El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Medain’in Fethi

Sa'd, Nehreşir'i fethedip oraya yerleşti. Ama orada ne bir kimse, ne de ganimet olarak ele geçirebilecek bir mal gördü. Aksine bütün halk, gemilere binerek Medain'e geçmişti. Gemilerini de yanlarında tutmuşlardı. Sa'd, …

Sa'd, Nehreşir'i fethedip oraya yerleşti. Ama orada ne bir kimse, ne de ganimet olarak ele geçirebilecek bir mal gördü. Aksine bütün halk, gemilere binerek Medain'e geçmişti. Gemilerini de yanlarında tutmuşlardı. Sa'd, karşı tarafa geçmek için gemi bulamadı. îş zorlaşmıştı. Dicle de kabarmış, suyu yükselmiş ve suyun çokluğundan kıyıya köpükler atmıştı. Sa'd'ın aldığı habere göre Kisra Yezdücürd, mal ve eşyayı alıp Me-dain'den Hulvan'a geçecekti. Eğer üç güne kadar ona ulaşamazsa fırsat kaçmış olacaktı. Bunun üzerine Sa'd, Dicle kıyısında Müslümanlara bir konuşma yaptı. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

- Sizin düşmanınız, şu nehir ile kendini korumaktadır. Karşınızda bu nehir bulundukça düşmanınızın yanına varamazsınız. Fakat onlar arzu edecek olurlarsa, gemileriyle yanınıza gelip sizinle çarpışırlar. Diğer taraftan sizin arkadan geleceğinden korktuğunuz henhangi bir tehlikeniz yok. Çünkü bu konuda sizden Önceki savaşlara katılmış bulunanlar sizi endişeden kurtarmış ve onların karakollarını çalışamaz hale getirmiş bulunuyor. Benim görüşüm odur ki ,dünya sizleri tırpanlayıp gitmeden önce düşman ile cihad ediniz. Haberiniz olsun, ben bu nehri aşıp onların yanına gitmeye karar vermiş bulunuyorum.

Askerlerin hepsi bir ağızdan şöyle dediler:

- Allah, bize de sana da doru bir karar verdirmiş bulunuyor. Haydi uygun gördüğünü yap.

Sa'd, bunun üzerine onları karşı tarafa geçmeye teşvik ederek:

- Şimdi ilk olarak kimler karşıya geçip nehrin o tarafım korumak ve böylelikle düşmanların, askerlerimizin karşıya geçmelerini engellemek şeklindeki gayretlerini önlemek ister? diye sorunca önce Asım b. Amr ve Zülbe's, güçlü kuvvetli 600 kişi ile oraya çıktı. Sa'd, onların başına Asım'ı tayin etti. Asım, rahat yüzmelerini sağlamak amacı ile atları erkek ve dişi olan altmış süvari seçti. Asım bir adam ilerledi, ancak diğerleri nehre dalmaktan geri çekildiler. Bunun üzerine Asım, onlara:

- Şu azıcık sudan mı korkuyorsunuz?

"Hiçbir kimse, Allah'ın izni olmadan ölmez. O, belli bir vakte bağlanmıştır." (Âl-i îmrân, 145.)

Dedikten sonra atını Dicle nehrine sürdü. Peşindeki askerler de onunla birlikte atlarını nehre sürdüler. Bu altmış kişilik grup, ikiye ayrıldı, îkiye ayrılan bu gruplardan birinin atları erkek, diğerinin ki ise dişi atlardı. Farshlar, bunların su üzerinde yürüdükleririi görünce: "Bunlar deli bunlar deli!", sonrada:"Vallahi siz insanlarla değil cinlerle savaşıyorsunuz!" dediler ve atlarını suya sürdüler ki, Müslümanların ilk grubunu kıyıya çıkmaktan men etsinler. Bunun üzerine Asım b. Amr, arkadaşlarına düşmana mızrak yağmuru yağdırmalarını emretti. Onlar da Fars askerlerine böyle yaptılar. Atlarının gözlerini çıkardılar. Müslümanların önünde kalan düşman askerleri geri dönmek mecburiyetinde kaldılar. Böylece Farshlar, Müslüman askerlerin atlarını kıyıya çıkmaktan men edemediler. Asım ile arkadaşları da düşman asker-

lerini önlerine katıp kovaladılar. Dicle'nin karşı kıyısına varıp orada durdular.

Öte yandan Asım'm 600 kişilik arkadaş grubu da arka tarafintaki kıyıda durmakta iken suya dalıp karşı kıyıya ulaştılar. Arkadaşlarıyla birlikte omuz omuza düşmana karşı savaşmaya başladılar. Nihayet Farslıları karşı yakadan kovdular. Onlar, ilk askeri birliğe de, "müthiş adamlar birliği," adını verdiler. Bu birliğin komutanı Asım b. Amr'dı. îkinci birliğe de, "sessiz adamlar birliği," adını verdiler. Bu birliğin komutanı da Ka'ka b. Amr'dı. Komutan Sa'd ile diğer Müslümanlar, Asım ve Ka'ka komutasındaki süvarilerin düşmanlara ne yapmakta olduklarını seyretmeye başladılar. Sa'd, Dicle'nin kıyısında durmaktaydı. -. Müslüman süvarilerin Farshlara yaptıkları saldırıları ve Farslıların müstahkem mevkilere çekildiklerini görünce geride kalan askerlerle birlikte karşı kıyıya geçmek için nehre daldı. Bunu yaparken de askerlere, şöyle demelerini emretti:

"Allah'tan yardım diliyor, O'na tevekkül edip dayanıyoruz. Allah, bize yeter. O, ne güzel vekildir. Yüce ve ulu Allah'ın güç ve kuvvetinden başka güç ve kuvvet yoktur." Böyle dedikten sonra atım nehre sürdü. Arkasındaki askerler de onunla birlikte atlarını nehre sürdüler. Hiç kimse geride kalmadı. Su üzerinde -sanki yer üzerinde vuruyormuş gibi yürümeye başladılar. Kalabalık oldukları için nehrin suları görünmez olmuştu. Yolda yürüyen kimseler gibi bunlar nehir üzerinde yürürlerken konuşup sohbet ediyorlardı. Çünkü Allah, onlara sükun, dinginlik, güven ve huzur vermişti. Onları muzaffer kılıp güçlendireceğini vaad etmişti. Ayrıca komutanları Sa'd b. Ebi Vakkas da Cennet'le müjdelenen on kişiden biriydi. Rasûlullah (s.a.v.) vefat ederken ondan razı ve memnundu. Onun için dua etmiş ve şöyle demişti:

"Allah'ım, onun duasına icabet et. Attığı silahı hedefine ulaştır."

Kesin olan husus şudur ki Sa'd, bu savaşta askerlerinin selamet ve zaferi için dua etmişti. Askerlerini nehre sürmüş, Cenâb-ı Allah da onları koruyup hedefe ulaştırmıştı. O esnada Müslümanlardan bir tek kişi dahi kaybolmamıştı. Yalnız Garkede el-Barikî adındaki bir adam ,doru atinin üzerinden kaymış, Ka'ka b. Amr, onun atının yularına yapışarak adamın elini tutmuş ve adamı atının üzerine tekrar oturtmuştu. O, bahadır ve yiğit kimselerdendi. Ka'ka' için şöyle demişti: "Kadınlar, Ka'ka b. Amr gibisini doğurmaktan aciz kaldılar. " Müslümanlar, nehri geçerlerken hiçbir şeylerini kaybetmediler. Yalnız Malik b. Amir adındaki adamıij. tahtadan yapılma bir kargısı nehire düşmüş, dalgaların şiddetiyle sürüklenmişti. Bu kargının bağı eskimişti. Sahibi, Aziz ve Celil olan Allah'a dua edip şöyle demişti:"

"Allah'ım, arkadaşlarım arasında beni, eşyası kaybolup gitmiş bir kimse yapma." Bu duayı yaptıktan sonra nehrin dalgası o kargıyı onların istediği tarafa getirdi. Askerlerden biri de kargıyı alıp Malik b. Amir'e teslim etti. Nehiri geçmekte olan askerlerden birinin atı yorulduğu zaman Cenâb-ı Allah, o zat için bir tümsek meydana getirir, at da o tümseğe çıkıp dinlenmeye başlardı. Hatta atlardan bazısı sudan geçmekteyken su onun yularına dahi ulaşmıyordu. Bu büyük bir gün ve dehşetli bir hadiseydi. Muciz ve harika bir olaydı. Cenâb-ı Allah'ın sahabeler için yaratmış olduğu Rasûlünün mucizesiydi ki böyle bir mucize o beldelerde o güne dek görülmemişti. Başka yerlerde de böyle bir olay müşahede edilmemişti. Yalnız önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Alâ b. Hadremf nin izhar ettiği keramet bundan daha üstündü. Çünkü bu ordu ondan kat kat fazlaydı.

Dediler ki: Selman-ı Farisî de Sa'd b. Ebi Vakkas'la birlikte suda yürümekteydi. Sa'd şöyle diyordu: "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir. Allah'a yemin ederim ki O, veli ve dostlarına yardım edecektir. Dinini de güçlendirecektir. Düşmanlarını hezimete uğratacaktır. Tabi eğer bu orduda iyilik ve hasenatı alt edecek bir taşkınlık ve günah yoksa."Selman, Sa'd'a şöyle demişti:

"Doğrusu İslâm dini yenidir. Allah'a yemin ederim ki karalar Müslümanlara nasıl itaat etmişlerse, denizler de onlara itaat edeceklerdir. Selman'm nefsi kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ,Müslü-manlar bu nehire nasıl bölük bölük girmişlerse, aynı şekilde karaya da bölük bölük çıkaracaklardır." -

Selman'm dediği gibi Müslümanlardan hiçbiri boğulmadan ve hiçbir eşyalarını kaybetmeden selametle karaya çıktılar.

Müslümanlar karaya çıktıkları zaman atları yelelerini silkeleyip kurutmaya ve kişnemeye başladı. Müslüman süvariler, Acemleri takip ederek Medain şehrine girdiler. Orada kimseyi göremediler. Aksine Acemlerin yanısıra Kisra da aile efradını ve taşıya bildikleri kadar mal, ve diğer eşyalarını alıp götürmüşlerdi. Götüremediklerini de geride bırakmışlardı ki, bunların kiymeti takdir edilemez. Kisra'nın hazinesinde 3.000.000.000.000 dinar vardı. Bu dinarlardan taşıyabildikleri kadarını alıp götürmüşler, taşıyamadıklarını geride bırakmışlardı ki bu da yarıya yakındı. Acemlerin peşi sıra Medain'e giren ilk Müslüman askeri birlik müthiş adamlar birliği idi, ikinci birlik ise sessiz adamlar birliği idi. Müslümanlar, Medain'e girince sokaklarda hiç kimseye rastlamadılar. Yalnız beyaz saraya gitmeyi hedeflemişlerdi. Orada savaş yapılacaktı. Orası gerçekten müstahkem bir mevki idi. Sa'd, askerleriyle geldiği zaman Beyaz Saraydakileri üç gün peşpe-şe Selman-ı Farisî'nin dili ile islâm'a davet etti. Üçüncü gün olunca onlar saraydan inip dışarı çıktılar. Sa'd, oraya girip yerleşti. Sarayı namazgah edindi, içeri girerken şu ayet-i kerimeyi okudu.

"Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı. Bu böyledir, onları başka bir millete miras bıraktık." (ed-Duhân, 25-28.)

Sa'd, daha sonra sarayın ön tarafina doğru ilerledi, orada sekiz rekat fetih namazı kıldı. Seyf b. Ömer'in rivayetine göre bu namazı tek selamla kıldı.

Bu senenin safer ayında sarayda cuma namazını kıldırdı ki bu, Irak'ta kılınan ilk cuma namazı oldu. Çünkü Sa'd, Irak'ta ikamete niyet etmişti. Ailelere haber gönderip onları Medain'in evlerine yerleştirdi. Bu ikamet, onların Celûla, Tikrit ve Musul'u fethetmelerine kadar devam etti. Sonra buradan kalkıp Kûfe'ye göçtüler. Nitekim bununla ilgili açıklama ileride verilecektir. Bundan sonra Sa'd, Kisra Yezdücürd'ün - peşine müfrezeler gönderdi. Bir grup onların peşlerine düşüp yakaladı, onları öldürdü, kimini de kovaladı. Onlardan çok miktarda malı ganimet olarak ele geçirdiler. En çokta Kisra'nın elbiselerini, taç ve ziynetlerini ele geçirmek istemişlerdi. Sa'd, oradaki mal, armağan ve eşyaları toplamaya başladı ki, bunları tasvir etmek, çokluk ve kıymetini takdir etmek mümkün değildir. Önceki rivayetimizde de anlattığımız gibi o sarayda alçıdan yapılma heykeller vardı. Sa'd, bu heykellerden birine baktı. Heykel parmağıyla bir yeri gösteriyordu. Sa'd: "Bu heykel doğru yere konulmamış." dedi ve heykelin parmağının gösterdiği yeri araştırdılar. Orada ilk Kisraların malı olan büyük bir hazine buldular. Hazineden bol miktarda mal, kıymetli armağan ve mücevherler çıkardılar.

Müslümanlar, oradaki bütün eşyayı ellerine geçirdiler. Dünya'da o hazine kadar kıymetli başka bir hazine yoktu. Eşyalar arasında Kisra'nın nefis mücevherlerle süslenmiş tacı da vardı ki, gözleri kamaştın-yordu.Aynı şekilde kemeri, kılıcı, bilezikleri, ceketi ve sarayının halıları da o hazinedeydi. Sarayın her kenarı altmış zira idi. Kare vaziyette idi. Halısı da o büyüklükte idi. Halı, altın, inci ve kıymetli mücevherle dokunmuştu. Bütün Kisraların suretleri o halıya işlenmişti. Fars beldeleri, nehirleri, kaleleri, iklimleri, hazineleri, ekin ve ağaçları evsafi hep o halıya işlenmişti. Kisra, hükümdarlık tahtına oturduğu ve tacının altına girdiği zaman tacı taht hizasında üst tarafa altın zincirlerle asılmıştı.- çok ağır olduğu için başına koyamıyordu. Böyle olunca da o, tahtın üzerine oturuyor ve kafasını tacın alt kısmına getiriyordu. Kafasını tacın altına getirdiği sırada bir perde ile kendini örtüyordu. Tahtın üzerine oturup kafasını tacın alt hizasına getirdiği zaman perde çekiliyor, huzurundaki komutanlar ve emirler secdeye kapanıyorlardı. Kisra'nın hazinesinde altın kemerler, bilezikler, kılıçlar ve mücevherlerle süslü ceketi de vardı.

Tahtına oturduğu zaman hah üzerine harita gibi işlenmiş beldelere bakar, oradaki valilerine o beldelerin durumlarını, herhangi bir olayın meydana gelip gelmediğini sorar di. Huzurundaki yetkililer de onun bu sorularını cevaplandırırlardı. İşte Kisra, her zaman memleket ahvalini

önünde harita gibi işlenmiş halıya bakarak sorardı. Memleket işlerini ihmal etmezdi. Ülkesinin durumunu kendisine hatırlatmak için böyle harita gibi bir halıyı onun huzuruna sermişlerdi. Memleket idaresi hususunda bu güzel bir düzenleme idi. Cenâb-ı Allah'ın takdiri gelince Acemiştan üzerindeki Kisraların hakimiyeti sona erdi. Müslümanlar, o diyarları o hükümdarların ellerinden zorla aldılar. Hakimiyetlerine son verdiler. Hamd ve minnet Allah'adır.

Sa'd b. Ebi Vakkas, toplanan ganimetlerin muhafazası için Amr b. Mukrin'i görevlendirdi. İlk ele geçirilen ganimetler,Beyaz Saray'da ve Kisra'nın evleriyle diğer Medain evlerinde elde edildi. Ayrıca Zühre b. Haviyye komutasındaki müfrezeler de bazı ganimetler ele geçirmişlerdi. Zühre b. Haviyye, Farslılara yetişip onlardan kılıç zoruyla bir katırı yüküyle birlikte ele geçirmiş ve , "Bunda muhakkak birşeyler var." diyerek ganimet muhafızına teslim etmişti. Teslim ederken katırın üzerinde iki küfe bulunduğunu gördüler. Küfelere baktıklarında içinde Kisra'nın elbiseleri, zinetleri ve tahta otururken takındığı eşyaları vardı. Başka bir katır üzerinde de tacı vardı. Müfrezeler bunları ganimet olarak Farslılardan almışlardı.

Müfrezelerin, kaçan Farslılardan ele geçirdikleri bol miktarda mallar olmuştu.Bunlar arasında en çok da Kisra'nın ev eşyaları ile diğer nefis emtiaları vardı. Farsblar, ağır olduğu için Kisra'nın halılarını ve çok olduğu için bütün mallarını da alıp götürememişlerdi. Çünkü Müslümanlar, Farshların bazı evlerine gelip baktıklarında içerisinin tabandan tavana kadar altın ve gümüş kaplarla dolu olduğunu görüyorlardı. Kafur denen kokuyu gördüklerinde onu tuz sanıyorlardı. Hatta bazı Müslümanlar kafuru hamura, tuz niyetine katmışlardı. Ama sonra onun acı olduğunu görünce tuz olmadığını anlamışlardı. Özetle çok miktarda ganimet ele geçirilmişti. Sa'd, ganimetlerin beşte birini ayırmaya başladı. Beşte dördü Selman-ı Farisî vasıtasıyla mücahitlere paylaştırdı. Her süvariye 12 000 dinarlık pay düştü. Zaten mücahitlerin hepsi süvariydiler. Bazılarının beraberinde deve de vardı.

Sa'd, Hz. Ömer ve Medine'deki Müslümanlar görüp hayrete düşmeleri için Kisra'nın elbiseleri ile halısının beşte dörtlük payını da hibe etmelerini askerlerden istedi. Askerler, Sa'd'm bu teklifini gönül rızasıyla kabul ettiler. Sa'd da Kisra'nın elbiseleriyle Beşir b. Hasasiye ile birlikte Hz. Ömer'e gönderdi. Fetih müjdesini Beşir'den önce Huleys b. Fulan el-Esedî, Hz. Ömer'e ulaştırmıştı. Bize gelen bir rivayete, göre Hz. Ömer, bu nesnelere baktığı zaman çok beğenmiş ve kıymetli nesneler olduklarını anladığından; "Bu nesneleri bize gönderen kimseler gerçekten güvenilir kimselerdir." demişti. Hz. Ali de ona şöyle karşılık vermişti:

- Sen iffetli oldun. Dolayısıyla halkın da iffetli oldu.Eğer sen bolca yeyip içseydin, halkın da yeyip içerlerdi.

Bundan sonra Hz. Ömer, bu eşyayı Müslümanlara paylaştırdı. Hz. Ali'ye de halının bir parçası düşmüştü. O da bunu 20 000 dinara satmıştı. Seyfb. Ömer'in anlattığına göre Ömer b. Hattab, İsra'nın elbiselerini bir korkuluğa giydirmiş ve onu karşısına dikmişti Jd insanlar, o elbise ve ziynetlerdeki şaşkınlık verici azameti görsünler, o elbise ve ziynetlerde-ki fani dünya hayatının çiçeklerini ve parlaklığını seyretsinler.

Bize ulaşan başka bir rivayete göre ise Hz. Ömer, Kisra'nın elbiselerini Beni Müdlic kabilesinin emiri Süraka b. Malik b. Cu'şum'a giydir-miştir. Allah ondan razı olsun. Bu kitabın Peygamberlik delilleri bölümünde Hanz Ebu Bekir el-Beyhaki Ebu Said Ibn Arabi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hasen'den rivayet olunduğuna göre Ömer b. Hattab'a Kisra'nın kürkü getirilmiş, o da bu kürkü önüne koymuştu. Yanında bulunanlar arasında Süraka b. Malik b. Cu'şum da vardı. Hz. Ömer, Kisra b. Hürmüz'ün alta bileziklerim Süraka'ya vermiş, o da bunları kollarına takmış, omuzlarına kadar kollarım doldurmuştu. Bunları Süraka'mn elinde görünce Hz. Ömer, şöyle demişti: "Hürmüz'ün bileziklerini Beni Müdlic kabilesinden Süraka b. Malik b. Cu'şum'un kollarına taktıran Allah'a hamd olsun."

Şafiiden rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: "Hz. Ömer, bu bilezikleri Süraka'mn kollarına takmıştı. Zira Rasûlullah, Süraka'mn kollarına bakarken şöyle demişti: "Ey Süraka! Kisra'nın bileziklerini kollarına takmış olduğunu görür gibi oluyorum. "Yine Şafii demiş ki: Hz. Ömer, Kisra'nın bileziklerini Süraka'nın kollarına takarken ona: "Alla-hu Ekber" demiş o da "Allahu Ekber" deyince Hz. Ömer, şöyle demişti: "Kisra b. Hürmüz'ün bileziklerim" kollarından çıkarıp Beni Müdlic kabilesinden Arabi Süraka b. Malik'in kollarına takan Allah'a hamd olsun."

Heysem b. Adiy, Kasım b. Muhammed b. Bekr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Kadisiye savaşında Sa'd b. Ebi Vakkas, Hz. Ömer'e Kisra'nm ceketini, kılıcını, kemerini, altın bileziklerini, şalvarını, gömleğini, tacım ve mestlerini gönderdi. Hz. Ömer de yanında bulunanlara baktı. Aralarında en cüsseli kişinin Süraka b. Malik b. Cu'şum olduğunu gördü. Ona:

- Ey Süraka, kalk da şunları giy bakalım, dedi. Süraka:

- Ben o eşyalara tamahlandım. Kalkıp giydim, dedi, Süraka bunları giydikten sonra Hz. Ömer, ona: - Arkam dön bakalım, dedi. O da döndü. Daha sonra Hz. Ömer, Süraka'ya tekrar:

Yüzünü bize çevir , dedi. O da yüzünü Hz. Ömer'e çevirdi. Sonra Hz.Ömer şöyle dedi:

- Ne mutlu. Ne mutlu. Beni Müdlic kabilesinden bir Arabinin sırtmda Kisra'nın ceketi, ayağında onun şalvarı, elinde onun kılıcı, belinde onun kemeri, başında onun tacı, ayaklarında onun mestleri var! Ey Süraka b. Malik! Kisra'mn ve Kisra ailesenin eşyaları senin üzerinde olsa, bu senin için ve kavmin için bir şeref vesilesi olur. Sen bunları üzerinden çıkar.

Böyle deyince Süraka üzerindeki o eşyaları tekrar çıkardı. Sonra

Hz. Ömer şöyle dedi:

- Allah'ım, sen bu süslü şeyleri Rasûlünden men ettin. Oysa onu benden daha çok seviyordun. O, senin nazarında benden daha kıymetliydi. Sen süslü eşyaları Ebu Bekir'den de men ettin. Oysa onu da benden çok seviyordun. O da senin nazarında benden daha kıymetliydi. Ama yinede bu süslü eşyaları bana vermiş olmandan sana sığınırım."

Böyle dedikten sonra Ömer ağladı. O kadar çok ağladı ki, yanında bulunanlar kendisine acıdılar. Daha sonra Hz. Ömer, Abdurranman b.

Avf a şöyle dedi:

- Ey Abdurrahman! Sana yemin veriyorum, bu eşyaları sat, sonra da akşama varmadan paralarını muhtaçlara dağıt."

Seyf b. Ömer et-Temimî dedi ki: Ömer, o kıymetli elbise ve mücevherlere sahip olduğu zaman Kisra'nm kılıcı ona getirildi. O kılıçla birlikte birkaç kılıç daha vardı ki, bu kılıçlardan biri Kisra'nm Hire'deki naibi Numan b. Münzir'e aitti. Hz. Ömer, bu eşyaların getirilişi esnasında şöyle demişti:

"Kisra'mn kılıcını kendisine zarar veren ama fayda vermeyen bir hale getiren Allah'a hamd olsun. Doğrusu bu kılıçları bana getirip teslim eden kimseler, güvenilir ve emanet sahibi kimselerdir. Şüphesiz Kisra, kendisine verilen dünyalıkla ahiretinden oldu. Dünya ile meşgul oldu. Karısının kocası (kendisi) veya kızının kocası için mal topladı, ama kendi şahsı için ahirette yararlı olacak birşey yapmadı. Eğer kendi şahsı için ahirette yararlı olacak bir iş yapsaydı ve fazla malları da yerli yerince sarfetseydi, bu onun için mutlaka faydalı olurdu."

Müslümanlardan Ebu Necid Nafi b. Esved bu hususta şöyle bir şiir söylemiştir:

"Medain'e su gibi süvari akıttık. Oranın nehri de karası gibi boyun eğdi. Kisra denen adamın hazinelerini zaptettik. Onlar geri kaçıp Ölmek üzereydiler."