Şam'ın feth tamamlandıktan sonra Hz. Ömer, Amr b. As'ı Mısır'a gönderdi. Seyf b. Ömer'in ifadesine göre Hz. Ömer, Kudüs'ü fethettikten sonra onu Mısır'a göndermiştir. Gönderdikten sonra arkasından Zü-beyr b. Avvam'ı Bişr b. Ertat, Harice b. Hüzafe ve Ümeyr b. Vehb el-Cumanı ile birlikte Mısır'a gönderdi. Bunlar, Mısır'ın kapısı önünde toplandılar. Mısır baş piskoposu Ebu Meryem'le piskopos Ebu Meryam, Sebat ehli kimselerle birlikte bunları karşıladılar. İskenderiyye valisi Mukavkıs, beldelerini Müslümanlara karşı korumak amacıyla baş piskoposu Müslümanlara karşı göndermişti. İki taraf karşı karşıya gelince Amr b. As, onlara: "Acele etmeyin, size geliş sebebimizi anlatalım." dedi ki, Ebu Meryem ile Ebu Meryam kendisine karşı konuşmaya çıksınlar. İkisi meydana çıktılar. Amr b. As, onlara şöyle dedi:
"Siz ikiniz bu beldelerin rahiplerisiniz. Beni dinleyin. Doğrusu Cenâb-ı Allah, Muhammed (s.a.v.)'i hak dinle gönderdi. Hak dine bağlı olmasını ona emretti. O da bize bu emri verdi ve bize verdiği emirlerin tamamını başkalarına tebliğ etmemizi de bize görev olarak yükledi. Sonra o, bu dünyadan göçüp gitti ve bizi apaçık bir dinle başbaşa bıraktı. O, insanlara mazeret bırakmayacak şekilde hakkı tebliğ etmemizi bize emretmişti. Biz, sizi İslâm'a girmeye davet ediyoruz. Bu davetimize icabet eden kimseler de bizimle aynı duruma girer, davetimize icabet etmeyen kimselere cizye ödemelerini teklif ederiz. Cizye ödemeleri durumunda onları korumamız altına alırız. Peygamberimiz (s.a.v.), ülkenizi fethedeceğimizi bize bildirmişti. Aramızdaki akrabalık sebebiyle sizi muhafaza etmemizi bize tavsiye etmişti. Eğer siz bu davetimize icabet ederseniz zimmetimiz altına girersiniz. Ayrıca halifemiz de Kıptîlere iyi davranmamızı bize tavsiye etti. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), Kıptîlere iyi davranmamızı bize vasiyet etmiştir. Zira Kıptilerle akrabalık ve zimmet bağlarımız vardır:
Piskoposlar dediler ki:
- Bu, oldukça uzak bir akrabalıktır. Böyle bir akrabalığın haklarına ancak peygamberler riayet edebilir. Hacer, bizim tanınmış ve şerefli bir mensubumuzdu. Hükümdarımızın kızıydı. Menef halkındandı. Me-neflilerin hükümdarı Fe'dil'di. Aynüşşemsliler onlara saldırdılar. Onları öldürüp mallarını yağmaladılar. Hükümdarları ve halkları yerlerinden sürgün edildiler. Bu sebeple Hacer, İbrahim peygamberin eline geçti. İbrahim peygambere: "Merhaba, ehlen ve sehlen" deriz.Yalnız senin yanına gelip geri dönünceye kadar bize eman ver."
Bunun üzerine Amr, onlara şöyle dedi:
- Benim gibi birisi kolay aldatılamaz, fakat ben, durumu incelemeniz için size üç gün süre tanıyorum. Durumu inceleyip düşünün, kavminizle müşavere yapın. Aksi takdirde sizinle savaşırım. - Bize biraz daha süre tanı.
Amr, üç günlük süreyi dört güne çıkardı. "Bize biraz daha süre tanı." demeleri üzerine Amr, süreyi beş güne çıkardı. Onlar da Mukavkıs'm yanına gittiler. Artabon, Müslümanların bu davetine icabet etmeye yanaşmadı ve Müslümanlara karşı koyulmasını söyledi. Sonra Mısırlılara hitaben şöyle dedi:
- Biz, sizi savunmak için gücümüzün sonuna kadar çalışacağız ve Müslümanlar karşısında gerilemeyeceğiz.
Artabon, Müslümanlara gece baskını yapılmasını teklif etti. Ancak Mısırlılardan bir topluluk şöyle dedi:"Kisra ve Kayserle savaşıp onları öldüren ve ülkelerini ele geçiren bir milletle ne diye savaşıyorsunuz?
Artabon, ise Müslümanlara gece baskını yapılması görüşünde ısrar etti. Bu baskım yaptılar, ama birşey elde edemediler.Aksine aralarında Artabon'un da bulunduğu çok sayıda adamları öldürüldü. Müslümanlar, sürenin dördüncü gününde Mısır'ın Aynüşsems şehrini kuşatma altına aldılar. Zübeyr, şehrin surları üzerine çıktı. Şehir halkı bunun farkına varınca diğer kapıdan çıkarak Amr b. As'ın yanına vardılar. Onunla barış antlaşması yaptılar. Zübeyr, şehri bir baştan bir başa yarıp geçti ve diğer kapıdan çıkarak Amr b. As'ın yanına vardı. Barış antlaşmasını imzalayıp onayladılar.Amr b.As da şehir halkına şöyle bir emanname yazdı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu Amr b. As'ın, Mısırlılara canları, mallan, dinleri, kiliseleri, haçları, karaları ve denizleri hususunda verdiği bir emandır. Buna birşey eklenmeyeceği gibi bundan bir-şey de eksilmeyecektir. Nube halkı bunlarla aynı topraklar üzerinde yaşamayacaktır. Mısırlılar, barış antlaşması üzerinde ittifak ederlerse cizye vereceklerdir. Nehirlerinin kabarması bu noktada bulunduğu sürece onlar 50 000 000 dirhem vereceklerdir ki, bu da onları koruma hakkıdır. Eğer onlardan bir kimse, bu antlaşmanın hükümlerine riayet etmeyecek olursa bu kadar cezayı o üstlenir. Aksi takdirde o bizim zimmetimiz dışında kalır. Eğer nehirlerinin kabarması eksilir de karalar ortaya çıkarsa, yine bu kadar yükü üzerlerinden kalkar. Bizanslılardan ve Nubelilerden her kim Mısırlılarla yapılan bu antlaşma kapsamına girerse, o da aynı haklara sahip olur ve aynı yükümlülüklere tabi olur.
Her kim de bu antlaşmanın kapsamına girmeye yanaşmaz ve buralardan gitme hakkım seçerse o güvendedir, güven duyacağı bir yere gidinceye veya ülkemiz sınırları dışına çıkıncaya kadar ona ilişilmeşecektir. Onlar da Mısırlılarla aynı ölçüde vergi ödeme yükümlülüğü altına gireceklerdir. Onlar da üçte bir vergiye tabidirler. Bu antlaşma metninde yazılı konular, Allah ve Rasûlü ile mü'minlerin emiri halifenin ve nıü'minlerin ahdidir, zimmetidir. Bu antlaşma hükümlerine uyan Nube halkının da direkt olarak şu kadar ve şu kadar miktarda mal yardımında bulunmaları, bize karşı savaşmamaları, şu kadar miktarda at vermeleri gerekir ki, kendierinin ticaretlerine, ithalat ve ihracatlarına karışılmasın." Bu antlaşma metninin yazılmasında Zübeyr ve oğulları Abdullah ile Muhammed, şahid sıfatıyla hazır bulundular.
Verdan ile Hader de bu antlaşmanın katipliğini yaptılar.
Bütün Mısır halkı, bu antlaşma kapsamına girerek barışı kabul etti. Mısır süvarileri ile Amr b. As Fustat'a gidip toplandılar. Ebu Meryem ile Ebü Meryam gelip Amr b. As'la görüştüler. Çarpışmadan sonra ele geçirilen esirlerin serbest bırakılmasını istediler. Amr, esirleri onlara geri vermeyi kabul etmedi ve onların huzurundan kovulmalarını emretti. Bu durum, Hz. Ömer'e bildirilince o, Mısırlılara eman verilen beş günlük süre içinde ele geçirilen esirlerin Mısırlılara geri verilmesini emretti. Ayrıca Müslümanlarla savaşmayan kimselerden yakalanan esirlerin de salıverilmesini emretti. Ama Müslümanlarla savaşırken yakalanan esirlerin geri verilmemesini buyurdu. Denildiğine göre Hz. Ömer, Müslümanların elinde bulunan esirlerin islâm'a girmek veya ailelerine geri dönmek arasında serbest bırakılmasını, İslâmiyet'i seçenlerin Mısırlılara geri verilmemesini, ailelerine dönmek isteyenlerin ise salıverilmelerini, ancak kendilerinden cizye alınmasını emretti. Ama Mısırlılardan ele geçirilip de İslâm beldelerine dağılan ve Haremey'ne ulaşan esirlerin geri verilemiyeceğini, bu hususta Mısırlılarla herhangi bir antlaşma yapılmamasını, çünkü yapılacak böyle bir antlaşma hükümlerinin yerine getirilemiyeceğini bildirdi. Amr b. As, mü'minlerin emiri Hz. Ömer'in bu emirleri doğrultusunda hareket etti. Esirleri topladı. Onları serbest bıraktı. Kimi İslâmiyet'i tercih etti. Kimi de kendi dinine döndü. Böylece aralarında barış antlaşması yapıldı.
Daha sonra Amr b. As, İskenderiye üzerine askeri bir birlik gönderdi. İskenderiye valisi Mukavkıs, daha önce kendi beldesinin ve Mısır'ın haracını Bizans hükümdarına ödüyordu. Ülkesi, Amr b. As tarafından kuşatma altına alınınca o din ve devlet adamları ile devlet erkanını topladı. Onlara şöyle dedi:
- Şu Araplar, Kisra ve Kayseri mağlup ettiler. Onları yönetimlerinin başından uzaklaştırdılar. Bizim bunlara karşı koyacak gücümüz yok. Bence en uygun görüş, bunlara cizye ödememizdir.
Böyle dedikten sonra Mukavkıs, Amr b.As'a şöyle bir mesaj gönderdi: "Ben daha önce sizden daha fazla düşman olduğum Parslara ve Rumlara haraç ödüyordum.....w Bundan sonra Mukavkıs, cizye ödeme şartıyla Amr b.As'la barış antlaşması yaptı. Amr da fetih müjdesini ve ganimetlerin beşte birini Hz. Ömer'e gönderdi. Seyf b. Ömer'in anlattığına göre Amr b. As, Mukavkıs'la karşılaştığı zaman Müslümanlardan çoğu cepheden firar ettiler. Amr, onları savaşmaya ve cepheden sebat etmeye teşvik etti. Sonra da Yemenlilerden bir adam ona:
- Biz taştan ve demirden yaratılmış değiliz, diye karşı çıktı.
Amr ona:
- Sus, sen bir köpeksin, diyerek onu payladı.
Bunun üzerine o adam da:
- Öyleyse sen de köpeklerin komutanısın, dedi.
Ancak Amr ona aldırış etmedi. Yüzünü çevirdi. Sonra Rasululah (s.a.v.)'ın ashabım toplantıya çağırdı. Ashab toplanınca Amr, onlara:
- İlerleyin. Allah, sizin vasıtanızla Müslümanlara yardım edecektir. Zafer ihsan edecektir, dedi.
Onlar da düşmana saldırdılar. Cenâb-ı Allah, onlara fetih nasip etti.
Seyf b. Ömer dedi ki: Mısır, hicretin onaltıncı senesinin rebiyülevvel ayında fethedildi. İslâm hakimiyeti oraya yerleşti. Allah'a hamd ve minnet olsun.
Başkalarının dediklerine göre ise Mısır, hicretin yirminci senesinde, İskenderiye şehri yirmibeşinci senesinde üç aylık bir kuşatmadan sonra zorla ele geçirilmiştir. Bazıları ise, İskenderiye'nin 12 000 dinar karşılığında barış yoluyla ele geçirildiğini söylemişlerdir.
Anlatıldığına göre Mukavkıs, Amr b. As'tan, önce barış yapmalarını istemiş ancak Amr, bu isteğini kabul etmemiş ve ona:
- En büyük hükümdarıma Herakliyus'a ne yaptığımızı biliyor sunuz? demiş ti. Mukavkıs da kendi arkadaşlarına dönüp:
- Doğru söylüyor. Bunlar, Herakliyus'a böyle yaptıklarına göre bizim teslim olmamız haydi haydi gerekli olur, demişti. Sonra da şartları önceki kısımlarda anlatılan barış antlaşmasını yaptılar.
Başkalarının anlattıklarına göre Amr ile Zübeyr, Aynüşşems'e gidip orayı kuşatma altına aldılar. Amr, Ebrehe b. Sabah'ı Ferema üzerine, Avf b. Malik'i de iskenderiye üzerine yolladı. Bunlar gittikleri şehirlerin halkına:
- Eğer kaleden inip teslim olursanız size eman veririz, dediler. Ancak bu şehirlerin halkları, Aynüşşemslilerin akibetini beklediler. Ay-nüşşemsliler barış yapınca bunlar da barış yaptılar. Avf b. Malik, iskenderiye halkına şöyle demişti:
- Şehriniz ne güzel?
- Güzeldir. Çünkü iskender burayı kurarken şöyle demişti: "Öyle bir şehir kuracağım ki, Allah'a muhtaç olacak ama insanlara asla ihtiyacı olmayacaktır." Bu sebeple bu şehir güzel olarak kalmıştır. Ebrehe de Ferema halkına şöyle demişti:
- Şehriniz ne çirkin bir şehir?
- Iskenderin kardeşi Ferema, bu şehri kurarken şöyle demişti: "Öyle bir şehir kuracağım ki, Allah'a ihtiyacı olmayacak ama insanlara hep olacaktır." Bu yüzden bu şehrin binaları hep çöker. Manzarası da çirkin olur.
Seyf b.Ömer'in anlattığına göre Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, Mısır'a vali olarak atanınca onların haraçlarına şunu da ekledi: "Mısırlılar, her sene Müslümanlara hediye olarak bir miktar köle vereceklerdir. Müslümanlar da buna karşılık onlara yiyecek ve giyecek vereceklerdir." Osman b. Affan da, Abdullah'ın Mısır valiliğini onayladı. Ve daha sonra onu bazı işlerle görevlendirdi. Ömer b. Abdülaziz de kendisinden önceki halifelerin kararlarına uyarak Abdullah'ın Mısır valiliğini onaylayıp görevini sürdürmesini kabul etti.
Ben derim ki: Mısır diyarına Fustat denilmesinin sebebi, Amr b. As'm çadırım bu günkü Mısır yerine kurmuş olmasından ve insanların o çadırın çevresinde binalar kurmasından ötürüdür. Çadır kelimesinin Arapça karşılığı Fustat'tır. Eski Mısır, Amr b. As'm zamanından günümüze kadar terkedilmiştir. Sonra o çadır kaldırılmış, yerine Amr b. As'a nisbet edilen bir cami inşa edilmiştir.
Müslümanlar, Mısır fethinden sonra Nube üzerine gittiler. Orada yapılan savaşta çok yaralar aldılar. Çok gözlerde yaralanıp kör oldu. Çünkü Nubeliler, iyi ok atıyorlardı. Attıkları okları gözlere isabet ettiriyorlardı. Bu yüzden onlara gözlere atan ordu adı verildi. Cenâb-ı Allah, bundan sonra Nube'nin fethini Müslümanlara nasip etti. Hamd ve minnet ona olsun. Mısır ülkesinin fethinin şekli hususunda ihtilaf edilmiştir. Kimi İskenderiye dışında bütün Mısır ülkesinin sulh yoluyla fethedildiğini söylemiştir ki, bu Yezid b. Ebi Habib'in kavlidir.Kimi de Mısır'ın şiddet yoluyla ele geçirildiği söylemiştir ki bu, Ibn Ömer'le bir cemaatin kavlidir.
Rivayet olunduğuna göre Amr b. As, halka nutuk irad ederek şöyle demişti:"Ben şu yerimde otururken Kıptîlerden herhangi birinin benim nezdimde bir ahdi yoktur. Dilersem söylerim, dilersim satarım, dilersem ganimetlerinin beşte birini alırım. Ancak Tablus halkı bundan müstesnadır .Onlara verdiğimiz bir ahid vardır ki, o ahdin gereğini yerine getireceğiz."

