Hz. Osman halifeliğe seçildiğinde hicretin yirmidördüncü senesi girmiş oluyordu. Mü'minlerin emiri Hattab oğlu Ömer (r.a.)'in vefatının ilk gününde cenazesi defnedildi ki, bu gün de, pazar günüydü. Üç gün sonra mü'minlerin emiri Osman b. Afîana bey'at edildi.
Hz. Ömer, kendisinden sonra halifeliğin altı kişi arasında şura ile bir şahsa verilmesini vasiyet etti ki, bu alü şahıs da şunlardı: Osman b. Affan, Ali b. Ebi Talib, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Sa'd b. Ebi Vakkas ve Abdurrahman b. Avf. Allah bunlardan razı olsun.
Hz. Ömer, halifeliği bu alü şahıstan birine direkt olarak devretmeyi sakıncalı buldu. Bunun için şöyle dedi: "Ben, Müslümanların yönetim işini hayatta iken de ölü iken de sorumluluk altına girerek belirlemem. Eğer Allah, sizin için hayır murad etmişse sizleri bu altı kişinin vereceği hayırlı karar üzerinde ittifak ettirir. Nitekim sizleri Peygamberiniz (s.a.v.)'den sonra en hayırlı şahsiyetinizin halifeliği hususunda ittifak ettirmiştir."
Hz. Ömer, o kadar takvalı bir zattı ki, bu altı kişiden oluşan şura meclisine Said b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'i sokmamıştı. Çünkü Said, onun amcasının oğluydu. Amcası oğlu olması yüzünden onu halife tayin etmelerinden çekindi. Bu sebeple onu şura meclisine sokmadı. Oysa Said, Cennet'le müjdelenen on kişiden biriydi.
Hatta Medainî'nin kendi üstadlarmdan naklettiği bir rivayette anlatıldığına göre Hz.Ömer, Said'i bu altı kişiden istisna etmiş ve: "Ben bunu Şura meclisine katmayacağım." demiştir. Ayrıca şura meclisi üyelerine de: "Oğlum Abdullah aranıza katılsın, ama oy hakkı olmasın. Sadece tavsiyede bulunsun. Yönetim işini üstlenmesin." demişti.
Şura neticeleninceye kadar üç gün süreyle Süheyb b. Sinan'ın insanlara namaz kıldırmasını,şura meclisinin hemen müzakereye başlamasını, işneticeleninceye kadar da bazı kimselerinbu toplantıya bekçilik yapmalarını emretmişti. Bu iş için elli Müslümanı görevlendirmiştir. Ayrıca şura meclisinin işini bir an ev\el bitirmesini teşvik etmesi için Talha el-Ensarî le Mikdad b. Esved el-Kindi'yî de görevlendirmişti. Hz. Ömer, şöyle buyurmuştu: "İnsanların Osman ve Ali'yi bırakıp da başka birini seçe-
ceklerini sanmıyorum. Çünkü bunlar, Rasûlullah(s.a.v.)'m yanında durup Cebrail'in getirdiği vahyi yazıp vahiy ,katibliği yapıyorlardı."
Denildi ki: Hz.Ömer, vefat edip cenazesi hazırlandığı zaman namazını kıldırmak için Hz. Ali ile Osman öne geçtiler. Abdurrahman b. Avf, onlara şöyle dedi: "Sizin bu işte yetkiniz yok. işte Süheyb vardır. Hz. Ömer, ona, insanlara namaz kıldırmasını emretmişti." Bunun üzerine Süheyb, öne geçip cenaze namazını kıldırdı. Onu mezarına oğlu Abdullah'la birlikte Taîha dışındaki şura meclisi üyeleri indirdiler. Talha, görünmüyordu. Hz. Ömer'in defin işi tamamlanınca Mikdad b. Esved, şura meclisi üyelerini Misver b. Mahreme'nin evinde topladı. Bazıları şura meclisinin Hz. Aişe'nin odasında toplandığını söylerken, diğer bazıları beytü'l-malda toplandıklarını söylemişlerdir. Fatıma binti Kays'm evinde toplanmış olduklarını söyleyenler de vardır. Fatıma, Dahhak b. Kays'm kız kardeşiydi. Ama Misver b. Mahreme'nin evinde şura meclisinin toplandığına dair rivayet daha doğrudur. Doğrusunu Allah bilir.
Şura meclisi evde toplantıya başlayınca Ebu Talha, üzerlerine bir perde çekti. Amr b. Asla Muğire b. Şube de gelip perdenin gerisinde oturdular. Sa'd b. Ebi Vakkas, onlan taşlayıp kovdu ve: "Biz de şura meclisinde hazır bulunduk." demek için mi buraya geldiniz?" dedi.
Üzetle diyeceğimiz şudur M, şura meclisi üyeleri, oturuma başlayıp bir odaya kapandıklarında halife seçim işini tartışmaya başladılar. Çok konuşuldu. Sesler yükseldi. Ebu Talha'mn araya girmesinden sonra üç şura meclis üyesi haklarım diğer üç kişiye devrettiler. Zübeyr, emirlik hakkım Hz. Ali'ye; Sa'd, emirlik hakkını Abdurranman b. Avf a, Talha emirlik hakkını Osman b. Affan'a devretti. Allah onlardan razı olsun. Abdurrahman, Ali ile Osman'a şöyle bir soru yöneltti:
"Hanginiz bu işten çekilir de halifeliği Allah'ın ve islâm'ın gözetiminde diğerine bırakalım. Biz, kalan iki adamdan en faziletli kim ise halifeliği ona vereceğiz." Bu soru karşısında Ali ile Osman sustular. Abdurrahman, şöyle dedi:
- Ben, hakkımdan feragat ediyorum. Allah'ın ve islâm'ın benim üzerimde hakkı olsun ki, bu iş için çalışacağım ve ikinizden hanginiz daha layıksa halifeliği ona vereceğim. Oldu mu?
- Evet.
Bundan sonra Abdurrahman, her ikisine hitaben taşıdıkları üstünlük ve faziletleri anlatarak hitap etti. Eğer ikisinden birini halifeliğe tayin ederse adaletli olacağına söz aldı. Diğerini de halife yapmadığı takdirde halife seçilene itaat edeceğine dair söz aldı. Her ikisi de evet deyip meclisten ayrıldılar.
Rivayete göre şura meclis üyeleri, kararı Abdurrahman b. Avf a bıraktılar ki o, meclis üyelerinden hangisi daha faziletli ise, onu halifelii-ğe tayin etsin. Anlatıldığına göre Abdurranman da herkese bu hususta
soru sormuştu. Herkesin fikrini almıştı. Şura meclisi üyelerinden başkalarının fikrine başvurdu. Herkes Osman b. Affan'ı tavsiye ediyordu. Hatta Abdurrahman, Hz.Ali'ye şöyle sormuştu:
- Eğer seni halifeliğe tayin etmezsem, kimi halife olarak tayin etmemi tavsiye edersin?
- Osman'ı tavsiye ederim.
Abdurrahman Osman'a da şöyle sormuştu:
- Eğer seni halifeliğe tayin etmezsem, kimi halife olarak tayin etmemi tavsiye edersin?
- Ebu Talib oğlu Ali'yi tavsiye ederim.
Kuvvetli görüşe göre bu iş, meclis üyelerinin üçünün haklarından feragat ederek karan üç kişiye bırakmalarından önce olmuştur. Neticede Abdurrahman b. Avf da hakkından feragat etti. Hz. Ali ile Hz. Osman'dan hangisi daha faziletli ise, onu halifeliğe tayin etmeye çalışacağına söz verdi. Sonra kalkıp halkla istişare yaptı. Önde gelen şahsiyetlerle, topluluklarla, fertlerle, ikili, üçlü kimselerle gizli, açık her yerde istişare yaptı. Hatta perdelerinin gerisinde kalan peçeli kadınlara bile uğradı. Çocuklara, dışarıdan Medine'ye gelen kervanlara, göçebelere üç gün müddetle geceli gündüzlü uğrayıp fikir sordu. Hz. Osman'ın halifeliğe tayini hususunda iki kişinin dahi ihtilaf ettiğini görmedi. Sadece Ammar ile Mikdad'm Hz. Ali'nin halifeliğini tavsiye ettikleri söylenir. Ama sonra bunlar da diğer halkla birlikte Hz. Osman'a be/at etmişlerdir.
Abdurrahman b. Avf, üç gün üç gece dua, istişare ve namaz dışında uyku uyumaksızın halk arasında dolaştı. Fikir sordu. Görüş sahiplerinin görüşlerini aldı. Hiç kimsenin Hz.Osman'dan başka birini tavsiye ettiğini görmedi. Hz. Ömer'in vefatının dördüncü gecesi vakit sabana ermek üzere iken Abdurrahman, kız kardeşinin oğlu Misver b. Mahre-me'nin evine gitti. "Ey Misver, uyuyor musun? Allah'a yemin ederim ki, üç günden beri gözümü kapayıp uyuyamadım. Git bana Ali ile Osman'ı çağır." dedi. O da: "Önce hangisini çağırayım." deyince Abdurrahman: "Hangisini istersen Önce onu çağır." dedi. Misver diyor ki: "Ben önce Ali'ye gittim. Ona:
- Dayım seni çağırıyor, dedim.
Ali, bana sordu:
- Benimle beraber başka birini çağırmanı da söyledi mi sana?
- Evet.
- Kimi?
- Osman b. Affan'ı.
- Önce hangimizi çağırmanı söyledi?
- Bu hususta bana bir emir vermedi. Sadece hangisini istersen önce onu çağır, dedi. Ben de sana geldim.
Hz. Ali, benimle birlikte yola çıktı. Osman b. Affen'ın kapısına vardığımızda Ali, dışarıda oturdu. Ben içeri girdim. Osman'ın fecir namazıyla birlikte vitri kıldığını gördüm. O da bana Ali'nin söylediklerini söyledi. Sonra çıktı, benimle ve Ali ile yola çıktı. Dayımın yanına gittik. Dayım namaz kılıyordu. Namazı tamamladıktan sonra Ali ile Osman'a yöneldi ve şöyle dedi:
- İnsanlara sizi sordum. Hiçbirinin sizden başkasını tavsiye ettiğini görmedim. Böyle dedikten sonra her ikisinden de söz aldı. Hangisini halife tayin ederse onun adaletli olacağına dair teminat aldı. Diğerinden de, halife seçilmediği takdirde halifeye itaat edip emrini dinleyeceğine dair teminat aldı. Sonra ikisini alıp mescide götürdü. Abdurrahman, Rasûlullah (s.a.v.)'m başına sardığı sarığı sarmıştı. Kılıcını kuşanmıştı. Muhacir ve Ensâr'ın önde gelenlerine haber gönderdi. Cemaatın namaz için mescitte toplanmaları için duyuru yaptırdı. Ezan okundu. Mescid tıklım tıklım doldu, insanlar saf tuttular, içerisi dop doluydu. Osman, arka sıralarda kendine bir yer bulmuştu. Utangaç bir adamdı. Sonra Abdurrahman b. Avf, Rasûlullah (s.a.v.)'m minberine çıktı. Uzun bir bekleyiş bekledi. Uzunca dua yaptı. Duasını insanlar işiteme-diler.Sonra konuşmaya başlayıp şöyle dedi:
- Ey insanlar, ben gizli açık her surette sizin niyetlerinizi sordum. Hiçbirinizin şu iki adamdan başkasını tavsiye ettiğini görmedim. Ya Ali'yi ya da Osman'ı tavsiye ettiniz. Ey Ali, kalk ve yanıma gel.
Hz. Ali, kalkıp minberin altında durdu. Abdurrahman onun elini tutup şöyle dedi:
- Allah'ın kitabı, Peygamber (s.a.v.)'inin sünneti ve Ebu Bekir'le Ömer'in tatbikatı üzere bana bey'at ediyor musun?
- Hayır. Ancak bu hususta gücüm ve takatim nisbetinde bey'at edebilirim. Hz.Ali'nin bu sözü üzerine Abdurrahman, onun elini bıraktı ve:
- Ey Osman, kalk ve yanıma gel, dedi. Hz.Osman geldi. Abdurrahman onun elini tutup şöyle sordu: - Allah'ın kitabı, Peygamber (s.a.v.)'inin sünneti ve Ebu Bekir'le Ömer'in tatbikatı üzere bana bey'at ediyor musun?
- Evet.
Abdurrahman, başını kaldırıp mescidin tavanına baktı. Eli, Osman'ın elindeydi, şöyle dedi: "Allah'ım, işit ve şahid ol. Allah'ım, işit ve şahid ol. Allah'ım, işit ve şahid ol. Allah'ım, ben boynumdaki şu sorumluluğu çıkarıp Osman'ın boynuna taktım." İnsanlar koşup Osman'a bey'at etmeye başladılar. Minber altında bulunan Osman'ı çevrelediler. Abdurrahman b. Avf da Peygamber (s.a.v.)'in minberde oturduğu yere oturdu. Osman'ı da alt tarafta ikinci basamakta oturttu, insanlar gelip ona bey'at ediyorlardı. Ebu Talib oğlu Ali, ona ilk beyat eden oldu. Başka bir rivayete göre ise Hz. Ali, ona en son beyat eden kişi olmuştur. Ibn Cerir ile diğer birçok tarihçi tanımadıkları bazı kimselerden nakilde bulunarak şöyle demişlerdi: Hz. Ali, bu esnada Abdurrahman b. Avf a şöyle demiştir: "Sen bana hile yaptın. Osman, senin akraban olduğu için onu halifeliğe tayin ettin ki, idare hususunda her gün seninle müşavere yapsın." ve Hz. Ali, Hz. Osman'a bey'at etmede teredüt etmişti. Nihayet Abdurrahman, ona şu ayeti okumuştu: "Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir." (el-Fetih, ıo.)
Bu haberlerin aslı yoktur. Ve sahih kitaplarda yer alan nakillere ters düşmektedir. Bu haberleri, söyleyenlere ve nakledenlere iade ediyoruz. Doğrusunu Allah bilir.
Biz sahih haberle zayıfi, doğru haberle sakatı, çürük haberle sağlamı birbirinden ayırd edemeyen geri zekalı kıssacılarlaRafizilerin vehm ettikleri bu gibi asılsız şeylerin sahabelerde görülmediğini düşünüyoruz. Allah, insanları doğruya ulaşmada muvaffak kılandır.
Siyer âlimleri, Hz. Osman'a hangi günde bey'at edildiği hususunda farklı sözler söylemişlerdir. Vakidî'nin kendi üstadlarmdan yaptığı rivayete göre Hz. Osman'a hicretin yirmiüçüncü senesinin zilhicce ayının bitimine bir gece kala pazartesi günü bey'at edilmiştir. Be/aündan sonra hicri yirmidördüncü senenin muharrem ayı başlamıştır ki bu, cidden garip bir rivayettir.
Yine Vakidî, Ebu Melike'nin oğlunun şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hz. Ömer'in vefatından üç gece sonra muharrem ayının bitimine on gün kala Hz.Osman'a bey'at edildi." Bu önceki rivayetten daha gariptir.
Seyf b. Ömer, Amir eş-Şabî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Şura meclisi üyeleri, hicri yirmidördüncü senenin muharrem ayının üçüncü gününde Hz. Osman'ın halifeliğine karar verdiler. Vakit ikindi vaktiydi. O esnada Süheyb'in müezzini ezan okudu. İnsanlar ezanla ikamet arasında toplandılar. Hz. Osman da Öne geçip onlara ikindi namazını kıldırdı."
Seyf, Halife b. Züfer'le Mücalid'in şöyle dediklerini rivayet etmiştir:
"Hicri yirmiüçüncü senenin muharrem ayının üçüncü gününde Hz. Osman halife seçildi. Çıkıp insanlara ikindi namazını kıldırdı. Aylık sahiplerinin aylıklarını yüzer dirhem artırdı. Şehirlere elçiler gönderdi. Bunu ilk yapan o oldu."
Ben derim ki: Hz. Osman'a yapılan bey'atla ilgili olarak anlattıklarımızdan da anlaşılıyor ki, ona zevalden önce bey'at yapılmıştır, insanlar mescitte ona bey'at ettikleri zaman onu şura evine götürdüler. Kalan diğer halk da orada ona bey'at ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, bey'at merasimi ancak öğleden sonra tamamlanmıştır. Süheyb, o gün öğle namazını
Şa'bî ile diğerleri de böyle derler. Onun Müslümanlara irad ettiği ilk hutbeye gelince bu hususta Seyf b. Ömer, Bedr b. Osman'dan rivayet etti ki, amcası şöyle demiştir: "Şura ehli, Hz. Osman'a bey'at ettikleri zaman o minbere çıktı. İnsanların en üzüntülüsü kendisiydi. Peygamber (s.a.v.)'in minberine çıkıp insanlara hutbe irad etmeye başladı. Allah'a hamdü senada bulunup peygambere salatü selam getirdikten sonra şöyle dedi: "Siz geçici bir diyardasınız. Buradan göçeceksiniz. Ömrünüzün sonunu yaşamaktasınız. Ecelinizin son deminde yapabildiğiniz kadar hayırlı işlere koşun. Eceliniz size ya sabahleyin ya da akşamleyin gelecektir. Dikkat edin, dünya aldanma ve gurur üzerine durulmuştur. Dünya hayatı sizi aldatmasın ve hiçbir aldatıcı da sizi Allah'ın rahmeti ile aldatmasın. Geçmişlerden ibret alın. İşi ciddiyetle ele alın. Gayret gösterin, gaflete düşmeyin. Nerede dünyayı şenlendirip imar eden ve uzun süre dünyadan yararlanıp keyif süren dünya oğulları ve kardeşleri? Dünya, onları bir tarafa atmadı mı? Siz de dünyayı Allah'ın attığı yere atın. Ahireti taleb edin. Cenâb-ı Allah, onun için bir misal vermiştir ki, bu misallerin en hayırhsıdır. Şöyle ki:
"Onlara, dünya hayatı misalinin tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır. Ama sonunda rüzgarın savuracağı çer çöpe döner. Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevap olarak da emel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır."
(el-Kehf, 45-46.)
Bundan sonra insanlar, Hz. Osman'a bey'at etmeye başladılar.
Ben derim ki: Hz, Osman, bu hutbeyi o gün ikindi namazından sonra yada zevalden önce irad etmiştir. O esnada Abdurrahman b. Avf da minberin başında oturmaktaydı. Akla en yatkın olan budur. Doğrusunu Allah bilir.
Bazılarının anlattıklarına göre Hz. Osman, ilk hutbesini irad ederken dili tutulmuş, konuşanıamış ve ne dediğini bilememiş, sonra insanlara şöyle demiştir: "Ey İnsanlar! Doğrusu ilk binilen merkeb güçlük çıkarır. Eğer yaşarsam bundan sonra size normal şekilde rahatlıkla hutbe irad edeceğim." "el-Ikd" adlı eserin sahibi ile diğerleri böyle anlatırlar. Ama ben bu hadise ile ilgili rahatlatıcı bir sened görmüş değilim. Doğrusunu Allah bilir.
Şâbî der ki: Hz. Osman, Müslüman askerlerin aylıklarına yüzer dirhem ilave yaptı. Hz.Ömer, Müslümanlar için ramazanın her gecesinde beytü'l-maldan iftarlık için bir dirhem verdi. Mü'minlerin annelerine yani Rasûlullah (s.a.v.)'m zevcelerine ise ikişer dirhem verirdi. Hz.Os-man, halife olunca bu uygulamayı sürdürdü. Ve maaşlara ilave yaptı. Ayrıca mescitte ibadet edenler, itikafa girenler, yolcular, yoksullar ve düşkünler için de bir seki yaptırmıştı. Allah ondan razı olsun. Hz. Ebu Bekir, hutbe okumak için minbere çıktığında Rasûlullah (s.a.v.)'m durduğu basamaktan bir basamak aşağıda dururdu. Hz. Ömer de halifeliği zamanında hutbe okumak için minbere çıktığında Ebu Bekir'in durduğu basamaktan bir basamak aşağıda dururdu. Hz. Osman halife olduğunda: "Bu iş uzayacak" deyip Rasûlullah (s.a.v.)'m hutbe okurken durduğu basamağa çıkıp hutbe okumaya başladı. Ve cuma günü hutbe öncesinde okunan ilk ezana bir ezan daha ekledi.
Hz. Osman'ın verdiği ilk hüküm, Ubeydullah b. Ömer hakkında verdiği hükümdür. Ubeydullah, babasının katili Ebu Lü'lüe'nin oğluna saldırmış ve onu öldürmüştü. Ayrıca Cüfeyne adlı bir Hristiyanı da kılıçla vurup öldürmüştü. Anlatıldığına göre bu iki kişi yani Cüfeyne ile Hür-müzan, Hz. Ömer'i öldürmesi içine bu Lü'lüe'yi teşvik eden kimselerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Hz. Ömer, kendisinden sonraki halifenin hakkında hüküm vermesi için Ebu Lü'lüe'nin hapse atılmasını emretmişti. Hz. Osman, halifeliğe geçtikten sonra ilk olarak Ubeydullah'ın meselesini karara bağlaması gerekiyordu. Hz. Ali, Ubeydullah'ın da Öldürülmesini talep etti. Muhacirlerden biri: "Dün babası öldürülsün, bu gün de Ubeydullah Öldürülsün, öyle mi?" deyince Amr b. As da şöyle dedi:
"Ey mü'minlerin emiri! Allah seni bu işin sorumluluğundan kurtarmıştır. Bu iş, senin halifeliğin zamanında cereyan eden bir iş değildir. Ubeydullah'a karışma."
Bunun üzerine Hz. Osman, Cüfeyne, Hürmüzan ve Ebu Lü'lüe'nin diyetini beytü'l-maldan ödedi. Çünkü bunların sorumluluğu ona aitti. -Bunların beytü'l-maldan başka mirasçıları yoktu. Devlet başkanı da bu hususta en uygun olanı yapma yetkisine sahipti. Böyle yaptı ve Ubey-dullah'ı salıverdi. Ziyad b. Lebid el-Beyadî, Ubeydullah b. Ömer'i her gördüğünde şöyle derdi:
"Ey Ubeydullah! Senin kaçıp kurtulacağın bir yer yok. Senin de Er-van'm oğlundan sığınacağın bir yerin yok. Vallahi sen haklan olmayan bir kanı akıttın. Hürmüzan'ın kanı gerçekten haram ve tehlikeliydi. Birisi şöyle derdi: Siz, Ömer'in katli için Hürmüzan'ı itham mı ediyorsunuz?"
Yine olayların böyle yoğunlaştığı bir zamanda beyinsizin biri şöyle der:
"Evet, çünkü o, bunun için direktifler yöneltti. Lü'lüe'nin silahı onun evindeydi. O da bu emri durmadan evirip çeviriyordu."
Ziyad b. Lebid'in sürekli olarak bu şiiri okuması üzerine Ubeydullah, durumu Hz.Osman'a şikayet etmiş. Hz.Osman da Ziyad'ı bu şiiri okumaktan men etmişti. Bunun üzerine Ziyad, şöyle bir şiir söylemişti:
"Amr'm babası ve Ubeydullah! Sen Hürmüzan'ın katlinde şüpheye
düşmeyesin.
Eğer sen yapılmış bir kötülüğü affetmişsen, fakat bu hatanın sebepleri açıktır.
Sen haksız yere affetmişsen, benim söylediklerimi engellemen sana
ne kazandırır?"
Yine aynı şekilde Hz.Osman, Ziyad'ı çağırarak onu, bu şiirini okumaktan men etmiş ve azarlamıştı. Ziyad da bu şiirim söylemekten vaz geçmişti. Sonra Osman b. Affan, şehirlerdeki valilerine ve savaş komutanlarıyla namaz kıldıran imamlara, beytü'1-mal görevlilerine mektup yazarak onları, iyiliği emretmek ve kötülüğü menetmek göreviyle mükellef kıldı. Onları Allah'a ve Hasûlüne taatta bulunmaya teşvik etti. Kitaba ve sünnete uymaya, bid'atları terk etmeye çağırdı.
îbn Cerir der ki: Bu senede Hz.Osman, Muğire b. Şube'yi Küfe valiliğinden azletti. Oraya Sa'd b. Ebi Vakkas'ı tayin etti. ZiraHz.Ömer, şöyle demişti; "Eğer Sa'd, emirliği mükemmel bir şekilde yerine getirirse ne âlâ. Aksi takdirde hanginiz onun yerine atanırsa ondan yardım istesin. Çünkü ben, onu acizliğinden veya hainliğinden dolayı azletmiş değilim" Sa'd, Kûfe'de bir seneden fazla valilik yaptı.
Vakidfnin, Zeyd'in babası Eslem'den yaptığı rivayete göre Hz.Ömer, illere tayin etmiş olduğu valileri bir sene müddetle görevlerinde bırakmalarını vasiyet etmişti. Hz.Osman, halifeliğe geçince Muğire b. Şube'yi Küfe valiliğinde bir sene bıraktı. Sonra onu görevden azletti. Yerine Sa'd'ı, vah olarak tayin etti. Sonra Sa'd'ı da görevden azletti. Yerine Velid b. Ukbe b. Ebi Muayt'ı vali olarak atadı.
îbn Cerir der ki: Vakidfnin anlattığına göre Sa'd'ın Küfe valiliği, hicri yirmibeşinci sene içinde devam etmiş, yani bir sene müddetle orada valilik yapmıştır. Hicretin yirmidördüncü senesinde Velid b. Ukbe, yerlilerinin Hz. Ömer zamanında Müslümanlarla yapmış oldukları barış antlaşmasına riayet etmemeleri üzerine Azabeycan ve Ermeniye'ye gidip savaşmıştır. Bu savaşın hicri yirmidördüncü senede cereyan etmiş olduğu, Ebu Mihnefin rivayetinden anlaşılmaktadır. Başkalarının rivayetine göre ise bu savaş, hicretin yirmialtmcı senesinde cereyan etmiştir.
îbn Cerir dedi ki: Azerbeycan ve Ermeniye savaşlarının sebebi şuydu: Velid b. Ukbe, yerli halkın barış antlaşmasını ihlal etmeleri üzerine Küfe ordusuyla Azerbeycan ve Ermeniye üzerine gitti. Oraları işgal etti. Çok miktarda ganimet ele geçirdi. Bir kısım insanları esir aldı. Ermeni-yeli ve Azerbeycanlı halk, mahvolacaklarını anlayınca Hüzeyfe b. Ye-man'm kendileriyle yapmış olduğu barış antlaşmasına sadık kalmak üzere yeniden antlaşma yaptılar. Ve her sene 80.000 dirhem vermeyi kabullendiler. Velid b. Ukbe de onlardan o sene cizye aldı. Sonra da salimen ve ganimet elde etmiş olarak Kûfe'ye döndü. Musul'a uğradı. Musul'da iken kendisine Hz. Osman'ın mektubu geldi. Mektubta, Rumlarla yapacakları savaş için Şamlılara destek vermesi emrediliyordu.
îbn Cerir dedi ki: Hicri yirmidördüncü senede Rumlar taşkınlık yaptılar. Şamlılar, onlardan korktular. Hz. Osman'a mektup yazıp ondan yardım istediler. Hz. Osman da bu talep üzerine Velid b. Ukbe'ye şu mealde bir mektup gönderdi:
"Bu mektubum sana ulaştığı zaman kerem sahibi, cesaretli ve güvenilir bir adam komutasında Şam'daki kardeşlerinize sekiz, dokuz veya 10.000 kişilik bir takviye kuvvet gönder."
Hz. Osman'ın mektubu kendisine ulaştığı zaman Velid b. Ukbe, kalkıp cemaata bir konuşma yaptı. Mü'minlerin emirinin kendisine verdiği talimatı onlara duyurdu. Halk da onun bu çağrısına icabet etti. Velid, onları cihada ve Muavîye ile Şamlılara yardıma teşvik etti. Şam'a gidecek takviye birliğin başına da Selman b. Rebia'yı komutan olarak tayin etti. Üç günlük süre içinde 8.000 kişi bu çağrıya icabet edip toplandı. Velid de onları Şam'a, yani Habib b. Mesleme el-Fihrî komutasındaki İslâm ordusuna takviye olarak gönderdi. Bu iki askeri birlik bir araya geldikten sonra Rum illerine saldırıya geçtiler. Ganimet elde edip çok sayıda esir ele geçirdiler. Birçok kaleleri de fethettiler. Allah'a hamd olsun.
Vakidî'nin ifadesine göre Şamlılara, Selman b. Rebia'yı takviye olarak gönderen kişi, Said b. As'tır. Said b. As, Hz. Osman'ın mektubu üzerine Selman b. Rebia'yı 6.000 süvari refakatinde Şam'a gönderdi. Bu-birlik Habib b. Mesleme'nin yanana vardı. Bizanslı Mavriya, Bizanslılardan ve Türklerden teşekkül eden 80.000 kişilik bir orduyla bu iki Müslüman birliğin üzerine geldi. Habib b. Mesleme, şecaatli ve şeha-metli bir komutandı. Gece Bizans ordusunun üzerine saldırmaya niyetlendi. Karısı, onun bu niyetini komutanlara açıkladığını işitince:
- Yarın seninle nerede bulaşacağım? diye sordu.
Oda:
- Yarın Mavriyan'm tahtının cibinliğinin yanında ya da Cennet'te benimle buluşursun, diye karşılık verdi. Bundan sonra Habib b. Mesleme, aynı gecede beraberindeki Müslümanlarla Bizans ordusuna saldırdı. Üzerine gelen düşman askerlerini öldürdü. Karısı ondan önce Mari-yan'm tahtının cibinliğine vardı. Bu, Araplardan kendisi için cibinlik kurulan ilk kadın oldu. Bundan sonra Habib b. Mesleme, vefat edip karısını dul bıraktı. Habib'in vefatından sonra Dahhak b. Kays el-Fihrî/ onun karısıyla evlendi. Aslında bu kadın, Habib b. Mesleme'nin cariyesi ve çocuğunun anası idi.
İnsanlar, hicretin yirmidördüncü senesinde halka kimin hacc ettirdiği konusunda ihtilaf ettiler. Vakidî ile Ebu Ma'şer bu senede Müslümanlara Hz. Osman'ın emri üzerine Abdurranman b. Avf m hac ettirmiş olduğunu söylemişlerdir. Başkaları ise Müslümanlara bu senede . Osman b. Affanın (r.a.) hacc ettirmiş olduğunu söylemişlerdir M, birinci rivayet daha meşhurdur. Çünkü Hz. Osman, o senede burnundan devamlı kan akması yüzünden hac etme imkanını bulamamıştı. Birçok kimsenin yanı sına Hz. Osman da burnundan devamlı kan akması hastalığına yakalanmıştı. Öyle ki ölümünden korkulmuştu. Bu sebeple hicretin yirmidördüncü senesine "burun kanı" senesi denilmiştir. Bu senede Ebu Musa el-Eş'arî, halkının Hüzeyfe b. Yeman'la yapmış oldukları antlaşmayı ihlal etmelerinden sonra Rey şehrini fethetmiştir.
Yine bu senede Süraka b. Malik b. Cüşüm el-Müdlicî vefat etmiştir ki, bu zata Ebu Süfyan künyesi ile hitab edilirdi. O, Kadid'de ikamet ederdi. Hicret esnasında sevr mağarasından çıkıp Medine yoluna çıktıkları zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir, Amir b. Füheyre ve Abdullah b. Uraykid edDiliî'yi takib eden zat, Süraka'dır. Çünkü Mekkeliler, Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir'i ele geçirmek için her birinin başına yüzer develik ödül koymuşlardı. Bunun için Süraka, onu Mekkelilere götürüp teslim etmek istemiş ve bu ödüle kavuşma ümidine kapılmıştı. Ama Cenâb-ı Allah, onu bu isteğine kavuşturmamıştır. Aksine o, hicret yolcularına yaklaştığı ve Rasûlullah (s.a.v.)'m Kur'ân-ı Kerim okuduğunu işitiği zaman atımn ayakları yere gömülmüş ve onlardan eman dilemiş, onlar da kendisine eman vermişlerdi. Hz. Ebu Bekir de Rasûlullah (s.a.v.)'m izini üzerine Süraka için bir emanname yazmıştı. Taif gazvesinden sonra Süraka, bu emannameyi getirip Rasûlullah'a göstermiş , Müslüman olmuş, Rasûlullah da ona ikramda bulunmuştu. Bunun üzerine Süraka, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir soru sormuştu:
- Ya Rasûlallah, sadece bu sene mi umre etmeyeceğiz yoksa ebede kadar mı umre etmeyeceğiz?
- Hayır, ebediyete kadar artık umre hacca girmiştir. Hacca dahil olmuştur. Bu, kıyamete kadar böyle devam edecektir. "

