Hz. Ali, Cennet'Ie müjdelenen on sahabe arasında Rasûlullah (s.a.v.)'m en yakın akrabasıdır. O, Ebu Talib'in oğludur. Ebu Talib'in asıl adı, Şeybe'dir. Şeybe,Haşim'in oğludur. Haşim'in asıl adı, Amr b. Abdumenaf dır. Abdumenafm asıl adı, Muğire b. Kusa/dır. Kusay'yın asıl adı da Zeyd b. Kilab b. Mürre b. KaTD b. Lüey b. Gaüb b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinane b. Huzeyme b. Mürdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Maad b. Adnan'dır. Hz. Ali'nin künyesi Ebal-Hasan'dır. Kureyş kabilesinin Haşimi kolundandı. Rasûlullah (s.a.v.)'ın amcası oğludur. Anasının adı, Fatıma binti Esed b. Haşim b. Abdumenaf dır.
Zübeyr b. Bekkar'm ifadesine göre Hz. Ali'nin anası Fatıma, Haşimî olarak doğan ilk Haşimî kadındı. Müslüman olmuş ve hicret etmiştir. Hz. Ali'nin.babası, Rasûlullah (s.a.v.)'m merhametli öz amcası Ebu Ta-lib'tir. Ebu Talib'in asıl adı, Abdumenaf tır. İmam Ahmed ile birçok ne-seb âlimi ve tarihçi böyle demişlerdir. Rafizilerin iddiasına göre ise Ebu Talib'in asıl adı, îmran'dır ve şu ayetle kastedilen kişi, Ebu Talib'tir:
«Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, îmran ailesini -birbirinin soyundan olarak- âlemlere tercih etti.» (Ân Imrân, 33.)
Rafiziler, bu iddiayı ileri sürmekle çok hata etmişlerdir. Bu iftirayı ortaya sürmeden önce Kur'ân'ı düşünmemişlerdir. Çünkü bu iddiaları, Cenâb-ı Allah'ın mezkur ayetteki muradına ters düşmektedir. Zira bu ayet-i kerime'den sonraki ayette şöyle denilmektedir:
«İmran'm karısı: «Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım.» demişti.» (Ân ImrSn, 35.) Bu ayet-i kerimede îmran'm kızı Meryem'in doğumundan bahsedilmektedir. Allah'ın selamı onun üzerine olsun. Bu, açıkça anlaşılan bir husustur. Allah'a hamd olsun.
Ebu Talib, Rasûlullah (s.a.v.)'a çok sevgi beslerdi. Bu, tabii bir sevgiydi. Ancak vefat edinceye kadar Rasûlullah (s.a.v.)'a iman etmedi. Sa-hih-i Buharî'de de sabit olduğu üzere eski dininde kalarak vefat etti. Ebu Talib, vefat etmek üzereyken Rasûlullah (s.a.v.), ona: «lâ ilahe illallah» demesini arzetmiş, ancak orada bulunan Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye şöyle diyerek engel olmuşlardı: «Ey Ebu Talib! Abdülmut-talib'in dininden vaz mı geçiyorsun?» Son nefesini verirken Ebu Talib'in ağzından «Abdülmuttalib'in dini üzerine ....» sözleri çıkmış ve "lâ ilahe illallah" demeye yanaşmamıştı. Rasûlullah da onun yanından ayrılırken: «Yasaklanmadığım sürece senin için mağfiret dileyeceğim.» demiş ve hakkında şu ayet-i kerime nazil olmuştu:
«Ey Muhammed! Sen, sevdiğini doğru yola eriş tireme zsin, ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.»(el-Kasas, 56.)
Sonra Medine'de de şu ayet-i kerime nazil olmuştu: «Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapalar için mağfiret dilemek peygambere ve mü'minlere yaraşmaz. İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Allah'ın düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok içli ve yumuşak huylu idi.» (et-Tevbe, 113-114.)
Biz bu konuyu biset bahsinin başında anlatmış ve Rafizilerin Ebu Talib'in Müslüman olduğuna dair iddialarının yanlışlığına ve sarih naslara aykırı ve delilsiz bir iftira olduğuna dikkat çekmiştik.
Hz. Ali'ye gelince o, meşhur kavle göre buluğa ermeden islâmiyet'in ilk günlerinde Müslüman olmuştu. Anlatıldığna göre o, çocuklardan ilk Müslüman olandır. Nitekim Hatice de kadınlardan ilk Müslüman olandır. Ebu Beki- es-Sıddîk da hür erkeklerden ilk Müslüman olandır. Zeyd b. Harise de kölelerden ilk Müslüman olandır.
Tirmizî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), pazartesi günü peygamberlikle görevlendirildi. Ali de salı günü namaz kıldı.» Seleme b. Küheyl, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kendisine hiç kimse ibadet etmeden önce yedi sene Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Allah'a ibadet ettim.» Bu, asla sahih olmayan bir rivayettir, yalandır.
Süfyan-ı Sevrî, Hz. Ali'nin:«Ben Müslüman olanların ilkiyim.» dediğini rivayet etmiştir. Ancak bu da zayıftır. Sahih değildir. Çünkü bu hadisin rivayet senedinde adı geçen Habbe, zayıf ravilerdendir. Süveyd b.Said,Muaze el-Adeviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Basra minberi üzerinde Ebu Talib oğlu Ali'nin şöyle dediğini işi-tim:«En büyük sıddık benim. Ebu Bekir, iman etmeden önce ben iman ettim. O Müslüman olmadan önce ben Müslüman oldum.» Bu da sahih değildir. Buharı, böyle demiştir. Bir rivayette sabit olduğuna göre Hz. Ali, Küfe minberi üzerinde şöyle demiştir:
«Ey insanlar! Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekir'dir. Sonra da Ömer'dir. Eğer isteseydim ondan sonraki en hayırlı üçüncü şahsın da adını verebilirdim.» Bu rivayet, Ebu Bekir'le Ömer'in faziletleri bahsinde geçmişti. Allah, onlardan razı olsun ve onları hoşnut kılsın.
İmamAhmed b. Hanbel, İbn Abbas'mşöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Haticeden sonra Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte ilk namaz kılan (veya ilk Müslüman olan), EbuTalib oğlu Ali'dir.»
Tirmizî, Zeyd b. Erkam ile Ebu Eyyüb el-Ensâifnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ali, insanlardan yedi sene önce namaz kıldı.» Bu, hiçbir cihetten sahih değildir.
Tirmizî ile Neseî, Zeyd b. Erkam'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
«İlk Müslüman olan Ali'dir.» Tirmizî, bunun hasen ve sahih bir hadis olduğunu söylemiştir. Hz. Ali, Rasûlullah'm vefatına kadar yanında bulunmuştur. Rasûlullah vefat ederken ondan memnundu. Hz. Ali, onunla birlikte bütün gazvelerde hazır bulundu. Çok yararlılıklar gösterdi. Savaş esnasında önemli roller üstlendi. Nitekim bunu sirette açıklamıştık. Burada tekrarlamaya gerek yoktur. Gerçekten Bedir savaşında, Uhud savaşında, Ahzab (Hendek) savaşında, Hayber savaşmda ve diğer savaşlarda büyük yararlılıkları görülmüştü. Rasûlullah (s.a.v.), Tebük savaşma giderken onu Medine'de ailesinin koruyucusu olarak bırakırken şöyle demişti:«Ey Ali! Musa nezdinde Harun'un mertebesi gibi benim nezdimde bir mertebeye sahip olmaya razı olmaz mısın? Yalnız şu var ki, benden sonra peygamber gelmeyecektir.»
Hz. Ali'nin Peygamber (s.a.v.)'in kızı Fatıma'yla evlendiğini ve Bedir savaşından sonra gerdeğe girdiklerini anlatmıştık. Bu konuyu da burada tekrarlamaya ihtiyaç yoktur.
Rasûlullah (s.a.v.), Veda haccı dönüşünde Mekke ile Medine arasında Gadir-i Hum denen yerde cemaata bir hutbe irad etmiş ve zilhiccenin onikinci gününde irad etmiş olduğu bu hutbesinde şöyle demişti: «Ben kimin dostu isem Ali'de onun dostudur.» Başka rivayetlerde anlatıldığına göre Peygamber (s.a.v.), o hutbesinde şöyle demiştir: «Allah'ım! Ali'ye dostluk edene dost ol. Ona düşmanlık edene düşman ol.Ona yardım edene yardım et. Onu yardımsız bırakanı yardımsız bırak.» Hz.Ali hakkında bu hutbenin irad edilmesi ve onun fazileti hususunda insanların uyarılmasının sebebi, İbn îshak'm anlattığına göre şöyledir: Rasûlullah (s.a.v.), Ali'yi Halid b. Velidle Yemen'e emir olarak göndermişti. Dönüşünde Mekke'de Veda haca esnasında Rasûlullah (s.a.v.)'la bulunmuştu. Ancak hakkında çok dedikodular yapılmıştı. Kendisinin çabucak Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip görüşmek için ordusunu geride bıraktığı esnada vekilinin askerlere giydirdiği elbiselerin farkına varıp da geri alması yüzünden hakkında ileri geri konuşulmuş ve dedikodu yapılmıştı. Rasûlullah (s.a.v.) Veda haccmı tamamladıktan sonra Ali'ye yapılan asılsız isnadlardan onu arındırmak istedi. Bu sebeple mezkur hutbesini irad etti.
Rafıziler, bu hutbenin irad edildiği günü bayram kabul etmişlerdir. Hicretin 4001ü yılları hududunda Büveyhiler zamanında Bağdat'ta bu günün yıl dönümünde davullar çalınarak şenlikler tertiplenilmiş. Nitekim yeri gelince bu hususu da inşaallah anlatacağız. Bu günden yirmi gün sonra dükkanların kapılarına bornozlar asılır, saman ve küller sav-rulur, çoluk çocuk ve kadınlar şehir sokaklarında Hz. Hüseyin'in ölümü sebebiyle ağıt yakarlar. Bunu, aşure gününün sabahında onun öldürülmesiyle ilgili olarak uydurulmuş bir mısra okuyarak yaparlar. Biz onun nasıl öldürüldüğünü gerçeklere dayanarak açıklığa kavuşturacağız.
Emevilerden bazıları, Ebu Türab adım aldığından dolayı Hz. Ali'yi ayıplamaktadırlar. Oysa bu adı ona, Rasûlullah (s.a.v.) takmıştır. Buharî ve [Müslim'in sahihlerinde Sehl b.Sa'd'dan nakledildiğine göre Hz. Ali, eşi Fatıma'ya kızarak evden çıkıp mescide gitmiş ve uyumuştu. Rasûlullah (s.a.v.)'da gelip onu o halde görmüştü. Vücuduna toprak bulaşmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), onun vücudundaki toprakları silkeleyerek: «Kalk, otur bakalım ey Ebu Türab.» demişti.

