Medine dışındaki diğer şehirlerin halkına Mervan'ın durumu ve Hz. Ali'nin bu yüzden Hz. Osman'a kızdığı haberi ulaşınca onlar eski vaziyetin değişmediğini anladılar. Ayrıca Hz. Osman'ın ilk iki halifenin yoluna kovulmadığını gördüler. Bunun üzerine Mısır, Küfe ve Basralılar, kendi aralarında yazıştılar. Medine'deki sahabelerin, Ali, Talha ve Zübeyr'in ifadeleriymiş gibi mektuplar yazdılar, insanları, Hz. Osman'a karşı savaşmaya ve İslâm'a yardıma davet ettiler. O gün için bunun en büyük cihad olduğunu söylediler.
Seyf b. Ömer et-Temimî; Muhammed b. Ebi Bekir, Talha, Ebu Harise ve Ebu Osman'dan naklederek dedi ki:
"Hicretin otuzbeşinci senesinin şevval ayında Mısırlılar, dört grup teşkil ederek dört komutanın emri altında en azından 600 en fazla da 1000 kişi olarak yola çıktılar. Bütün bu grupların başında da Abdurrah-man b. Adis el-Belevî, Kinane b. Beşir el-Leysî, Sudan b. Himran es-Sekunî ve Katire esSekunî vardı. Bu komutanların başkanı da Gafiki b. Harb el-Hakkî idi. Bunlar, haccetmek için Medine'ye gideceklerini halka duyurdular. Beraberlerinde İbn Sevda da vardı. Bu aslen zimmi olup Müslüman olduğunu söylüyordu. Kali ve fiili bid'atlar icad etmişti. Allah onu kahretsin.
Kûfelüer de dört grup teşkil ederek Zeyd b. Savhan, Ester en-Nehaî, Ziyad b. Nadr el-Harisî ve Abdullah b. Asam komutasında yola çıktılar. Bu komutanların başkanı da Amr b. Asam'di.
Basralılar da bir grup teşkil ederek Hakim b. Cebele el-Abdî, Bişr b. Şureyh b. Dubey'a el-Kaysî, Zureyh b. Abbad el-Abdî komutasında dört bayrak altında yola çıktılar. Bu grupların baş komutanı da Harkus b. Züheyr es-Sadî idi.
Mısırlılar, Hz. Ali'nin halife olması için ısrar ediyorlardı. Kûfeliler ise, Zübeyr'in halife olmasını istiyorlardı. Basrahlara gelince bunlar da Talha'nm halifeliğinden yana idiler. Bu gruplardan her biri kendi amacına ulaşacağından ve maksadını gerçekleştireceğinden şüphe etmiyordu. Her grup kendi beldesinden yola çıktı. Nihayet Medine çevresinde buluştular. Nitekim mektuplarında da böyle sözleşmişlerdi. Vakit, hicri otuzbeşinci senenin şevval ayı idi. Bu gruplardan biri, Zi Haşeb'te, diğeri Aves'te, büyük çoğunluk ise Zi Merve'de toplandılar. Hepside Me-dinelilerden korkuyorlardı. Medine'ye adamlarını göndererek sırf hac için geldiklerini ve başlarındaki valilerinin görevden azledilmesini istediklerini duyurdular. Sırf bu amaçla geldiklerini söylediler ve şehire girmek için izin istediler. Herkes bunların şehire girmelerine karşı çıktı. Fakat bu asi gruplar, cüret edip Medine'ye yaklaştılar. Mısırlılardan bir grup, zeytinyağı çıkarılan yerdeki taşların yanında elinde kılıcı, üzerinde pamuklu hırkası ve başında Yemen yapısı kırmızı sarığı bulunan ama gömlek giymemiş olan Hz. Ali'nin yanma geldiler. Hz. Ali'nin yanında askerler vardı.
Bu durum üzerine Hz. Ali, oğlu Hasan'ı Hz. Osman'a göndererek asilerin tekrar kendisine karşı toplandıklarını haber verdi. Mısırlılar, Hz. Ali'ye selam verdiler. Hz. Ali, onlara bağırıp çağırdı. Ve onların kovup şöyle dedi: "Bu ümmetin salih kimseleri bilirler ki, Zi Merve'de ve Zı Haşeb'te toplanan askerler, Muhammed (s.a.v.)'in dili ile lanetlenmişlerdir. Geri dönün." Onlar da, "Evet" dediler. Sonra Basralılar, bir cemaat halinde Hz. Ali'nin yanında bulunan Talha'ya geldiler. Talha da oğlunu Hz. Osman'a göndererek durumu haber verdi. Basralılar, Talha ya selam verdiklerinde Talha onlara bağırıp çağırdı ve onları kovdu. Tıpkı Hz. Ali'nin Mısırlılara söylediklerini kendisi de Basrahlara söyledi.
Kûfeliler de Zübeyr'in yanına geldiler. Zübeyr de onları kovdu. Bu gruplar kendi kavimlerine döndüler. Beldelerine geri döneceklerini söyleyip yola çıktılar. Sonra aniden Medine'ye hücum ettiler. Çok geçmeden Medine halkı tekbir seslerini işittiler. Asilerin Medine'ye hücum edip etrafi kuşattıklarını, çoklarının da Hz. Osman'ın evinin yanında durduklarını gördüler. Asiler: "Elini bize uzatmayan kime güvendedir, dediler. în-sanlar onlara ilişmedi. Herkes evine kapandı. Halk günlerce evlerinde kapalı kaldı. Asilerin ne yapacaklarını, neye niyetlendiklerini bilemiyorlardı. Bütün bu süre zarfında Hz. Osman, evinden çıkıp mescide gidiyor, cemaata namaz kıldırıyordu. Medine halkı ile diğerleri onun arkasında namaz kılıyorlardı. Sahabeler, asilere gidip onları kınıyorlardı. Nihayet Hz. Ali, Mısırlı asilere şöyle dedi:
- İsyandan vaz geçtiğiniz, görüşünüzü bıraktığınız halde ne diye geri geldiniz?
- Postacıda bir mektup gördük. Mektupta Osman'ın Öldürülmemizi emrettiğini gördük!
Basralüar da Tahla'ya, Kûfeliler Zübeyr'e aynı şeyleri söylediler. Her beldenin halkı: "Biz arkadaşlarımıza yardıma geldik." dediler. Sahabeler de onlara şöyle bir soru sordular;
- Birbiri erinizden ayrıldığınız ve aranızda birkaç konaklık mesafe bulunduğu halde arkadaşlarınızın durumundan nasıl haberdar oldunuz? Demek ki aranızda gizli bir anlaşma vardır."
Asiler de şöyle karşılık verdiler:
- Siz ne derseniz deyin. Bizim bu adama yani Osman'a ihtiyacımız yok. O halifelikten ayrılsın. Yoksa biz onu azledeceğiz. Ayrıhrsa ona ilişmeyeceğiz."
Anlatıldığına göre Mısırlılar, memleketlerine dönerlerken yolda gitmekte olan bir ulak görmüşler. Yakalayıp üstünü aramışlar. Yanındaki torbada Hz. Osman'ın dili ile yazılmış bir mektup buldular. Mektupta asilerin bir kısmının öldürülmesi, bir kısmının da asılması, diğer-lerininse el ve ayaklarının kesilmesi emrediliyordu. Mektubun altında da Hz. Osman'ın mührü vardı. Ulak da Hz. Osman'ın kölelerinden biri olup onun devesi üzerinde gitmekteydi. Asiler dönüp geldiklerinde bu hususta Hz. Osman'a gidip fikrini sordular. Hz. Osman'sa şu cevabı verdi: "Bu benim aleyhime bir delildir. Ancak Allah'a yemin ederim ki, ben bu mektubu yazmadığım gibi başkasına da yazdırmadım. Bu husustan haberim yok. Mühür sahte olabilir." Bir kısım halk, onun bu savunmasını doğruladı, bir kısmı ise yalanladı.
Anlatıldığına göre Mısırlılar, Hz. Osman'dan valileri Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'i azletmesini yerine Muhammed b. Ebi Bekir'i atamasını istediler. O da bu isteklerini yerine getirdi. Dönüp giderlerken yolda . ulak üzerindeki mektubu gördüler. Mektupta Ebu Bekir'in oğlu Muhammed'in öldürülmesi emrediliyordu. Mısırlı asiler, buna öfkelendiler. Mektubu halka gösterip her tarafta teşhir ettiler. İnsanların çoğu bu husustan şüpheye düştü.
İbn Cerir'in, Abdurrahman b. Yesar'dan yaptığı rivayete göre Hz. Osman tarafından Mısır'a gönderilen bu mektup, Ebu Aver es-Sülemî üzerinde görülmüş. Ebu Aver de Hz. Osman'a ait bir deveye binerek Mısır'a doğru gidiyormuş.
îbn Cerir'in yaptığı rivayette anlatıldığına göre bu olay üzerine sahabeler, diğer şehirlerdeki halka mektuplar yazarak Medine'ye gelip Hz. Osman'la savaşmasını istemişler. Ancak bu rivayet sahabelere karşı uydurulan bir yalandan başka birşey değildi. Bu, sahabeler adına uydurulmuş bir mektuptur. Nitekim asiler, Hz, Ali, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr adına da yalan mektuplar uydurarak Haricilere göndermişlerdi. Fakat bu büyük insanlar böyle bir mektup yazmadıklarım ifade etmişlerdi. Hz. Osman'ın Mısır'a yazmış olduğu iddia edilen metup da asılsız ve yalandır. O böyle bir emir vermemişti. Bundan haberi de yoktu.
Bütün bu gaileli günlerde Hz. Osman, mescide inip cemaata namaz kıldırıyordu. Asiler, onun gözünde toprak kadar kıymetsizdiler. O gaileli zamandaki cumalardan birinde minbere çıkıp cemaata hutbe irad ediyordu. Elinde de Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir ve Ömer'in hutbe irad ederken tuttukları değneği tutmaktaydı. Cemaat arasında bir adam kalkıp Hz. Osman'a sövdü ve tahkir edici sözler sarf ederek onu minberden aşağı indirdi. Orada bulunanlardan bazıları da Hz. Osman'ı tartakladılar.
Vakidî, Abdurrahman b. Hatib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir ara ben, Osman'ın elinde Rasûlullah, Ebu Bekir ve Ömer'in hutbe irad ederlerken ellerinde tuttukları değneğe baktım. O esnada Cehcah kalkıp minberde hutbe irad etmekte olan Osman'a hitaben: "Ey ihtiyar bunak, şu minberden aşağı in:" dedi. Hz. Osman inince değneği elinden alıp sağ dizi ile kırdı. Değneğin bir kıymığı dizine battı. Dizi yaralandı ve kurtlandı. Hz. Osman minberden inince cemaat onu alıp götürdüler. Değneğin tekrar bir telle bağlamasını emretti. Ve o günden sonra da bir ya da iki defa evinden dışarı çıktı. Nihayet kuşatma altına alınıp öldürüldü.»
Vakidî, İbn Ebi Habibe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Osman, günün birinde cemaata hutbe irad ederken Amr b. As kalkıp ona şöyle demişti: "Ey mü'minlerin emiri! Sen birçok günah işledin.
Biz de seninle beraber işledik. Tevbe et ki biz de seninle beraber tev-be edelim." Amr'm bu sözü üzerine Hz. Osman, ellerini sıvayıp kıbleye yöneldi, ağlamaya başladı. Ben, o güne kadar Osman kadar çok ağlayan bir erkek veya kadın görmüş değildim. Bundan sonra Osman hutbesini irad etmeye devam etti. Cehcah el-Gifarî de kalkıp ona bağırarak şöyle dedi:
"Ey Osman! îşte bir deve getirdik. Devenin üzerinde bir aba, birde zincir var. İn de seni şu abaya sokalım ve elini zincirle boynuna bağlayalım. Deveye bindirelim. Sonra da seni Duhan dağına atalım." Hz. Osman, ona: "Allah, seni ve getirdiğin şeyi kahretsin." deyip minberden indi. Zaten Osman'ı son olarak o gün gördüm.»
Vakidî, Amr b. Sa'd'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
" Hz. Osman'a ilk olarak kötü sözle hitab etmeye cüret eden kimse, Cebele b. Amr es-Saidf dir. Kavminin mevlisinde oturmakta olup elinde bir zincir bulunan Cebele'nin yanından geçerken Hz. Osman, selam vermiş, meclistekiler selamım alınca Cebele şöyle demişti: "Niçin selamını alıyorsunuz? şöyle ve şöyle diyen adamın selamı alınır mı hiç?" Meclis-tekilere böyle dedikten sonra dönüp Hz. Osman'a da şöyle demişti: "Vallahi şu zinciri boynuna bağlayacağım. Ya da şu astarını bırakacaksın." Hz. Osman: "Ne astarı? Allah'a yemin ederim ki, ben kimseyi kimseye tercih etmem." deyince Cebele şu karşılığı vermişti: "Mervan'ı tercih ettin, Muaviye'yi tercih ettin. Abdullah b. Amir b. Kürz'ü tercih ettin. Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'i tercih ettin. Oysa bunlardan bazısını Kur'ân-ı Kerim kınamıştır. Rasûlullah (s.a.v.), bunlardan bazısının kanını mubah kılmıştır! "Bunun üzerine Osman da oradan ayrılıp gitmişti. Bundan sonra insanlar, Osman'a karşı cüretli olmaya başladılar."
Vakidî, Osman b. Şerid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Osman, evinin avlusunda oturup elinde bir zincir tutan Cebele b. Amr es Saidî'ye uğradı. Cebele, ona şöyle dedi. "Ey ihtiyar bunak! Vallahi seni öldüreceğim ve uyuz bir deveye bindirip ateş harresine süreceğim." Hz. Osman, minberde hutbe irad etmekte iken yine bu Cebele, onun yanına gelmiş ve onu minberden indirmişti. Seyf b. Ömer'in anlattığına göre Hz. Osman, cuma günü insanlara namaz kıldırdıktan sonra yine onlara hutbe irad etmiş ve hutbesinde şöyle demişti:
"Ey yabancılar! Allah'tan korkun Allah'tan! Allah'a yemin ederim ki, Medine halkı sizin Muhammed (s.a.v.)'in dili ile lanetlenmiş olduğunuzu bilmektedir. Hatanızı doğru şeylerle giderin." Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme, kalkıp şöyle dedi: "Ben buna şahadet ederim." Böyle demesi üzerine Hakim b. Cebele, onu tutup oturttu. Sonra Zeyd b. Sabit şöyle dedi: "Doğrusu bu kitapta mevcuttur." Başka bir taraftan Muhammed b. Ebi Müreyre kalkıp onu oturttu ve ona: "Ey avurdunu şi-şirerek konuşan adam!!" Gdedi. Bu defa orada bulunan herkes ayaklandı. Cemaatı taşladılar. Onları mescitten kovdular. Hz. Osman'ı da taşladılar. O, minberden düşüp bayıldı, yakınları onu alıp evine götürdüler.
Mısırlı asiler, Muhammed b. Ebi Bekir'le Muhammed b. Cafer ve Ammar b. Yasir'den başka kimselerden yardım ümid etmiyorlardı. Hz. Ali, Talha ve Zübeyr, birkaç kişiyle birlikte Hz. Osman'ı ziyarete gittiler. Başlarına gelen huzursuzluğu ve insanların karşılaştıkları musibetleri ona şikayet ettiler. Sonra evlerine döndüler. Aralarında Ebu Hü-reyre, İbn Ömer ve Zeyd b. Sabit'in de bulunduğu bir sahabe topluluğuyla karşılaştılar. Hz. Ali, bunların Hz. Osman'la savaşma niyetinde olduklarını anlayınca kendilerine haber gönderdi. Allah'ın hükmünü beklemelerin savaşa girişmemelerini, sükunet içinde beklemelerini, tenbihledi. Bu hususta onlara yemin verdirdi.»

