Bu savaş, Iraklılarla Şamlılar arasında cereyan etmiştir. îmam Ah-med b.Hanbel, Muhammed b.Sirin'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Fitne koptu. Fitne koparken Rasûlullan (s.a.v.)'ın 10 OOO'lerce sahabesi vardık Bunlardan yüz kadarı, hatta belki otuzu dışında kimse bu olaylara karışmadı.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Hakem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Sıffîn savaşma Bedir ehlinden yetmiş kişi katıldı.» Hakem'in bu sözüne karşı Abdurrahman b. Ebi Leyla şöyle demiştir: «Ebu Şeybe (yani Hakem), yalan söylemiştir. Biz bu hususu kendisiyle tartıştık. SıfBn savaşına Hüzeyme b. Sabit dışında Bedir ehli bir kimsenin katıldığını görmedik. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Sıfîîn savaşma Bedir ehlinden sadece Sehl b. Hanif ile Ebu Eyyüb el-Ensârî katılmışlardır.»
"Er-Reddu Ala'r-Ra'fiza" adlı eserde hocamız Allame îbn Teymiye, Bükeyr b. Eşec'in şöyle dediğini rivayet etmişti: «Osman'ın Öldürülmesinden sonra Bedir ehli kimseler evlerine kapandılar. Dışarı çıkmadı-lar. Ancak öldüklerinde mezarlarına götürüldüler.»
Hz. Ali, Cemel savaşının bitiminden sonra Basra'ya gitti. Mü'minle-rin annesi Hz.Aişe'nin Mekke'ye gitmek istediğini öğrenince onu Mekke'ye uğurladı. Sonra Basra'dan Kûfe'ye gitti. Ebu'l-Kenud Abdurrahman b. Ubeyd'in ifadesine göre Hz.Ali, meretin otuzaltmcı senesinin re-ceb ayının onikincisi olan pazartesi günü Kûfe'ye girmiş, kendisine: «Beyaz köşkte konakla.» dediklerinde o: «Hayır. Çünkü Hattab oğlu Ömer de beyaz köşkte konaklamaktan hoşlanmazdı. Ben de bu köşkte konaklamaktan hoşlanmıyorum» demiş ve büyük caminin yanındaki meydanlığa konaklamıştı. Sonra camiye giderek iki rekaat namaz kılmış, halka bir hutbe irad ederek onları iyiliğe teşvik edip kötülükten sa-kmdırmıştı. Bu hutbesinde Küfe halkını da övmüştü. Sonra Hz. Osman zamanından beri Hemedan valiliğini yapmakta olan Cerir b. Abdullah'a ve yine Hz. Osman zamanından beri Azerbeycan valiliğini yapmakta olan Eşa's b. Kays'a haber göndererek oradaki halkın bey'atını almalarım, sonra da yanma gelmelerini emretti. Onlar da bu emri yerine getirdiler. Sonra Hz. Ali, gelip kendisine bey'at etmesi için Muaviye'ye haber göndermek istediğinde Cerir b. Abdullah, şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri! Muaviye'nin yanına ben gideyim.Çünkü benimle onun arasında dostluk var. Senin namına ondan ben bey'at alayım.
Ester dedi ki:
- Hayır ey mü'minlerin emiri. Cerir'i Muaviye'ye gönderme. Korkarım ki, bu da onunla aynı görüşte olur.
Hz. Ali:
- Bırak da gitsin, dedi.
Hz. Ali,Cerir'i Şam'a Muaviye'nin yanına gönderdi. Onunla birlikte bir de mektup göndermişti. Mektubunda Muhacirlerle Ensâr'm kendisine bey'atlarının sağlanması emrini veriyordu. Ayrıca Cemel savaşında cereyan eden hadiseleri ona bildiriyor ve insanların girdiği yola kendisinin de girmesini istiyordu.
Cerir b. Abdullah, Muaviye'nin yanına varınca Hz. Ali'nin mektubunu ona verdi. Muaviye de Amr b.Asla Şamlıların reislerini toplantıya çağırdı. Onlara danıştı. Onlar, Osman'ın katilleri öldürülmedikçe veya bu katiller Hz. Ali tarafından kendilerine teslim edilmedikçe bey'at etmeyeceklerini söylediler. Şayet Hz. Ali, bu katilleri öldürmez veya kendilerine teslim etmezse kendisiyle savaşacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Cerir, geri dönüp Şamlıların söylediklerim Hz. Ali'ye bildirdi. Ester, şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri, sana Cerir'i göndermemeni söylememiş miydim? Eğer beni göndermiş olsaydın, Muaviye hangi kapıyı açarsa o kapıyı mutlaka kapatacaktım.
Cerir:
—Eğer sen elçi olarak Muaviye'nin yanma gitmiş olsaydın, Osman'ın kanına bedel olarak seni öldürürlerdi, deyince Ester, şu karşılığı verdi:
- Vallahi eğer ben onlara gitmiş olsaydım,bana verecekleri cevap ve gösterecekleri tavır beni ilgilendirmezdi. Muaviye'yi öyle bir noktaya getirirdim ki, bir an önce karar vermeye mecbur kalırdı.Eğer mü'minlerin emiri bu konuda benim tavsiyelerime uyacak olursa, durumlar düzelinceye ve şüpheler kalkıncaya kadar seni ve senin gibileri hapsetmesi çok iyi olacaktır.
Bunun üzerine Cerir öfkelenerek kalktı.Gidip Karkisya'ya yerleşti. Hz. Ali'ye söylediklerini ve onların kendisine söylediklerini bir mektupla Muaviye'ye bildirdi. Muaviye de yanına gelmesi için Cerir'e bir mektup gönderdi.
Hz. Ali, Şam'a gitme kararıyla Kûfe'den yola çıktı. Nahile'de ordugah kurdu. Kûfe'de kendi yerine Ebu Mesud Ukbe b. Amir el-Bedri el-Ensârfyi vekil bıraktı. Bazıları, Hz.Ali'nin Kûfe'de kalmasını, Şam'a ordu göndermesini tavsiye ettilerse de başkaları bizzat kendisinin de bu orduyla Şam'a gitmesini teklif ettiler. Hz. Ali'nin bizzat ordunun başında Şam'a doğru gelmekte olduğu haberini alan Muaviye, Amr b. As'a danıştı, Amr da ona:
- Sen de bizzat ordunun başında yola çık, dedi.
Amr b. As, kalkıp halka hitaben şöyle dedi: «Küfe ve Basraîılarm önde gelen şahsiyetleri Cemel savaşında ölmüşlerdir. Ali'nin yanında az sayıda insan kalmıştır. İşte mü'minlerin emiri Osman b. Affan öldürülmüştür. Sakın sakın hakkınızı zayi etmeyin ve öcünüzü almakta gecikmeyin."
Muaviye, Şam ordulanna mektup yazıp savaşa gelmelerini emretmiş, onlar da gelmişlerdi. Bayraklar ve sancaklar hazırlanıp komutanlara teslim edildi. Şamlılar, savaşa hazırlandılar. Bunlar da Sının tarafında Hz. Ali'nin geleceği yönde Fırat kenarında durdular. Hz. Ali, beraberindeki askerlerle birlikte Nahile'den hareket edip Şam'a yöneldi.
Ebu İsrail, Hakem b. Uyeyne'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hz. Ali'nin ordusunda Bedir savaşına katılmış seksen sahabe ile Rıdvan ağacının altında Rasûlullah'la bey'atlaşmış olan 150 sahabe
vardı.»
Hz. Ali, Rakka'ya bağlı Belih mıntıkasına varıp konakladığında -ki burası Fırat da bir yerdi- bir rahip, manastırından inip yanına geldi. Ona şöyle dedi: «Atadan ataya intikal ederek elime ulaşan bir kitap var. Bu kitabı Meryem oğlu İsa peygamberin arkadaşları yazmıştır. Bu kitabı sana arzedeyim mi?
- Göster bakalım hele.
Rahip, kitabı okumaya başladı:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
O Allah ki, hükmettiği şeyi hükmetti .Yazdığını da yazdı. Yazdığı şeyler arasında şunu anlatır ki: O, ümmilere kendi aralarından bir peygamber gönderecektir. O peygamber, ümmetine kitabı,hikmeti öğretecek; onları arındıracak ve onları Allah yoluna iletecektir. Kaba ve haşin değildir. Sokaklarda bağırıp çağırmaz. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Aksine affedip bağışlar. Onun ümmeti, her yüksek tepede,her çıkışta ve inişte Allah'a hamdeden kimselerdir. Dilleri devamlı surette tehlil ve tekbir getirerek çalışır.O peygamber, kendisine düşmanlık edenlere karşı Allah'tan yardım görür. Allah, onu vefat ettirdiği zaman ümmeti ihtilafa düşecek, sonra bir araya gelip ittifak edecekler ve bu ittifakları Allah'ın dilediği bir zamana kadar devam edecektir. Sonra yine ihtilafa düşeceklerdir. Bu ihtilaftan sonra o peygamberin ümmetinden bir adam, bu Fırat kenarından geçecek, insanlara iyiliği emredip kötülükten sakındıracak, hak ile hükmedecek ve hükmünden geri dönmeyecektir.
Dünya, onun nazarında fırtınalı bir günde savrulan topraktan veya külden daha önemsizdir. Ölüm, ona bir yudum su içmekten daha kolaydır. Gizlilikte Allah'tan korkar, aşikar ve açık hallerde ümmete nasihat verir. Allah'ın emrini yerine getirme hususunda kınayıcılann kınamalarından çekinmez. Beldelerin halkından her kim o peygamberin zamanına ulaşıp da ona iman ederse, onun mükafatı, benim hoşnutluğum ve Cennet'tir. Ve her kim de o peygamberin ümmetinden olup da bu ümmeti toparlamaya çalışan o salih kula yetişirse ona yardım etsin. Çünkü onun saflarında bulunup karşıtlarına karşı savaşırken Öldürülmek şehidliktir.»
Rahip, elindeki kitabın bu kısmını okuduktan sonra hz. Ali'ye şöyle dedi:
- Ben artık senin arkadaşımm.Senin başına gelenler, benim de başıma gelinceye kadar yanından ayrılmayacağım.
Rahibin böyle demesi üzerine Hz. Ali ağladı, sonra şöyle dedi: "Beni kendi nezdinde unutulmuş kılmayan Allah'a hamdolsun. Beni kendi katında iyi kimselerin kitabında anan Allah'a hamd olsun.» Bu rahip, Hz. Ali ile birlikte yola çıktı. Müslüman oldu ve savaşta öl-dürülünceye kadar yanından ayrılmadı. Savaş sona erdiğinde insanlar, ölüleri araştırmaya başladıklarında Hz. Ali:
- Rahibi arayın, dedi. Aradılar, onun da öldürülmüş olduğunu gördüler. Cenazesini bulduklarında Hz. Ali, onun namazını kıldı, onu defnetti ve onun için mağfiret diledi.
Hz. Ali, Ziyad b. Nadr el-Harisf yi ve Şureyh b. Hanf yi 12 000 askerle öncü kuvvet olarak gönderdi. Bunlar, Hz. Ali'den önce yola çıkıp gittiler. Ancak onun gideceği yoldan ayrı bir yol takip ettiler. Hz. Ali de gidip Menbiç'teki köprüden Dicle nehrini kat etti. Karşı tarafa geçti, iki öncü kuvvet de yoluna devam etmişti. Bunlar, Muaviye'nin Şamlılarla birlikte Hz. Ali'ye karşı gelmekte olduğunu duydular. Onu karşılamaya niyetlendiler, ama sayılarının azlığından korkuya kapılarak başka bir yol takip ettiler. Anet'ten geçmek istediklerinde oranın halkı onlara engel oldular. Bunun üzerine onlar da gidip Heyt'ten geçtiler ve Hz. Ali'ye ulaştılar. Hz. Ali, onlardan Önce Heyt'e varmıştı.
Öncü kuvvetlerin arkadan gelip kendisine ulaştıklarını gören Hz. Ali: "Öncü kuvvetlerim arkamdan geliyorlar, bu ne iştir?" deyince onlar da başlarından geçen hadiseleri anlatarak mazeretlerini beyan ettiler. Hz. Ali de mazeretlerini kabul etti. Fırat'ı geçtikten sonra onları Muaviye'nin karşısına çıkmak üzere ileriye gönderdi. Bu öncü kuvvetleri, . Şamlıların öncü kuvvetlerinin başındaki Ebu Aver Amr b. Süfyan es-Sülemî karşıladı. İki taraf birbirlerine saldırmaksızm beklemeye başladılar. Iraklıların öncü kuvvetlerinin komutanı Ziyad b. Nadr, Ebu Aver ile Şamlıları bey'ata davet etti. Ancak onlar, Ziyad'm bu davetine icabet etmediler. Ziyad da bu durumu bir mektupla kendisine bildirince Hz. Ali, onlara Ester en-Nehaî'yi komutan olarak gönderdi. Eşter'in komuta ettiği askeri birliğin sağ cenahına Ziyad, sol cenahına da Şureyh komuta edecekti.
Hz. Ali, Eşter'e, Şamlılar kendilerine karşı saldırıya geçmedikçe kendilerinin savaşı önceden başlatmamalarını emretti. Onları peş peşe defalarca bey'ata davet etmesini söyledi. Bey'ata yanaşmadıkları takdirde onlar saldırıyı başlatmadıkça, kendisinin onlara yanaşmamasını ve onlarla çarpışmamasını, korkaklar gibi de onlardan uzakta durmamasını, aksine kendisi oraya varıncaya kadar sabırla beklemesini ten-bihledi. İnşaallah kendisinin de arkadan oraya geleceğini bildirdi. Iraklıların öncü kuvvetleriyle Şamlıların öncü kuvvetleri karşılaştıkları gün birbirlerine saldırmadılar. İlk günlerini öylece geçirdiler. Vakit akşama erdiğinde Şamlıların öncü kuvvetlerinin komutanı Ebu Aver es-Sülemî, Haris b. Cehman el-Cufî ile Iraklıların öncü kuvvetlerinin komutanına emirlik mektubunu gönderdi.
Ester en-Nehaî, Iraklıların öncü kuvvelerinin başına komutan olarak geldiğinde Hz. Ali'nin verdiği emre itaat etti. Savaşa girişmedi. Şamlıların öncü kuvvetlerinin başındaki komutan Ebu Aver esSülemî de Iraklılara saldırmadı. İki taraf, yerlerinde sabırla beklediler. Şamlıların öncü kuvvetleri akşama doğru cepheden geri çekildiler. Ertesi gün yine sabırla beklediler. Ancak Ester, bilahare saldırıya geçince Şamlıların bahadır ve yiğitlerinden Abdullah b. Münzir et-Tenuhî'yi Iraklı askerlerden biri Öldürdü. Öldürenin adı, Zibyan b. Ammare et-Temimî idi. Bu hadise üzerine Şamlıların öncü kuvvetlerinin komutam Ebu Aver de beraberindeki adamlarıyla Iraklılara karşı saldırıya geçti. İki taraf karşı karşıya geldiğinde Ester, Ebu Aver'den kendisiyle mübareze yapmak üzere ortaya çıkmasını istedi. Ancak Ebu Aver, onun bu isteğine muvafakat etmedi. Güya Eşter'i kendine denk görmemişti. Doğrusunu Allah bilir.
İkinci günün akşam vaktinde iki taraf saldırılarına son verdiler. Üçüncü günün sabahında Hz. Ali, askerleriyle birlikte oraya geldi. Mu-aviye de askerleriyle oraya vardı. İki ordu karşı karşıya geldi. Yardımına baş vurulacak olan zat, yüce Allah'tır. İki taraf uzun süre beklediler. Beklemekte oldukları o yerin adı Sıfîîn idi. Vakit de zilhicce ayının ilk günleriydi.Sonra Hz. Ali, oradan ayrılıp kendi askerleri için bir konaklama yeri aramaya başladı. Muaviye, ordusuyla birlikte ondan önce oraya gelmiş ve su başlarını çok rahat ve geniş bir yerde tutmuştu. Hz. Ali, oraya geldiğinde sudan uzak bir yere konaklamıştı. Iraklılar, su başına gelmek istediklerinde Şamlılar, onlara engel olmuşlardı. Bu yüzden aralarında çarpışma meydana gelmişti.
Muaviye ve Ebu Aver es-Sülemî, su başını tutmuşlardı. Orada yanı SıfSn'de onların işgalinde bulunan sudan başka bir su yoktu. Hz. Ali'nin adamları şiddetli bir susuzluğa maruz kaldılar. Hz. Ali, Eş'as b. Kays el Rindf yi bir toplulukla birlikte suya gönderdi, ancak Şamlılar onlara su vermeyip: «Nasıl ki Osman'ı susuz bıraktımzsa siz de susuzluktan ölün.» dediler. Bir saat kadar karşılıklı olarak birbirlerine ok attılar, sonra da mızrak ve kargılarla birbirlerine giriştiler. Bundan sonra birbirlerine kılıçlarla giriştiler. Her iki taraf kendi adamına destek verdi. Sonra Iraklılar tarafindan Ester en-Nehaî, Şamlılar tarafindan da Amr b. As oraya geldi. İki taraf arasındaki savaş daha da şiddetlendi. Iraklılardan Abdullah b. Avf b. Ahmer el-Ezdî savaşırken şöyle diyordu:
«Fırat'ın akmakta olan suyunu bize vermemezlik etmeyin. Aradan çıkın, ya da büyük bir orduyla sebat edin.
Haretekli, mızrağıyla vuran ve saldıran her liderin, her beyin, içeceği bir su yeri vardır.
O bey ki, darbe vurur. Düşmanın kafalarına darbesini isabet ettirir.»
Sonra Iraklılar, Şamlıları su başından uzaklaştırmaya devam ettiler. Nihayet onları su başından tamamen uzaklaştırdılar. Büahere iki taraf da su kaynağından yararlanma hususunda anlaştılar. Aynı su kaynağının başına geliyorlar, taraftarlardan hiçbiri diğerleriyle konuşmuyor, kimse kimseye eziyette bulunmuyordu.
Bir rivayete göre Muaviye, Ebu Aver'e su kaynağını koruması için emir verdiğinde Ebu Aver, orada kınından çekilmiş kılıçlar, dimdik tutulmuş kargı ve mızraklarla nöbet tutmaya başladı. Hz. Ali'nin adamları gelip durumu Hz. Ali'ye şikayet ettiklerinde o, Sa'sa'a b. Sohan'ı Mua-viye'ye gönderdi ki, Muaviye'ye şöyle desin:«Biz buraya size karşı delillerimizi ibraz etmek için geldik. Sizinle savaşmaya niyetimiz yoktu. Ama sen öncü kuvvetlerini üzerimize gönderdin. Biz saldırıya geçmeden onlar bize saldırdılar. Şimdi de sudan yararlanmamıza engel oluyorsun.» Sa'sa'a b. Sohan, bu sözleri aktardığı zaman Muaviye yanındakilere: «Şunlar ne istiyorlar? diye sorunca Amr b. As, şöyle dedi: «Sudan yararlanmalarına engel olma. Çünkü onlar, susuz iken bizim kana kana su içmemiz insaflı bir davranış olmaz.»
Velid ise, şöyle dedi:
«Bırak da müminlerin emiri Osman'ı kendi evinde kuşatma altında tuttukları zaman onu susuz bıraktıkları ve kırk gün süreyle onu su ve yiyeceklerin lezzetinden mahrum bıraktıkları gibi kendileri de susuzluk acısını tatsınlar.»
Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh de şöyle dedi: «Geceye kadar onları susuz bırak. Belki memleketlerine dönerler.»
Bu sözler karşısında Muaviye susunca Sa'sa'a b. Sohan ona:
- Cevabın nedir? diye sordu. Muaviye de:
- Görüşümü büahere size bildireceğim, diye cevap verdi.
Sa'sa'a, Hz. Ali'nin yanına dönüp durumu anlatınca Hz. Ali'nin süvari ve piyadeleri harekete geçti. Şamlıları zorlayarak su başından uzaklaştırdılar. Sonra da su hususunda aralarında anlaştılar ki, kimse kimseye engel olmayacaktı. İki gün süreyle orada kaldılar. Ne Muaviye Hz. Ali'ye bir yazı yazıyor, ne de Hz. Ali ona bir yazı yazıyordu. Sonra Hz. AK, Beşir b. Amr el-Ensârî, Said b. Kays el-Hemedanî ve Şebis b. Ri-bi es-Sehmî'yi yanına çağırarak onlara şöyle dedi:
- Şu adamın (Muaviye'nin) yanına gidin. Onu itaata ve cemaata katılmaya davet edin. Ve size söyleceklerini aklınızda tutun. Gelip bana anlatın.
Bunlar, Muaviye'nin yanma gittiklerinde Beşir b. Amr, ona şöyle
dedi:
- Ey Muaviye, bir gün bu dünyayı bırakıp gidecek ve ahirete göçeceksin. Yaptıklarının hesabım Allah sana soracaktır. Bu dünyada işlediğin amellerin karşılığını sana verecektir. Allah aşkına bu ümmeti birbirinden .koparıp dağıtma, aralarında kan akıtılmasına sebebiyet verme.
- Bu tavsiyeyi kendi" adamlarınıza (Hz. Ali'ye) yapsaydınız ya? —Benim adamım (Hz. Ali), bu mahlukat içinde fazileti, dindarlığı,
İslâm'a senden önce girmiş olması ve Rasûlullah'a yakınlığı sebebiyle halifeliğe senden daha layıktır. O, seni kendisine bey "at etmeye davet ediyor.Böyle yapman, dünyada selamette kalman için daha uygundur. Ahirette de senin hayrına olacaktır.
- Osman'ın kam heder mi olsun? Hayır, vallahi ben bunu asla yapmayacağım.
Sonra Said b. Kays el-Hemedanî konuşmak istedi. Ancak Şebis b. Ribî ondan önce söze başlayarak Muaviye hakkında kaba ve nahoş sözler söyledi. Muaviye de onu, kendisinden daha şerefli bir kimseye karşı yakışıksız söz sarf etmekten ve bilmediği şeyleri söylemekten menedip, azarladı. Sonra yanından çıkıp gitmeleri için Muaviye, onlara emir verdi. Haksız yere öldürülen Hz. Osman'ın intikamım almaya kesin karar verdi. Tam o sırada iki taraf arasında savaş başladı. Hz. Ali, öncü kuvvetlerine ve komutanlara savaşa girişmeleri için emir verdi. Hz. Ali, kendi taraftarlarından her kavmin başına savaşta kendi adamlarından birini komutan olarak tayin ediyordu. Hz. Ali'nin savaş komutanlarından bazılarının adları şöyledir:E ster en-Nehaî, Hicr b. Adiy, Şebis b. Ri-bi, Halid b. Mutemer, Ziyad b. Nadr, Ziyad b. Hafsa, Said b. İs, Makil b. Kays ve Kays b. Sa'd.
Muaviye de savaşı idare etmesi için her gün bir komutan tayin ediyordu. Komutanlarından bazılarının adları şöyledir: Abdurrahman b.Halid b. Velid, Ebu Aver es-Sülemî, Habib b. Müslim, Zülkila el-Himyerî, Ubeydullah b. Ömer b. Hattab, Şurahbil b. Semt, Hamza b.Malik el-Hemedani. Taraflar bazen günde iki defa savaşıyorlardı. Sıffîn savaşı, zilhicce ayı boyunca devam etmişti.
Bu senede yani hicretin otuzaltmcı senesinde Müslümanlara Abdullah b. Abbas, Hz. Ali'nin emri üzerine hacettirdi. Zilhicce ayı sona erince muharrem ayı başladığında Cenâb-ı Allah, aralarına barışı hakim kılar umuduyla taraflar karşılıklı ateşkes çağrısında bulundular.

