El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Sadece Hz. Osman'ın Faziletlerinden Bahseden Hadisler

Buharî, Osman b. Mevhib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Mısırlı bir adam haccetmek için Mekke'ye geldiğinde orada meclis kurup oturmakta olan bir topluluk gördü. - Bunlar kimdir? diye sorunca, - Bunlar, …

Buharî, Osman b. Mevhib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Mısırlı bir adam haccetmek için Mekke'ye geldiğinde orada meclis kurup oturmakta olan bir topluluk gördü.

- Bunlar kimdir? diye sorunca,

- Bunlar, Kureyşlilerdir, diye cevap verdiler. Mısırlı adam:

- Bunların şeyhi kimdir? diye sorunca,

- Abdullah b. Ömer'dir, dediler.

Bunun üzerine Mısırlı adam, îbn Ömer'e dönüp şöyle dedi:

- Ey îbn Ömer, sana birşey soracağım, bana cevabını ver: Sen, Osman'ın Uhud gününde savaştan kaçtığını biliyor muydun?

- Evet.

- Onun, Bedir gününde savaşa katılmadığını da biliyor muydun?

- Evet.

- Onun Rıdvan bey'atma katılmadığını da biliyor musun?

- Evet.

- AllahuEkber.

- Gel de bunların sebeplerini sana açıklıyayım: Uhud gününde onun savaştan kaçmış olduğunu söyledim. Ben, şahadet ederim ki, Cenâb-ı Allah, onun bu suçunu bağışlamış ve onu affetmiştir. Bedir savaşma da katılmadığını söyledim. O zaman Osman, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızıyla evliydi. Ve karısı hastaydı. Rasûlullah (s.a.v.) ona: "Sen Bedir savaşına katılanların sevabına ortaksın. Ve onlarla eşit miktarda ganimet almayı hak ettin." dedi Rıdvan bey'atma katılmadığını söyledim. Eğer Mekke vadisinde Osman'dan daha güçlü bir adam olsaydı, Rasûlullah (s.a.v.) onun yerine o adamı Mekke'ye gönderirdi. Ama böyle biri bulunmadığı için Rasûlullah (s.a.v.), Osman'ı görevli olarak Mekke'ye gönderdi. Osman, Mekke'ye gittikten sonra Rıdvan bey'atı yapıldı. Bey'at esnasında Peygamber (s.a.v.), sağ elini göstererek: "Bu, Osman'ın elidir" dedi ve sağ elini sol eline vurarak onun yerine bey'at yaptı. Ve: "İşte bu Osman'ın be/atıdır." dedi. Şimdi sen bununla (bu bilgi ile) git.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Abdurrahman b. Avf, Velid b. Ukbe'ye rastladı. Velid, ona dedi ki:

- Bana ne olmuş ki, senin mü'minlerin emin Osman'a cefa ettiğini görüyorum?

- Sen Osman'a de ki: Ben Hüneyn gününde savaştan kaçmadım. Uhud gününde savaştan kaçmadım. Bedir savaşma katılanlardan geride kalmadım. Ömer'in yoluna da terk etmedim.

Velid, gidip bu sözleri Osman'a iletti. Osman da şu cevabı verdi:

- Ben, Hüneyn gününde savaştan kaçmadım. O, beni nasıl böyle bir suçla itham eder? Oysa Cenâb-ı Allah, beni affederek şöyle.buyur-muştur: «İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Andolsun ki Allah, onları affetti." (Âi-i tmrân, 155.) O, benim Bedir savaşından geri kaldığımı, cepheye gitmediğimi söylüyor. O zaman ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Rukiyye'ye hasta bakıcılık yapıyordum ve Rasûlullah (s.a.v.) o savaşta benim için de ganimetten pay ayırdı. Rasûlullah (s.a.v.)'ın o savaşta kendisine ganimet payı verdiği kimse savaşa katılmış demektir. Benim, Ömer'in yolunu terk ettiğim sözüne gelince, aslında ne ben ne de o, Ömer'in yolundan gitmeye güç yetiremeyiz. Onun tatbikatını yapamayız. Bu, Abdurrahman'ın kendi görüşüdür.»

Buharı, Ubeydullah b. Adiy b. Hıbbar'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. Esved b. Abd-i Yağus bana dediler ki:

- Osman'a gidip te kardeşi Velid hakkında konuşsan iyi olmaz mı? Çünkü insanlar, onun hakkında çokça dedikodu yaptılar.

Onların böyle demeleri üzerine ben de namaz için evinden çıkan Osman'a yöneldim. Kendisine:

- Seninle bir işim var. Bu senin için bir nasihattir, dedim. O da:

- Ey adam, çekil git yanımdan. Senden Allah'a sığınırım, deyince, ~ bende dönüp arkadaşlarımın yanma gittim.

O esnada Osman'ın elçisi geldi. Ben de onun yanma gittim. Bana:

- Osman'a vereceğin nasihat neydi? diye sorunca ben ona şöyle cevap verdim:

Doğrusu Cenâb-ı Allah, Muhammed'i hak peygamber olarak gönderdi. Ona kitabı indirdi. Ben de Allah'a ve Rasûlüne icabet edenlerden oldum. İki hicret sahibiyim. Rasûlullah (s.a.v.)la beraber bulundum. Onun hidayetini gördüm. İnsanlar, Velid hakkında çok şeyler söylediler.

- Sen Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştın mı?

- Hayır, ama perdenin gerisindeki bakire kıza ulaştığı kadar bana da onun bilgisinden ulaştı. Bunun üzerine Hz. Osman, şöyle karşılık verdi:

- Doğrusu Cenâb-ı Allah, Muhammed'i hak peygamber olarak gönderdi. Ben de Allah ve Rasûlünun çağrısına icabet edenlerden oldum. Muhammed'in getirdiği dine iman ettim. Senin de dediğin gibi hem Habeşistan'a hem de Medine'ye hicret ettim.

Rasûlullah (s.a.v.)'m sohbetinde bulundum. Onunla bey* ati aş tim. Allah'a yemin ederim ki, ona isyan etmedim. Ona hile yapmadım. Bu halimi, Aziz ve Celil olan Allah'ın onu vefat ettirişine kadar devam ettirdim. Sonra Ebu Bekir geldi. O da Rasûlullah gibi bir yol takib etti. Sonra Ömer geldi. O da onun gibi bir yol takip etti. Sonra ben halife seçildim. Onların sahip oldukları yetkiyi kullanmaya benim de hakkım yok mudur?

- Evet, hakkın ve yetkin vardır.

- Peki şu kavimden bana naklettiğin sözler ve dedikodular ne oluyor? Senin Velid hakkındaki sözlerine gelince, bilesin ki inşallah ben hakkı ona uygulayacağım.

Böyle dedikten sonra Osman, Ali'yi çağırdı. Ona, Velid'e seksen kırbaç vurmasını emretti. Ali de Velid'e seksen kırbaç vurdu.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Numan b. Beşir'den rivayet etti ki, Hz. Aişe şöyle demiştir.:

"Rasûlullah (s.a.v.), Osman b. Affan'a haber gönderip çağırttı. Osman gelince Rasûlullah (s.a.v.) onu karşıladı. Rasûlullah (s.a.v.)'m onu karşıladığım görünce biz sırt sırta vermiş olduk. Ve en son kelimesini ona söylerken Rasûlullah (s.a.v.), Osman'ın omuzuna vurup şöyle dedi: "Ey Osman, umarım ki Cenâb-ı Allah, sana bir gömlek giydirecektir. Eğer münafıklar, o gömleği senin üzerinden çıkarmak isterlerse benim yanıma ulaşıncaya kadar o gömleği üzerinden çıkarma."

Rasûlullah (s.a.v.), ona söylediği bu sözünü üç kez tekrarladı.

Ravilerden Numan b. Beşir diyor ki: Ben, Hz. Aişe'ye şöyle dedim:

- Ey mü'minlerin annesi, sen niçin bu hadise riayet etmiyorsun?

- Vallahi bunu unuttum, hatırlamadım.

Numan b. Beşir sözünü şöyle sürdürüyor: Ben bu hadisi Ebu Süfyan oğlu Muaviye'ye anlattım. O tatmin olmadı. Nihayet mü'minlerin anne-sİ Aişe'ye mektup göndererek: "Böyle bir hadis varsa bunu yazıp bana gönder." dedi. Hz. Aişe de bu hadisi yazıp Muaviye'ye gönderdi." Ebu Sehle, Hz. Osman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), benden bir söz aldı. Ben de verdiğim bu söz için sabredip dayanıyorum."

İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), başkasıyla konuşurken kulak verip dinlememiştim. Bunu sadece bir kez yaptım. Osman öğle vakti. Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldi. Onun kadınlar konusunda geldiğini zannettim. Kıskançlık, beni onların konuşmalarına kulak vermeye şevketti. Peygamber (s.a.v.)in ona şöyle dediğini işittim: "Cenâb-ı Allah, sana bir gömlek giydirecektir. Ümmetim o gömleği senin üzerinden çıkarmak isteyecektir, ama sen o gömleği üzerinden çıkarma. Ayaklananların iste-, dikleri her şeyi Osman'ın verdiğini ama üzerindeki halifelik gömleğini çıkarmadığım gördüğümde bunun, Rasûlullah (s.a.v.)'a verdiği bir sözden dolayı olduğunu anladım."

Taberanî, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Osman'a dönüp şöyle buyurdu: Ey Osman, doğrusu Cenâb-ı Allah, sana bir gömlek giydirmiştir. İnsanlar, o gömleği senin üzerinden çıkarmak isteyeceklerdir, ama sen o gömleği üzerinden çıkarma. Allah'a yemin ederim ki, eğer onu üzerinden çıkaracak olursan, deve iğne deliğinden geçinceye dek sen Cennet'i göremezsin." Bu hadisin ifadelerinde gariplik vardır. Doğrusunu Allah bilir. İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman'm kızı Fatıma'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Annem bana dedi ki: Amcan beni Aişe'ye gönderdi ve ona şöyle dememi emretti: Aişe'ye de ki: Oğullarından biri sana selam söylüyor ve

Osman b. Affan'm durumunu senden soruyor. Hz. Aişe, bana şöyle cevap verdi:

- Allah, Osman'a lanet edene lanet etsin. Yemin ederim ki Osman, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında oturmaktaydı. Rasûlullah (s.a.v.), sırtını bana dayanmıştı. Cebrail de ona Kur'ân'ı vahyediyordu. Rasûlullah (s.a.v.), Osman'a hitaben:

- Yaz ey Osmancık, diye emretti. Cenâb-ı Allah, böyle bir mertebeye ancak kendisi ve Rasûlü nazarında yüksek değere sahip birini yükseltir."

Bezzar, Cabir'in şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bir fitneden bahsetti. Ebu Bekir: - Ben, o fitne zamanında ulaşacak mıyım? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.):

- Hayır, diye cevap verdi. Ömer:

- Ya Rasûlallah, ya ben o fitne zamanına ulaşacak mıyım? diye sordu.

- Hayır, diye cevap verdi. Osman:

- Ya Rasûlallah, ben o fitne zamanına ulaşcak mıyım? diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.):

- Seninle imtihan edileceklerdir, diye karşılık verdi.»

İmam Ahmed b. Hanbel, tbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), bir fitneden bahsetti ve Osman'ı kastederek: "O gün bu peçeli adam haksız yere öldürülecektir." dedi. Baktım ki sözünü ettiği peçeli adam Osman b. Affan'dır."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hanife'den rivayet etti ki o, Hz. Osman'ın kuşatma altında olduğu zamanda evine gitmiş ve Ebu Hürey-re'nin konuşmak için izin istediğini görmüş. Hz. Osman'da, konuşması için izin verince Ebu Hüreyre kalkıp Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle demişti: Ben, Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu işittim:

"Doğrusu benden sonra siz fitne ve ihtilafa rastlayacaksınız."

Orada bulunanlardan biri, Rasûlullah (s.a.v.)'a sordu:

- Ya Rasûlallah, o zaman kimin yanında yer almamızı emredersin? Rasûlullah (s.a.v.), bu soruyu soran adama şöyle buyurdu:

- Emin adamın ve arkadaşlarının yanında yer alın. (Rasûlullah (s.a.v.), böyle derken Osman'ı gösteriyordu.)"

İmam Ahmed b. Hanbel, Mürre el-Behzî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Bir ara Medine yollarından birinde Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber yürümekteydik. Bize:

- Yeryüzünün her tarafında öküz boynuzunu andıran fitnelerin koptuğu zamanda ne yapacaksınız? diye sordu.

Orada bulunan arkadaşlarımız dediler ki:

- O zaman ne yapalım ya Rasûlallah? Rasûlullah (s.a.v.), buyurdu ki:

- Şu adama ve arkadaşlarına tabi olun.

Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m işaret ettiği adama doğru koştum. Yoruldum, nihayet yanma vardığımda şu adamı mı kastediyorsun ya Rasûlallah? diye sordum. O da: "Evet budur" dedi. Gösterdiği adamın Osman b. Affan olduğunu gördüm."

Hammad b. Seleme, Abdullah b. Havale'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: 'Yeryüzünün her tarafında fitne meydana geldiği zaman sen ne yapacak ve ne durumda bulunacaksın?

- Allah ve Rasûlü benim için neyi hayırlı görürlerse onu yapacağım.

- Şu adama tabi ol. Çünkü o günde şu adam ve kendisine tabi olanlar hak yolda olacaklardır. Bunun üzerine ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m gösterdiği adamın omuzunu tutup kendime çevirdim. Ve: Ya Rasûlullah, bu adamı mı. kastediyorsun? diye sordum. Rasûlullah (s.a.v.) da:

- Evet, diye cevap verince gösterdiği adamın Osman b. Affan olduğunu gördüm."

Harmele, îbn Havale'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki, bunlardan kurtulan kimse kurtuluşa ermiştir: Ölümüm, Deccal'in ortaya çıkışı; sabırlı, hakkı ikame eden, hakkı veren halifenin öldürülmesi."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ka'b b. Ucre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), bir fitneden söz etti. Yakın zamanda o fitnenin ortaya çıkacağını ve çok büyük bir bela olacağım söyledi. Sonra oradan örtüler içinde yüzü peçeli bir adam geçti. Onu gören Rasûlullah (s.a.v.):

- İşte şu adam o günde hak yolda olacaktır, dedi. Ben de koşarak gidip o adamın pazusunu tuttum ve:

- Ya Rasûlallah, şu adamı mı kastediyorsun? diye sordum ve adamın Osman b. Affan olduğunu gördüm."

Ebu Sevr et-Temimî, Hz. Osman'ın kuşatma altında, bulunduğu zaman evinden halka hitaben yapmış olduğu konuşmasında şöyle dediğini nakletmiştir:

"Allah'a yemin ederim ki, ne cahiliye döneminde, ne İslâmiyet döneminde gıybet yapmadım. Koğuculuk yapmadım. Zina yapmadım. Rasûlullah (s.a.v.)'a be/at ettiğimden beri sağ elimi tenasül organıma değdirme dim.»

Ebu Sevr et-Temimî'nin rivayetine göre Hz. Osman, her cuma günü bir köle azad edermiş, azad edecek köle bulamayınca ertesi cuma iki köle birden azad edermiş.

Hz. Osman'ın azadlısı Himran şöyle demiştir: "Müslüman olduğu günden beri Hz. Osman, her gün boy abdesti alırdı. Allah ondan razı olsun."

İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Abdülmelik b. Mervan'dan rivayet etti ki, Osman'ın yanına gidip ona şöyle demiş:

- Sen, halkın imamısın. Gördüğün şu musibet başına gelmiştir. Sana üç teklifle bulunacağım. Bunlardan birini seç. Ya dışarı çık da şu asilerle savaş. Çünkü senin yanında güç, kuvvet ve teçhizat vardır. Sen hak yoldasın, onlar batıl yoldadırlar. Ya evin kapısından ayrı bir yerde bir delik aç da bineğine binip Mekke'ye git. Çünkü sen Mekke'de bulunduğun sürece asiler senin kanım helal saymazlar. Ya da Şam'a yetiş. Şamlıların başında Muaviye vardır. Seni korur.

Muğire'nin bu tekliflerine karşı Hz. Osman, şu cevabı verdi;

- Evimden çıkıp asilerle savaşmamı teklif ediyorsun. Ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m ümmeti arasında kan akıtıcı olarak bıraktığı ilk halefi olmak istemiyorum.

Çıkıp Mekke'ye gitmemi teklif ediyorsun. Orada kanımı helal saymayacaklarını söylüyorsun. Doğrusu Ben, Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu işittim: "Kureyş'ten bir adam Mekke'de lahide konacaktır. Alemin azabının yarısı onun üzerinde olacaktır." Ben böyle bir adanı olmayacağım.

Çıkıp Şam'a yetişmemi söylüyorsun. Başlarında Muaviye'nin bulunduğu Şam halkının beni koruyacağını ifade ediyorsun. Ben hicret diyarım olan Medine'den ve Rasûlullah (s.a.v.)'ın komşuluğundan ayrılıp gitmeyeceğim."

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Avn el-Ensârfnin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hz. Osman, îbn Mesud'a şöyle dedi:

- Aleyhimde yapmış olduğun ve benim duyduğum konuşmalarına son verecek misin?

Hz. Osman'ın böyle demesi üzerine îbn Mesud, onrdan özür diledi. Hz. Osman da ona şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana. Ben işittim ve hıfzettim ki,

- İş senin işittiğin gibi değildir.

- Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: "Bir emir öldürülecektir. Bir suçsuz, suçtan teberri edecektir (kurtulacaktır). Maktul benim, Ömer değildir. Çünkü Ömer'i bir kişi öldürdü. Oysa benim üzerime topluca geliyorlar."

Hz. Osman, öldürülmesinden yaklaşık dört sene Önce bu sözü îbn Mesud'a söylemiştir.

Abdullah b. Ahmed, Zeyd'in babası Eslem'in şöyle dediğini rivayet

etmiştir:

"Kuşatma altında tutulduğu günlerden birinde Osman'ın, cenazeler yerinde bulunan asiler topluluğuna, evinin Makam-ı Cibril tarafındaki penceresinden çıkıp şöyle hitap ettiğini işittim: O esnada bir taş atılsaydı yere düşmez, mutlaka bir adamın başına düşerdi. Çünkü orada büyük bir kalabalık vardı. Hz. Osman, onlara hitaben şöyle dedi:

- Ey insanlar, aranızda Talha var mı? Sustular. Hz. Osman, yine

sordu:

- Ey insanlar, aranızda Talha b. Ubeydullah var mı? İnsanlar sustular. Hz. Osman, yine sordu:

- Ey insanlar, aranızda Talha var mı?

Talha b. Ubeydullah, ayağa kalktı. Hz. Osman, ona sordu:

- Seni burada göremiyecek miyim? Oysa bir toplulukta senin yapacağım çağrıların üçüncüsünde bana icabet ettiğini görmemiştim. Mutlaka ilk çağrımda bana icabet eder ve yanıma gelirdin. Allah aşkına söyle ey Talha! Hatırlıyor musun, bir gün ben, sen ve Rasûlullah (s.a.v.), falanca yerdeydik. Yanımızda başka bir kimse yoktu. Öyle değil mi?

- Evet.

- Rasûlullah (s.a.v.), o zaman şöyle dememiş miydi: "Her peygamberin mutlaka Cennet'te bir arkadaşı vardır. Osman b. Affan da Cen-net'teki arkadaşımdır."

- Evet. Allah için doğrudur."

Tirmizî, Talha b. Ubeydullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

"Her peygamberin bir arkadaşı vardır. Benim de Cennet'teki arkadaşım Osman'dır."

Tirmizî, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Peygamber (s.a.v.)'in yanma -üzerine cenaze namazı kılması için bir adamın cenazesini getirdiler. Ne var ki Peygamber (s.a.v.), onun cenaze namazını kılmadı. Denildi ki:

- Ya Rasûlallah, bundan önce herhangi bir kimsenin cenaze namazını kılmadığım görmedik.

- Evet, bu adam Osman'a buğzediyordu. Dolayısıyla Aziz ve Celıl olan Allah da adama buğz etti." Bu, garib bir hadistir.

Hafız İbn Asakir, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), mescidin kapısında Osman b. Affan'la karşılaştı. Ona şöyle dedi:

- Ey Osman! İşte Cebrail bana haber veriyor ki Allah, Ümmü Külsüm'ü Rukiyye'nin mehri kadar bir mehirle sana zevce olarak vermiştir. Onunla beraber bulunduğun süre kadar Ümmü Külsüm'le de beraber bulunac aksın."

Bu, garip ve münker bir hadistir.

Zayıf bir senedle rivayet olunduğuna göre Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğumu rivayet etmiştir:

"Eğer kırk kızım olsaydı, onları sırasıyla bir bir, Osman'la evlendi-rirdim. Öyle ki, yanımda bir tek kızım kalmazdı."

Muhammed b. Said el-Umevî, Mühelleb b. Ebi Süfran'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'ın ashabına sordum:

- Siz, Osman hakkında niçin, "O bizim fevkimizde ve bizden yüksektir," dediniz?

- Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), öncekilerden ve sonrakilerden hiçbir adama ondan başkasına peygamberin kızını nikahlamadı."

İsmail b. Abdülmelik, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m koltuk altlan görününceye kadar Osman b. Affan'dan başkası için elini kaldırıp dua ettiğini görmedim." Mis'ar, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m gecenin başından, fecrin doğuşuna kadar ellerini kaldırıp Osman için dua ederek şöyle dediğini gördüm: "Allah'ım, ben, Osman'dan razı oldum, sende ondan razı ol."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Osman'a şöyle demiştir:

"Allah, senin önce işlediğin ve sonra işleyeceğin gizli ve açık günahlarını ve kıyamet gününe kadar işleyeceğin günahlarla şimdiye dek işlediğin günahları affetsin."

İbn Adiy, Hüzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bir gazaya göndereceği ordunun teçhizi için yardım istemek amacıyla Osman'a haber gönderdi. Osman'da ona 10.000 dinar getirip önüne koydu. Rasûlulah (s.a.v.), o dinarları eline aldı, evirip çevirdi ve Osman'a şöyle dua etti: "Ey Osman, gizli ve aşikar işlediğin ve kıyamet gününe kadar işleyeceğin günahlarım Allah bağışlasın. Bundan sonra yapacağı işler (işleyeceği günahlar) Osman'a zarar vermez."

Leys b. Ebu Süleym şöyle dedi: Hurma ve yağdan yapılan habis yemeğini ilk yapan kişi Osman oldu. Osman, bal ve yağı birbirine katıp yemek yaptı ve Ümmü Seleme'nin evinde bulunan Rasûlullah'a gönderdi. Ancak Rasûlullah (s.a.v.), o esnada orada değildi.

Sonra geldiğinde yemeği önüne koydular.

- Bunu kim gönderdi? diye sorduğunda,

- Osman gönderdi, diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ellerini göğe kaldırıp şöyle dua etti: "Allah'ım! Osman, senin rızanı istiyor, sen de ondan razı ol."

Ebu Ya'lâ, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Osman'ı kucaklayıp: "Sen benim dünyada dos-tumsun, ahirette de dostumsun," dedi.»

Ebu Davud et-Teyalisî, Abdullah b. Havale'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

"Siz, cennetliklerin abasına bürünmüş insanlarla be/atlaşan bir adama hücum edeceksiniz." Biz, Osman b. Affan'a hücum ettik. Onun abaya bürünmüş olarak insanlarla bey'atlaştığını gördük."