El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Köprü Savaşı Ve Müslümanların Komutanı Ebu Ubeyd Île Birlikte Birçok Askerîn Öldürülmesi

Calinos, Müslümanlardan aldığı yenilgiden kaçarak memleketine döndüğü zaman Farshlar, kendi aralarında birbirlerini savaşa teşvik ederek Rüstem'in yanına gittiler. Rüstem de, başlarında kaşlı komutan Behmes Cazeveyh'in …

Calinos, Müslümanlardan aldığı yenilgiden kaçarak memleketine döndüğü zaman Farshlar, kendi aralarında birbirlerini savaşa teşvik ederek Rüstem'in yanına gittiler. Rüstem de, başlarında kaşlı komutan Behmes Cazeveyh'in bulunduğu büyük bir orduyu sefere çıkardı. Beh-mes'e, Feridun'un bayrağı Direfşikâbiyan'ı verdi. Farshlar, bu bayrağı uğurlu sayarlardı. Ordu, yanına Kisrâ'nın bayrağım da aldı. Bu bayrak kaplan derisinden yapılmış olup sekiz zira enindeydi. Bu ordu gelip Müslümanların bulunduğu yere ulaştı. Aralarında bir nehir vardı. Nehrin üzerinde köprü vardı. Müslümanlara şu haberi gönderdiler: "Ya siz köprüyü geçip yanımıza gelin, ya da biz köprüyü geçip tarafınıza gelelim."

Müslümanlar, komutanları Ebu Ubeyd'e:

- Emir ver, onlar bizim yanımıza gelsinler, deyince Ebu Ubeyd şu cevabı verdi:

- Farshlar ölüme karşı bizden daha cesaretli olmasınlar. Böyle dedikten sonra Farshlann tarafina geçmek üzere köprüye

doğru yürüdü. Köprüden geçerken askerler sıkıştılar, köprü dardı, orada düşmanla şiddetlice savaştılar. Daha önce benzeri görülmemiş bir savaşla karşılaştılar. Müslümanlar 10 000 kişi kadardılar. Farslar da beraberlerinde boyunlarında çan asılı filler getirmişlerdi. Bu filler, Müslümanların atlarını korkutmak amacıyla getirilmişlerdi. Müslümanlara her hamle yaptıklarında Müslümanların atları bu fillerden ve boyunlarında asılı bulunan çıngırakların çıkardığı seslerden korkup geriliyorlardı. Çok az miktarda at orada sebat edebildi ki bunlar da zorlama neticesinde sebat etmiş gerilememişlerdi. Müslümanlar, Farslıla-ra hamle yaptıkları zaman atlan, fillere karşı ilerieyemiyordu. Farshlar, Müslümanları ok yağmuruna tuttular. Çok miktarda mücahid öldürdüler. Müslümanlar da onlardan 6000 kişi öldürdüler.

Ebu Ubeyd, Müslümanlara öncelikle filleri öldürmelerini emretti. Bunun üzerine Müslümanlar, fillerin çevresini kuşatıp baştan sona hepsini öldürdüler. Ancak Farshlar aralarında tuttukları büyük ve beyaz bir fili Öne sürdüler. Buna karşı Ebu Ubeyd çıktı. Ona bir kılıç darbesi vurdu. Hortumunu kesti, ama fil öfkelenip korkunç bir çığlık attı. Saldırıya geçti. Ebu Ubeyd'i ayakları altına alıp ezmeye başladı ve öldürdü. Üzerinde durdu bundan sonra Ebu Ubeyd'in -kendisinin ölümünden sonra yerine geçmesini vasiyet ettiği- naibi file saldırdı. Fil onu da öldürdü. Sonra sırasıyla komutanlık makamına geçen komutanlar ille savaştılar. Böylece Salrif kabilesinden 7 komutan öldürülmüş oldu ki Ebu Ubeyd, kendisinin ölümünden sonra sırasıyla bu kişilerin adlarını vererek komutanlığa geçmelerini vasiyet etmişti.

Neticede komuta makamı Müsenna İbn Harise'nin eline geçti. Bu da Ebu Ubeyd'in vasiyetinin gereği idi. Ebu Ubeyd'in zevcesi Dume bir rüya görmüştü. Bu rüya aynen tahakkuk etmişti. Müslümanlar bu durumu görünce gevşeyip zaafa düştüler, durumları zayıfladı. Geri dönüp kaçtılar. Farshlar, onları kovala-malaya

başlamış,

onlardan

birçoğunu

öldürmüşlerdi.

Müslüman

askerler

ricata başlamışlardı. Çok zorlu bir durum meydana gelmişti, köprü başına geldiklerinde insanların bir kısmı köprüyü geçince köprü yıkıldı. Geride kalanları Farshlar hakimiyetleri altında aldılar. Müslümanların büyük bir kısmını öldürdüler. O savaşta 4000'e yakın Müslüman Fırat nehrinde boğulmuştu. Doğrusu bizler, Allah'a aidiz ve ona dönücüle-

riz.

Müsenna b. Harise, ilerlemeye devam etti. Savaş alanına gelip köprünün yanına geldiğinde durdu. Müslümanlar hezimete uğradıklarından bazı mücahitler kendilerini Fırat'a atıyor ve boğuluyorlardı. Müsenna askerlere şöyle seslendi:

- Ey insanlar! Sakin olun, ben köprünün başmda duracağım. Hepiniz son nefesinize kader bu köprüyü geçmedikçe ben geçmeyeceğim.

Askerleri karşı tarafa geçirdikten sonra ilk konakta onlara mola verdi. O ve kahraman Müslümanlar, diğerlerini koruma altına alıp beklemeye başladılar. Çokları ağır yaralıydı, bazıları çöle gidip kaybolmuş-

tu, nereye gittiği bilinemiyordu. Bazısı ürkek halde Medine'ye geri dönmüştü. Bu haberi Hz. Ömer'e Abdullah b. Zeyd b. Asım el-Mazinî ulaştırmıştı. Abdullah, Hz. Ömer'i minber üzerinde görmüş, Hz. Ömer ona:

- Ey Abdullah b. Zeyd, ne haberler getirdin? diye sorunca Abdullah:

- Sana kesin haber gelmiştir, ey mü'minlerin emiri! diye cevap verdi. Sonra Hz. Ömer'in yanma, minbere çıktı, bu haberi gizlice ona bildirdi. Bu haberi Hz. Ömer'e ilk olarak ulaştıran kişinin Abdullah b. Yezid b. Husayn el-Hutamî olduğu da söylenir. Doğrusunu Allah bilir.

Seyf b. Ömer dedi ki: Bu savaş, hicri onüçüncü senenin şaban aymda Yermuk savaşından kırk gün sonra yapılmıştır. Doğrusunu Allah bilir. Müslümanların bir kısmı, diğerlerinin yanına döndüler, bir kısmı da Medine'ye gitti. Hz. Ömer, hiç kimseyi kınamadı, hatta: "Ganimetiniz benim" dedi. Cenâbı Allah, İranlıları hükümdarların durumuyla meşgul etti. Şöyle ki: Medain halkı, Rüstem'e saldırıp onu hal' ettiler. Sonra tekrar tahta getirdiler. Ancak Firuzan'ı ona ortak yaptılar. İki fırkaya ayrıldılar. Farslılar, Medain'e doğru hareket ettiler. Müsenna b. Harise, bir Müslüman grupla bunları takibe başladı. Farslılarm komutanlarından ikisi onunla karşılaştı. Müsenna, onları ve beraberindeki birçok askeri esir aldı, boyunlarını vurdu. Daha sonra Müsenna, Irak'taki Müslüman komutanlardan kendisine yardımcı kuvvetler göndermelerini istedi. Onlar da ona yardıma kuvvetler gönderdiler. Hz. Ömer de, aralarında Cerir b. Abdullah el-Becelî'nin bulunduğu çok sayıda takviye birliklerini Müsenna'ya gönderdi. Gelen takviye birlikleri arasında Cerir b. Abdullah el-Becelî'nin kavmi alan Becilelilerin tamamı mevcuttu. Müslümanların önde gelen büyük şahsiyetleri de yardıma gelmişlerdi. Böylece Müsenna'nın ordusundaki asker sayısı çoğalmıştı.