Mü'minlerin emiri idi. Allah, ondan razı olsun. İşleri sarpa sarmış, ordusu dağılmış, Iraklılar ona muhalefet etmiş, onunla birlikte Şamlılara karşı savaşa gitmekten geri durmuşlar, Şamlıların durumu kuvvetlenmiş, sağa sola saldırmışlar, halifeliğin hakemlerin hükmü gereğince Muaviye'nin hakkı olduğunu iddia etmişlerdi. Çünkü hakemler, Hz. Ali'yi hilafetten hal edip Amr b. As da Muaviye'yi halifeliğe tayin edince artık Şamlılar, Muaviye'ye emir adım vermişlerdi. Şamlıların gücü fazlalaştıkça Iraklıların otoritesi zayıflamıştı. Durum bu minval üzereyken Iraklıların emiri Ebu Talib oğlu Ali, o zamanda yeryüzü sakinlerinin en hayırlısı, en abidi, en zahidi, en âlimi ve Allah'tan en çok korkanı idi. Bununla birlikte Iraklılar, onu yalnız bıraktılar. Etrafından çekildiler. Öyleki Hz. Ali, yaşamaktan hoşlanmaz oldu. Ölümü arzulamaya başladı. Çünkü fitneler çoğalmış, mihnetler ortaya çıkmıştı. Şu sözü çok söylemeye başlamıştı: «Dünyanın en şaki adamı daha neyi bekliyor, niçin duruyor, niçin öldürmüyor (beni)?» Sonra da şöyle diyordu: «Vallahi şurası kana boyanacaktır.» Bunu derken eliyle, sakalından başına kadar olan kısmı gösteriyordu.
Beyhakî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Habbeyi yaran, canlıyı halkeden zata yemin ederim ki, sakalımla başım kana bulanacaktır. Artık dünyanın en bedbaht adamı (olacak olan katil) daha neyi bekliyor (beni niçin öldürmüyor)?»
Hz. Ali'nin böyle demesi üzerine Abdullah b. Sebe, ona şöyle demişti:
- Allah'a yemin ederim ki ey mü'minlerin emiri, eğer bir kimse senin bu dediğini yaparsa (yani seni öldürürse), biz onun aşiretini mahvederiz.
- Allah aşkına katilimden başkasını Öldürmeyin.
- Ey mü'minlerin emiri, senden sonra kimi halife olarak bırakacaksın?
- Herhangi bir kimseyi halife olarak bırakmayacağım. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m sizi bıraktığı gibi bırakacağım.
- Bizi halifesiz bırakarak huzuruna vardığın zaman Rabbine ne diyeceksin?
- Diyeceğim ki: Allah'ım, uygun gördüğün sürece beni, Muhammed ümmetinin başında halife olarak bıraktın. Sonra hayatıma son verdin. Ben de seni onların başında bırakıyorum. Dilersen onları ıslah edersin,dilersen onları ifsad edersin.»
Ebu Davud et-Teyalisî, Zeyd b. Vehb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hariciler, Hz. Ali'ye gelip şöyle dediler:
- Allah'tan kork, sen öleceksin.
- Hayır, habbeyi yaran ve canlıyı yaratan Allah'a yemin ederim ki ben, şuraya vurulacak ve kana boyayacak bir darbe neticesinde öldürüleceğim. (Böyle derken eliyle sakalına işaret etti.) Bu, verilen bir söz ve kesinleşen bir hükümdür. İftira eden ziyana uğramıştır.»
Hafız Ebu Ya'lâ, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), bana dedi ki:
- Öncekilerin en bedbahtı kimdir?
- Salih'in devesini boğazlayan dır.
- Doğru söyledin. Ya sonrakilerin en bedbahtı kimdir? -— Ya Rasûlallah, benim bu konuda bir bilgim yok.
- Ahvaz'daki Kutri b. Fücae'nin arkadaşları olan Ezarika'dan seni vuracak olan kimsedir.»
İbn Cerir dedi ki: Bu senede Abdülmelik b. Mervan, Haccac b. Yusuf es-Sakafî'yi Mekke'yi kuşatmak üzere Abdullah b. Zübeyr'in üzerine görderdi. Başkalarını değil de sadece Abdullah b. Zübeyr'i kuşatma altına almak üzere Haccac'ı Mekke'ye göndermesinin sebebi şuydu: Abdülmelik b. Mervan, Mus'ab'ı öldürüp Irak'ı aldıktan sonra Şam'a dönmek istediği zaman insanları Abdullah b. Zübeyr'e karşı Mekke'de savaşmak üzere davet ettiğinde kimse onun bu davetine icabet etmemiş, Haccac kalkıp ona şöyle demişti:«Ey mü'minlerin emiri, bu işe ben varım.» Böyle dedikten sonra Abdullah b. Zübeyr'i rüyada gördüğünü Abdülmelik'e anlatmış ve şöyle demişti:«Ey mü'minlerin emiri, ben Abdullah b. Zübeyr'i rüyamda gördüm ve onu yüzüyordum. Beni ona gönder. Onu ben öldüreceğim.»
Bunun üzerine Abdülmelik b. Mervan, Haccac b.Yusuf es-Sakafî'yi Şamlılardan teşekkül ettirdiği kalabalık bir orduyla Mekke'ye gönderdi. Beraberinde -kendisine itaat ettikleri takdirde- Mekkeliler için bir emanname de gönderdi.
Dediler ki: Haccac, hicri kırkıncı senenin cemaziyelevvel ayında Şam'ın Farslarından 2.000 kişilik bir birlikle Mekke'ye doğru yola çıktı. Irak yolundan gitti. Medine'ye varmadan Taife gidip konakladı. Heyetlerini Arefe'ye gönderdi. Abdullah b. Zübeyr de süvarilerini o tarafa gönderdi. İki askeri birlik karşılaştıklarında îbn Zübeyr'in süvarileri bozguna uğradılar. Sonra Haccac, Abdülmelik'e bir mektup göndererek Harem'e girmek ve îbn Zübeyr'i kuşatma altına almak için izin istedi.
Ayrıca, takviye birlikler de istedi. Bunun üzerine Abdülmelik, Tarık b. Amr'a mektup yazarak beraberindeki askerlerle birlikte gidip Haccac*a iltihak etmesini emretti. Haccac da Taif ten hareket ederek Meymune kuyusunun yanına gidip konakladı. İbn Zübeyr'i mescitte muhasara altına aldı.
Aynı yılın zilhicce ayı girdiğinde Haccac, insanlara haccettirdi. Are-fe'de kendisi ve adamları silahlı olarak vakfe yaptılar. Aynı şekilde silahlı olarak diğer meş'arlere gittiler, tbn Zübeyr ise, bu senede kuşatma altında bulunduğundan hac etme imkanı bulamadı. Aksine kurban bayramı gününde kurbanlarını boğazlamakla yetindi. Onunla beraber olan birçok kimse de hac etme imkanını bulamadılar. Aynı şekilde Haccac ve Tarık b. Amr'la bulunan kimselerin çoğu da Beyt'i tavaf etme imkanım bulamadılar, ihramlarında kalmakta devam ettiler. Öyle ki, ikinci tehellülü (ihramdan çıkışı) yapamadılar. Haccac ve arkadaşları, Hacun ile Meymune kuyusu arasında bulunuyorlardı. înnâ lillah ve innâ ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz.).
İbn Cerir dedi ki: «Hicretin kırkıncı senesinde Abdülmelik, Horasan emiri Abdullah b. Hazim'e bir mektup gönderip onu, kendisine bey*ata davet etti. Bunu yaptığı takdirde Horasan'ı yedi yıl süreyle kendisine ikta olarak vereceğini söyledi. Bu mektubu kendisine götürdüğü zaman Abdullah b. Hazim, elçiye şöyle dedi:
«Seni sineklerin babası mı gönderdi? Allah'a yemin ederim ki, eğer elçilerin Öldürülmeyeceğine dair bir kural olmasaydı seni öldürürdüm. Ama sen getirdiğin şu mektubu ye.» Elçi de Abdülmelik'in gönderdiği bu mektubu yedi.
Bunun üzerine Abdülmelik, Abdullah b. Hazim'in MeiVdeki valisi Bükeyr b. Vişah'a bir mektup gönderdi. Eğer Abdullah b. Hazim'i hal ederse kendisine Horasan valiliğini vereceğini va'd etti. Bükeyr b. Vişah da bunun üzerine Abdullah b. Hazim'i hal etti. îbn Hazim gelip Bü-keyr'ie savaştı ve bu savaşta îbn Hazim'i Veki b. Ümeyre adında biri öldürdü. Ancak onu öldürürken Veki'e başkası da yardım etmişti. Veki öldürürken İbn Hazim'in göğsü üzerine oturmuştu. îbn Hazim can çekişiyordu. Kalkmak istedi, ama buna gücü yetmedi. Veki de ona kardeşi Dü-veyle'nin intikamını aldığını söyledi. Çünkü Düveyle'yi îbn Hazim öldürmüştü. Yerde yatmakta olan îbn Hazim, göğsünün üzerinde oturan Veki'in suratına tükürdü. Veki: "Böyle bir durumda onun kadar çok tüküren birini görmedim." demişti. Ebu Hüreyre, bu durumu anlatırken: "Vallahi bu kahramanlığın ta kendisidir» diyordu. İbn Hazim, kendisini öldüren Veki'ye şöyle dedi:
- Yazıklar olsun sana, kardeşinin intikamım almak için mi beni Öldürüyorsun? Allah sana lanet etsin. Kardeşinin kanına bedel olarak Mısır koçunu mu öldürüyorsun?»
- Hatip el-Bağdadî, Cabir b. Semüre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'ye şöyle sormuştu:
- İlk insanların en bahtsızı kimdir?
- Salih'in devesini boğazlayandır.
- Son insanların en bahtsızı kimdir?
- Allah ve Rasûlü, bunu daha iyi bilirler.
- Seni öldürecek olan kimsedir.»
Beyhakî, Salebe el-Hammanf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Minber üzerinde Hz. Ali'nin şöyle dediğini işittim:
«Allah'a yemin ederim ki; ümmi peygamber bana şöyle demiştir: Doğrusu bu ümmet benden sonra sana hıyanet edecektir.»
Beyhakî dedi ki: Eğer bu hadis sahih ise, muhtemeldir ki Doğrusunu Allah bilir, bununla; Hz. Ali'ye karşı başkaldıran Haricilerin hiya-neti kastedilmiştir.»
A'meş, Züheyr b. Erkam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hz. Ali, cuma gününde bize hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle dedi: «Duyduğuma göre Büsr, Yemen'e girmiş. Allah'a yemin ederim ki, bu Büsr ve etrafin-dakilerin sizleri yeneceklerini sanıyorum. Sizi yenmelerinin sebebi de imamınıza isyan etmeniz, onlarınsa imamlarına itaat etmeleridir. Sizin hıyanette bulunmanız, onlarınsa güvenilir olmalarıdır. Sizin kendi diyarınızda fesat çıkarmanız, onlarınsa ıslah etmeleridir. Falanı gönderdim, o hainlik etti. Falanı gönderdim, o da hainlik etti ve malı Muavi-ye'ye gönderdi. Size bir mızrağı güvenerek verecek olsam, siz mutlaka onun askısını alırsınız. Allah'ım, ben bunlardan bıktım. Bunlar da benden bıktılar. Ben bunlardan hoşlanmaz oldum. Bunlar da benden hoşlanmaz oldular. Allah'ım, beni bunlardan kurtar. Bunları da benden kurtar.» Hz. Ali, bize hutbesini irad ettiği bu cumadan sonraki cumayı kılmadan öldürüldü. Allah kendisinden razı olsun ve onu hoşnud kılsın.»
İbn Cerir ile birkaç tarih âlimi dediler ki: Haricilerden üç kişi, bir araya geldiler. Bunlardan birincisi, Abdurrahman b. Amr'dı. İbn Mül-cem el-Himyeri el-Kindî diye tanınırdı. Mısır'ın Kinde kabilesinin Beni Hanife kolunun müttefikiydi. Esmer tenli, güzel yüzlü, seyrek sakallı idi. Yüzünde secde izleri vardı.
Bu üç kişiden ikincisi, Berk b. Abdullah et-Temimî idi. Üçüncü de Amr b. Bekr et-Temimî idi. Bunlar bir araya gelip Nehrevanlı kardeşlerinin Hz. Ali tarafından öldürülmesini yad ettiler. Onlara rahmet dileyip acıyarak şöyle dediler:
«Onlar gittikten sonra biz ne diye yaşayacağız? Onlar, Allah yolunda kmayıcımn kınamasından korkmuyorlardı. Kendimizi feda etsek de şu sapıklık önderlerinin üstlerine gidip öldürsek ve ülkeyi onlardan kurtarıp kardeşlerimizin öcünü alsak iyi olmaz mı?»
îbn Mülcem dedi ki: «Bu iş için Ebu Taîib oğlu Ali'nin katlini ben üzerime alıyorum.»
Berk de:«Muaviye'yi Öldürmek de benim işim olsun.» dedi. Amr b. Bekr ise: «Amr b.As'ı öldürmek de benim görevim olsun» deyip sözleştiler. Her biri öldüreceğini söylediği adamı öldürmedikçe veya bu uğurda ölmedikçe görevden geri dönmeyeceğine teminat verdi. Kılıçlarım alıp zehirlediler ve ramazanın onyedisinde her biri Öldüreceği adamı gidip beldesinde öldürmeye söz verdiler. îbn Mülcem, Kûfe'ye gitti. Görevini orada bulunan Harici arkadaşlarından dahi bir sır gibi sakladı. Bir gün onlar, Beni Rebah kabilesininin toplantı yerinde oturmakta ve Nehre-van savaşında öldürülen adamlarını yad etmektelerken Katam binti Secine adında bir kadın oraya geldi. Katam'ın babası ve kardeşi, Nehre-van savaşında Hz. Ali tarafından öldürülmüştü. Katam, gerçekten güzelliği dillere destan olan bir kadındı. Büyük camide uzlete çekilip kendini ibadete vermişti.
îbn Mülcem, onu görünce aklı başından gitti ve Kûfe'ye geliş sebebini unuttu. Onunla evlenme talebinde bulundu. Ancak Katam, kendisine 3.000 dirhem vermesini, bir cariye ve bir şarkıcı kadın temin etmesini, ayrıca Ebu Talib oğlu Ali'yi öldürmesini Ibn Mül-cem'e şart koştu. İbn Mülcem de şöyle dedi:«Bu şartlarını yerine getiririm. Vallahi ben buraya sadece Ali'yi öldürmek amacıyla geldim.» Evlenip gerdeğe girdiler. Sonra Katam, îbn Mülcem'i Hz. Ali'yi Öldürmeye teşvik etmeye başladı. Ayrıca kendi kabilesi olan Teymü'r-Rebab kabilesinden Verdan adında birini de îbn Mülcem'e yardımcı olması için çağırdı. Abdurrahman b. Mülcem de Şebib b. Necde el-Eşcai el-Haruri adında başka bir adamı da bu suikasta ortak etmek istedi. Ve ona şöyle dedi:
- Dünya ve ahiret şerefini kazanmak istemez misin?
- Neymiş bu şeref?
- Ali'yi öldürmektir.
- Anan seni kaybetsin! Sen çok kötü birşeyi gündeme getiriyorsun. Bunu nasıl becereceksin?
- Onu Öldümek için mescitte gizleneceğim. Sabah namazına çıktığı zaman üzerine atılacak ve onu öldüreceğiz. Eğer bu işten başarıyla çıkar ve kurtulursak, gönlümüzü rahatlatmış ve de Öcümüzü almış oluruz. Eğer bu yolda öldürülürsek Allah katındaki şeyler, dünyadan daha hayırlıdır.
- Yazıklar olsun sana, sen ne diyorsun? Eğer Öldüreceğimiz kişi ali'den başkası olsaydı, bu benim için daha kolay olurdu. Ben onun îslâm'a ilk giren bir kimse olduğunu ve Rasûlullah'm arkabalarından biri olduğunu bilmekteyim. Onu öldürmekle gönlümün rahatlayacağını sanmıyorum. - Sen onun Nehrevan halkım öldürdüğünü bilmiyor musun?
- Evet biliyorum.
- İşte biz de onu, öldürdüğü kardeşlerimizin kanına karşılık Öldürüyoruz.
Şebib, bu teklife büyük bir zorlama ve ısrar neticesinde olumlu cevap verdi. Ramazan ayı girdi. İbn Mülcem ramazanin onyedinci gecesi olan cuma gecesinde onlarla buluşmak üzere sözleşti ve:«Bu gece, diğer arkadaşlarımın Muaviye ve Amr b.As'tan öc alacakları bir gecedir kî, bunu kendi aramızda kararlaştırmıştık.» dedi. İbn Mülcem, Verdan ve Şebib, kılıçlarım kuşanarak geldiler ve Hz. Ali'nin çıkacağı kapının karşısına oturdular. Hz. Ali, kapıdan çıkıp insanları namaza kalkmaları için uykudan «Namaza namaza» diye seslenerek uyandırmaya başlayınca Şebib, kılıcım çekerek Hz. Ali'ye saldırdı. Ancak kılıcı kapının kenarına takıldı. İbn Mülcem, gelip kılıcıyla Hz. Ali'nin başına bir darbe indirdi. Kanı sakalının üzerine akmaya başladı. îbn Mülcem, onu vururken: «Ey Ali, hüküm ancak Allah'ındır, senin değildir. Arkadaşlarının da değildir.» diyor ve şu ayeti okuyordu:
«insanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canım verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.» (el-Bakara, 207.)
Hz. Ali:«Katili yakalayın!» diye seslendi. Verdan kaçtı. Hadramutlu bir adam koşup onu yakaladı ve öldürdü. Şebib kaçıp kendini kurtardı. İnsanlar onu yakalayanı a dil ar. îbn Mülcem, ise yakalandı. Hz. Ali, Ca'de b. Hübeyre b. Ebi Vehb'i öne geçirerek insanlara sabah namazını kıldırttı. Hz. Ali'nin kendisi de evine götürüldü. Abdurrahman b. Mülcem de yakalanarak eli kolu bağlı vaziyette Hz. Ali'nin huzuruna götürüldü. Allah, onu kahretsin. Hz. Ali, ona şöyle sordu:
- Ey Allah'ın düşmanı! Sana ihsanda ve iyilikte bulunmamış mıydım?
- Evet.
- Peki cinayeti işlemene seni sürükleyen sebep nedir?
- Ben, kırk gün durmadan kılıcımı biledim ve Allah'tan bu kılıcımla yaratıklarının en kötüsünü öldürmesini diledim.
- Öyle sanıyorum ki, bu kılıçla mutlaka sen öldürüleceksin ve yine sanıyorum ki sen, Allah'ın yaratıklarının en şerlisisin.
Hz. Ali, îbn Mülcem'le karşılıklı konuştuktan sonra yakınlarına şöyle dedi:«Eğer ölürsem bunu da öldürün. Eğer yaşarsam, buna ne yapacağımı ben bilirim.»
Cündeb b. Abdullah dedi ki:
- Ey mü'minlerin emiri! Eğer sen ölürsen Hasan'a bey'at edelim mi?
- Bu hususta size ne emir veririm, ne de sizi bundan men ederim. Siz işinizi daha iyi bilirsiniz.»
Hz. Ali, can çekişirken "lâ ilahe illallah" sözünü çokça söylemeye başladı. Başka birşey de söylemiyordu. Rivayete göre söylediği en son söz şu oldu:
«Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.» (ezZUzâl, 7-s.)
Hz. Ali, oğullan Hasan ve Hüseyin'e, takvah olmalarını, namaz kılmalarım, zekat vermelerini, öfkelerini yutmalarını, dost ve akrabalarına ziyarette bulunmalarını, affedici olmalarım, dinde fakih olmalarını, işlerinde sebatkar olmalarını, Kur'ân'a bağlı olmalarım, komşularıyla iyi geçinmelerini, iyiliği emredici ve kötülüğü nehyedici olmalarını, kardeşleri Muhammed b. Hanefiye'ye iyi davranmalarını vasiyet etti. Ayrıca Muhammed b. Hanefiye'ye de, Hasan ve Hüseyin'e yaptığı vasiyetin aynısını yaptı. Onlara karşı saygılı olmasını, onlara danışmadan karar vermemesini vasiyet etti. Bütün bunları, vasiyetini yazdığı kağıda kaydetti. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın. Vasiyetinin sureti şöyledir:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Ebu Talib oğlu Ali'nin vasiyetidir ki, o, Allah'tan başka ilah bulunmadığına, O'nun ortaksız olduğuna, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet eder. Puta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır. Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbı Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.
Ey Hasan, ey bütün oğullarım ve bu yazımın kendisine ulaştığı ey herkes; Allah'a karşı takvalı olmanızı, ancak Müslüman olarak ölmenizi size vasiyet ediyorum. Hepiniz topluca Allah'ın ipine sanlın, dağılmayın. Çünkü ben, Ebu'l-Kasım (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:«ln-sanlann arasını bulmak, onlan banştırmak, namazdan da oruçtan da daha faziletlidir.» Akrabalanmza bakın. Namazınızı kılın ki, Allah hesabınızı kolaylaştırsm. Yetimlere haksızlık etmekten sakının. Onlan dinlememezlik etmeyin. Huzurunuzda onlara haksızlık edilmesin. Komşulannıza haksızlık etmeyin. Çünkü onlar, peygamberinizin size emanetidir. Onlar hakkında o kadar vasiyette bulundu ki, biz onlan bize mirasçı kılacağını sanmıştık. Kur'ân'm emirleri dışına çıkmayın. Sizden başkalan sizden önce Kur'ân'la amel etmesin. Önce siz amel edin.
Namazınıza dikkat edin. Çünkü o, dininizin direğidir. Rabbinizin Beyt'inden uzak durmayın. Issız kalmasın. Hayatta bulunduğunuz sürece onu ziyaret edin. Eğer onu metruk bırakırsanız, size rahmet nazarıyla bakılmaz. Ramazan ayına dikkat edin. Çünkü o ayda tutulan oruç, Cehennem ateşine karşı bir kalkandır. Allah yolunda mallannız ve can-lannızla cihad etmeye bakın. Zekat ödememezlik yapmayın. Çünkü zekat, Rabbin öfkesini söndürür.
Peygamberinizin ashabını da kollayın. Çünkü Rasûlullah (s.â.v.), onlara iyilik yapılmasını vasiyet etmiştir. Yoksullara ve düşkünlere yardımcı olun, onları geçiminize ortak edin. Köle ve cariyelerinize haksızlık etmeyin, zira Rasûlullah (s.a.v.), en son olarak onlar hakkında şöyle demiştir: «ÎM zayıfı size vasiyet ediyorum, kadmlannız ve sağ ellerinizin malik olduğu kimseler (yani kölelerle cariyeler). Namaza, namaza dikkat edin. Ailah yolunda kınayıcınm kınaması sizi korkutmasın. Allah, size kötülük yapmak ve size haksızlık yapmak isteyenlere karşı sizin için yeterlidir, insanlara Allah'ın emrettiği şekilde güzel sözler söyleyin. İyiliği emretmeyi ve kötülükten men etmeyi terketmeyin. Aksi takdirde kötüleriniz işin başına geçerler. Sonra siz dua edersiniz, duanıza icabet edilmez.
Mü'min kardeşlerinizle bağlannızı koparmaym. Birbirinize iyilikte bulunun, birbirinize sırt çevirmekten, aranızdaki ilişkileri kopanp tefrikalara düşmekten sakının. îyüik ve takva üzere yardımlasın. Günah ve düşmanlık üzere yardıml aşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah, azabı şiddetli olandır. Allah, sizi ehl-i beytin şikayetinden muhafaza etsin. Peygamberiniz, onlan sizin üzerinize bekçi kılmıştır. Sizi Allah'a emanet ediyor, size selam söylüyorum. Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.»
Bundan sonra Hz. Ali, Mlâ ilahe illallah" kelimesi dışında başka birşey söylemedi. Nihayet hicretin kırkıncı senesinin ramazan ayında vefat etti. Oğullan Hasan, Hüseyin ile Abdullah b. Cafer onu yıkadılar. Namazını Hasan kıldırdı. Kıldınrken dokuz tekbir getirdi.
İmam Ahmed b.Hanbel, Ebu Yahya'nın şöyle dediğim rivayet etmiştir:
wîbn Mülcem, kendisini vurduğunda Hz. Ali, yanındaki adamlara şöyle dedi: «Buna Rasûlullah (s.a.v.)'ın kendisini Öldürmek isteyen adama yaptığını yapm.Çünkü Rasûlulullah (s.a.v.), kendisini öldürmek isteyen adam hakkında: «Onu öldürün.Sonra yakın.» demişti."
Rivayet olunduğuna göre Hz. Ali'nin kızı Ümmü Külsüm, karşısında duran İbn Mülcem'e şöyle demiş:
- Yazıklar olsun sana! Emirü'l-Mü'minin niçin vurdun?
- Ben sadace senin babanı vurdum (böyle demekle Hz. Ali mn mü'minlerin emiri olmadığını söylemek istemişti.).
- Sen ona bir zarar vermiş olmadın.
- Niçin ağlıyorsun? Vallahi ben ona öyle bir darbe vurdum ki, eğer bu darbem şehir halkınının tamamına isabet etmiş olsaydı hepsi de Öleceklerdi. Vallahi ben şu kılıcımı bir ay süreyle zehirledim. Ve bunu 1000 dirheme satın alıp 1000 dirheme de zehirledim.»
Heysem b. Adiy dedi ki: Becile kabilesinden bir adam, kavminin yaşhlanndan naklederek bana şöyle dedi: Abdurrahman b.Mülcem, Teymü'r-Rebab kabilesinden çok güzel bir kadın olan ve Haricilerle aynı görüşü paylaşan Katam adındaki bir kadını görünce ona aşık oldu. Onunla evlenme talebinde bulununce Katam, ona şöyle dedi:«Bana 3000 dirhem, bir köle ve bir de şarkı söyleyen bir cariye vermedikçe seninle evlenmem.» Ibn Mülcem de bu sayılan şeyleri ona vererek onunla evlendi. Gerdeğe girince kadın, ona şöyle dedi: «Be adam, işte bekaretimi bozdun. Haydi çık da Ali'yi öldür.» îbn Mülcem, silahını kuşanarak evden çıktı. Katam da onunla birlikte çıktı. Mescitte Hz. Ali için bir kubbe yapılmıştı. Hz. Ali, sabah namazı için dışarı çıkıp insanlara: «Haydi namaza, haydi namaza!» diye seslendi. Abdurrahman b. Mülcem, kendisini takip ederek kılıcını Hz.Ali'nin kafasına vurdu. îbn Cerir*in ifadesine göre şair îbn Miyas el-Muradî, bu hususta şöyle demiştir:
«Cömert kimselerin verdiği mehirlerin hiç birini, Katam'a verilen mehir kadar çok görmedim. Bu, apaçık ve belirsiz olmayan bir mehirdi.
3000 dirhem, bir köle ve bir de şarkıcı cariye.
Ayrıca Ali'nin kemiklere işleyen keskin bir kılıçla öldürülmesi.
Ali'nin canından daha pahalı bir mehir yoktur.
Ibn Mülcem'in Ali'yi öldürmesinin yanında diğer öldürmeler hiç kalır.»
îbn Cerir, bu beyitlerin îbn Şas el-Muradiye ait olduğunu söylemiş ve onların Hz. Ali'yi öldürmeleriyle ilgili olarak şöyle demiştir:
«Biz, Hasan'm babası ve iyiliğin sahibi Haydar'ı başından vurduk, kanlar aktı.
Onun mülkünü, nizamından bir kılıç darbesiyle söküp attık. Yükselmiş ve zorbalaşmıştı.
Biz kavgada atılgan ve cesur kimseler olup onurluyuz. Ölümün ölümle siperlenip örtündüğü zamanda şecaatliyiz.»
Tabiiler devrinde son Haricilerden biri olan ve Hz. Aişe'den Sahih-i Buharf de rivayette bulunan abidlerden îmran b. Hattan, îbn Mülcem'i överek şöyle demiştir:
«Ey takvalı kimsenin eliyle vurulan darbe!
îbn Mülcem, bu darbesiyle Arş in sahibi katında hoşnutluğa ermeyi amaçlamıştı.
Ben onu bir gün anar ve onun Allah katında yaratıkların arasında terazisi en ağır gelecek bir kimse olarak sanıyorum.»
Muaviye'yi Öldürmekle görevlendirilen Berk'e gelince o, aynı günde sabah namazına çıkan Muaviye'ye saldırmış ve onu kılıçla vurmuştu. Başka bir rivayete göre ise zehirli bir hançerle vurmuştu. Darbe, muavi-ye'nin uyluğuna isabet etmişti. Bu yüzden uyluğu cer ah atlanmıştı. Kendisini vuran Harici Berk de yakalanıp Öldürülmüştü. Öldürülmeden önce Muaviye'ye şöyle demişti:
- Beni bırak. Sana bir müjde vereyim.
- Neymiş o müjde?
- Kardeşim bugün Ebu Talib oğlu Ali'yi vurdu ve öldürdü.
- înşaallah onu öldürememiş ve buna güç yetirememiştir.
- Hayır Öldürmüş ve bu işi başarmıştır. Çünkü Ali'nin muhafızları yoktur.
Muaviye, kendisine böyle diyen Berk'i dinlememiş ve emir verip öldürtmüştü. Tabib gelip Muaviye'ye şöyle demişti;
- Yaran zehirlidir. İstersen yaranı dağlıyayım. İstersen de yarandaki zehiri gidermesi için sana bir şerbet içireyim ama şerbet içirdiğim takdirde neslin kesilir. Artık çocuğun olmaz.
- Ateşle dağlamaya dayanamam. Bundan sonra çocuğumun olmayacağına dair söylediğin söze gelince, benim Yezid ve Abdullah adındaki çocuklarım benim için yeterlidir,
Tabib, ona bir şerbet içirdi. Yarası iyileşti. Allah ondan razı olsun, îşte o zamandan itibaren büyük camide Muaviye için bir mahfel yapıldı. Secde halinde bile muhafızları yanında duruyorlardı. Bu hadiseden ötürü kendisi için camide mahfel yaptıran ilk kişi Muaviye oldu.
Amr b. As'ı öldürmekle görevli Amr b. Bekr'e gelince o, Amr'm namaza çıkmasını bekleyerek siperde beklemişti. Ancak o gece Amr b. As, bağırsak sancısına yakalanmış, namaza gitmemişti. Yerine Beni Amir b. Lüey kabilesinden vekili ve şurta komutanı (polis müdürü) Harice b. Ebi Habibe namaza gitmek için dışarı çıktığında Harici Amr b. Bekr, saldırıya geçerek Amr b. As zannıyla onu öldürmüştü. Harici Amr b. Bekr yakalandığında: «Ben Amr'ı öldürmek istedim, ama Allah da Hari-ce'nin öldürülmesini istedi.» dedi. Onu da öldürdüler. Allah onu kahretsin. Rivayete göre bu sözü Amr b. As söylemiştir. Harici Amr b. Bekr, yakalanıp getirildiğinde Amr b. As: «Bu nedir?» diye sonmuş. Onlar da:«Senin vekilini öldürdü:» demişler. Bunun üzerine Amr, emir vererek katilin boynunu vurdurmuştu.
Kısaca anlatmak istediğimiz şudur ki Hz. Ali, vefat edince cenaze namazını oğlu Hasan kıldırdı ve namazında dokuz tekbir aldı. Hz. Alı, Haricilerin mezarını açıp cesedini çıkarmalarından korkulduğu için Kûfe'de darü'l-imareye (hükümet konağına) defnedildi. Meşhur olan rivayet budur. Onun cerfazesinin devesine bindirilerek sakverildiği ve devenin onu nereye götürdüğünün bilinmediğini söyleyen kimse hata etmiş ve bilmediği bir iddiada bulunmuştur ki, bu iddiayi ne akıl ne de şeriat uygun görür.
Rafizilerin cahillerinden çoğu, Hz. Ali'nin mezarının Necef şehitliğinde bulunduğuna inanmaktadırlar ki, bunun ne delili ne de aslı vardır. Anlatıldığına göre Necef şehitliğinde Hz. Ali'nin mezarı olarak bilinen mezar, Muğire b. Şube'ye aittir. Hatib el-Bağdadî, Matar'dan rivayet ederek şöyle demiştir: "Eğer Şiiler, Necef şehitliğinde saygı gösterdikleri mezarın kime ait olduğunu bilseler onu taşlarlar. Çünkü o mezar, Muğire b. Şube'nin mezarıdır.»
Vakidî, îshak b. Abdullah b. Ebi Ferve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ebu Cafer Muhammed b. Ali el-Bakır'a sordum:
- Ali öldürülürken kaç yaşındaydı?
- Altmışüç yaşındaydı.
- Nereye defnedildi?
- Geceleyin Kûfe'de defnedildi. Defnedildiği yer ise gizlendi. Cafer Sadık'tan rivayet olunduğuna göre Hz. Ali, öldürülürken ellisekiz yaşındaymış. Başka bir rivayette anlatıldığına göre cenazesi Kûfe'deki büyük caminin kible tarafına defnedilmiş tir. Vakidî de böyle demiştir. Meşhur rivayete göre ise darü'l-imare'ye (hükümet konağına) defnedilmiş tir.»
Hatib Bağdadinin, Ebu Nuaym Fadl b. Dekin'den rivayet ettiğine göre Hz. Ali'nin cenazesini Hasan ile Hüseyin alıp Medine'ye götürmüşler ve onu Baki kabristanında Hz. Fatıma'mn mezarının yanına defnet-mişlerdir.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hasan ile Hüseyin, onun cenazesini bir deveye yüklemişler, deve kaybolunca Tay kabilesi, üzerindeki yükün bir mal olduğunu sanarak deveyi yakalamışlar yükteki şeyin bir sandık olduğunu, sandığın içindeki şeyin de bir cenaze olduğunu görünce cenazeyi tanıyamadıkları için sandıkla birlikte defhetmişlerdi. Mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Hatib bağdadî de böyle bir nakilde bulunmuştur.
Hafız îbn Asakir, Hz.Hasan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ali'yi Caide ailesinin evlerinden bir hücreye defnettim.»
Abdülmelik b. Umeyr, şöyle demiştir: «Halid b. Abdullah, oğlu Ye-zid'in evinin temelini kazarken beyaz saçlı ve beyaz sakallı sanki dün defnedilmiş gibi bir ihtiyarın cesedini bulup çıkardı. Onu yakmak istedi. Sonra Cenâb-ı Allah, onu bu düşünceden vazgeçirdi. Bir aba getirilmesini istedi. Getirilen abaya o cenazeyi sardı.Koku sürdü ve yine aynı yerde bıraktı. Orası, mescidin kıblesindeki Babü'l-Verrakin hizasında idi. Her kim o evde ikamet etmeye başlarsa, mutlaka ayrılıp başka yere göçerdi.»
Cafer b. Muhammed es-Sadık şöyle dedi: «Ali'nin cenaze namazı geceleyin kılındı. Kûfe'ye defnedildi. Mezarının yeri belirsiz hale getirildi. Ancak mezarı, kasrü'l-imare (hükümet konağı) yanındaydı.»
îbn Kelbi dedi ki: «Ali'nin defnedilmesi esnasında Hasan, Hüseyin, îbn Hanefi'ye, Abdullah b. Cafer ve diğer aile efradı hazır bulundular. Onu, Küfe dışına defnettiler. Haricilerin ve başkalarının cenazesine saldırmalarından korkulduğu için mezarının yeri belirsiz hale getirildi.»
Hülasa Hz. Ali, hicretin kırkıncı senesinin ramazan ayının onyedin-ci gecesinde cuma sabahı seher vakti öldürüldü. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, rebiyülevvel ayında öldürülmüştür. Ancak ramazan ayında öldürüldüğüne dair gelen rivayet, daha sahih ve daha meşhurdur. Doğrusunu Allah bilir. Vefat ederken altmışbeş yaşmdaydi. Alt-mışsekiz yaşında olduğuna dair bir başka rivayet de vardır. Allah ondan razı olsun. Halifeliği dört yıl dokuz ay sürmüştür. Hz. Ali vefat ettiğinde oğlu Hasan, îbn Mülcem'i yanma çağırttı. îbn Mülcem, ona şöyle dedi:
- Sana bir teklifte bulunayım.
- Neymiş bu teklifin?
- Ka'be'nin Hatim denen yerinde Ali ve Muaviye'yi öldürmek ya da bu uğurda ölmek için Allah'a söz vermişim. Eğer beni bırakırsan Muavi-ye'ye giderim. Onu öldürmeye çalışırım. Öldüremez ya da öldürür ve ben hayatta kalırsam, Allah'a yemin ederim ki, yanma gelecek ve elimi senin eline koyacağım.
- Hayır vallahi olmaz. Eninde sonunda Cehennem'i boylayacaksın.
Bundan sonra Hz. Hasan, onu tutup öldürdü. Öldürdükten sonra insanlar, İbnMülcem'i alıp bir tarlaya götürdüler ve yaktılar. Rivayet olunduğuna göre Abdullahb.Cafer, onun elllerini ve ayaklarmı kesip gözlerine mü sürmüştü. Bununla birlikte îbn Mülcem, îkra' sûresini baştan sona okuyordu. Sonra dilini kesmek üzere yanma geldiklerinde dayanamayıp sabırsızlık gösterdi ve şöyle dedi:«Bir an daH Allah'ı anmama durumuyla karşılaşmaktan korkarım.» Ama yine de dilini kestiler. Sonra öldürüp bir zenbil içine koyarak yaktılar. Doğrusunu Allah bilir.
îbn Cerir, Muhammed b. Ömer'in şöyle dediğinin rivayet etmiştir: «Ali, cuma günü vuruldu. Hicretin kırkıncı senesinin ramazan ayının bitimine onbir gece kala pazar günü vefat etti. Vefat ederken altmışüç yaşındaydı. Vakidî dedi ki: Bizim nezdimizde sabit olan rivayet de bulur. Doğrusunu Allah bilir.»

