El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Sus Şehrinin Fethi

Ebu Sebre, yanında Ebu Musa el-Eşarî ve Numan b. Mukrin de olmak üzere ordusuyla yola çıktı. Hürmüzan'ı da yanlarına almışlardı. Farshlardan hezimete uğrayanları kovalamaya başladılar. Nihayet Sus şehrine vardılar. Orayı …

Ebu Sebre, yanında Ebu Musa el-Eşarî ve Numan b. Mukrin de olmak üzere ordusuyla yola çıktı. Hürmüzan'ı da yanlarına almışlardı. Farshlardan hezimete uğrayanları kovalamaya başladılar. Nihayet Sus şehrine vardılar. Orayı kuşatma altına aldılar. Ebu Sebre, bu durumu Hz. Ömer'e mektupla bildirdi. Gelen cevabi mektupta Hz.Ömer, Ebu Musa'nın Basra'ya dönmesini ve sahabelerden Zer b; Abdullah b. Küleyb el-Akimf nin Cündü Sabura doğru harekete geçmesini emrediyordu. Sonra Ebu Sebre, ganimetlerin beşte birini ve Hürmüzan'ı aralarında Enes b. Malik'le Ahnef b. Kays'ın da bulunduğu bir heyetle Hz.Ömer'e yolladı. Bu heyet, Hürmüzanla birlikte Medine'ye yaklaştığında onun altın işlemeli ipek elbiselerini, yakutlarla süslenmiş tacını, altın ve her türlü ziynet eşyasını Hz. Ömer ve Müslümanlar görsünler diye kendisine giydirmişlerdi. Heyet Medine'ye girince Hz. Ömer'i yerinde aramış ama nerede olduğunu sorunca onlara: Küfeden gelen bir heyetle görüşmek üzere mescide gitmiş, denilmesi üzerine oraya gittiler. Hz. Ömer'i mescidde bornozu üzerine yaslanmış halde uzanmış gördüler. Hz.Ömer, gelen heyeti karşılamak amacıyla bunu giyinmişti. Heyet gittikten sonra onu yastık gibi yapıp uyumuştu. Elinde kamçısı olduğu halde uykudayken yanına vardılar. Hürmüzan:

- Ömer nerede? diye sorunca ona:

- İşte Ömer bu., diye cevap verdiler. Bu sefer Hürmüzan:

- Peki, onun bekçileri ve perdedarlan nerede? diye sorunca kendisine:

- Onun ne bekçileri, ne perdedarlan, ne de katipleri vardır, dediler. Bu sefer Hürmüzan:

- O zaman bunun peygamber olması gerekiyor, demiş. Yanındakiler de:

- Peygamber değil ama Peygamberler gibi davranıyor, diye cevap vermişlerdi.

Hz. Ömer, çevresindekilerin gürültüleriyle uyanmış, kalkıp oturmuş, daha sonra Hürmüzan'a dikkatle bakınca: *

- Yoksa bu Hürmüzan mı? diye sormuş, oradakiler de:

- Evet, diye cevap vermişlerdi. Bu defa Hürmüzan'ı iyiden iyiye süzmüş, üzerindeki ziynet eşyasına dikkatle bakmış, daha sonra da: "Cehennem ateşinden Allah'a sığınır ve ondan yardım dilerim. Bunu ve benzerlerini İslâmiyet'le zelil kılan Allah'a hamd olsun. Ey Müslümanlar topluluğu, şu dine sarılın ve Peygamberimizin yolundan yürüyün, dünya sizi şımartmasın. Çünkü dünya çok gaddardır." demişti.

Orada bulunanlar: . _

- Ey mü'minlerin emiri, bu Ahvaz hükümdarıdır. Bununla konuş, dedilerse de Hz. Ömer:

- Hayır, üzerindeki ziynetleri tamamen çıkarmadıkça kendisiyle konuşmayacağım, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer'in emrini yerine getirdiler, üzerindeki zinetleri Hürmüzan'dan çıkardılar ve ona kalın dokunmuş bir elbise giydirdiler. Hz.Ömer, ona sordu:

- Ey Hürmüzan! Sen antlaşmayı bozmanın ve Allah'ın emirlerine karşı gelmenin sonunun ne olduğunu gördün mü?

- Ey Ömer! Cahiliye döneminde Allah bizleri başbaşa bırakmış, sonunda biz sizi yenmiştik, ama şimdi siz bizi yendiniz.

- Peki peşpeşe antlaşmanı bozarken neye dayanıyordun?

- Bunu sana anlatmadan önce beni öldürmenden korkuyorum.

- Hayır, bundan korkma, Hz.Ömer*in böyle cevap vermesi üzerine Hürmüzan su istedi. Kendisine oldukça kaba ve kalın bir bardakla su getirilince Hürmüzan:

- Ben susuzluktan ölecek olsam bile böyle bir kaptan şu içmem, dedi. Bu sefer onun beğenebileceği bir bardakla kendisine su getirildi. Su getirilince Hürmüzan şöyle dedi:

- Suyumu içerken öldürülmekten korkuyorum. Hz.Ömer'de ona şöyle dedi:

- Hayır, bu suyu içip bitirinceye kadar senin için korkulacak bir durum yok. Hürmüzan suyu alıp dökünce Hz. Ömer:

- Ona bir daha su getiriniz, susuzken onu öldürmeyiniz, diye emir vermiş, fakat Hürmüzan:

- Benim suya ihtiyacım yok. Ben suyu bahane ederek eman almak istemiştim, diye cevap verince Hz. Ömer, kendisine:

- Ben seni Öldüreceğim! Hürmüzan da:

- Sen bana eman vermiştin, demiş. Hz. Ömer:

- Sen yalan söylüyorsun, deyince Enes b. Malik:

- Ey mü'minlerin emiri! Doğru söylüyor, sen gerçekten ona eman verdin, demişti. Bunun üzerine Hz. Ömer:

- Ey Enes, ben Meczee b. Sevr ile Bera b. Malik'i Öldüren birine nasıl eman verebilirim? Allah'a yemin ederim, ya bana bir çıkış yolu gösterirsin; yahut seni cezalandırırım, deyince Enes ona şöyle dedi:

- Sen ona: "Bana durumu anlatmcaya kadar korkacak bir durum yok ve bu suyu içinceye kadar da senin için korkulacak birşey yok." dedin. Hz. Ömer yanında bulunanlarda benzeri şeyleri söyleyince Hür-müzan'm üzerine giderek ona:

- Beni kandırdın, Allah'a yemin ederim ki sen Müslüman olmayın-caya kadar bunu kabul etmiyorum, demiş, o da Müslüman olmuştu. Bunun üzerine Hz.Ömer kendisine 2000 dirhem tahsis etmiş ve Medine'ye yerleştirmişti.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ömer'le Hürmüzan arasında Muğire b. Şube tercümanlık yapmıştı. Hz.Ömer, Muğire'ye:

- Nereli olduğunu sorun, demiş. Hürmüzan da Mihrican'li olduğunu söylemişti. Hz.Ömer:

- Kendi hüccetini söyle bakalım, deyince Hürmüzan:

- Diri sözümü, ölü sözünü mü söyleyeyim? diye sormuş, Hz. Ömer de:

- Diri sözünü söyle, deyince Hürmüzan:

- Sen bana eman vermiş oldun, dedi. Hz. Ömer:

- Sen bana hile yaptın ve Müslüman olmadığın takdirde bunu kabul etmeyeceğim, demişti. Bunun üzerine Hürmüzan Müslüman olmuştu. Hz. Ömer, ona 2000 dirhem maaş tahsis etmişti. Sonra Zeyd gelmiş, o da Hz. Ömerle Hürmüzan arasında tercümanlık yapmıştı.

Ben derim ki: Müslüman olduktan sonra Hürmüzan islâmiyet'i güzelce yaşadı. Hz. Ömer'den ayrılmıyordu. Nihayet Hz. Ömer öldürülmüş, bazı kimseler onun ve Cüfeyne'nin Ebu Lü'lü ile işbirliği içinde olduğunu söyleyip onu suçlamışlardı. Bunun üzerine. Ubeydullah b. Ömer, Hürmüzan ile Cüfeyne'yi öldürmüştü. Bununla ilgili ayrıntılı açıklama ileride verilecektir. Bize ulaşan bir rivayete göre Ubeydullah, kılıcını çekip Hürmüzan'ı öldüreceği zaman o, "Lâ ilahe illallah" demişti. Ubeydullah, Cüfeyne'nin alnına da haç işareti çizmişti.

Özetleyecek olursak deriz ki: Hz. Ömer Müslümanların Acem illerinde yayılmalarını men ediyordu. Çünkü Acemlerin onlara zarar vermelerinden korkuyordu. Nihayet Ahnef b. Kays, ona Acem illerinde fetihleri genişletmelerinin menfaat gereği olduğunu ifade etmiş ve hükümdar Yezdücürd'ün devamlı surette Acemleri Müslümanlarla savaşa kışkırttığını, eğer Müslümanlar Acemlerin kökünü kazımazlarsa, Acemlerin sürekli olarak İslâm'a ve Müslümanlara karşı savaşa arzulu olacaklarını bildirmişti. Hz. Ömer, onun bu görüşünü uygun görmüş ve tasvib etmişti. Müslümanların Acem illerinde fetihleri genişletmelerine izin verdi. Bu sebeple Müslümanlar, birçok yeri daha fethettiler. Allah'a hamd olsun. İleride açıklanacağı gibi Acem illerindeki fetihlerin çoğu, hicretin onsekizinci senesinde gerçekleşti.

Tekrar Sus şehrinin ve Cündü Sabur'la Nihavend'in fethi konusuna dönelim. Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Ebu Sebre, beraberindeki yüksek rütbeli komutanlarla birlikte Tüster'den Sus'a giderek orayı kuşattı ve savaşa başladı. İki taraftan da çok sayıda adam öldürdü. Sus şehrinin bilginleri, İslâm askerlerinin bulunduğu yere doğru surlardan eğilip şöyle seslendiler:

- Ey Müslümanlar topluluğu, şu beldeyi kuşatma işinde kendinizi boşa yormayın. Geçmişlerimizin bize anlattıklarına göre burayı ancak ya Deccal yada aralarında Deccal'm bulunduğu bir millet fethedecektir. Ebu Musa el-Eş'arf nin askerleri arasında Safi b. Sayyad da bulunuyordu. Ebu Musa onu, Sus şehrini kuşatanlar arasında göndermişti. Safi b. Sayyad, şehrin kapısına gelmiş, kapıyı ayağıyla tekmeleyince zincirler kopmuş, kilitler kırılmış, böylece Müslümanlar şehire girmiş ve orada buldukları düşmanları öldürmüşlerdi. Nihayet düşmanlar, eman dileğinde bulundular ve barış çağrısı yaptılar. Müslümanlar, onların bu çağrısına icabet ettiler. Sus şehrinin valisi Hürmüzan'm kardeşi Şehri-yar'dı. Neticede Müslümanlar, Sus'u aldılar. Orası yeryüzünün en eski şehirlerindendi. Hatta anlatıldığına göre orası yeryüzünde kurulan ilk şehirmiş, doğrusunu Allah bilir.

îbn Cerir'in anlattığına göre Müslümanlar, Sus şehrinde Danyal'm mezarını buldular. Ebu Musa, oraya geldikten ve Ebu Sebre'nin de Cündü Sabur'a gitmesinden sonra bu durumu bir mektupla Hz. Ömer'e bildirmiş; Hz. Ömer de yazdığı cevabi mektupta Danyal'm mezarım insanlardan gizlemesini ve yerini belirsiz hale getirmesini emretmiş, Ebu Musa da bu emri yerine getirmiştir. Biz bu hususu, "Hz. Ömer'in Sireti" adlı eserde detaylı olarak anlatmışızdır. Allah'a hamd olsun.

İbn Cerir dedi ki: Bazıları dediler ki; Sus şehri ile Ram Hürmüz'ün fethi ve Hürmüzan'ın Tüster'den Hz. Ömer'e gönderilmesi, hicretin yirminci senesinde olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

Hz.Ömer, bir mektup göndererek Numan b. Mukrin'in Nihavend'li-ler üzerine gitmesini emretmişti. O da bu emir üzerine Nihavend'e doğru yola çıkmış, oraya varmadan önce yol üzerinde büyük bir şehir olan Mah şehrine uğramış, orayı fethettikten sonra Nihavend'e gidip orayı da fethetmişti. Allah'a hamd olsun.

Ben derim ki: îleride de açıklanacağı gibi Nihavend şehri, hicretin yirmibirinci senesinde fethedilmiştir. Bu, gerçekten büyük bir olay ve önemli bir fetihti. Zer b. Abdullah el-Fekimî de Cündü Sabur şehrini fethetmiş, o beldeleri Müslümanlara kazandırmıştı.

Şunu da belirtelim ki Yezdücürd, şehirden şehire geçmekte iken nihayet gidip İsfahan'da ikamete başladı. Önde gelen arkadaşlarından 300 kişiyi Siyah ismindeki bir adamın emrine vermiş, onlar da Müslümanların önünden şehirden şehire kaçıp firar ediyorlardu. Nihayet Müslümanlar, Tüster ve İstahr şehirlerini fethedince Siyah, arkadaşlarına şöyle dedi: "Şunlar bahtsızlık ve zilletten sonra eski hükümdarların mekanlarına sahip oldular. Karşılaştıkları her orduyu kırıp geçtiler. Vallahi bu boşuna değildir." İslâmiyet ve İslâm'ın azameti, Siyah'm kalbine girmişti. Bu konuşmasından sonra arkadaşları ona tabi olacaklarını bildirdiler. Bu arada Ammar b. Yasir de onlara haber göndererek onları Allah'a imana davet etti. Onlar da Ebu Musa el-Eş'arî'ye haber göndererek Müslüman olduklarını bildirdiler. Ebu Musa da onların Müslüman olduklarım bir mektupla Hz.

Ömer'e bildirdi. Hz. Ömer, onlara 2000'er dirhem maaş bağlamasını emretti. Hatta bunlardan altı kişiye 2500'er dirhem bağlanması emrini vermişti. Bunlar İslâmiyet'i güzelce yaşadılar. Kavimleri olan Farslıları Müslümanların yenmesi hususunda büyük yararlılıkları oldu. Öyle ki bir gün İranlılar, müstahkem bir kalede kuşatma altına alınmış iken ve Müslümanlar, onların yanına giremezken bunlardan biri, geceleyin kale kapısına gelmiş, elbisesini kana bulamış, Farslılar onu görünce kendilerinden olduğu zarînına kapılmışlar, bu yüzden içeri alıp korumak için kale kapısını ona açmışlar, o da kapıcının üzerine saldırıp öldürmüş ve arkada duran diğer arkadaşları da hücuma geçerek o kaleyi fethedip orada bulunan Mecusileri öldürmüşlerdi. Buna benzer daha birçok hayret verici yararlılıkları görülmüştü.

Allah, dilediği kulunu dosdoğru yola iletir.

İbn Cerir'in anlattığına göre Hz. Ömer, Horasan ve Irak beldelerine İranlılarla savaşmak ve Fars illerindeki fetihleri -Ahnef b. Kays'm tavsiyesi üzerine- genişletmek amacıyla bayraklar ve sancaklar hazırladı.

Bu sebeple ileride de açıklayacağımız ve dikkatlerinizi çekeceğimiz gibi hicretin onsekizinci senesinde çok sayıda fetih gerçekleşti.

Hicretin onyedinci senesinde mü'minlerin emiri Hattab oğlu Ömer, insanlara hacc ettirdi. Daha sonra vilayetlere atadığı valilerin adlarını açıkladı. Bu valilerin adlarını önceki sayfalarda açıklamıştık. Yalnız Muğire b. Şube, Basra'daM valilik görevinden alınarak yerine Ebu Musa elEş'arî atanmıştı.

Ben derim ki: Hicretin onyedinci senesinde bazı kimseler vefat ettiler. Bunların daha önce vefat etmiş olduklarını söyleyenler de vardır. Bu vefat edenlerin adlarını açıklamıştık. Bunların hicretin onyedinci senesinde değilde daha sonra vefat etmiş olduklarını söyleyenler de olmuştur. Yeri gelince bunlardan bahsedeceğiz. Doğrusunu Allah bilir.