Seyf b. Ömer'in anlattığına göre Yermük savaşı, hicri onüçüncü senede Dımaşk'm fethinden önce yapılmıştır. Ebu Cafer b. Cerir de, Seyf in bu görüşüne katılmıştır. Hafız b. Asakir'in, Yezid b. Ebu Ubeyde, Velid, İbn Luha/a, Leys ve Ebu Maşer'den naklettiğine göre bu savaşı, hicri onbeşinci senede Dımaşık'm fethinden sonra yapılmıştır.
Muhammed b. îshak ise, bu savaşın hicri onbeşinci senenin receb ayında yapıldığını ifade etmiştir. Halife b. Hayyat, Ibn Kelbf nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yermük savaşı hicri onbeşinci senenin receb ayınım beşinci gününde pazartesi günü yapıldı.
Ibn Asakir, bunun sağlam bir rivayet olduğunu söylemiştir. Seyf in: "Yermük savaşı, hicri onüçüncü senede Dımaşk'm fethinden Önce yapılmıştır." sözüne gelince, onun bu sözüne tabi olan bir kimse olmamıştır.
Ben derim ki: Seyf b. Ömer'in bu sözleri, İbn Cerir'in şu nakline dayanmaktadır: Bu ordular, Şam'a yöneldikleri zaman Bizanslılar, şiddetli bir korkuya kapıldılar. Kendilerine yol göstermesi için Herakli-yus'a mektup yazdılar. O zaman Herakliyus, Humus'ta bulunuyordu. Anlatıldığına göre Herakliyus, o sene Kudüs'e gidip hac görevini ifa etmişti. Bu durumdan haberdar olunca Şam'daki Bizanslılara şu talimatı göndermişti:
"Yazıklar olsun size. Bunlar yeni bir dine bağlı kimselerdir. Bunlara kimse karşı koyamaz. Bana uyun da Şam haracının yarısını, kendilerine vermek üzere onlarla barış antlaşması yapın ki Bizans dağları sizin elinizde kalmaya devam etsin. Eğer bu tavsiyeme uymazsanız onlar sizden Şam'ı alırlar ve sizi Bizans dağlarında sıkıştırırlar."
Bizanslılar, Herakliyus'un bu talimatı karşısında vahşi hayvanlar gibi sesler çıkarmaya başladılar. Din ve dünya savaşı ve zaferi konusunda bilgi ve görüşleri kıt olduğu için bu gibi durumlarda bu tür sesler çıkarmak, onların âdeti haline gelmişti. O esnada Herakliyus, Humus'a doğru hareket etti. Bizans ordularının, komutanlarının idaresi altında savaş alanına çıkmalarını ve her Müslüman komutanın komutasındaki askerlere karşı kesif bir kalabalıkla çıkmalarını emretti. Baba bir kardeşi Tozarik'i 90000 savaşçı ile Amr b. As'm karşısına, Cerceh b. Bozi-ha'yı da, Yezid b. Ebu Süfyan'm karşısına çıkardı. Kendisi de 50.000 veya 60.000 askerden oluşan bir birliğin başına geçti. Derfes'i Şurahbil b. Hasene'ye, Lakikar (Kaykulan?)'ı 60.000 askerle Ebu Ubeyde b. Cer-rah'a karşı çıkardı. Bizanslılar: "Vallahi, artık Ebu Bekir'i diyarımıza süvariler göndermek gücünden yoksun bırakacağız." dediler. îkrime b. Ebi Cehil komutasındaki askerler dışında kalan Müslüman askerlerin sayısı 21.000 idi. ikrime, 6.000 askerle Şam tarafında Müslümanlara takviye olarak beklemekteydi. Komutanlar başlarına gelen bu büyük hadisede ne yapacaklarını sormak üzere Ebu Bekir ile Ömer'e mektup yazdılar. Ebu Bekir de onlara şu mealde bir mektup yazıp gönderdi:
"Toplanın tek bir ordu haline gelin. Müşrik askerlerin üzerine atılın. Siz, Allah'ın dininin yardımcılarısınız. Allah, dinine yardım edenlere yardım eder. Kendisini inkar edenleri ise yardımsız bırakır. Sizin gibi bir ordu, sayı azlığından ötürü mağlup olmaz. Ancak günahkarlık yüzünden mağlup olabilir. Bu sebeple günahtan sakının. Sizden her bir asker, arkadaşı ile bağlarını güçlendirsin."
Hz. Ebu Bekir es-Sıddık: "Allah'a yemin ederim ki, Hristiyanları Halid b. Velid vasıtasıyla şeytanın vesveseleri ile meşgul edeceğim." dedi ve Irak'ta bulunan Halid b. Velid'e, Şam'a gitmesi ve oradaki ordunun başına emir olması için haber gönderdi. Halid, işini tamamladıktan sonra Irak'taki görevinin başına döndü ve ileride anlatacağımız olaylar meydana geldi.
Herakliyus, Hz. Ebu Bekir'in komutanlarına, toplanmaları için gönderdiği emirden haberdar olunca oda aynı şekilde toplanıp develer için durulabilecek geniş bir yer, savaşmak için geniş bir alan, düşman askerlerinin kaçmalarına imkan vermeyen dar geçitlerin bulunduğu bir mahalde toplanmaları emrini gönderdi. Askerlerin başında kardeşi Bendarik, öncü kuvvetlerin başında Çerce, sağ ve sol cananlarda da Ma-han ve Dragos, deniz tarafında da Kaykulan adındaki kumandanlar vardı.
Muhammed b. Aid, Said b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Müslümanlar, 24.000 kişi idiler. Başlarında Ebu Ubeyde vardı. Bizanslılar ise, 120.000 kişi idiler. Başlarında Mahan ve Sıklab vardı. Bu iki ordu Yermük denen yerde savaştılar. İbn İshak'ın da anlattığına göre testisleri burulmuş olan SıMab, o gün 100.000 kişilik Bizans ordusunun komutanı idi. Bu ordunun öncü birliğinin başında Cerceh vardı. Bu birlik, Erinmelerden oluşturulmuştu ki, sayıları 12.000'i bulmaktaydı. Mustarebe Araplardan da 12.000 kişilik grubun başında Cebele b. Eyhem bulunuyordu. Müslümanlar 24.000 kişi idiler. İki ordu şiddetli b. şekilde savaştılar. Öyleki arkadan kadınlarda şiddetli bir şekilde bu savaşa katıldılar.".
Veiid, Abdurrahman bir Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Herakliyus, Mahan isimli Ermeni komutan maiyetinde 200.000 kişilik bir orduyu Müslümanların üzerine göndermişti."
Seyfb. Ömer dedi ki: Rumlar, ilerlemeye devam ettiler. Yermük'e yakın ve Kuşe denen yerde konakladılar. Vadi onlara karşı bir hendek oldu. Sahabelerde Hz. Ebu Bekr'e haber gönderip takviye istediler ve Yermük'teki Bizans ordusuna karşı nasıl hareket edeceklerine dair talimat göndermesini taleb ettiler. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr, Halid b. Velid'e mektup yazarak Irak'ta yerine birini vekil bırakmasını ve beraberindekilerle birlikte Şam'a dönmesini emretti. Şam'a vardığı zaman komutayı ele almasını tenbihledi. Bunun üzerine Halid b. Velid, yerine Müsenna b. Harise'yi Irak'a vali olarak bıraktı. Kendisi de 9.500 kişilik askeri birliği ile beraber Rafı b. Umeyre et-Taî kılavuzluğunda Şam'a doğru yola çıktı. Kılavuz Rafi, Halid'in ordusunu Simak yolundan yürüterek Kurakir denen yere ulaştırdı. Daha önce.
kimsenin geçmediği yollardan geçirdi. Çölleri ve sahralarla vadileri geçip dağlara tırmandı. Belirsiz yollardan yürüdü. Onlar, susuz çöllerden geçmekte iken develer susamaya başladılar. Develere bir-iki defa arka arkaya su içirdiler. Sonra da arkalarındaki yükü koparmaşınlar diye develerin ağızlarını ve dudaklarını kestiler. Su tükenince birkaç deveyi boğazlayarak karınların-daki suyu içtiler. Atlarına da içirdiler. Ve develerin etlerini pişirerek yediler. Kararlaştırdıkları yere vardıklarında bu yolculuk beş gün sürmüştü. Halid b. Velid, Tedmür tarafından Bizanslıların üzerine geldi. Tedmür ve Erke halkları ile barış yaptı. Azra'ya uğradığında orayı ganimet edindi. Gassanlılara büyük miktarda malı ganimet olarak bıraktı. Kendisi de Dımaşk'm (Şam'ın) doğusundan çıktı. Sonra yoluna devam etti.
Busra'ya vardı. Sahabelerin, Busra valisi ile savaştıklarını gördü. Onunla barış yaptı ve şehri yine kendi şartları çerçevesinde valiye bıraktı. Busra, Şam diyarında feth edilen ilk şehir oldu. Allah'a hamd olsun.
Halid b. Velid, Gassan mıntıkasında ele geçirdiği ganimetlerin beşte birini, Bilal b. Hars el-Müzenî ile birlikte Hz. Ebu Bekir'e gönderdi. Kendisi, Ebu Ubeyde, Mersed ve Şurahbil ile birlikte Amr b.As'ın yanına gitti. Bizanslılar, Miver'e bağlı Arba mıntıkasında Amr b. As'a hücum etmişlerdi. Böylece Ecnadeyn savaşı başlamış oldu. Müslümanlardan birisi, Halidle birlikte yaptıkları bu yolculuk hakkında şöyle bir şiir söylemişti:
"Ne gözü varmış Rafi'in, nasılda Karakir'den Suva'ya geçirdi bizi, Beş gün yolculuk yaptık, ordu bu yolculuğu yapınca ağladı. Senden önce hiç kimse bu yollardan geçmiş değildi."
Araplardan birisi, bu yolculuk hakkında Halid'e şöyle demişti: '*Eğer falan ağacın yanında sabahlarsan, sen ve beraberindekiler kurtulursunuz. Eğer o ağaca ulaşamazsan sen ve beraberindekiler helak olursunuz."
Halid, yamndakilerle birlikte yoluna devam etti. Büyük bir tepe ile karşılaştılar. Orada sabahladılar. Halid: "Sabahleyin bu kavim Övgülü bir yürüyüş yapacaktır." dedi ve öyle oldu. Güzel bir yürüyüşle yollarına devam ettiler.
Seyf b. Ömer, Ebu Nahif ve diğerleri dediler ki: Bizanslılar, Vaku-sa'da komutanlarıyla bir araya geldiklerinde ve sahabelerde onlara yakın olan menzillerinden intikal ettiklerinde Amr b. As, sahabelere şöyle dedi;
- Ey insanlar, size müjdeler olsun. Allah'a yemin ederim ki, Bizanslılar kuşatma altına alındılar. Kuşatma altına alman kimseye hayrın ulaştığı çok az görülmüştür.
Anlatıldığına göre sahabeler, Bizanslıların üzerine ne şekilde gidileceğini karara bağlamak için meşveret yapmak üzere toplandıklarında komutanlar bu iş için mecliste toplandılar. Ebu Süfyan gelip onlara şöyle dedi:
- Ben, savaş hususunda karar almak için toplanacak bir kavme ulaşıncaya dek yaşayacağımı sanmıyordum. Böyle bir kavmin arasında bulunabileceğimi düşünmemiştim.
-Ebu Süfyan, böyle dedikten sonra ordunun üç kısma ayrılmasını tavsiye etti. Birinci kısım ilerleyip düşmanın karşısında ordugah kuracak, sonra yükleri ve kadınları ihtiva eden ikinci kısım harekete geçecek. Bunların birinci gruba ulaşmasından sonraya kadar Halid bekleyecek, ondan sonra harekete geçecek ve Öyle bir yere gelecek ki, çöl arkalarında kalacak. Böylece kendilerini giyecek ve takviye kuvvetleri rahatlıkla ulaşabilecekti.
Komutanlar, Ebu Süfyan'm bu tavsiyesine uydular. Bu, güzel bir görüştü.
Velid, SafVan tariki ile Abdurrahman b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bizanslılar, Deyr Eyyüb ile Yermük arasına gelip ordugah kurdular. Müslümanlar da diğer tarafla nehrin öte yakasında ordugah kurdular. Medine'den kendilerine takviye kuvvetleri ulaşsın diye Ezriat şehrini de arkalarına aldılar. Halid b. Velid ise, rebiyülevvel ayı boyunca Rumları kuşatan sahabelerin yanma aynı ayda gelmişti. Halid'in rebi-yülahir ayında takviye olarak geldiğini gören Bizanslı komutan Mahan, beraberinde keşişler, papazlar, rahipler olmak üzere gelip askerleri savaşa teşvik ettiler ki, Hrıstiyanhk dinine yardım etsinler. O gün Bizans ordusundaki askerlerin 280 000 zincir ve iplerle birbirlerine bağlanmışlardı. 80 000 süvari ve 80 000 de piyade vardı."
Seyf dedi ki: Anlatıldığına göre firar etmemeleri için Bizans askerlerinden her on tanesi bir zincire vurulmuştu. Zincire vurulanların toplamı 30 000 askerdi. Doğrusunu Allah bilir. Seyf dedi ki: İkrime b. Ebi Cehil, beraberindeki askerlerle Müslümanlara yardıma geldi. Böylece sahabe ordusu 36 000 ile 40 000 arasında bir yekünü buldu.
İbn Ishak ile Medainî derler-ld: Ecnadeyn savaşı, Yermük savaşından önce yapıldı. Ecnadeyn savaşı, hicri onüçüncü senenin cemaziyel-evvel ayının bitimine iki gece kala yapıldı. Bu savaşta birçok sahabe şe-hid edildi. Bizanslılar, yenilgiye uğradılar. Komutanları Kaykulan öldürüldü. Kaykulan, Hnstiyan Araplardan birini, sahabelerin durumunu anlamak için casus olarak göndermişti. Bu casus gerekli araştırmayı yaptıktan sonra onun yanına döndüğünde şöyle demişti: "Öyle bir millete rastladım ki, bunlar geceleyin rahip, gündüzleyin de kahraman askerdirler. Allah'a yemin ederim ki, onların hükümdarlarının oğlu hırsızlık yapacak olsa onun dahi elini keserler. Yahut hükümdarlarının oğlu zina edecek olursa onu dahi recm ederler."
Bunun üzerine Kaykulan: "Allah'a yemin ederim ki, eğer doğru söy-lüyorsan, o zaman yerin altı üstünden daha hayırlıdır." dedi.
Seyf b. Ömer, yukarıdaki, ifadelerine devamla şöyle demiştir: Halid b. Velid, askerlerin dağınık vaziyette olduklarını gördü. Ebu Ubey-de'nin askerleri ile Amr b. As'm askerleri bir tarafta, Yezid ile Şurahbilin askerleri de başka bir taraftaydı. Bunun üzerine kalkıp insanlara nutuk irad etti. Onların toplanmalarını emretti. Dağılıp ihtilafa düşmekten onları men etti. Bu konuşması üzerine insanlar toplandılar. Düşmanla karşı karşıya saf halinde dizildiler. Zaman, cemaziyelahir ayının ilk günleri idi. Halid b. Velid kalkıp Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra askerlere hitaben şöyle dedi:
"Bu, Allah'ın savaşlarından bir savaştır. Bunda övünmemek ve taşkınlık yapmamak gerekir. Cihadınızı ihlasla yapın. Yaptığınız bu işlerle de Allah'ın rızasını amaçlayın. Bu öyle bir savaştır ki, sonucu bugünkü davranışınıza bağlı olacaktır. Eğer bugün düşmanı hendeklerine itersek onları devamlı surette geriye doğru itebiliriz. Eğer onlar bizi yenilgiye uğratacak olurlarsa, artık ebediyyen iflah olmayız. Gelin, komutanlığı nöbetleşe alalım. Bugün birimiz, yarın bir başkası, öbür gün de bir başkası komutan olsun. Böylece hepiniz komutanlık yapmış olursunuz. Yalnız bugün komutanlığı bana verin."
Halid'in bu konuşmasından sonra askerler, onu başlarına komutan yaptılar. Bu işin gerçekten uzun süreceğini zannediyorlardı. Bizanslılar, benzeri görülmemiş bir tabiye yaparak ortaya çıktılar. Halid de Araplar arasında benzeri görülmemiş bir tabiye yaparak ortaya çıktı. Her biri 1000'er askerden teşekkül eden otuz altı ile kırk arasında askeri birlikle ortaya çıktı. Her 1000 kişinin başında da bir komutan vardı. Ebu Ubeyde'yi merkeze komutan yaptı. Sağ cenaha Amr b. As'ı komutan yaptı. Refakatına da Şurahbil b. Hasene'yi verdi. Sol cenaha Yezid b. Ebi Süfyan'ı komutan yaptı. Her askeri birliğin başına bir komutan tayin etti. Keşif kuvvetlerinin başına Kubab b. Eşyem'i tayin etti. Artçıların başına da Abdullah b. Mesud'u komutan yaptı. O gün ordunun kadısı da Ebu Derda idi. Onlara öğüt verip savaşa teşvik eden kıssacıları da Ebu Süfyan b. Harb'di. Askerler arasında dolaşıp Enfâl sûresini ve ci-had ayetlerini okuyan da Mikdad b. Esved idi.
Ishak b. Yesar'm anlattığına göre Yermük savaşında sağ ve sol cenah komutanları ile öncü ve artçı birlikliklerin komutanları dört kişi idiler: Ebu Ubeyde, Amr b. As, Şurahbil b. Hasene ve Yezid b. Ebu Süf-. yan.
insanlar, bayrakları altında savaş alanına geldiler. Sağ cenahta Muaz b. Cebel, sol cenahta Nüfase b. Üsame el-Kinanî komuta ediyordu. Piyadelerin başında Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas, süvarilerin başında da Halid b. Velid vardı. O,savaşta müşir (başkomutan) pozisyonun-daydı. Herkes onun görüşüne göre hareket ederdi.
Bizanslılar, azamet ve kibirleri ile geldiklerinde o mıntıkanın ovalarını ve vadilerini kara bulutlar gibi kapladılar. Yüksek seslerle naralar atıyorlardı. Rahipleri incil okuyup, onları savaşa teşvik ediyorlar. Halid b. Velid, süvarilerin başında ordunun önünde duruyordu. Atını Ebu Ubeyde'nin yanma sürüp ona yaklaştı ve şöyle dedi:
- Ben sana bir teklifte bulunacağım.
- Buyur, Allah'ın sana emr ettiğini söyle, ben de seni dinleyecek ve itaat edeceğim.
- Şu Bizanslılar, karşı konulamayacak büyük bir saldırı yapacaklardır. Ordumuzun sağ ve sol cenahlarından korkuyorum. Süvari birliğini ikiye bölüp sağ ve sol cenahın arkalarına yerleştirmek istiyorum. Bizanslılar, bu cenahları darbelerine maruz bıraktıkları zaman arkadaki süvariler bu cenahlara takviye olsunlar. Arkadan gelip yardımcı olsunlar.
- Güzel bir görüş ileri sürdün.
Halid b. Velid, ikiye ayırdığı süvari birliklerinden birinin başında bulunup sağ cenahın arkasına geçti. Diğer süvari birliğinin başına da Kays b. Hübeyre'yi yerleştirerek sol cenahın arkasına yerleştirdi. Ebu Ubeyde'ye de merkezden geri çekilerek askerlerin arkasına geçmesini söyledi ki, Bizanslıların darbesi karşısında hezimete uğrayan İslâm askerleri geriye dönmek ve kaçmak istedikleri zaman Ebu Ubeyde'den utansınlar da tekrar cepheye dönsünler.
Ebu Ubeyde, merkezdeki yerine Said b. Zeyd'i bıraktı. Bu zat, aşere-i mübeşşereden biridir. Allah onlardan razı olsun.
Halid, kadınlara da kaçan askerleri vurmalarım emretti. Kadınların yanlarında ise bir miktar kılıç ve başka silahlar vardı. Bu talimatları verdikten sonra Halid yerine döndü. Allah, ondan razı olsun.
îki ordu karşı karşıya gelip savaş alanına çıktıklarında Ebu Ubeyde, Müslümanlara vaz-ü nasihatta bulunarak şöyle dedi:
- Ey Allah'ın kulları! Allah'ın dinine yardım edin ki, O da size yardım etsin ve ayaklarınızı sabitleştirsin. Ey Müslümanlar topluluğu, sabredin. Çünkü sabır, küfürden kurtarır. Rabbı razı kılar. Utanılacak şeyleri yok eder. Saflarınızdan ayrılmayın. Düşmana karşı bir adım dahi ilerlemeyin. Savaşa önce siz başlamayın, mızrak atın ve sert şeyleri siper edinin. İçinizde Allah'ı zikretmekten başka birşey söylemeyin, susun. Bu halinizi ben size ikinci emri verinceye kadar sürdürün."
Muaz b. Cebel de askerlerin yanına çıkıp onlara vaz-ü nasihatta bulundu ve şöyle dedi:
- Ey Kur'ân ehli! Ey kitabın muhafızları! Hak ve hidayetin yardımcıları! Doğrusu kuruntularla Allah'ın rahmetine ulaşılamaz. Cennet'i-ne de girilemez ve Allah, geniş mağfiret ve rahmetini ancak doğru sözlü ve tasdik edici kimselere verir. Siz, Allah'ın şu buyruğunu işitmediniz mi?
"Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına dair söz vermiştir." (en-Nûr, 55.)
Allah, size rahmet etsin. Rabbinizin sizi, düşmandan kaçarken görmesinden utanın. Siz O'nun kudret pençesindesiniz. O'ndan kaçıp kurtulmanıza imkan yok. O'ndan başkasıyla da onur bulamazsınız.
Amr b. As'da askerlere şöyle bir hitap ta bulundu:
- Ey Müslümanlar! Gözlerinizi kapatın, diz üstü çökün. Mızrak atmaya başlayın. Onlar size saldırırlarsa onlara mühlet verin. Develerinin horgüçlerine bindikleri zaman arslanlar gibi üzerlerine atılın. Doğruluğu beğenen ve ödüllendiren, yalana kızan ve iyiliğe iyilikle mukabelede bulunan Allah'a yemin ederim ki ben, Müslümanların bu beldeleri kasaba kasaba ve köşk köşk fethedeceklerini duymuşumdur. Onların toplulukları ve sayılarının çokluğu sizi korkutmasın. Eğer siz onlara sağlam darbelerle saldırırsanız onlar keklik yavruları gibi uçuşup giderlerdir.
Ebu Süfyan da askerlere hitaben şöyle dedi:
- Ey Müslümanlar topluluğu! Siz Arapsınız, Acemlerin diyarında bulunuyorsunuz. Ailenizden, emirü'l-mü'mininden ve Müslümanların şehirlerinden uzaktasımz. Allah'a yemin ederim ki, siz sayıları çok bir düşmanın karşısmdasınız. Size karşı şiddetli bir öfke beslemektedirler. Siz, onların canlarına, beldelerine ve kadınlarına kasdettiniz. Allah'a yemin ederim ki, sizi bu kavimden kurtaracak ve yarın Allah'ın hoşnutluğuna ulaştıracak olan şey, onlara karşı samimiyet ve sabırla savaşıp zorlu durumlarına tahammülle saldırmanız olacaktır. Bilesiniz ki bu, uyulması gereken bir yoldur. Diyar, gerinizdedir. Sizinle mü'minlerin emirinin ve İslâm cemaatının arasında çöller ve sahralar vardır. Hiç kimsenin sabırdan ve Allah'ın va'dettiği şeyi ümid etmekten başka sapacağı bir yol yoktur. Sabır ve Allah'ın va'dettiği şeyi ümid etmek, dayanılacak en hayırlı mesneddir. Kendinizi kılıçlarınızla koruyun. Birbiri-nizle yardımlasın. İşte sığınılacak kaleniz bu olsun.'
Ebu Süfyan böyle dedikten sonra kadınların yanına gitti. Onlara da bazı tavsiyelerde bulunduktan sonra dönüp şöyle bir çağrıda bulundu.
- Ey islâm ehli! Gördüğünüz şeyler hazır oldu. İşte Rasûlullah ve Cennet Önünüzdedir. Şeytan ve Cehennem arkamzdadır. Böyle dedikten sonra geçip yerine gitti. Allah ona rahmet etsin.
O gün Ebu Hüreyre de askerlere vaz-ü nasihatta bulunarak şöyle dedi:
- İri gözlü hurilere doğru koşun. Nimet cennetlerinde Aziz ve Celil olan Rabbmızm komşuluğuna doğru hızla yol alın. Siz öyle bir yerde ve makamda bulunuyorsunuz ki, bu yer ve bu makam kadar Rabbinizin hoşuna gidecek başka bir yer ve makam yoktur. Bilesiniz ki sabreden kimseler için fazilet ve üstünlük vardır.
Seyf b. Ömer, hocalarının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Bu savaşta sahabelerden 1000 kişi vardı ki bunların 100 kişisi, Bedir savaşma katılmış olanlardandı. Ebu Süfyan, her askeri birliğin yanı başına gelip şöyle diyordu:
- Allah Allah! Siz, Arapların halesi ve islâm'ın yardımcılarısınız. Şu karşınızdaki askerler de Bizanslıların halesi ve şirkin yardımcılarıdırlar. Allah'ım, bu senin savaşlarından bir savaştır. Allah'ım, yardımını kullarına indir.
Dediler ki: Halid b. Velid, Irak'tan geldiği zaman Hrıstiyan Araplardan biri ona şöyle dedi:
- Rumlar ne kadar çok, Müslümanlar ise ne kadar azdırlar!
- Yazıklar olsun sana. Sen beni, Rumların çokluğuylamı korkutuyorsun? Ordular ancak zaferle çok olur, hezimet ve yardımsızlıkla azalırlar. Sayı çokluğuyla çoğalmazlar, Allah'a yemin ederim ki ben, atım Aşkar'ın bu sakatlığından biran evvel kurtulmasını istiyordum ve onlarında sayılarının gittikçe çoğalmasını arzuluyordum (Halid, Irak'tan gelirken atının ayağı incinmişti).
îki ordu karşı karşıya gelince Ebu Ubeyde, Yezid b. Ebu Süfyan, Dı-rar b. Ezver, Haris b. Hişam ve Ebu Cendel b. Süheyl öne çıkıp Bizanslılara:
- Komutanınızla görüşmek istiyoruz, dediler. Bizanslılar da, bunların Tozarik'in yanına girmelerine izin verdiler. Yanına girdiklerinde Tozarîk'in ipek bir çadırda oturmakta olduğunu gördüler. Bu sahabeler:
- Biz bu çadıra girmeyi helal görmüyoruz, dediler. Tozarik ipek bir
halı serilmesini emretti:
- Biz bu halının üzerine oturmayız, deyince Tozarik, onların razı oldukları bir yerde onlarla beraber oturdu. Barış yapmak fikrini benimsediler. Bu sahabeler, Bizanslıları Aziz ve Celil olan Allah'a imana davet ettikten sonra yerlerine döndüler. Ancak barış antlaşması yapılamadı.
Velid b. Müslim'in anlattığına göre Mahan, Halidle iki saf arasında barış yapmak İçin toplantı istedi ve şöyle dedi:
- Sizin ülkenizden çıkıp buraya gelmenize sebep olan şeyin açhk ve bitkinlik olduğunu biliyoruz. Gelin sizden her bir adama on dinar ile giyecek ve yiyecek verelim de ülkenize geri dönün, gelecek sene de yine aynı miktarda size gönderelim.
Halid dedi ki:
- Senin anlattığın sebeplerden ötürü ülkemizden çıkıp gelmiş değiliz, yalnız biz kan içen bir milletiz. Duyduğumuza göre Bizanslıların kanından daha lezzetli bir kan yokmuş, işte biz bunun için geldik!
- Vallahi, Arapların böyle olduğunu sanmıyorduk, dediler. Sonra Halid, Ikrime b. Ebi Cehil ile Ka"ka b. Amr'ın yanına doğru ilerledi. Bunlar sağ ve sol kanatların komutanlarıydılar. Savaşı başlatmalarını istedi. Bunlar da şiirler okuyup mübareze istediler. Bahadırlar bineklerinden inip birbirlerine giriştiler. Savaş ateşi alevlenmeye başladı. Savaş, artçı kuvvetler üzerinde yoğunlaştı. Halid de saflar arasında koruyucu bahadır yiğitlerden oluşan birliğinin başında bulunuyordu. İki taraftan kahramanlar birbirlerine saldırıyor, oda bunu seyrediyor ve arkadaşlarına, güvendikleri taktikleri kullanmaları talimatını veriyor, kendisi de savaşı mükemmel bir şekilde idare ediyor, gerekli tedbirleri alıyordu. Ishak b. Beşir, Şamlı eski üstadların şöyle dediklerini rivayet etmiştir: Daha sonra Mahan savaştı. Ebu Ubeyde ortaya çıktı. Sağ cenahta Muaz b. Cebel, sol cenahta da Kubab b. Eşyem el-Kinam vardı. Piyadelerin başındaki komutan Haşim b. Utbe b. Ebi Vakkas, süvarilerin başında da komutan Halid b. Velid vardı. Her askeri birlik, kendi sancağının altında savaşmaya başladı. Ebu Ubeyde, Müslümanlara şöyle diyordu:
- Ey Allah'ın kulları! Allah'ın dinine yardım edin ki, O da size yardım etsin ve ayaklarınıza sebat versin. Ey Müslümanlar topluluğu, sabredin. Çünkü sabır, insanı küfürden kurtarıp Rabbı hoşnud eder. insanı utanmaktan kurtarır. Saflarınızdan ayrılmayın. Düşmana doğru bir tek adım dahi ilerlemeyin. Savaşı önce siz başlatmayın. Onlar başlattıkları takdirde ok atın ve sert şeyleri kendinize siper yapın. Allah'ın zikrinden başka birşey söylemeyin.
Muaz b. Cebel de ortaya çıkıp askerlere şöyle nasihatta bulundu:
- Ey Kur'ân ehli ve ey Kitab'm koruyucuları, hidayet ve hakkın yardımcıları! Doğrusu kuruntularla Allah'ın rahmetine ulaşılmaz. Cennet'ine de girilmez. Allah, mağfiret ve geniş rahmetini ancak doğru sözlü, tasdik edici kimselere verir. Siz, Aziz ve Celil olan Allah'ın şu vaadini duymadınız mı? "Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına dair söz vermiştir." (en-Nûr, 6.5.)
Allah size rahmet etsin. Rabbinizin, düşmandan kaçarken sizi görmesinden utanın. Siz, O'nun kudret pençesinde siniz, O'ndan kaçıp kurtulmanızın imkanı yoktur.
Amr b. As'da ilerleyip askerlere şöyle dedi:
- Ey Müslümanlar, gözlerinizi yumun, diz üstü çökün, düşmana ok yağdırın. Onlar size saldırırlarsa onlara mühlet verin. Hörgüçlere bindikleri zaman arslanlar gibi üzerlerine atılın. Doğruluğu beğenen ve doğruluktan Ötürü inşam mükafatlandıran, yalana kızan ve iyiliğe iyilikle karşılık veren Allah'a yemin ederim ki, ben Müslümanların bu beldeleri kasaba kasaba ve köşk köşk fethedeceklerini işitmişim. Düşmanların topluluğu ve sayılarının çokluğu sizi korkutmasın. Eğer siz onlara şiddetle saldırırsanız, onlar keklik yavruları gibi uçuşup giderler.
Sonra Ebu Süfyan, askerlere hitab etti. Güzel bir konuşma yaptı. Onları savaşa teşvik ederek şöyle dedi:
- Ey İslâm topluluğu! Gördüğünüz şey hazırlandı. İşte Rasûlullah ve Cennet önünüzde, şeytan ve Cehennem'de arkanızdadır!
Bundan sonra Ebu Süfyan, kadınları da savaşa teşvik edip şöyle dedi:
- Askerlerimizden firar edenleri görürseniz şu taşlar ve değneklerle onları vurun ki, cepheye tekrar dönüp savaşsınlar.
Halid b. Velid, Said b. Zeyd'in merkezde durmasını, Ebu Ubeyde'nin de kaçanları cepheye geri döndürmesi için askerlerin gerisinde durmasını emretti. Süvarileri de iki kısma ayırıp bir kısmı sağ cenahın arkasına, diğer kısmı da sol cenahın arkasına yerleştirdi M, askerler cepheden firar etmesinler ve bunlar arkada onlar için takviye olsunlar. Arkadaşları, Halid'e:
- Allah'ın sana gösterdiği şeyleri yap, dediler. Onun tavsiyelerine
uydular.
Bizanshlar da haçlarını kaldırıp yıldırım gibi rahatsız edici naralarla Müslümanlara doğru geldiler. Keşiş ve patrikleri de onları savaşa teşvik ediyordu. Bizanslılar, misli görülmemiş sayı çokluğuna ve teçhizat fazlalığına sahiptiler. Ama yardımına başvurulacak, kendisine güvenilip dayanılacak olan zat, yüce Allah'tır.
Yermük savaşında şehid edilenlerden biri Zübeyr b. Avvam'dı. O, oradaki sahabelerin en faziletlisi idi. insanların bahadır ve yiğitlerin-dendii Bahadırlardan bir topluluk yanma gidip şöyle dediler:
- Düşmana saldırmayacak mısın? Biz de seninle beraber saldırı-
rız.
- Siz sebat etmezsiniz.
- Ederiz.
Bunun üzerine düşmana saldırdı. Arkadaşları da onunla birlikte saldırıya geçtiler. Bizans saflanyla yüzyüze gelince geri döndüler, kendisi ilerledi, safları yarıp öte yandan çıktı. Tekrar arkadaşlarının yanına döndü, ikinci kez yanma geldiler. Yine Önceki gibi teklifte bulundular. O da aynı şeyleri söyledi ve yine ilerleyip düşman saflarını yararak öte tarafa geçti, tekrar arkadaşlarının yanına döndü. O gün omuzundan iki darbe (başka bir rivayete göre bir darbe) yedi.
Muaz b. Cebel, keşiş ve rahiplerin seslerini duydukça şöyle diyordu:
- Allah'ım! Bunların ayaklarını kaydır. Kalplerine korku sal. Üzerimize huzur ve dinginlik indir. Bizi takva kelimesine sardır. Düşmanla karşılaşmayı bize sevdir ve kaza hükmüne bizi razı kıl.
Bizans komutanlarından Mahan ortaya çıkıp sol cenah komutanı Dibrikan'a emir verdi. O, Hrıstiyan abidlerindendi. Müslümanların sağ cenahına saldırdı. Bu cenahta Ezd, Mezhiç, Hadramut ve Holanh askerler vardı. Müslüman askerler, bu saldırı karşısında sebat ettiler. Nihayet Allah düşmanlarını geri püskürttüler. Ama Bizanslı askerler, dağlar misali gelip Müslümanlara yeniden saldırdılar. Müslümanlar, sağ cenahtan çekilip ordunun merkezine doğru çekildiler, insanların bir kısmı çekilip askerlerin yanına doğru gerilediler. Ama Müslümanlardan büyük bir çoğunluğu, bayraklarının altında savaşıp sebat gösterdiler. Sonra ünleyip geri döndüler ve saldırıp önlerindeki Bizanslı askerleri püskürtttüler. Onları, geri çekilen insanları takip etmekten alıkoydular. Cepheden kaçan Müslüman askerleri, arkada duran kadınlar değnek ve taşlarla vurup cepheye geri gönderdiler. Havle binti Salebe şöyle diyordu.
"Ey takvalı kadınlardan kaçan kişi,
Yakında sen cariye, akıllı ve itaatkar kadınları göremeyeceksin
Kadınların böyle demeleri üzerine herkes yerine döndü. îkriiW b. Ebu Cehil de Yermük savaşında şöyle demişti: "Ben, birçok yide Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber savaştım. Bu gün mü sizden kaçacajtm."
Böyle dedikten sonra:
- Kim, ölmek üzere benimle sözleşir? diye ünledi. Amcası H^is b. Hişam, Dırar b. Ezver ve 400 kadar Müslüman bahadırla birlikte tfia bu sözü verdiler. Halid'in çadırı önünde düşmanla savaştılar. Sebat etiler. Hepsi de yaralandılar. Bazıları şehid edildiler. Şehidlerden biri Drar b. Ezver'di. Allah onlardan razı olsun.
Vakidî ve diğerlerinin anlattıklarına göre bunlar, yaralarip yere düştüklerinde su istediler. Kendilerine biraz su getirildi. Masrafa, bunlardan birine yaklaştırıldığında, yanındaki diğer yaralı, ma/rapaya baktı. Bu defa: "Ona verin", dedi. ikinci yaralıya götürüldüğüne daki diğer yaralı maşrapadaya baktı, ikinci yaralı: "Suyu ona dedi. Böylece su maşrapası baştan sona hepsine götürüldü. Hfcbiri içe-meden hepside vefat ettiler. Allah tamamından razı olsun.
Yermük savaşında Müslümanlardan şehid edilen ilk şîhıs, Ebu Ubeyde'nin yanma gelip ona şöyle
diyen bir kişiymiş:
- Ben işim için hazırlığımı yaptım. Rasûlullah'a söylememi istediğin birşey var mıdır? - Evet, ona benden selam söyler ve şöyle dersin: "Ya RasûlaKah, biz Rabbimizin bize
vaadettiklerinin gerçek olduğunu gördük." Ba adam, düşmana karşı ilerledi, savaştı. Nihayet.şehit
edildi. Allah ona rahmet etsin.
O gün her kavim kendi sancağının altında sebat etti. Bizanslılar, değirmen taşı gibi savaş alanında
dönmeye başladılar. YeVmük savaşmda yere düşen bir çividen, kopan bir bilekten ve havada
uçuşan bir elden başka birşey görülemiyordu.
Daha sonra Halid, beraberindeki süvarilerle, Müslümanların sağ cenahına saldırmış olan düşmanın
sol cenahına saldırdı. Onları merkeze doğru geriletti. Bu saldırısında, düşmandan 6000 kişi öldürdü.
Sonra da şöyle dedi:
- Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onların yanında bu gördüğünüzden başka sabır
ve dayanma gücü kalmamıştır. Ve arkalarını dönüp sırtlarına vurmamıza Allah'ın imkan vereceğini
umarım.
Halid, böyle dedikten sonra Halid, beraberindeki 100 atlı ile onlara \yeniden saldırdı. Karşısındaki
düşman 100 000 kadardı. Onlara ulaşır ylaşmaz topluluklarını darmadağın etti. Müslümanlar, tek bir
adam gi-lüşmana saldırmışlar, düşman da geri çekilmek mecburiyetinde kal-. Müslümanlar, onları
kovalamaya başlamıştı. Onlar artık kendilerdi koruyamaz hale gelmişlerdi.
)nlar savaş alanında ve çarpışmanın kızgınlığında dolaşırlarken bah&hrlar her bir yandan
saldırıyorlardı. Tam bu esnada Hicaz tarafından ijr haberci geldi. Halid b. Velid'in yanma geçti.
Halid ona:
a haber? diye sordu. O da gizlice Halid'e Hz. Ebu Bekir'in vefat ettiğit Hz. Ömer'in halife olduğunu,
orduların başına Ebu Ubeyde Amir I Cerrah'ı komutan olarak tayin ettiğini bildirdi. Halid, bunu giz-
ledi. Bl esnada İslâm ordusunda gevşeme ve zayıflık meydana gelmesin diye bi değişikliği
açıklamadı. Ulak ona:
- yi yaptın, güzel yaptın, dedi. Bu sözünü insanlar işittiler. Halid mektum ulaktan alıp okluğuna
bıraktı. Ve savaş idaresi ile meşgul oldu. Mektubu getiren Münceme b. Zenim'i yanında durdurdu.
Bizis ordusunun büyük komutanlarından biri olan Çerce, saf dışına çıkıp Halid b. Velid'i çağırdı.
Halid de ona yaklaştı. Atlarının boyunları birbiine değdi. Çerce, Halid'e şöyle sordu:
- EvHalid, bana anlat, doğruyu söyle, sakın yalan söyleme. Çünkü hür adair, asla yalan söylemez.
Beni aldatma. Çünkü şerefli adam, Allah'a güv< nen kimselere hile yapmaz. Allah'ın,
peygamberinize gökten bir kilıç indirdiğini ve o kılıcı sana verdiğini söylüyorlar. Sen de bu kılıcı
her kine Çekersen, mutlaka onu hezimete uğratırmışsm. Bu doğru mudur? ^
- Mayır.
- İrteki ne diye sana Allah'ın kılıcı adını takmışlar?
- Alkh, bize peygamberini gönderdi. Peygamber, bizi imana davet etti. Biz ondan kaçtık. Hepimiz ondan kaçtık. Sonra bir kısmımız onu doğruladı ve ona tabi oldu. Bir kısmımız onu yalanladı ve ondan uzaklaştı. Ben\de\onu yalanlayan ve ondan uzaklaşanlardandım. Sonra Cenâb-ı Allah, kalbimizi ve perçemlerimizi yakaladı. Bizi ona götürdü. Onun yoluna soktu. Biz de onunla bey'atlaştık. O, iman etmem esnasında bana şöyle demişti: "Sen, Allah'ın müşriklere çektiği kıhçlanp^Zii bir kılıçsın." Böyle dedikten sonra muzaffer olmam için bana dua etti. îşte böylece "Allah'ın kılıcı" diye adlandırıldım. Ben, müşriklere karşı Müslümanların en şiddetlilerindenim.
- Ey Halid, siz neye davet ediyorsunuz?
- Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet etmeye, onun Aziz ve Celil olan Allah katından getirdiği şeyleri kabul etmeye davet ediyoruz.
- Peki bu davetinize icabet etmeyene ne yaparsınız?
- Böylelerinden cizye alır ve kendilerini düşmanlarına karşı koruruz.
- Ya cizye vermezlerse ne yaparsınız?
- Kendileriyle savaşacağımızı ilan eder, sonra savaşırız.
- Bugün bu çağrınıza icabet eden ve İslâm'a giren kimsenin durumu ne olacaktır?
- Bizimle aynı durumda olacaktır. Allah'ın bize yüklediği farizalara tabi olacaktır. Bizim şereflimiz, bizim normal vatandaşımız, bizim evvelimiz, bizim ahirimizle aynı statüye tabi olacaktır.
- Bugün sizin dininize giren kimse sizinle aynı sevaba ve mükafata sahip olacak mıdır?
- Evet, hem de daha fazlasına sahip olacaktır.
- Siz daha önceden İslâm'a girmiş olduğunuz halde bugün islâm'a giren kimse nasıl sizinle eşit durumda olacaktır?
- Çünkü biz, bu işi zor karşısında kabul ettik. Peygamberimiz hayatta olup aramızda iken kendisine bey'at ettik. O zaman kendisine gökten haberler geliyordu. O da bize kitabın hükümlerini bildiriyor, ayet ve mucizeleri bize gösteriyordu. Bizim gördüklerimizi gören, bizim işittiklerimizi işiten kimsenin Müslüman olup bey'at etmesi gerekliydi. Ama siz, bizim gördüklerimizi görmediniz. Bizim işittiğimiz hüccet ve hayret verici şeyleri işitmediniz. Bugün sizden bir kimse samimiyet ve halis niyetle İslâm'a girerse, elbette ki bizden daha faziletli ve daha üstün olacaktır.
- Allah'a yemin ederim ki, bana doğruyu söyledin ve beni aldatmadın.
- Allah'a yemin ederim ki ben sana doğruyu söyledim. Bana sorduğun ve benim de cevapladığım şeylerin kefili Allah'tır.
Bu konuşmadan sonra Çerce, kalkanını ters çevirdi, Halid'in yanına geçti ve: "Bana îslâmı öğret." dedi. Halid de onu çadırına götürüp üzerine bir kırba su döktükten sonra ona iki rekat namaz kıldırdı.
Bizanslılar, onun Halid'in yanma gidip İslam'a girdiğini görünce Müslümanlara karşı Öyle bir hamle yaptılar ki, onların koruma güçleri .(muhafız birlikleri) dışında kalan askerlerini yerlerinden ayırdılar.
Koruma güçlerinin başında İkrime ve Haris b. Hişam vardı. Halid ve Çerce atlarına binip Müslümanlarla birlikte Bizanslılara saldırdılar. Askerler birbirlerine bağırdılar. Düşmana saldırdılar. Bizanslılar, yerlerini bırakıp gerilediler. Güneşin yükselmesinden batınıma yakın bir zamana kadar Halid ve Çerce, beraberindeki askerlerle düşmanı vurmaya devam ettiler. Müslümanlar, öğle ve ikindi namazlarım ima şeklinde kıldılar. Çerce de bu çarpışmada isabet aldı, şehid oldu. Allah, ona rahmet etsin.
O, Halid'le birlikte iki rekatlık namazdan başka bir namaz kılma-mıştı. O esnada Bizanslılar da dağıldılar. Sonra Halid, düşman ordusunun merkezine saldırdı. Bizans süvarilerinin ortalarına kadar ilerledi, O esnada düşman süvarileri kaçıp sahraya açıldılar. Müslümanlar da atlarına atlayarak onları takibe başladılar. Ve fetih tamamlanıncaya kadar akşam ve yatsı namazlarını ertelediler. Halid, Bizanslıların yüklerini taşıyanlara saldırdı. Bunlar, piyade askerlerdi. Bunları artçı kuvvetlerden kopardılar. Böylece onlar, yıkılmış duvara döndüler. Sonra kaçan süvarileri izlemeye başladılar. Halid, onları hendeğe yuvarladı. Bizanslılar, gece. karanlığında Vakusa'ya ulaştılar. Halid, zincire bağlı Bizans askerlerini üst üste iteledi. Böylece biri düşünce diğeri de beraberinde yere düşüyordu. îbn Cerir ile diğerlerinin anlattıklarına göre savaşta öldürülen Bizanslı askerler dışındaki 120 000 asker de bu zincirlere bağlı olma yüzünden ölmüştü.
Müslüman kadınlar da bu savaşta çarpışmışlar, birçok Bizanslı askeri öldürmüşlerdi. Cepheden kaçan Müslümanları da değnek ve taşlarla vuruyor ve onlara: "Nereye gidiyorsunuz? Bizi Mani dini mensuplarına mı bırakıyorsunuz?" diyorlardı. Geri çevirdikleri Müslüman askerler mecburen cepheye geri dönüyor ve savaşmaya başlıyorlardı.
Komutan Kaykulan ve kavminin eşrafından olan Bizanslılar, bornozlarına bürünerek şöyle dediler: "Hrıstiyanlık dinine yardım edemediğimize göre bari bu dinde kalarak ölelim." Müslümanlar gelerek bunları da baştan sona kılıçtan geçirdiler.
Bu savaşta Müslümanlardan 3000 kişi şehid edildi. Bu şehidlerin bir kısmının adlan şöyledir: İkrime b. Ebi Cehil, oğlu Amr, Seleme b. Hişam, Amr b. Said ve Ebban b. Said, Halid b. Said bu savaşta sebat etti. Ancak daha sonra nereye gittiği bilinmiyordu. Bu savaşta şehid edilenlerden bazıları da şunlardı: Dırar b. Ezver, Hişam b. As, Amr b. Tüfeyl b. Amr b. ed-Devsî. Cenâb-ı Allah, bunun babasının Yemame gününde gördüğü rüyayı gerçekleştirmişti.
Bu savaşta bazıları hezimete uğrayıp cepheden kaçmışlardı. Bunlardan birisi, Amr b. As'tı. Dört arkadaşıyla birlikte cepheden kaçmıştı.
Ancak arkada duran kadınların yanma geldiklerinde kadınlar kendilerini geri çevirmiş, bunlar da tekrar cepheye dönüp savaşmışlardı. Şu-rahbil b. Hasene ve arkadaşları da cepheden çekilmiş, geri dönmüşler, ancak emîr kendilerine vaz-ü nasihatta bulunarak şu ayeti okuyunca
geri dönmüşlerdi.
"Şüphesiz Allah, kendi yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen mü'minlerin canlarını ve mallarını Cennet'e karşılık satın almıştır." (et-Tevbe, 111.)
Yermük savaşında Yezid b. Ebu Süfyan sebat etmiş, şiddetli bir şekilde Bizanslılarla savaşmıştı. Bunun sebebi de şuydu: Babası Ebu Süfyan, onun yanına gitmiş ve ona şöyle demişti:
- Ey oğlum! Allah'a karşı gelmekten sakınıp takvalı ve sabırlı ol. Çünkü bu vadideki Müslümanların hepsi savaş çemberi içindedir. Sen ve benzerin Müslüman komutanları nasıl olmalıdır, biliyor musun? Siz, sabır ve nasihata insanların en çok muhtaç olanlarısınız. Allah'a karşı gelmekten sakın ey oğlum. Arkadaşlarına nisbetle sevap arzu etmede ve savaşta sabır göstermede senden daha iştiyaklı bir kimse olmasın. Ve İslâm düşmanlarına karşı da senden daha cesaretli biri bulunmasın. - Olur, inşaallah böyle yaparım.
Yezid böyle dedikten sonra o gün şiddetli bir şekilde savaştı. O, ordunun merkez kısmmdaydı. Allah ondan razı olsun.
Said b. Müseyyeb, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yermük savaşında sesler azaldı, her taraf sessiz oldu. Sonra garnizonu dolduran bir ses işittik. Sesin sahibi şöyle diyordu:
- Ey Allah'ın yardımı yaklaş. Ey Müslüman topluluğu, sebat gösterin sebat.
Çevremize baktığımızda sesin sahibinin, oğlu Yezid'in bayrağı altında duran Ebu Süfyan olduğunu gördük.
Halid b. Velid, o geceyi Herakliyus'un kardeşi Todarik'in çadırında geçirdi. Todarik, o gün Bizanslıların baş komutanıydı. Kaçanlarla birlikte o da kaçıp gitmişti. Süvariler, o gece Halid'in çadırı etrafinda bekçilik yaptılar. Oraya gelen Bizanslıları öldürdüler. Sabah olunca da Todarik öldürüldü. Onun otuz köşkü ve otuz da revakı vardı ki, buralar ipekle donatılmıştı. Ayrıca içerilerde ipek sergiler ve yataklar da vardı. Sabah olunca Müslümanlar, buralardaki malları ganimet olarak ele geçirdiler. Ancak Halid b.Velid, Ebu Bekir'in vefatını onlara bildirince bu ganimetlerden Ötürü sevinç duyamadılar. Ne ki Cenâb-ı Allah, Ebu Bekir'in yerine Ömer'i onlara vermişti. Allah ondan razı olsun. Hz. Ebu Bekir'in vefatı sebebiyle Halid b. Velid, oradaki Müslümanları teselli edip taziyetlerini bildirirken şöyle demişti:
"Ebu Bekir'in ecelini ölümle noktalayan Allah'a hamd olsun. Onu Ömer'den daha çok seviyordum. Ömer'i halifeliğe geçiren Allah'a da hamd olsun ki, Ömer'e Ebu Bekir'den daha çok kızıyordum. Ancak Allah, onun sevgisini kalbime koydu."
Halid, hezimete uğrayan Rumları kovalamaya başladı, nihayet Şam'a ulaştı. Şam'a vardığında ahali onun istikbaline çıkıp şöyle dediler:
- Biz antlaşma ve sulhumuz üzereyiz değil mi?
- Evet.
Böyle dedikten sonra Halid, yenilgiye uğrayan Bizanslıları Seniy-yetü'1-Ukab denen yere kadar kovaladı, onlardan çoğunu öldürdü. Sonra peşleri sıra Humus'a kadar gitti. Humus'a vardığında ahali onu karşılamaya çıktı. Halid, Şamlılarla yaptığı gibi onlarla da barış antlaşması yaptı.
Ebu Ubeyde, Iyaz b. Ganem'i, kaçmakta olan Bizanslıları kovalamakla görevlendirdi. O da onları takip ederek Malatya'ya kadar geldi. Malatyalılarla barış antlaşması yaptı ve geri döndü. Herakliyus, bundan haberdar olunca savaşçılarına haber gönderdi. Onlar da onun huzurunda toplandılar. Malatya'nın yakılmasını emretti. Şehir yakıldı. Bizanslılar, yenik düşmüş olarak Humus'taki Herakliyus'un yanma gittiler. Müslümanlar da onları kovalıyor, yakaladıklarını öldürüyor, bir kısmını esir alıyor, mallarını da ganimet olarak ele geçiriyorlardı. Bu haber Herakliyus'a ulaşınca o, Humus'u terketti. Orayı kendisiyle Müslümanlar arasına bîr siper yaptı ve şöyle dedi:
- Şam'ı diyorsanız, artık orası yoktur ve doğan uğursuzdan ötürü de Bizanslıların vay haline.
Yermük savaşıyla ilgili olarak söylenen şiirlerden biri, Ka'ka' b. Amr'ın şu şiiridir:
"Bizi yermük'te görmedin mi ki zafer kazandık. Nitekim Irak savaşlarını da kazanmıştık.
Medain Azra'sını ve Mercü's-Sifrî asîl atlar üzerinde iken fethettik.
Daha önce Busrayı da fethetmiştik. Orası, kargaların girmesine imkan olmayan bir şehirdir.
Bize karşı direnenleri keskin kılıçlarımızla öldürdük, malları da yağmalanmış olup elimizdedir.
Bizanslıları öldürdük. Öyle ki, Yermük beldesi kıtlık senesindeki zayıf kimseye bile eşit olamaz.
Onların topluluklarını Vakus beldesinde dolaşırlarken keskin kılıçlarla darmadağın ettik.
Bir sabah vakti ki, orada birbirlerini yardıma çağırdılar. Öyle bir hale geldiler ki, tadı anlaşılamaz." Yermük savaşıyla ilgili olarak Esved b. Mukrin et-Temimî de şöyle bir şiir söylemiştir:
"Saldırıdan sonra nice defalar saldırdık. Savaştan sonra nice defalar savaştık ki, bunun ziynetlerini, nakış ve suretlerini keşfettik.
Adamlar olmasaydı, savaş alanında biz ganimetleri geceleyin toplardık.
Yermük'e konan kimseler yüzünden Yermük meydanı kılıç yükle-riyle sıkıştığı zaman biz Yermük'te onlarla savaştık.
Karşı konulması imkansız bir kimsenin ok atması esnasında Herakliyus, askeri birliklerini yok etmesin."
Amr b. As da Yermük savaşıyla ilgili olarak şöyle demişti:
"Savaşta kavim Lahimlilerdir, Cüz zamlılardır ve bizleriz.
Bizanslılar ise, Mercü's-Sinr denen yerde tedirgin oldular.
Eğer oraya dönerlerse biz onlara arkadaşlık etmeyiz.
Aksine kaçan kimseleri zorlu darbelerle kuşatırız."
Ahmed b. Mervan el-Malikî, Ebu İshak'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabı savaş esnasında develer üzerine çıkınca düşmanlar, onların karşısında duramıyorlardı. Herakliyus, Antakya'da iken Bizanslıların hezimete uğraması esnasında onlara şöyle çıkışmıştı:
- Yazıklar olsun size! Şu sizinle savaşan millet hakkında bana bilgi verin, onlar da sizin gibi insan değil midirler?
- Evet.
- Siz mi daha çoksunuz, yoksa onlar mı?
- Biz onlardan her yerde kat kat fazlayız.
- Peki size ne oluyor da yenilgiye uğruyorsunuz? Bizanslıların önde gelenlerinden olan yaşlı biri, Herakliyus'a şöyle
dedi: .
- Çünkü onlar gece namaz kılıyor, gündüz oruç tutuyor, ahde vefa gösteriyor, iyiliği emrediyor, kötülükten men ediyor, kendi aralarında insafla hareket ediyorlar. Bize gelince biz, içki içiyor, zina ediyor, haramı irtikab ediyor, verdiğimiz sözü bozuyor, gasb ediyor, zulmediyor, Allah'ı gazaplandıracak işleri yapmayı birbirimize emrediyor, Allah'ı razı kılacak işleri yapmaktan da birbirimizi men ediyor ve yeryüzünde bozgunculuk yapıyoruz.
- Sen bana doğruyu söyledin."
Velid b. Müslim, Yahya b. Yakıya el-Gassanf nin, kendi kavminden olan iki kişiden söz ederken onların şöyle dediklerini naklettiğini rivayet ediyor: "Müslümanlar, Ürdün taraflarına indiklerinde kendi aramızda dedik ki: "Şam artık kuşatma altına alınmıştır. Orası elden gitmaden oraya gidelim de biraz alışveriş yapalım.**
Biz bu amaçla Şam'a gittiğimizde oranın komutanı haber gönderip bizi yanına çağırttı. Biz de yanma gittik. Bize şöyle sordu:
- Siz Araplardan mısınız?
- Evet.
- Hrıstiyan mısınız?
- Evet.
- İkinizden biri gitsin de şu kavim (Müslümanlar) hakkında araştırma yapsnı. Onların ne düşündüklerini anlasın. Biriniz bu araştırmayı yapmaya giderken diğeriniz de onun eşyasının başında beklesin.
Biz de bize söyleneni yaptık. Araştırma yapan arkadaşımız dönüp geldikten sonra Şam'ın kumandanına şöyle dedi:
- Nezaketli, atlara binen, gece abid, gündüz savaşçı ve süvari olan adamların yanından geldim. Onlar oku atar, hedefine isabet ettirir, mızrağı maharetle fırlatırlar. Meclislerinde oturduğunda arkadaşına birşeyler söylediğin zaman onlar seslerini Kur'ân ve zikirle yükselttiklerinden dolayı, arkadaşın, söylediğin sözü işitemez.
Arkadaşımın böyle demesi üzerine Şam'ın komutanı, meclisinde bulunan adamlarına dönüp şöyle dedi:
- Bu, kendilerine karşı koyamıyacağmız kimselerin yanından gelmiştir."

