îbn Cerir dedi ki: Seyf b. Ömer et-Temimfnin rivayetine göre bu hadise, hicretin onyedinci senesinde vuku bulmuştur. Hadisenin vuku sebebi de şuydu: Yezdücürd, Farslılan her zaman Müslümanlarla savaşa teşvik ediyor ve Arapların kendi beldelerini ele geçirmelerinden, üzerlerine hücum etmelerinden ve kalelerinde iken üzerlerine saldırmalarından dolayı da onları kınıyordu. Bu sebeple Ahvaz ve Fars halkına mektuplar yazdı. Onlar da bunun üzerine harekete geçtiler. Müslümanlarla savaşmaya söz verdiler. Basra'ya yöneleceklerine dair taahhütte bulundular. Bu haber Hz.Omer'e ulaşınca Kûfe'de bulunan Sa'd'a şu mealde bir mektup gönderdi:
"Numan b. Mukrin'le birlikte Ahvaz üzerine büyük bir ordu gönder ve elini çabuk tut. Bu ordu, Hürmüzan'm karşısına geçsin."
Bu mektubunda Basra'ya gönderilecek ordunun safları arasında önde gelen kahraman komutanların da bulunmalarını emretmiş ve isimlerini şöyle sıralamıştı: Cerir b. Abdullah el-Becelî, Cerir b. Abdullah el-Himyerî, Numan b. Mukrin ve Abdullah b. Zu's-Sehmeyn.
Ayrıca Hz. Ömer, Basra'da bulunan Ebu Musa'ya da bir mektup göndererek Ahvaz'a büyük bir ordu göndermesini, ordunun başına Süheyl b. Adiy'yi komutan yapmasını, Süheyl'le birlikte Bera b. Malik, Asım b. Amr, Meczee b. Sevr, Ksüb b. Sevr, Arfece b. Herseme, Hüzeyfe b. Mihsan, Abdurrahman b. Sehl ve Husayn b. Mabed'in de bulunmasını emretti. Küfe ve Basra'da yönetimin Ebu Sebre b. Ebi Rubm'un elinde bulunmasını ve kendisine gelecek takviye birliklere de onun komuta etmesini buyurdu.
Dediler ki: Numan b. Mukrin, Küfe ordusuyla birlikte yola çıktı. Basralıları geçerek onları geride bıraktı. Kendisi Hürmüzan'ın bulunduğu Ram Hürmüz'e ulaştı. Orada Hürmüzan askerleriyle birlikte onun karşısına çıktı. Hürmüzan, daha Önce Müslümanlarla yapmış olduğu barış antlaşmasının şartlarını çiğnemişti. Basralıların gelmesinden önce kendisi Numan b. Mukrin ve askerlerini mağlup etme arzusuna kapıldı ve Farslılarm kendisine yardıma geleceklerini ümid etti. Numan b. Mukrin, Erbil'de onunla çatışmaya girdi. İki taraf şiddetlice savaştılar. Hürmüzan, yenilgiye uğrayıp Tüster'e kaçtı. Ram Hürmüz'ü bıraktı. Numan, orayı teslim aldı. Oradaki azıkları, silah ve teçhizatı ele geçirdi. Basralılar, Kûfelilerin Hünnüzan'a yaptıklarını, onun Ram Hürmüz'den kaçıp Tüster'e sığındığını duyunca oraya doğru yola çıktılar. Kûfeliler de onların arkasından gelerek onlarla birlikte orayı kuşatma altına aldılar.
Basra ve Küfe birliklerinin başındaki komutan Ebu Sebre idi. Bunlar, Hürmüzan'ın Tüster'de çok sayıda asker yığdığını gördüler. Bu durumu Hz. Ömer'e mektupla bildirerek kendilerine takviye birlikler göndermesi talebinde bulundular. Hz.Ömer de bunun üzerine Ebu Musa'ya bir mektup göndererek Tüste^i kuşatan Ebu Sebre komutasındaki orduya yardıma gitmesini emretti. Bunun üzerine Basra valisi olan Ebu Musa harekete geçti ve takviye birlik olarak Tüster*deki ordunun yardımına gitti. Ebu Sebre ise, Kûfelilerin ve Basralıların komutanı olarak görevine devam etti. Onları aylarca kuşatma altında tuttu. İki taraftan da çok sayıda adam öldürüldü. O gün Enes b. Malik'in kardeşi Bera b. Malik, mübarezede karsısına çıkan lOO'den fazla kişiyi öldürdü. Ka*b b. Sevr, Meczee b. Sevr, Ebu Yemame ve diğer Basralılar da böyle üstün kahramanlıklar gösterdiler. Kûfeliler de bu şekilde üstün yararlılıklar gösterdiler. Habib b. Kurre, Rib'i b. Amir, Amir b. Abdü'lEsved gibi bahadırlar düşmandan 100'den fazla düellocuyu Öldürdüler. Bu çarpışmalar günlerce devam etti. Nihayet çarpışmanın sonunda Müslümanlar, davetine icabet edilen bir kişi olan Bera b. Malik'e:
- Ey Bera, Rabbine yemin ver de bu düşmanı hezimete uğratsın, dediler. Bera da:
- Allah'ım, onları karşımızda bozguna uğrat ve beni şehid düşür, diye dua etti. Müslümanlar düşmanı hezimete uğrattılar. Nihayet onları hendeklerine girmek mecburiyetinde bıraktılar. Üzerlerine hücum ettiler. Müşrikler şehre kaçıp kaleye sığındılar. Beldeleri onlara dar gelmişti. Şehir halkından bir adam, Ebu Musa'dan eman diledi. Ebu Musa, ona eman verdi. Gönderdiği mesajda, Müslümanlara şehire nereden girebileceklerini ifade ediyordu. Bu yer, suyun şehire giriş yerindeki geçitti. Komutanlar ve askerler, eman dileyen bu adamın talebini uygun gördüler. Bazı bahadırlar ve yiğit askerler, bu çağrıya uyup suyun geçit yerine geldiler. Ördekler gibi geceleyin sudan geçip şehre gidiler. Şehre ilk giren Abdullah b. Mugaffel el-Müzenf ydi. İçeriye geçen bu Müslüman askerler kale kapılarını açtılar. Müslümanlar, tekbir getirerek şehre girdiler. Şehre girme işi fecrin doğuşundan güneşin yükselişine kadar tamamlanmıştı.
O gün sabah namazım Buharf nin Enes b. Malik'ten rivayet ettiğine göre ancak güneşin doğuşundan sonra kılabilmişlerdi. Bu hususta Enes şöyle demiştir:" Tüster fethinde hazır bulundum, şehire giriş sabah namazı vaktinde oldu. İnsanlar fetih işiyle meşgul olduklarından sabah namazını ancak güneşin doğuşundan sonra kılabildiler. O namazı kılmak, kızıl tüylü davarlara sahip olmaktan çok daha hoşuma giderdi."
Buharı, namazı savaş mazereti sebebiyle ertelemenin caiz olduğu görüşüne kail olan Mekhul ve Evzafye karşı bu delili ileri sürerek muhalefet etmiştir. Yine Buharî, bu görüşünü teyid etmek amacıyla Hendek muharebesi esnasında Hz. Peygamber'in söylediği şu hadisini de delili olarak iler sürmüştür:
"Bizi ikindi namazını kılmaktan alıkoydular. Allah, onların mezarlarını ve evlerini ateşle doldursun."
Buharı, bu görüşüne üçüncü delil olarak Hz. Peygamberdin Beni Ku-rayza'ya giderken söylemiş olduğu şu hadisini de ileri sürmüştür:
"Sizden her biriniz ikindi namazını Beni Kurayza yurdunda kılsın." Peygamber Efendimiz'in bu buyruğu üzerine sahabelerden bazısı, ikindi namazım güneşin batışından sonraya ertelemişlerdi. Bu ertelemeliri sebebiyle de Peygamber Efendimiz onları azarlamamış ti. Mekke fethinden bahsederken bu konuyu açıklamıştık. Kısaca demek istediğimiz şudur ki, şehir fethedildiği zaman Hürmüzan kaleye sığındı. Müslüman yiğitler ve bahadırlar, onu kovalayarak kalenin belli bir yerinde sıkıştırdılar. Ya o ölecekti, ya da onu sıkıştıran Müslümanlar öleceklerdi. Bu arada Hürmüzan, Bera b. Malik ile Meczee b. Sevifyi Öldürdükten sonra Müslümanlara dedi ki:
- Okluğumda 100 ok var. Her kim bana yaklaşırsa mutlaka ona bir ok atıp öldürürüm. Ve attığım her ok mutlaka sizden bir adama isabet edecektir. Ben sizden 100 kişiyi öldürdükten sonra beni esir alsanız bile size ne faydası olur?
- Ne istiyorsun?
- Bana eman verin, size teslim olayım. Beni, Hattab oğlu Ömer'e gönderin. O, benim hakkımda hüküm versin. Müslümanlar onun bu isteğini kabul ettiler. O da yayım ve okunu bıraktı. Müslümanlar onu esir aldılar. Sıkıca bağlayıp Hz.Ömer'e gönderdiler. Sonra da şehirdeki malları ve eşyaları teslim aldılar. Beşte birini Hz.Ömer'e gönderdiler. Beşte dördünü de her süvariye 3000 dirhem, her piyadeye 1000 dirhem olmak üzere aralarında paylaştırdılar.

