El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Abdullah B. Abbas'ın Cebrail (A.S.)'i Başka Bir Şekilde Görmesi

Kuteybe, Musa b. Meysere'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abbas, bir iş için oğlu Abdullah'ı Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gönderdi. Abdullah gittiğinde Rasûlullah'm yanında bir adam bulunduğunu görünce o adamın …

Kuteybe, Musa b. Meysere'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abbas, bir iş için oğlu Abdullah'ı Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gönderdi. Abdullah gittiğinde Rasûlullah'm yanında bir adam bulunduğunu görünce o adamın orada bulunması yüzünden konuşmadan geri döndü. Bir süre sonra Abbas, Rasûlullah (s.a.v.)'la karşılaştı. Abbas, ona şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, oğlum Abdullah'ı sana gönderdim, senin yanında bir adam var, diye seninle konuşamadan gerisin geri dönmüş.

- Ey amca, o adamın kim olduğunu biliyor musun?

- Hayır.

- O Cebrail (a.s.)'di. Senin oğlun Abdullah, gözlerini kaybetmeden ölmeyecektir ve kendisine ilim verilecektir."

Abdullah b. Abbas'm fazilet ve üstünlüklerine dair çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Bunların bir kısmı gerçekten münkerdir, bunları zikretmedik. Bizi ikna edecek yeterli miktarda hadis rivayet ettik. Beyhakî, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.) vefat ettiğinde Ensâr'dan bir adama şöyle dedim:

- Var mısın Rasûlullah'm ashabına gidelim, onlara hadis soralım. Çünkü bugün Rasûlullah'm çok sayıda ashabı bir araya gelmiştir."

Adam bana dedi ki:

- Hayret ediyorum sana Ey İbn Abbas! Rasûlullah'm ashabı arasında o kadar büyük şahsiyetler var ki, bu gün insanların sana ihtiyaç duyacaklarım mı sanıyorsun?"

Adam böyle dedi ve beni bırakıp gitti. Ben de gidip Rasûlullah'uı ashabına hadis sormaya başladım. Bir adamdan bana hadis gelmişse o adamın kapısına gidiyordum. Adam öğle uykusuna yatmış iken ben de abamı onun kapısına dayıyor ve beklemeye başlıyordum. Rüzgarlar üzerime toprakları savuruyordu. Nihayet adam dışarı çıkıyor ve bana şöyle diyordu: "Ey Rasûlullah'm amcası oğlu, niçin geldin? Haber gön-derseydin, ben sana gelirdim." Ben de ona şöyle diyordum: "Hayır! Benim sana gelmem daha uygundur." Böyle diyor ve ona hadisi soruyordum. Kendisine teklifte bulunduğum o Ensârî adam uzun bir süre yaşadı. Nihayet beni, etrafımda insanların toplanmış ve bana sorular sormakta olduklarını gördü. Benim için o zaman şöyle dedi: Şu adam "benden daha akıllıdır."

Muhammed b. Abdullah el-Ensârî, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah'm ilminin büyük bir çoğunluğunu şu Ensâr kabilesinde gördüm. Onlardan bu ilmi öğrenmek için kapılarına gidiyor ve öğle vakti yapmam gereken istirahati kapılarında geçiriyordum. Eğer isteseydim kendilerine haber gönderirdim. Onlar da yanıma gelirlerdi. Ama ben bunu kendi gönül rızamla yapıyor, kapılarına gidiyor ve ilim öğreniyordum."

Muhammed b. Sa'd, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah'm Muhacir ve Ensâr'dan olan büyük sahabelerinin yanından ayrılmıyor, onlara Rasûlullah'm savaşlarını ve bu hususta nazil olan Kur'ân ayetlerini soruyordum. Onlardan hangisine gidersem mutlaka o, gidişimden ötürü seviniyordu. Çünkü ben, Rasûlullah'm yakınıydım. Übey b. KaVa bir gün Medine'de nazil olan Kur'ân ayetlerini sordum. O, derin ilim sahibi kimselerden biriydi, bana şu cevabı verdi: Onyedi sûre Medine'de nazil oldu. Gerisi Mekke'de nazil oldu."

İmam Ahmed b. Hanbel, Mamer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas'm sahip olduğu ilmin büyük bir kısmı şu üç kişiden kendisine geçmiştir: Ömer, Ali ve Übey b. Ka'b."

Tavus, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben bir mesele hakkında Rasûlullah'm ashabından otuz kişiye soru sorardım."

Muğire, Şabi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

İbn Abbas'a şöyle bir soru sordular:

- Bu ilmi nasıl elde ettin?

- Soran bir dil ve anlayan bir kalb sayesinde elde ettim." Rivayetlerde sabit olduğuna göre Hz. Ömer, îbn Abbas'ı sahabelerin yaşlı ve âlimleri ile aynı mecliste oturtur ve şöyle dermiş: "Abdullah b. Abbas, ne güzel bir Kur'ân tercümanıdır."

Abdullah b. Abbas geldiğinde Ömer (r.a.) şöyle demiş: "Yaşlıların genci, soran dilin ve anlayan kalbin sahibi geldi."

Sahih hadiste sabit olduğuna göre Hz. Ömer, Nasr sûresinin tefsirini sahabelere sorduğunda bazı sahabeler susmuşlar, bazıları onu tatmin edici olmayan cevaplar vermişlerdi. Sonra kendisi bu surenin tetsı-rini îbn Abbas'a sormuş, İbn Abbas ta şu cevabı vermişti: fcvet, bu sure Rasûlullah'm vefat haberini veriyor." İbn Abbas'ın böyle cevap vermesi üzerine Hz. Ömer de şöyle demişti: "Ben de bu sûreden senin anladığını anlıyorum." Böyle yapmakla Hz. Ömer, İbn Abbas'm kadrinin yüceliğini, ilim ve anlayıştaki büyük mertebesini sahabeler nezdinde tesbit etmek istemişti. Başka bir defasında Hz. Ömer, İbn Abbas'a Kadir gecesinin ne zaman olduğunu sormuş, oda istinbatta bulunarak bu gecenin ramazanın son on gecesinin yedincisinde, yani yirmiyedisinde olduğunu söylemiş. Hz. Ömer de bu cevabı güzel karşılamıştı. Nitekim bunu tefsirimizde de anlattık.

Hasan b. Arefe, Hz. Ömer'in îbn Abbas'a şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sen bizim öğrenemediğimiz bir ilmi öğrendin."

Evzaî, Hz. Ömer'in Ibn Abbas'a şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sen yüz bakımından en merdimiz, akıl bakımından en güzelimiz ve Aziz ve Celil olan Allah'ın kitabını en iyi anlayanımız oldun."

Mücahid, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Babam bana dedi ki: Ömer, seni kendine yakın tutuyor ve seni sahabelerin büyükleriyle aynı mecliste oturtuyor. Benden şu üç nasihati al ve aklına koy. Onun sırrım ifşa etme. Onun yanında hiç kimsenin gıybetini yapma ve senin yalan söylediğini hiç görmesin."

Şa'bî diyor ki: Ben, bu nasihatlaria ilgili olarak îbn Abbas'a dedim ki:

"Bu nasihatlardan her biri başka nasihatların 1000 tanesinden daha hayırlıdır. Hatta diğer nasihatların 10000 tanesinden daha hayırlıdır."

Vakidî, Ata b. Yesar'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Ömer ile Hz. Osman, îbn Abbas'ı çağırırlardı. O da Bedir ehli ile birlikte giderdi. O, Hz. Ömer ile Hz. Osman'ın zamanında fetva verirdi. Vefatına kadar da fetva verdi."

Ben derim ki: "Abdullah b. Abbas, hicretin yirmiyedinci senesinde îbn Ebi Şerh ile birlikte îfrikiye fethinde hazır bulundu."

Zührî, Ali b. Hüseyin'den rivayet etti ki, Hz. Hüseyin şöyle demiştir: "Babam Ali, Cemel savaşında îbn Abbas'a baktı. Onun iki saf arasında yürümekte olduğunu görünce şöyle dedi: Allah, îbn Abbas gibi amcası oğlu olan bir kimsenin gözünü aydınlattı."

İbn Abbas, Hz. Ali ile birlikte Cemel ve Siffin savaşma katıldı. O sırada sol cenah komutam idi. Yine Hz. Ali ile birlikte Hariciler savaşma katıldı. Muaviye'yi Şam'a vali olarak ataması için Hz. Ali'ye tavsiyede bulunanlardandı. İlk etapta onu azletmemesini tavsiye etmiş ve Hz. Ali'ye şöyle demişti: "Onu azletmek istiyorsan, bir ay kadar vali olarak çalıştır. Sonra da uzun bir süre görevden azlet." Ancak Hz. Ali-, bunu kabul etmemiş, onunla mücadele etmek (vazifeden almak) istemişti ve neticede de, önceki kısımlarda anlattığımız olaylar cereyan etmişti. İki taraf hakem tayin etme hususunda pazarlığa giriştiklerinde îbn Abbas,

Hz. Ali'den kendisini hakem tayin etmesini istemişti ki, Amr b. As'a denk olsun. Ancak Mezhiç kabilesi ile Yemenliler, Hz. AH tarafından Ebu Musa el-Eşarf den başkasının hakem tayin edilmesine razı olmamışlardı. Neticede hakemler arasında önceki kısımlarda anlattığımız olaylar meydana gelmişti.

Hz. Ali, İbn Abbas'ı Basra'ya vali tayin etti. Bazı senelerde İbn Abbas insanlara haccettirdi. Arefe'de onlara hutbeler irad etti. Hutbelerinde onlara el-Bakara sûresini (başka bir rivayete göre ise en-Nûr sûresini) tefsir etti. Dinleyicilerinden biri şöyle dedi: "Kur'ân'ı öyle bir tefsir etti ki, bu tefsiri Rumlar, Türkler ve Deylemliler işittikleri takdirde Müslüman olsunlar."

Kendilerine iyiyi ve kötüyü öğretmeleri için Basra'da insanların başına arifleri atayan ilk kişi o oldu. Arefe gecesinde minbere çıktı. Basra-lıları çevresine topladı. Onlara Kur'ân âyetlerini tefsir etti. İkindiden sonra başlayıp güneşin batışına kadar onlara va'zu nasihatte bulundu. Sonra minberden inip onlara akşam namazını kıldırdı.

Kendisinden sonra âlimler, böyle yapmanın uygun olup olmadığı hususunda ihtilafa düştüler. Kimi bunu mekruh görüp: "Bu bir bid'at-tır. Rasûlullah ve ashabından hiçbiri böyle yapmadı. Sadece îbn Abbas böyle yaptı." dedi. Kimi de bunu müstehab karşıladı. Çünkü böyle yapmakla Allah zikredilmekte ve hacıların yaptıkları gibi yapılmaktadır. Bu, onlara bir muvafakattir, dedi.

îbn Abbas, bazı kararlarından dolayı Ali'yi eleştirir, Hz. Ali de bu hususta onunla tartışırdı. Nitekim îmam Ahmed b. Hanbel, îkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ali, İslâm'dan dönmelerinden dolayı bazı kimseleri ateşle yaktı. Bu haberi duyan îbn Abbas şöyle dedi' «Ben olsaydım onları ateşle yakmazdım. Zira Rasûlullah (s.a.v.): "Allah'ın azabı ile azaplandırmaym." demiştir. Ben olsaydım, Rasûlullah (s.a.v.)'ın: "Her kim dinini değiştirirse onları öldürün." demesinden ötürü onları öldürürdüm" Ibn Abbas'm böyle dediğini duyan Hz. Ali de şöyle demişti: Yazıklar olsun îbn Abbas'a, o, teferruata dalıyor.»

Hz. Ali, ona karşı direniyordu. îbn Abbas, Mut'a nikahının mubah olduğunu ve hükmünün devam ettiğini, ehlî eşeklerin etlerinin helal olduğunu söylüyordu. Hz. Ali de ona şöyle karşılık veriyordu: "Sen taşlan bir adamsın. Zira Rasûlullah (s.a.v.), Hayber savaşında Mut'a nikahını ve ehlî eşeklerin etlerini yemeyi yasakladı."

Bu hadis, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde ve diğer hadis kıtabla-nnda mevcuttur. Ancak çeşitli lafızlarla rivayet edilmiştir. Bu rivayetimiz en güzel lafızla rivayet edilendir. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

Beyhakî, Ebu Nasır b. Ebi Rebia'nın şöyle dediğim rivayet etmiştir:

"Sa'saa b. Suhan, Basra'dan Ali'nin yanına geldi. Hz. Ali, ona İbn Ab-bas'ı sordu. İbn Abbas'ı Basra'ya vali olarak tayin etmişti. Sa'saa ona şu cevabı verdi:

"Ey mü'minlerin emiri! îbn Abbas, üç şeyi tutmuş üç şeyi de bırakmıştır. Konuştuğunda adamların kalblerini elinde tutar, konuşulduğunda güzelce dinlediği için de adamların kalblerini tutar. Kendisine muhalefet edildiğinde iki şeyden en kolay olanı tercih eder. Böylece adamların kalblerini elinde tutar. Münakaşayı ve karaktersiz kimse ile tartışmayı terkeder. Özür dilemeyi gerektirecek bir işi de yapmaz." Vakidî, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas kadar anlayışı hazır, aklı sağlam, ilmi çok, yumuşak huyluluğu geniş olan başka bir kimse görmedim. Bazı müşkülleri çözmesi için Ömer'in onu yanma çağırdığını gördüm. Sonra Ömer, ona şöyle dedi: "îşte şimdi problem senin yanına gelmiştir: îbn Abbas'ın bulduğu çözüme Hz. Ömer de uyardı. Çevresinde Bedir savaşma katılmış Muhacir ve Ensâr'dan o kadar çok adam varken yine de îbn Abbas'ın görüşüne başvururdu."

A'meş, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Eğer îbn Abbas, bizim yaşımıza erseydi bizden hiç kimse onunla muaşerette bulunamazdı. İbn Abbas, ne kadar güzel bir Kur'ân tercümanı idi."

Rivayete göre İbn Ömer, onun hakkında şöyle demiştir: "İbn Abbas, Cenâb-ı Allah'ın, Muhammed (s.a.v.)'e indirdiği Kur'ân'ı insanlar arasında en iyi bilen kimseydi."

Muhammed b. Sa'd, İbn Abbas'ın ölüm haberini duyduğu zaman Cabir b. Abdullah'ın ellerini birbirine vurarak şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu gün insanların en âlimi ve en yumuşak huylusu vefat etti. Bu ümmete bir musibet indi."

Muhammed b. Sa'd, Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas, vefat ettiği zaman Rafi b. Hadic şöyle dedi: Bu gün ilim hususunda doğu ile batı arasında kendisine ihtiyaç duyulan bir kimse vefat atti."

Vakidî, îkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas'ın vefatı zamanında Muaviye'nin şöyle dediğini işittim: Vallahi bugün ölenlerin de yaşayanların da en fakihi ve en bilgilisi öldü."

İbn Asakir, îbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmişti: "Barış yapıldığı zaman Muaviye'nin yanma gittim. Bu, onunla ilk karşılaşmam oldu. Yanında bazı kimseler vardı. Bana şöyle dedi:

- Merhaba ey ibn Abbas. Kendisiyle benim aramda fitne cereyan edipte senin kadar benden uzak durmasına üzüldüğüm ve bana yaklaşmasına sevindiğim başka bir kimse yok. Ali'yi öldüren Allah'a hamd olsun.

Ben de ona şu karşılığı verdim:

- Yargısı hususunda Allah kınanmaz. Bu sözünden daha başka bir söz söyle ki bundan güzel olsun. Amcam oğlundan ötürü beni affetmeni ve amcam oğlundan ötürü de seni affetmeyi istiyorum.

- Senin dediğin gibi olsun."

îbn Abbas, insanlara hac ettirirken Aişe (r.anha) ile Ümmü Seleme: "O insanlar arasında hac menasikini en iyi bilen kimsedir, dediler.

İbn Mübarek, Şabi'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: «Zeyd b. Sabit bineğine bindi, ibn Abbas, onun üzengisini tuttu. Zeyd de; "Böyle yapma ey Rasûlullah'ın amcası oğlu." dedi. îbn Abbas, ona: "Âlimlerimize böyle saygı göstermekle emrolunduk." diye karşılık verdi. Zeyd, ona: "Ellerin nerede?" diye sorunca ibn Abbas ellerini çıkardı. Zeyd de onun ellerini öptü ve: "Peygamberimiz'in aile efradına böyle saygı göstermekle emrolunduk" dedi.»

Vakidî, Said b, Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas, insanların en bilgilisi idi. " Abdurrahman b. Ebu Zinad, Ubeydullah b. Utbe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"îbn Abbas, bazı özelliklere sahip olma hususunda insanları geride bıraktı. İnsanların bilmediklerini bildi, görüşüne ihtiyaç duyuldu. Fıkıh açısında onun fikrine muhtaç olundu. Yumuşak huyluluğuna herkes muhtaçtı. Soylu ve asil bir kimseydi. Herkesten çok o Peygamber (s.a.v.)'m hadislerini bilirdi. Ebu Bekir ve Osman'ın yargılarından haberdardı. Görüşü fıkha çok uygundu. Şiiri en iyi bilen oydu. Arapçadan en çok anlayan oydu. Kur'ân tefsirini, hesabı ve feraiz ilmini onun kadar bilen yoktu. Maziyi ve tarihi en çok o bilirdi. Kendisine ihtiyaç duyulduğu zaman onun kadar keskin görüş ileri süren başka bir kimse yoktu. Bir gün meclis kurar, meclisinde fıkıhtan başka birşey konuşulmazdı. Bir gün meclis kurar, meclisinde tevilden başka birşey konuşulmazdı. Bir gün meclis kurar, meclisinde meğâziden başka birşey konuşulmazdı. Bir gün meclis kurar, meclisinde şiirden başka birşeyden bahsedilmezdi. Bir gün meclis kurar, meclisinde Arapların savaşlarından başka birşeyden bahsedilmezdi. Onun kadar kendisine itaat edilen ve meclisinde huşu ile dinlenilen başka bir âlim görmedim. Onun kadar kendisine soru sorulan ve soru sahibinin de kendisinden ilim elde ettiği başka bir kimse görmedim. Bazen onun okuduğu kasideleri hıfzederdim. Okuduğu kasidenin beyitleri otuzu bulurdu."

Hişam b. Urve, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas gibisini asla görmedim."

Ata da şöyle demiştir: "İbn Abbas'ın meclisi kadar saygı dolu bir meclis görmedim. Onun meclisi kadar fıkıhtan çok bahsedilen başka bir meclis görmedim. Onun meclisi kadar ulu ve heybetli bir meclis görmedim. Kur'ân ashabı meclisinde kendisine sorular yönetiyorlardı. Arapça ile ilgilenen ilim sahipleri ona sorular yöneltiyorlardı. Şiirle ilgilenenler de ona sorular yöneltiyorlardı. Hepsi de geniş bir ilim vadisinde kana kana ilim suyu içiyorlardı."

Vakidî, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas, yüksek hurma ağaçlarının küçücük vadilerin üzerine çıkışı gibi ilim hususunda insanları geride bırakmıştı."

Leys b. Ebi Süleym dedi ki: "Tavus'a şöyle bir soru yönelttim:

- sahabelerin büyüklerini bırakıp ta şu çocuğu (Îbn Abbas'ı) ne diye ayrılmaz bir arkadaş edindin?

Tavus bana şu cevabı verdi:

- Yetmiş sahabe gördüm. Bunlar bir hususta tartışmaya başladıklarında eninde sonunda îbn Abbas'm sözüne uyarlardı. Ondan daha iyi fıkıh bilen birini görmedim. Ona muhalefet eden bir kimse mutlaka sonunda onun görüşüne uyardı."

Ali b. el-Medinî, Yahya b. Main, Ebu Nuaym ve diğerleri, Müca-hid'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "İbn Abbas gibisini asla görmedim. Öldüğü gün o, bu ümmetin derin âlimi idi."

Ebu Bekir b. Ebu Şeybe, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas, bu ümmetin ilim sahipleri arasında en uzun boylu, en asil ve en bilgili kimsesi idi."

Amr b. Dinar da îbn Abbas hakkında şöyle demiştir: "İbn Abbas'm meclisi kadar bütün hayır ve iyilikleri toplayan başka bir meclis görmedim. Onun meclisi helal, haram, Kur'ân tefsiri, Arapça ilmi, şiir ve yemeği ihtiva ederdi."

Mücahid dedi ki: "îbn Abbas kadar fasih konuşan başka bir kimse görmedim."

Muhammed b. Sa'd, Süleym b. Ahdar'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hakem b. Edip, arefe gününde şu mescitte ilk olarak cuma namazını kimin kıldırdığını sorması için Süleyman et-Teymî'yi Hasan Basri'ye gönderdi. Süleyman, ona: "Arefe gününde şu mecliste ilk olarak cuma namazını kim kıldırdı?" diye sorunca Hasan, şu cevabı verdi: ibn Abbas kıldırdı, hadiste derin ve ilmi çok bir kimse idi. Minbere çıkar, el-Bakara sûresini okur ve ayet ayet tefsir ederdi."

Bu hadise, Hasan Basri'den başka bir yolla da rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Müslim b. Kuteybe et-Dineverî, Hasan Basri'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas, Basra'da iyiyi ve kötüyü insanlara tanıtmaları için ilk olarak arif tayin eden kimsedir. Minbere çıkar, el-Bakara ve Al-i îmrân sûrelerini okur, bu sûreleri harf harf tefsir ederdi."

Yunus b. Bükeyr, Ebu Salih'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Abbas'ın meclisini gördüm. Eğer bütün Kureyşliler, o meclis sebebiyle övünseler, buna hakları vardır. İnsanların onun kapısında toplandıklanm ve yolu kapattıklarını gördüm. Kimse o yoldan gidip gelemiyordu. Ben yanma girdim ve insanların kapıda beklediklerini haber verdim! Bana: "Benim için abdest suyu getir." dedi. Getirdiğim su ile abdest alıp oturdu ve: "Dışarı çık. Dışarıda bekleyenlere de ki: Her kim Kur'ân'dan, Kur'ân harflerinden, Kur'ân'ın manasından sormak istiyorsa içeri gelsin." dedi. Ben de dışarı çıkıp gerekli duyuruyu yaptım. îçeriye girdiler. Evi ve bütün odaları doldurdular. Ona her ne sordularsa fazlasıyla onları bilgilendirdi. Sonra da onlara: "Siz çıkın diğer kardeşleriniz gelsinler." dedi. Onlar da dışarı çıktılar.

Sonra bana şu talimatı verdi: "Dışarı çık. Dışarda bekleyenlere de ki: "Helâldan, haramdan ve fıkıhtan sormak isteyen varsa içeri gelsinler." Dışarı çıktım. Onlara gerekli duyuruyu yaptım, içeri girdiler. Evin bütün odalarını doldurdular. Ona her ne sordularsa fazlasıyla onları bilgilendirdi. Sonra onlara: "Dışarı çıkın ki, diğer kardeşleriniz gelsinler." dedi. Onlar da çıktılar. Sonra bana şu talimatı verdi: "Dışarı çık ve de ki: Feraizden ve benzeri meselelerden sormak isteyen varsa içeri gelsin." Dışarı çıktım ve onlara gerekli duyuruyu yaptım. îçeri girdiler, evin bütün odalarını doldurdular. Ona her ne sordularsa onları fazlasıyla bilgilendirdi. Sonra onlara: "Dışarı çıkın ki, diğer kardeşleriniz gelsinler." dedi. Onlar da dışarı çıktılar. Sonra bana şu talimatı verdi: "Dışarı çık ve de ki: Arapçadan, şiirden ve bilinmez kelimelerden sormak isteyen varsa içeri gelsin." Dışarı çıktım ve onlara gerekli duyuruyu yaptım.

İçeri girdiler, evin bütün odalarını doldurdular. Ona her ne sordularsa onları fazlasıyla bilgilendirdi, sonra onlara; "Dışarı çıkın ki, diğer kardeşleriniz gelsinler" dedi. Onlar da çıkıp gittiler.

Ebu Salih dedi ki: Eğer Kureyşlilerin tamamı bu hadise sebebiyle övünecek olurlarsa buna haklan vardır. Çünkü ben bu durumu başka hiçbir kimsede görmedim.»

Tavus ile Meymun b. Mehran dediler ki: "îbn Ömer'den daha takya-h ve îbn Abbas'tan daha fakih bir kimse görmedik. Ancak îbn Abbas, îbn Ömer'den daha iyi fıkıh bilirdi."

Şüreyh el-Kadî, Mesruk'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas'ı gördüğümde o insanların en yakışıklı sidir, derdim. Hitapta bulunduğumda insanların en fesahatlisidir, derdim. Konuştuğunda insanların en bilgilisidir, derdim."

Yakub b. Süfyan, İkrime'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Abbas ile Ali kıyaslanacak olursa îbn Abbas, Kur'ân'ı ondan daha iyi bilirdi. Ali de bilinmeyen müphemleri ondan daha iyi bilirdi."

îshak b. Raheveyh dedi ki: "Bu böyledir. Çünkü İbn Abbas, Aliden tefsir öğrendi. Ayrıca Hz. Ebu Bekir'den, Ömer'den, Osman dan, Ubey b. Ka'b'dan ve diğer büyük sahabelerden de bilgiler edindi. Rasulullah (s.a.v.), Cenâb-ı Allah'tan ona kitabı öğretmesi için dua ve niyazda bulunmuştu."

Ebu Muaviye, Ebu Vail Şakik b. Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Abbas,hac mevsiminde insanlara hutbe irad etti. el-Baka-ra sûresini okumaya ve tefsir etmeye başladı. Ben de: "Bu adam gibi güzel konuşan ve iyi açıklayan bir kimse görmedim. Eğer bunu Farslar ve Bizanslar dinleselerdi, mutlaka Müslüman olurlardı." demeye başladım.»

Ebu Bekir b. Ayyaş, Ebu Vaü'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "îbn Abbas, Hz. Osman'ın şehid edildiği senede insanlara hac ettirdi. Onlara en-Nûr sûresini okudu."

Belki de el-Bakara sûresini, Hz. Ali zamanında yaptığı hacda okumuştur. en-Nur sûresini de Hz. Osman'ın şehid edildiği senedeki hac-cmda okumuştur. Doğrusunu Allah bilir.

İbn Abbas'm şöyle dediğini önceki kısımlarda rivayet etmiştik: "Ben, te'vilini öğrenmekte oldukları ilimde derinleşelerdenim."

Mücahid dedi ki: "Kur'ân'ı, İbn Abbas'm huzurunda baştan sona iki kez okudum. Her âyetin başında duruyor ve âyetin manasını ona soruyordum"

Yine rivayete göre îbn Abbas şöyle demiştir: "Kur'ân'daki dört kelimenin ne manaya geldiğini bilemiyorum. Bu kelimeler şunlardır :

Kuran'm tamamını bitiyorum sadece şu dört kelimeyi bilmiyorum."

İbn Vehb, Ubeydullah b. Ebi Yezid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İbn Abbas'a bir soru sorulduğunda eğer o sorunun cevabı Allah'ın kitabında mevcutsa cevabı verirdi. Eğer Allah'ın kitabında mevcut olmayıp sünnette mevcutsa, sünnete göre cevabı verirdi. Eğer sünnette de cevabı yoksa Ebu Bekir veya Ömer, o sorunun cevabını vermişse, onların bu konudaki cevaplarını naklederdi. Onların da bu hususta söyledikleri birşey yoksa o zaman kendi reyi ile ictihad ederdi." Yakub b. Süfyan, Abdullah b. Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın biri, İbn Abbas'a sövdü. İbn Abbas, ona şöyle karşılık verdi: "Sen bana sövdün. Oysa bende üç güzellik var. Ben Allah'ın kitabındaki ayetlerden birini okuduğum zaman o âyetten ne öğrendiysem bütün insanların da aynı şeyi öğrenmelerini isterim.

Ben adaletle hükmeden bir Müslüman hakimi hüküm verirken dinlediğimde sevinir ve insanları onun hükmüne uymaya davet ederim. Belki de o konuda ben muhakeme edilmeyeceğim.

Yine meralarda otlayacak bir devem bulunmadığı halde Müslümanların topraklarına yağmur yağdığını duyduğumda çok sevinirim."

îbn Ebi Melik dedi ki: Medine'den Mekke'ye kadar İbn Abbas'la yolculuk ettim. İki rekat namaz kılıyordu. Mola verdiğinde gece yarısında kalkıp namaz kılar, Kur'ân'ı ağır ağır, harf harf okurdu. Çok hıçkırır ve ağlardı. Şu ayeti okuduğunu da işittim: "Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. Ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir." (eî-Kaf, 19.)

Esmaî, Şuayb b. Dirhem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Fazlaca ağlayıp gözyaşı dökmekten İbn Abbas'm yanaklarında çürük ayakkabı bağı gibi bir iz meydana gelmişti."

Başkaları dediler ki: "İbn Abbas, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Ben oruçluyken amellerimin Allah'a arzedilmesini isterim,

derdi."

Haşim, Yusuf b. Mehran'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bizans hükümdarı Muaviye'ye bir mektub gönderdi. Mektubunda şu soruları soruyordu:

Yüce Allah'ın en çok sevdiği kelam hangisidir?

Kullar arasında Allah katında en kıymetli kişi kimdir?

Kadınlar arasında Allah katında en kıymetli kadın kimdir?

Ana rahmine girmeyen dört varlık kimlerdir ve hangileridir?

Sahibini seyyar bir şekilde dolaştıran mezar hangisidir?

Üzerine güneşin bir defa doğduğu yer neresidir?

Gök kuşağı nedir?

Muaviye, bu sorulan îbn Abbas'a gönderdi. İbn Abbas ta ona şu cevabî mektubu gönderdi:

"Allah'ın en çok sevdiği kelam şudur: "Sübhanallahi velhamdulilla-hi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illa billah"

Kullar arasında en kıymetli şahıs, Adem (a.s.)'dir. Allah, onu eliyle yarattı ve ona kendi ruhundan üfledi, melekleri ona secde ettirdi. Ona herşeyin adını öğretti.

Kadınlar arasında Allah katında en kıymetli kadın, İmran kızı Meryem'dir.

Ana rahmine girmeyen dört varlık şunlardır: Adem, Havva, Musa'nın asası ve İsmail'e fidye olarak gönderilen İbrahim peygamberin koçu.

Başka bir rivayette bunlara Salih (a.s.)'in devesi de eklenmiştir. ^

Sahibini seyyar bir şekilde dolaştıran mezar ise, Yunus peygamberi yutan balıktır.

Güneşin üzerine bir defa doğmuş olduğu yer, Musa peygamberin ve İsrailoğullannın geçmeleri için denizin açılıp geçit verdiği yoldur.

Gökkuşağı ise yeryüzü sakinlerinin boğulmaya karşı aldıkları bir emandır. Bu, gökte açılan bir kapıdır."

Bizans hükümdarı bu cevapları okuyunca çok beğendi ve: -Vallahi bu Muaviye'nin sözü değildir ve onun tarafından verilen bir cevap ta değildir. Bu, ancak Peygamber (s.a.v.)'m ehl-i beytinden birinin verdiği

bir cevaptır." dedi.»

Bu sorularla ilgili olarak birçok rivayet nakleddnnştır, ancak bun-

ların bazısında ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir.