b. Husayn'dan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), Hayber savaşında şöyle buyurmuştur:
«Bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünce de sevilen bir adama vereceğim.» Böyle dedikten sonra Rasûlullah, haber gönderip Ali'yi yanına çağırttı. Ali geldi, gözleri ağrıyordu. Rasûlullah (s.a.v.), onun gözlerine üfledi ve bayrağı ona verdi. Hz. Ali de yüzünü çevirmedi ve artık gözlerinden şikayetçi olmadı.»
- İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudrfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), bayrağı alıp salladı ve şöyle buyurdu: «Bunu kim hakkıyla alır? Falan adam gelip: «Ben alırım» dedi. Rasûlullah (s.a.v.), ona: «Geç» dedi. Sonra başka bir adam gelip: «Ben alırım» dedi.
Rasûlullah (s.a.v.), ona da "Geç" dedi. Sonra şöyle buyurdu:
«Muhammed'in yüzünü şerefli kılan Allah'a yemin ederim ki, bu bayrağı cepheden firar etmeyen bir adama vereceğim.» Ali geldi, bayrağı alıp cepheye koştu, niyahet Cenâb-ı Allah, ona Hayber ve Fedek kalelerinin fethini nasib etti. O da oraların hurmalarını ve kavrulmuş etlerini getirdi.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Babam yazın kışlık elbise giyen, kışın da yazlık elbise giyen Ali ile birlikte yolda gitmekteydi. Babama bunu Ali'ye sormasını söylediler. O da niçin böyle yaptığını sorunca Ali, şu cevabı verdi:
«Rasûlullah (s.a.v.), arkamdan haber gönderdi. O zaman gözlerim ağrıyordu. Hayber savaşmdaydık. Kendisine: «Ya Rasûlallah, gözlerim ağrıyor» dedim. Gözlerime üfledi ve şöyle dua etti: «Allah'ım, Ali'deki sıcaklık ve soğukluğu gider.» Ben de o günden beri vücudumda ne soğukluk ne de sıcaklık hissetmiyorum. O savaşta Rasûlullah (s.a.v.), beni kastederek şöyle demişti: «Bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlüncede sevilen, cepheden firar etmeyen bir adama vereceğim.» Rasûlullah (s.a,v.)"m sahabeleri, ayakları üzerinde dikilip boyunlarını ileriye doğru uzatarak bayrağın kime verileceğini araştırdılar. O esnada Rasûlullah (s.a.v.), bayrağı bana verdi.»
Ebu Ya'lâ, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûîullah (s.a.v.)'m Hayber savaşında başımı meshedip gözlerime üflemesinden ve bayrağı bana vermesinden sonra gözlerim artık hiç ağrımadı. Başım da ağrımadı.»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Sa'd b. Ebi Vakkas'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'ye şöyle demiştir:
«Musa nezdinde Harun'un işgal ettiği mertebe gibi bir mertebeyi benim nezdimde de işgal etmeye razı olmaz mısın? Şu kadar var ki, benden sonra peygamber gelmeyecektir.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Ebi Vakkas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Süfyan oğlu Muaviye, bana şöyle bir soru sordu:
- Ebu Turab'a (Ali'ye) sövmene engel olan şey nedir?
- Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m söylediği şu üç şeyi hatırladığım için Ali'ye sövmüyorum. Onun bahşettiği bu üç şeyden birine sahip olmak, benim için kırmızı tüylü davarlara sahip olmaktan daha hoştur. Zira ben, bir gazaya giderken aile efradının işlerini idare etmesi için kendi yerine vekil bıraktığı Ali'nin Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dediğini işittim:
- Ya Rasûlallah, beni geride kadınlar ve çocuklarla mı bırakcak-sm?
- Sen, Musa nezdinde Harun'un sahip olduğu makam gibi bir makama benim nezdimde sahip olmaya razı değil misin? Yalnız şu var ki, benden sonra peygamber gelmeyecektir.» Hayber savaşında da Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim;«Bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünce de sevilen bir adama vereceğim.» Ben de ayaklarım üstüne dikilip boynumu ileriye doğru uzattım ve bayrağı kime vereceğine baktım. O esnada Rasûlullah s.a.v.); «Bana Ali'yi çağırın.» diye emir verdi. Ali, onun yamna getirildi. Ali'nin gözleri ağrımaktaydı. Rasûlullah (s.a.v.), onun gözlerine üfledi ve bayrağı ona teslim etti. Cenâb-ı Allah da fethi onun vasıtasıyla müyesser kıldı.
«Ey Muhammedi De ki: «Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım. Sonra lanetleşe-lim de Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim.» (âi-i Imrân, eı.)
Bu ayet-i kerime nazil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ali'yi, Faü-ma'yı, Hasan ve Hüseyin'i çağırdı. Sonra: «Allah'ım, işte bunlar benim aile efradımdır.» dedi.»
Hasan b. Arfe el-Abdî, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Muaviye, hacca geldi. Sa'd b. Ebi Vakkas da onun yanma uğradı. Ali'den söz edildi. Sa'd, şöyle dedi: «Üç şey vardır ki, bunlardan birine sahip olmam, dünyaya ve içindekilere sahip olmamdan daha çok hoşuma gider. Zira ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim:
«Ben kimin dostu isem Ali de onun dostudur.» Yine Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim:«Bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünce de sevilen bir adama yarın vereceğim.» Rasûlullah (s.a.v.)'ın Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyurduğunu da işittim:
«Musa nezdinde Harun'un sahip olduğu bir makam gibi, sen de benim yanımda bir makama sahipsin. Şu kadar var ki, benden sonra bir peygamber gelecek değildir.»
Ebu Zura ed-Dımışkî, Abdullah b. Ebi Necih'in babasından naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Muaviye, hacca geldiği zaman Sa'd b. Ebi Vakkas'ın elini tuttu ve ona şöyle dedi:
- Ey Ebu İshak, şu savaş bizi yordu. Haccımıza engel oldu. Öyle ki, haccın bazı sünnetlerini unutacak duruma geldik. Tavafta bize rehberlik et de seninle birlikte tavafımızı ifa edelim.»
Tavaf sona erdikten sonra Muaviye, Sa'd'ı Darü'n-Nedve'ye götürdü. Onu, kendi kanepesi üzerinde yanında oturttu. Sonra Ebu Talib oğlu Ali'den bahsetti. Onun aleyhinde konuştu. Sa'd, Muaviye'ye şöyle dedi:
«Beni evine soktun ve kanepenin üzerinde oturttun. Sonra da Ali'nin aleninde konuşmaya başlayıp ona sövdün. Allah'a yemin ederim ki, Ali'nin sahip olduğu özelliklerinden üç tanesi var ki, bunlardan birine sahip olmak benim için güneşin üzerine doğduğu şeylerin tümüne sahip olmaktan daha hoştur. Keşke Tebük gazvesine gittiği esnada Rasûlullah, şu sözü bana da söylemiş olsaydı: «Ey Ali! Harun'un Musa nezdinde sahip olduğu makam gibi bir makama benim nezdinde sahip olmak, hoşuna gitmez mi? Şu kadar var ki, benden sonra bîr peygamber gelecek değildir.» Evet, Rasûlullah (s.a.v.)'m bahsettiği bu makama sahip olmak benim için, güneşin üzerine doğduğu şeylerin tümüne sahip olmaktan daha sevimlidir. Yine Hayber savaşında Rasûlullah (s.a.v.)'m Ali hakkında söylediği şu söz, bana söylenmiş olsaydı, güneşin üzerine doğduğu şeylerin tamamına sahip olmaktan daha çok hoşuma giderdi: «Yarın bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünce de sevilen bir adama vereceğim. Cenâb-ı Allah, fethi o adam vasıtasıyla müyesser kılacaktır. O adam, cepheden kaçan biri değildir.»
Keşke Ali gibi Rasûlullah'ın damadı olsaydım da kızı bana çocuk do-ğursaydı. Kızının doğuracağı çocuk benim için, güneşin üzerine doğduğu şeylerin tamamına sahip olmaktan daha kıymetliydi. Artık bu günden sonra senin yamna gelmeyeceğim.» Böyle dedikten sonra Sa'd b. Ebi Vakkas, yakasını silkeleyerek Muaviye'nin yanından çıkıp gitti.»
imam Ahmed b. Hanbel, babası Sa'd'dan naklen Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Medine dışına çıktı. Veda tepesi yakınma geldiklerinde Ali ağlayıp şöyle dedi:
- Beni cepheden geri kalanlarla birlikte geride mi bırakıyorsun?
- Harun'un Musa nezdinde sahip olduğu makam gibi bir makama benim nezdimde sahip olmaya razı değil misin? Yalnız peygamberlik bundan müstesnadır.»
Ebu Ya'lâ, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki; Hz. Ömer şöyle demiştir: «Ebu Talip oğlu Ali'ye üç özellik verildi. Bu özelliklerinden birine sahip olmak, benim için kırmızı tüylü davarlara sahip olmaktan daha hoştur.» "O özellikler nelerdir ey mü'minlerin emin?" diye sorduklarında Hz. Ömer, şu açıkmalayı yapmıştı: «Ali'nin, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma ile evlenmesi. Onun Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Mescid-i Nebevf de ikamet etmesi ve o mescitte Rasûlullah'a helal olan şeylerin Ali'ye helal olması. Hayber savaşında bayrağın Ali'ye verilmesi.»
tmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Biz, Rasûlullah (s.a.v.) zamanında şöyle derdik: İnsanların en hayırlısı Ebu Bekir'dir, sonra Ömer'dir.Ebu Talib oğlu Ali'ye de üç şey verilmiştir: Bu üç şeyin bana verilmesi benim için kırmızı tüylü davarlara sahip olmaktan daha hoştur.» Abdullah b. Ömer, bu üç şeyden bahsederken her birini ayrı ayrı açıklamıştır.

