El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Şamlıların Kur'ân Sahîfelerîni Mızraklarının Ucuna Takarak Yükseltmeleri

Kur'ân sahifeleri mızrakların ucuna takılınca Iraklılar şöyle dediler: «Biz, Allah'ın kitabına icabet eder ve ona yöneliriz.» Ebu Mihnef, Hz. Ali'nin o esnada kendi taraftarlarına şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ey …

Kur'ân sahifeleri mızrakların ucuna takılınca Iraklılar şöyle dediler: «Biz, Allah'ın kitabına icabet eder ve ona yöneliriz.»

Ebu Mihnef, Hz. Ali'nin o esnada kendi taraftarlarına şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ey

Allah'ın

kulları!

Hakkınızı

aramaya

devam

ediniz.

Samimiyet

ve

bağlılığınızı sürdürürüz.Düşmanınıza karşı savaşmaya devam ediniz. Ben, onları sizden daha iyi bilirim. Çünkü çocukken beraber olduk. Büyüdükten sonra da beraberce vakit geçirdik. Onlar, çocukken de son derece kötü ve şerli idiler. Büyüyünce de kötülük ve şerliliklerini sürdürdüler. Size yazıklar olsun. Al danm ayasınız. Vallahi bu Kur'ân sahifelerini sırf sizi aldatmak ve size tuzak kurmak için havaya kaldırmışlardır.»

Hz. Ali'nin bu sözleri üzerine adamları ona şöyle demişlerdi:

«Allah'ın kitabına davet edilip de ona icabet etmemek bize yakışmaz. Biz böyle bir davranışı kabullenmeyiz.»

Hz. Ali de onlara şöyle cevap vermişti: «Ben, Allah'ın dinine, Allah'ın kitabına dönünceye kadar onlarla savaşacağım.Çünkü onlar, Allah'a karşı gelmiş, onun emirlerine baş kaldırmış, ahdini ve emrini unutarak kitabına muhalefet etmişlerdir.»

Hz. Ali'nin bu sözlerine karşı çıkıp sonradan Hariciler grubunu teşkil eden Mis'ar b. Fedeki etTemimî ve Zeyd b. Husayn et-Taî ve onlara tabi olan bazı Kur'ân hafızları şöyle demişlerdi: «Ey Ali! Allah'ın kitabına icabet et.Sen buna davet edildiğin halde icabet etmezsen, biz seni şu karşımızdaki kavmin arasına katmcaya kadar oraya sürükler ve Affan oğlu Osman'a yaptığımızın aynısını sana da yaparız. Çünkü o, Allah in kitabıyla amel etmeyip başımızda diktatörlük yapü.Biz de onu öldür-dük.Vallahi ya sen bu çağrıya icabet edersin,ya da biz seni buna zorla icabet ettiririz.» Hz. Ali ise şöyle demişti:«Sizi men ettiğim şeyden uzak durun. Söylediklerime de uyun. Eğer bana itaat ederseniz bu adamlara karşı savaşmaya devam edin.Eğer bana karşı gelip isyan edecek olursanız elinizden geleni ardınıza koymayın.»

Bunun üzerine onlar da şöyle demişlerdi:* O halde Eşter'e haber gönder de buraya gelsin.» Hz.Ali de savaşa son vermesi için Eşter'e haber gönderdi ki yanına gelsin.

Hariciler hakkında yazdığı kitabında Heysem b. Adiy.îbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmişti:

«Muhammed b. Münteşir, Sıffîn savaşma katılan bir adamdan ve yalan söylemekle itham edilmemiş olan bazı Harici liderlerinden naklen bana dedi ki: Ammar b. Yasir, Hz. Ali'nin bu tutumundan hoşlanmadı. Çağrısına icabet etmeyip onun hakkında nahoş sözler söyledi. Sonra da şöyle dedi: "Allah'tan başkasını hakem olarak istemeden önce kim Allah'ın huzuruna varmak ister?"

Böyle dedikten sonra saldırıya geçti. Savaştı, nihayet öldürüldü.Al-lah ona rahmet etsin.»

Şamlıların önde gelen şahsiyetlerini Allah'ın kitabının hakemliğine davet edenlerden Abdullah b. Amr b. As da Iraklılara yönelip ateşkese davet etti. Savaşı bırakmalarını, Kur'ân'm emrine uymalarını istedi. Muaviye, ona böyle yapmasını emretmişti. Hz. Ali'nin, Kur'ân'm hakemliğine uymasını tavsiye edenlerden biri de Eş'as b. Kays el-Kindî idi. Allah, ondan razı olsun.

Ebu Mihneften gelen başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ali, savaşı durdurması için Eşter'e haber gönderdiği zaman o, haberciye şu cevabı vermişti:

«Şu an, beni geri çağıracak bir saat ve an değildir. Ben öyle bir noktadayım ki, Allah'ın bana zafer vereceğine ümidim vardır. Beni bulunduğum şu noktadan alıp götürmeniz asla doğru değildir.»

Esterin böyle demesi üzerine haberci olan Yezid b. Hani, Hz. Ali'nin yanına döndü. Eşter'in söylediklerini ona naklettti. Ester de firsatı değerlendirmek için savaşı şiddetlendirdi. Gürültü ve bağırtılar yükseldi, sesler ayyuka çıktı. Etrafındakiler Hz. Ali'ye şöyle dediler: «Galiba sen, Eşter'e savaşa devam etmesi için emir verdin.» Hz. Ali de onlara: «Benim Eşter'e gizlice birşey fısıldadığımı gördünüz mü? Savaşı durdurması için emrimi ona açıkça sizin gözleriniz önünde göndermedim mi?» deyince yanında bulunan adamlar:«Eşter'e haber gönder,buraya gelsin. Eğer gelmeyecek olursa vallahi biz senden ayrılıp gideriz.» diye karşılık vermişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ali,haberci Yezid b. Hani'ye şöyle dedi: "Git, Eşter'e buraya gelmesini söyle. Fitne koptu."

Yezid b. Hani, Eşter'in yanma gidip emirü'l-mü'mininin emrini ona tebliğ etti. Savaşa ara verip Hz. Ali'nin yanma gitmesini söyledi. Bunun üzerine Ester, işi hızlandırıp şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana. İçinde bulunduğumuz zafer durumunu görmüyor musun? Zaferi sonra tamamen ele geçireceğiz.

- Bu ikisinden hangisi çok hoşuna gider? Geri dönmeyi mi daha çok istersin, yoksa mü'minlerin emiri Ali'nin de Osman gibi öldürülmesini mi istersin? O öldürüldükten sonra buradaki zaferin sana ne fayda verir?

Bunun üzerine Ester, savaşı bırakıp Hz. Ali'nin yanma döndü ve

şöyle dedi:

- Ey Irak ehli! Ey alçaklık ve korkaklığın timsalleri! Şu anda bu adamlara üstün gelmiş durumdayken, sizin onları yenmek üzere olduklarınızı gördükleri sırada mushafin sahifelerini elleriyle yükseğe kaldırarak sizi Allah'ın kitabına davet ediyorlar. Halbuki onlar, çoktan Allah'ın emirlerine sırt çevirmişler ve kendisine bu Kur'ân'm indirildiği insanın sünnetinden sapmışlardır. Onların bu çağrısına icabet etmeyin. Bana süre tanıyın. Zaferi elde edeceğimi hissetmekteyim.

- Hayır.

- Ey Farslılarm düşmanları! Bana biraz daha mühlet tanıyın. Zafer kazanacağımı ümid ediyorum.

- Hayır, asla müsaade etmeyiz! Girdiğin günaha biz de seninle birlikte girmek istemeyiz.

Ester, bundan sonra Şamlıların çağrısına icabet etme hususunda kurralarla tartışmaya başladı. Aralarında geçen konuşmalar Özetle şöyleydi:

- Söyleyin bakalım. Eğer sizin bu ilk savaşımz hak yolda yapılan bir savaşsa devam ettirin. Eğer batıl yolda yapılan bir savaşsa biliniz ki, ölüleriniz Cehennem'dedir.

- Bize bu lafları söylemeye son ver. Artık ne sana ne de adamına (Hz.Ali'ye) asla itaat etmeyeceğiz. Biz, Allah rızası için bunlarla savaştık. Şimdi de Allah rızası için savaşa son veriyoruz.

- Hile yap tınız, vali ahi aldatıldınız. Savaş a son vermeye çağrıldınız. Siz de bu çağrıya icabet ettiniz. Ey kötü adamlar! Sırf dünyada zahi-dane bir hayat yaşayıp Allah'a kavuşma şevkini duyarak namaz kıldığınızı zannediyorduk. Fakat şu anda sizin dünyadan başka bir isteğinizin olmadığını gördüm .Yazıklar olsun. Ölümden kaçıp dünyada kalmak için savaştan firar ettiğinizi gördüm. Ey pisliklerle geçinen dişi deveyi andıran kimseler, siz artık temiz ve dindar kimseler değilsiniz. Şu zalim kavim bizden nasıl uzaklaştıysa siz de uzaklaşıp defolun.»

Bu konuşmadan sonra Hariciler, Eşter'e sövdüler. O da onlara sövünce, onlar onun bineğinin suratına kırbaçlarıyla vurmaya başladılar. Aralarında uzun hadiseler cereyan etti. Iraklıların bir çoğuyla Şamlıların tamamı, Müslümanların kanlarının akıtılmaması için bir süre ateşkes halinde kalmak arzusunu gösterdiler. Çünkü savaş esnasında özellikle son üç günlük çarpışmalar esnasında ve daha önemlisi cuma gecesinde ( ki o geceye köpek hırlaması gecesi adı verilmişti) iki taraftan da gayet derecede sabırlı ve bahadır askerler şehid olmuşlardı ki, bunların dünyada emsalleri görülmemişti. Bu bahadırlar çarpışırlarken birbirlerinin önünden kaçmamışlar, sabredip dayanmışlar ve nihayet iki taraftan biri diğerini Öldürmüştü. Birçoklarının anlattığına göre o son günlerde 70.000 kişi öldürülmüştü. Şamlılardan 45.000 Iraklılardansa 25.000 kişi öldürülmüştü. Ebu'l-Hasan b. Bera'nm ifaresine göre Iraklılar arasında Öldürülenlerin yirmibeşi Bedir savaşma katılan sahabelerdendi. Sıffîn da çarpıştıkları süre zarfında doksan defa dalış yapmışlardı.

Seyf b. Ömer et-Temimfnin ifadesine göre Sıffîn savaşı, yedi ya da dokuz ay süreyle devam etmiştir. Ebu'l-Hasan b. Bera'nm ifadesine göre ise bu savaş, 110 gün süreyle devam etmiştir. Ebu Mi&nefin ifadelerinden anlaşıldığına göre bu savaş, zilhicce ayının birinci günü olan cuma gününde başlamış olup safer ayının onüçüncü gününde sona ermiştir. Böyle olunca bu savaş, yetmişyedi gün süreyle devam etmiş olmaktadır. Doğrusunu Allah bilir.

Zührî dedi ki: Bana ulaşan bir rivayete göre bu savaşta öldürülenlerden elli küsur adam, aynı mezara defnedilirimş.

Beyhakî, Savfan b. Amr'ın şöyle dediğim rivayet etmiştir:

«Sıffîn savaşma katılan Şamlıların sayısı 60.000 kişi olup bunlardan 20.000 kişi öldürülmüştür. Bu savaşa katılan Iraklıların sayısı ise 120.000 kişi olup bunlardan da 40.000 kişi öldürülmüştür.»

Beyhakî, Sıffîn savaşını Ebu Hüreyre'den rivayet edilen şu hadisin tahakkuku olarak yorumlamıştır. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

«İki büyük topluluk savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Bu iki topluluk arasında büyük bir savaş cereyan edecektir. Ve ikisinin davası da aynıdır.»

Ebu Said el-Hudrî'den şöyle rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

«Davaları aynı olan iki büyük topluluk savaşmadıkça kıyamet kop-mayacaktır. Onlar bu halde (savaşır) iken araladmdan bir grup dinden çıkacaktır. Ve dinden çıkan grubu ise, o iki gruptan hakka daha yakın olan öldürecektir.»

îmanı Ahmed b. Hanbel, Ibn Mesud'dan rivayet etti ki, Rasûlullah(s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«îslâm değirmeni (hicretin otuzbeşinci veya otuz altıncı) senesine kadar dönmeye devam edecektir. Eğer helak olurlarsa, bu helak olanın gideceği bir yoldur. Eğer dinleri kendileri için ayakta durursa yetmiş sene daha durur.» Hz. Ömer dedi ki:

- Ya Rasûlallah, bu yetmiş senelik süreye önce söylemiş olduğun süre dahil midir yoksa değil midir?

- Hayır değildir.»

Mesruk, Abdullah'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Kuşkusuz îslâm değirmeni otuzbeş seneden sonra yok olacak-tır.Eğer (Müslümanlar) kendi aralarında barışırlarsa dünyayı yetmiş sene süreyle bolca yerler (refah içinde yüzerler). Eğer savaşırlarsa kendilerinden öncekilerin yoluna koyulmuş olurlar.»

îbn Dizil, İbrahim et-Temimf den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Ümeyye oğullarından bir adam (yani Hz. Osman) öldürüldüğü zaman îslâm değirmeni tersine dönecektir.»

Rasûlullah (s.a.v.), ölen bir Ensârfnin cenazesine çağrıldığında gidip cenazenin defnini beklerken oturmuştu. Oturur vaziyette iken şöyle buyurmuştu:

- İslâmiyet döneminde (birbirleriyle çekişen) iki ayrı kuşağa yöneticilik yaptığınız zaman haliniz nice olacaktır?

Ebu Bekir sordu:

- îlahı bir, peygamberi bir olan bir ümmette böyle bir durum meydana gelir mi?

- Evet.

- Ben böyle (talihsiz) bir zamana ulaşacak mıyım ya Rasûlallah?

- Hayır.

Hz. Ömer sordu:

- Ya ben böyle bir zamana ulaşacak mıyım ya Rasûlallah?

- Hayır.

Hz. Osman sordu:

- Ya ben böyle bir zamana ulaşacak mıyım ya Rasûlallah?

- Evet. Senin sebebinle fitneye düşeceklerdir.»

Hz. Ömer de bu hususu İbn Abbas'a sorarak şöyle demişti: —İlahları bir, kitapları bir, dinleri bir olduğu halde bu ümmet nasıl anlazmazlığa düşer?

- Bir kavim gelecek ve bizim anladığımız gibi Kur'ân'ı anlamayacaktır. Bu yüzden aralarında anlaşmazlığa düşeceklerdir. Anlaşmazlığa düşünce de savaşacaklardır.

Hz. Ömer, İbn Abbas'm bu cevabını makul bulmuştu.» Muhanımed b. Sirin'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: «Hz. Osman Öldürüldüğü zaman Adiy b. Hatim, onun hakkında şöyle dedi:«Os-man'ın öldürülmesi hususunda iki keçi dahi boynuzlasın adı. Sıffîn savaşı yapıldığı zaman Adiy'in bir gözü çıktı. Bunun üzerine başkaları dediler ki: «Adiy'in öldürülmesi hususunda iki keçi dahi boynuzlaşmadır Evet öyle ama bir çoklarının gözü çıktı.»

Rivayet olunduğuna göre Ka'bu'l-Ahbar, Sıffîn'a gitmiş, oradaki taşları görünce şöyle demiştir:"Bu yerde israil oğulları dokuz kez savaştılar, Araplar da burada onuncu kez savaşacaklar. Öyle ki, israil oğullarının birbirine attıkları taşları atacaklar ve israil oğulları yok olduğu gibi kendileri de yok olacaklardır.»

Rivayet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

«Kıtlık senesiyle ümmetimin helak edilmemesini Rabbimden diledim. Rabbim bu dileğimi kabul buyurdu. Irzlarım mubah sayan yabancıları ümmetime musallat kılmamasını Rabbimden diledim. Rabbim bu dileğimi de kabul buyurdu. Ümmetimi birbirine musallat kılmamasını Rabbimden diledim ancak bu dileğimi yerine getirmedi.» Biz bu hadisi, şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken nakletmiştik:

«Sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa kadir

Olan O'dur.» (el-En'am, 65.)

Rasûlullah (s.a.v), buyurdu ki: Bu, en kolay olanıdır.»